
Bu Ay...

Her kentin kendine has bir karakteri vardır elbet; ama ruhunu, Londra kadar yansıtan, hele hele hiç görmemişlerde bile o ruhu canlandıran kentlere az rastlanır. Londra’ya yolu düşüp de tekrar kendi ülkenize döneceklerdenseniz, kentle örtüşen bir mekanda kalmaktan iyisi yoktur.
Londra Ruhuyla Kesişenler
Tam da bu noktada gözlerimizi Londra’ya çevirmişken, şehrin en meşhur ve kentle en çok özdeşleşmiş üç oteline değinmeden geçemedik. Üstelik bu oteller, klasik tarzlarından ödün vermezken stil yarışının da vazgeçilmez üyeleri konumundalar. O zaman ne bekliyoruz, sadede geçelim!The Berkeley
Güzeller güzeli Hyde Park’a tepeden bakan Berkeley, Londra’nın en önemli müzeleri ve nirengi noktalarıyla dip dibe durumda. Knightsbridge’in merkezinde bulunan otel, pahalı ancak dikkat çekmeyen zarif bir apartmanı andırıyor.
Geleneksel bir otel olmakla beraber son moda tarzıyla geleneksel otel anlayışına yepyeni bir heyecan katıyor. Berkeley’in asıl sırrı, yin-yang olayını hiçbir kişilik çatışması yaşamadan hayata geçirmesi ve klasik ile trendlerin bir arada varlık gösterebileceğini kanıtlaması.
Gerçek Lüksün Tanımı
Şöyle düşünün kraliçenin nefesini ensenizde hissettiğiniz bir kentin, tarihsel olarak hiç bozulmamış bir semtindesiniz ve öyle bir yerde kalıyosunuz ki ayna cumbalı banyolar ve yerden ısıtmalı mermer zemini hissederek, “İşte lüksün, klasik ve modern hali bir arada“ diye haykırıyorsunuz.165 odası bulunan Berkley’ye geçtiğimiz yıllarda eklenen 49 odayla beraber otelin kapasitesi artık daha da geniş. Ama Alexandra Champalimaud imzalı taze tasarlanmış 49 odayla gelen stil yüzünden, Berkeley’in geri kalanını bir parça demode bulmamak mümkün değil.
Berkeley, mutfakta da şüphesiz iddialı. Müşterilerin favorisi ise, dana ve pate hamburgerler. Blue Bar ise, göz alıcı ışığı ve renklerini tasarımcı David Collins’e borçlu. Blue Bar’a yolu düşenler gözünü dört açsın,; çünkü köşedeki masada keyif yapan bir Madonna ya da Gwyneth Paltrow’a rastlamak olasılıkların en büyüğü. 50 kişilik kapasitesiyle daima dingin bir tarza sahip olan bar, 50 farklı viski çeşidi, geniş şampanya seçenekleri, orjinal ve klasik kokteylleri ile eşsiz tarzına çeşit çeşit lezzet katıyor.
Nerede, Ne kadara
Wilton Place; 44 – 207 / 235-6000; www.the-berkeley.co.uk; çift kişilik odalar 698$’n başlıyor.
The Savoy
Londra tarihi otellerle doludur; ama hiçbiri Savoy kadar önemli değil. Eğer bir mekanın değerini artıran şeyler arasında geçmişi varsa, bu konuda hiçbir yer Savoy’un eline su dökemez. Pavlova burada dans etmiş, Caruso burada şarkı şöylemiş. Buram buram yaşanmışlık kokan Savoy’da bir gece geçirmek dâhi, bu ruhtan nasibini almak isteyenlere çok şey katacağa benzer.
Savoy, kapasitesini artırmak için geçtiğimiz yıllarda 60 yeni odayı daha bünyesine kattı. Londralı Lesley Knight tarafından eklemlenen bu odalar, Los Angeleslı dekoratör Barbara Barry’nin müdahaleleriyle hayat kazandı. Savoy’u tarihi mirasıyla hiçbir şekilde çelişmeyen odalar, Barry’nin tek marifeti değil.
Başarılı dekoratör, lobinin bombeli tavanını ve sütun başlılarının rengini de beyazdan kakaoya çevirerek, lobinin ruhunu daha hafif bir tonla canlandırmış ve modern bir hava katmış. Yine Barry’nin tasarladığı moher koltuklar, lobiye adım atıp da iki soluk almak isteyenler için şık ve rahat bir çözüm.
