Renay Onur

1Hayata karşı pozitif kalabilen ve sevgiyle bakabilenlerin sayısı sizce de azalmadı mı günümüzde? İşte Renay Onur, dış dünyanın sunduğu tüm olumsuzluklara rağmen umutlu kalabilen ve size de bunu hissettirebilen biri… Hem de daim hayata karşı motivasyonunu koruyabilmek için vurdumduymazlığın arkasına geçenlerin aksine çevresine, olup bitene karşı duyarlı ve oturup köşesine çekilmektense tüm bunları değiştirmeye kararlı… Sporun hayatındaki yerinin bireysel olmaktan çıkıp tüm topluma faydalı bir hale dönüşmesi ise tam da bununla alakalı esasında.Buradan sonra sözü Renay Onur’a devrediyor, Adım Adım’ın hikâyesini ve hayata karşı motivasyonlarını kendisinden dinliyoruz.

 

Konu Adım Adım projesine gelmeden evvel şunu soralım: sporla ilişkiniz ne zaman, nasıl başladı?

Bu soruyu esasında yakın zamanda ben de düşündüm. Sporla olan ilişkim biraz dedem sayesinde başladı diyebilirim. Eskiden o hem atletizm yaparmış hem tenis oynarmış. Hâlâ hatırladığım bir koridoru vardı; duvarların üzerinde eski ağır tahta tenis raketleri, madalyalar, resimler dururdu. Muhtemelen çocuk yaşlarımda onları göre göre büyüyünce spor bende bir şekilde yer etmiş olmalı.

Ama sporun antrenman düzenin yoğun bir şekilde hayatıma girmesi ortaokulda sutopuna başlamamla gerçekleşti.

2Sizin için sporun 'bireysel bir uğraş' olmaktan çıkıp 'topluma yönelik' bir hal alması ve bunun sonucunda Adım Adım’ın ortaya çıkması ne şekilde gerçekleşti?

2006 yılıydı, o güne kadar hiç yarış koşmamıştım. Üniversiteye girdikten sonra havuz bulmak çok zor bir hal almıştı benim için ve haliyle yüzmeye devam edemeyince de en kolay seçeneği değerlendirdim, dışarı çıkıp koşmaya başladım. Spor ayakkabınız varsa her yerde koşabilirsiniz.

1990’dan 2006 yılına kadar hep koştum ama hiç yarışa katılmamıştım, hatta aklıma bile gelmemişti. Daha önce Boğaz’ı yüzerek geçme yarışlarına katılmıştım. 2006 yılında bir de koşarak geçeyim dedim. Yurtdışında yaşan bir arkadaşım bir sohbetimiz sırasında eşinin de maraton koştuğunu ama bu maratonun yardım severlik koşusu şeklinde düzenlendiğinden bahsetmişti. Ben de daha önce birkaç yerde yardım severlik koşularına dair yazıları okumuştum ve onunla sohbetimiz ardından benim de bunu yapmam gerektiğini düşündüm. O günden beri de sporu sivil toplum için faydalı bir hale getirmeye çalışıyorum.

Türkiye’de ilk yardım severlik koşusunu 2006-2007 yılında düzenlendim. Sonra tamamen tesadüf eseri, bunun benzerini yurtdışında da yapmış olan Itır Erdem’le tanıştık. O yurtdışında yaptığı organizasyonu 4 koşu arkadaşıyla birlikte - ki hepsi Adım Adım’ın kurucularıdır - Türkiye’ye nasıl taşıyacağını düşünürken rastlantı bizi bir araya getirdi. İşte böylece Adım Adım yola koyulmuş oldu.

Spor hayatınızda bu kadar büyük bir yere sahip olduğundan merak etmeden duramıyoruz: spor üzerinden günlük rutininizi nasıl devam ettiriyorsunuz? Sabah kalkar kalkmaz ilk ne yaparsınız?

Esasında Adım Adım sayesinde sporun hayatımdaki yeri biraz artmaya başladı. Haftada ortalama 3-5 gün sabahları, Boğaz kenarında ya da hafta sonuysa Belgrad’da koşuya çıkıyorum.

