Deniz Olgay Yamanus

1Zarafetin, tüm varlığına yayıldığı bir kadın... Bedeninin, saçlarının, gözlerinin pırıl pırıl parladığı bir dünyada yaşıyor o. Yaşam ve hayal gücünden besleniyor. Dünya onu, o dünyayı biriktirmiş, saklayabildiklerini de evinde saklamış. Dans etmeye doğmuş, dans ederken de hep, yeniden doğmuş: Deniz Olgay Yamanus

 

“Hürrem Sultan” balesi tekrar sahneye konmaya başladı. Çok ilgi gördü ve görüyor. Bunda son zamanlarda popüler olan dönem dizilerinin payı nedir sizce? Bunu adil görüyor musunuz?
Bunu bütün gazeteciler de soruyor ama ilgisi yok. Yani benim baleyi sahneleme nedenimle bir ilgisi yok. “Hürrem Sultan” balesini tekrar sahneye koymamızın nedeni, koreografı Oytun Turfanda’nın onuncu ölüm yıldönümü olması. Ama izleyici açısından ilginin büyük oluşunda dizilerin de etkisi vardır elbet…

Biraz “Hürrem Sultan” balesinden bahsedebilir misiniz?
İlk olarak 1977 yılında sahnelendi. Koreografı ise Oytun Turfanda... İlk sahnelendiği temsilde ikinci başrol diyebileceğim bir rolde oynadım ben. O insanın vücut hafızasına kazınıyor zaten… Seneler sonra, oyunu İzmir’de sergilemesini istediklerinde Turfanda bana asistanı olmamı teklif etti. Beraber çalıştık, sergiledik. O yüzden çok severim. Her rolü iliklerime kadar taşırım, ezbere bilirim…

Hiç pişman oldunuz mu, balerin olduğunuz için?
Hayır, asla.

Türkiye’de baletler ne gibi sorunlarla uğraşmak durumunda kalıyorlar?
Balet olmayı seçenler değil ama bizler, idareciler ve hocalar olarak sorun yaşıyoruz çünkü çok az talep var. Türk toplumu balenin erkekler için uygun bir sanat olduğunu düşünmüyor.

Hiç sizi çok şaşırtan bir öğrenciniz oldu mu?
“Çok” şaşırtan biri olmuyor çünkü zaten seçim yaparken mutlaka rollere uygun kişileri seçiyoruz.

2

Dans etmek için feda ettiğiniz şeyler var mı. Nedir bunlar?
Mutlaka olmuştur bazı şeyler elbette. Yine aynı yere geliyoruz, Türk toplumunun dansçıya iyi gözle bakmadığı dönemlerde yaşadım. Dolayısıyla o dönemlerde çok acılar çektiğimi bilirim. Ama algı değişti artık. Eşim için zor olduğunu düşünüyorum ama, çünkü haftada 2-3 temsil olurdu ve çalışma saatlerimiz geç vakitlere kadar uzardı. Haliyle de evde yemek bazen olur, bazen olmazdı. Zannediyorum ki erkeklerimiz için zor bir durum.

Tarzınızı nasıl tanımlarsınız?
Ben gençliğimde hazır giyimden nefret ederdim çünkü her şeyi kendim yapma becerisine sahiptim. Şimdi daha çok alışveriş yapıyorum ama hiç öyle şu markayı seviyorum, şu tasarımcıyı takip ediyorum gibi bir durum yok. Ama çok takdir ettiğim modacılar var; mesela Ümit Ünal’ı çok beğeniyorum. Stilim derseniz, sevdiğim her şeyi birleştirmek diyebilirim. Yani ne çok klasik ne modern, hepsinin karışımı…

Modadaki trend’ler, bale ve dans kıyafetlerinde de var mı? Varsa şu an neler “moda”?
Moda demeyelim, daha çok ihtiyaçlara yönelik değişimler oluyor. Tütüde değişiklik olmaz, iki çeşit tütü vardır: Dizüstü ve kısa. Ama mesela şimdi yeni çıkan point’ler çamaşır makinesinde yıkanabiliyor. Bütün sene giyebiliyoruz ya da bağları şeffaf olan point’ler gibi, daha çok kullanım kolaylığı sağlayan değişimler, çeşitler oluyor.