263 konuk odası olan Savoy’da 20 single oda bulunuyor. Çift kişilik oda kapasitesi 175 iken, 68 suit var. 10 toplantı odası olan otel, toplam 1765 metrekarelik toplantı alanıyla göz dolduruyor. Hızlı internet ve video konferans olanaklarına sahip olan Savoy, sadece bilim ve iş çevrelerini tatmin etmekle kalmıyor tabii...
Otelin en havalı kısımların biri, The Grill restoran. Pencereler gri flanel kumaşla donanmış, tavanlar Hint kağıdıyla kaplanmış, masalarda gazete baskısına ve restoranın Fleet Street müşterilerine gönderme yapan siyah çizgili aksesuarlara rastlanıyor. Yine müşterilerin puroya olan düşkünlüğünü simgeleyen tütün rengi masa örtüleri kullanılmış. Şef Marcus Wareing de ortamın büyüsünden etkilenmiş olacak ki, çeşitli köpükler ve soslar kullanarak yarattığı lezzetlerle modern ve havalı bir mutfak nasıl olur dosta düşmana kanıtlıyor.
Nerede, Ne kadara
The Strand; 44 – 207 / 836-4343; www.the-savoy.com; çift kişilik odaların gecelik fiyatı 498$’dan başlıyor.
The Dorchester
1953 yılında Kraliçe Elizabeth’in taç giymesi şerefine, Oliver Messel, Dorchester’ın ön cephesini bayraklar ve flamalarla donatmıştı. O renkli günden bu yana klasik tarzını koruyan otel, geçtiğimiz yıllarda geçirdiği renovasyon ile adeta yeniden yapılandırıldı. Fiber optik oda anahtarları ve bahçıvanlık önerileriyle dolu şık masaüstü takvimleri, yeniden tasarlanan otelin ince ayrıntılarından sadece birkaçı.
Otele girip de baskın İngiliz stiliyle karşılaşınca insanın “John Fowler, ‘Fransız Teğmenin Kadını’nı yazarken acaba Dorchester’da mı kalıyormuş?” diyesi geliyor. Dolgun kumaşlarla donatılmış pencereler, güneş ışını şeklinde kanepeler ve lake tepsi sehpalar dekorasyonun göz alıcı unsurlarından. Dorchester, kulağa ağır gelen tüm bu dekoratif unsurlara rağmen, mobilyaların ve aksesuarların kendileri gibi oldukları, sadece konfor kaygısı taşıdıkları ‘kendiliğinden şık’ bir otel.
Otel için Floris tarafından hazırlanan nane ve bitki özlü banyo malzemeleri enfes. Müthiş nazik ‘e-kahya’ların görevi ise odalardaki internet erişimini ve üç ayrı Microsoft programı içeren bilgisayar sistemini kullanmada yardımcı olmak.
Otelin her köşesinden adeta tek bir ses yükseliyor: Rahatlık. Kanepeler yumuşak ötesi, şömineler Pimm’s’inizi yudumlarken ilişbileceğiniz sıcacık köşeler, İrlanda keteni yatak çarşaflarının dokusuna değen teniniz bir daha asla pamuklu çarşaf istemeyecek... Burada değişmeyen tek şey, asla gençleşmeyen müşteri portföyü.
Dorchester’da, tıpkı Berkeley gibi hâkim bir Hyde Park manzarasına sahip. Ne kadar yenilenirse yenilensin 1930’lardaki orijinine sadık kalan otel, 195 çift kişilik odaya ve 49 suite sahip. Restoranlar içinde otelin en iddialı bölümü, Oliver Messel’ın tasarladığı Penthouse ve Pavilion bölümü. Özellikle terasın açık olduğu zamanlarda, kokteyller için harika bir seçeneğiniz var demektir.
1999’dan bu yana otelin şef aşçılığını yapan Henry Brosi, otelin dört mutfağından sorumlu. 80 kişilik şef ekibinin başı olan Brosi’nin kullandığı sebzeler özel organik bahçeden gelmekte.
Nerede, Ne kadara
53 Park Lane; 44 – 207 / 629 – 8888; www.dorchesterhotel.com; çift kişilik oda fiyatları 980 $’dan başlıyor.
Seyahatname
Wings'le uçmak için
10 neden:
10 neden:

1. İstediğiniz havayoluyla uçun
2. Alan vergisi yok
3. Kontenjan kısıtı yok
4. Sezon farkı yok
5. Biletiniz anında cebinizde
6. Her alışverişten Mil Puan
7. Uçuşlarınızdan Mil Puan
8. Chip-para'lardan Mil Puan
9. Avans Mil Puan
10. Bebeğinizin Bileti Wings'den hediye


