The Iron Lady
Phyllida Lloyd’un yönettiği ‘The Iron Lady’, Margaret Thatcher hakkında biyografik bir film. Time Out Londra’dan Dave Calhoun, filmin İngiltere dışındaki izleyiciler için daha ilgi çekici olacağını söylüyor.
Eğer Alison Jackson ve Gyles Brandreth, Margaret Thatcher’ın hayatını anlatan bir müzikal yapmak için bir araya gelseydi; ortaya çıkan sonuç İngiltere’nin ilk kadın başbakanının hayatını epey gösterişli bir biçimde anlatan ‘The Iron Lady’ gibi olurdu. Senaryosu Abi Morgan tarafından yazılan ve Phyllida Lloyd (‘Mamma Mia!’) tarafından yönetilen ‘The Iron Lady’nin vizyon tarihi Ocak ayında olmasına rağmen, çok öncesinde film hakkında eleştiriler, haberler ve yorumlar çıkmaya başlamıştı. Filmin vizyona girmesiyle birlikte tartışmalara yol açması, öfkeli eleştirilerin hedefi olması veya filmde anlatılanlara karşı yürekten savunmaya geçenlerin olması muhtemel; ve bu noktada ‘The Iron Lady’ye hayran kalmak mümkün: Biz, sinema ve gerçek dünyayı iletişime geçiren ve insanları bu ikisi arasında diyalog hakkında konuşmaya iten filmleri seviyoruz.
Ama ‘The Iron Lady’yi izlediğinizde, filmin Thatcher’ı tehlikeli bir şekilde eleştirmekten uzak durduğunu ve belki bundan da kötüsü dramatik olarak maceradan yoksun ve zayıf olduğunu görmemek imkânsız. Evet, Meryl Streep’in fiziksel varlığı ve sesi filmin itibarını arttırıyor ve övgüyü hak ediyor ancak film İngiltere’nin bir önceki başbakanı hakkında destekli klişelerle sürüp gidiyor ve tüm bunları eğlence paketiymişçesine sunuyor. Bu formül ABBA’nın şarkılarına dayanan bir müzikalde işe yarayabilirdi. Ama İngiltere’nin en tartışmalı liderlerinden birinin yaşamı söz konusu olduğunda (onun siyasi kararları hakkında ne düşündüğünüzü bir kenara bırakın) böyle bir film, işin içinde olan herkese ve özellikle de bize karşı bir hakaret niteliğinde.