Türkiye’de bu mesleğin yeterince takdir edildiğini düşünüyor musunuz?
Evet, çünkü temsillerimizin hepsi dolu geçiyor. Hatta yer zor bulunduğundan, insanlar neden bütün sene oynanmadığını soruyorlar. Ama ben yazılı ve görsel basının ilgisini biraz yetersiz buluyorum.

Dünya dijitale geçiş yapmışken, sinema ve görsel sanatlar anlamında, balenin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bu çağla ilgili bir şey, zaman ilerledikçe, teknoloji geliştikçe sanatın ona ayak uydurmasıyla ilgili. Biz de hep “Kuğu Gölü” oynamıyoruz ki, çağdaş eserler de sahneye koyuyoruz. Bir kere sahne sanatlarının hepsi çok masraflı işler. Kostümleri, dekorları, ışıkları, teknik ekipman ve ekipleri… Dolayısıyla artık çağa ayak uyduran eserlerde dekor yok, bir tek ışık ya da projeksiyon var. Yani balenin ve diğer görsel sanatların hayatta kalması tamamen, gelişen teknolojiyi nasıl kullandığı, neye dönüştürdüğüyle ilgili.

En severek sahneye koyduğunuz bale hangisi?
Yine “Hürrem Sultan” diyeceğim herhalde…

Alışkanlıklarınız var mı? Varsa en sevdiğiniz hangisi?
Hayatta yaptığım her şeyi çok severek yapıyorum.

Türkiye’de ve dünyada en başarılı bulduğunuz balerin, balet veya dansçılar kim?
O kadar çok var ki! Mesela birine bakıyorsunuz “Açıları çok iyi, harika!” diyorsunuz, öbürünün “Oyunu çok güzel, harika!” diyorsunuz… Çok çeşitli faktörler var yani. Ama tek bir isim veremem. Sadece bir kişiye bakıp “İşte dans bu!” diyemem çünkü hepsi çok iyi.

Hâlâ o deli diyetleri uyguluyor musunuz?
Uyguluyorum ama maalesef hiç tesir etmiyor! Şaka bir yana tüm hayatım bu diyetlerle geçti, artık daha rahat davranıyorum.

Günde ne kadar zamanınızı çalışmaya ayırıyorsunuz?
Çok! Sıradan bir iş gününde sabah dokuzda çıkıp en erken yedi sekiz gibi evde oluyorum.

Bundan sonra neler olacak hayatta?
Bol bol seyahat… Nisan’da emekli oldum. Yarı emekli demek daha doğru ama, sahnelediğim eserler devam ediyor. Bir kısmım yine sahnede olacak. Bir kısmım evde, bir kısmım da seyahatte olacak.

Kendinize örnek aldığınız biri var mı?
Burada da yine tek bir isim veremem. Birinin dramasından hoşlanıyorum, birinin fiziksel üstünlüğünden hoşlanıyorum, birinin sesine bayılıyorum “Keşke ben de böyle şarkı söyleyebilsem” diyorum; mesela Barbara Streisand’ı kıskanıyorum! Herkesin bir tarafı var hayran olduğum.

Size ne ilham verir?
Her şey! Ama daha çok güneşli havalar.

Çocuklar için mi, yetişkinler için mi sahneye koymayı seviyorsunuz?
Bunca yıllık sanatçıyım, sonunda ilk defa bir çocuk oyunu sahneye koydum. Çok zordu ama çok keyifliydi. Bundan sonra da yapmayı düşünüyorum.

 

Saç / Kepek

Meyve suyu / Domates

Şişman / Deniz

Toprak / Çiçek

Bal / Arı

Elektrik / Pil

Acı / Geçmiş

Huzur / Şimdi

Ayna / Koleksiyon

Kibrit / Ateş

Göl / Su

Çengelliiğne / Acı

Çöp / Koku

Yaş / Keyif

Kaşık / İlaç

Mıknatıs / İğne

Süpermen / Güneş

Ev / Canım benim

Harf / Anlamsız

Ego / Normal

Paris / Gitmesem de olur

Tarih / Yenikapı

Makine / Dikiş makinesi

Vahşi / Kurt

The End / Never

13 / Uğursuz derler

Tren / Seyahat

Uzak / Yakın