O yüzden sabahları yaptığım ilk iş koşuya çıkmak oluyor. Arkasından da kahvaltımı ediyorum. Tüm bunlar esnasında müzik hep vardır. Aslında hayatımın her anında müzik vardır. Kahvaltıda da eşim evdeyse onunla sohbet ederiz ya da bir senedir yeni yeni konuşmaya başlayan oğlumuzla ufak ufak muhabbet etmeye çalışırız. Yani kısacası sabah rutini benim için müzik, kahvaltı, sohbet ve koşu etrafında geçiyor.

Size kendinizi neler iyi hissettirir? Tabii spordan başka...

Sporun yanında ailemle vakit geçirmek beni en fazla rahatlatan ve mutlu eden şey. Hele bu ikisini birlikte yapmak en zevklisi. Mesela bizim oğlumuz İskender üç yaşında. Eşim, ben ve İskender birlikte koşuyoruz üç senedir Runtalya’da.

Tüm bunların dışında yeni yerler görmek bizi çok heyecanlandırıyor. Ve tabii bir de yeni şeyler öğrenmek... Bu biraz yeni bir yer görmekle de alakalı ama yeni bir şey öğreniyorsam daha keyifli oluyorum. 

Umutsuzluğa düştüğünüz anlar oluyor mu? Adım Adım projesine bakınca sürekli motive olmak ve kolektif hareket edebilmek gerekiyor. Motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz hayata karşı?

Mutlaka oluyor ama bence periyodik olarak egzersiz yapan birisi bu umutsuzluk anlarından çok çabuk kurtuluyor. Buna ek olarak bir de sosyal sorumluluk etrafında dönen bir projeniz varsa bunun çok net sonuçlarını görüyorsunuz: koşarak bir engelliyi hayata katıyorsunuz, koşarak gençlerin çocukların hayatını değiştiriyorsunuz, kaybolmakta olan bir tohumu tekrar Anadolu’ya kazandırıyorsunuz, hayat kurtarma projelerine destek sağlıyorsunuz. Bunlarla uğraştığınız zaman umutsuzluğa düşmeniz çok kolay değil. Yaptığınız şeyi sürdürdüğünüzde ve daha iyi yaptığınızda bunun etkilerinin büyüdüğünü görüyorsanız, spor yapıyorsanız, keyif aldığınız aileniz varsa ve bir sosyal sorumluluk projesine destek veriyorsanız bir şekilde umutsuzluğa düşmeniz çok zor.

3Beslenme düzeninizden bahseder misiniz bize? Asla yemem dediğiniz ve günlük rejiminiz sırasında asla vazgeçmeyeceğiniz yiyecekler hangileri?

İşlenmiş gıdaları olabildiğince eve almamaya çalışıyoruz. Konserve ve hızlı tüketilen gıdaları yemiyoruz. Hazır meyve suyu ve gazlı içecekler de evimize hiç girmez. Bunlar dışında da paketlenmemiş ve az işlenmiş her şeyi yeriz neredeyse. Eve bu arada şekerli yiyecekleri, çikolata, kek, kurabiye gibi tatlıları da almayız ama dışarıda karşımıza çıkınca yeriz doğrusunu söylemek gerekirse.

Sporla bağlantılı olarak ise yaz dönemlerinde vücut kilo almaya başladığından o zamanlarda biraz daha dikkat ediyorum ben de. Şekere ek olarak beyaz unu da hayatımdan çıkarmaya çalışıyorum ama hiç yok diyemem. Yine de biz evden ve genel beslenme düzenimizden çıkarmaya çalışıyoruz bunları.

Şehir yaşantısından memnun musunuz yoksa siz de “işleri yoluna koyunca” doğaya, deniz kenarına doğru kaçmayı planlayanlardan mısınız?

Şehir hayatından memnunum, ben hareketi seven birisiyim. En azından şu anki Renay olarak buradan çok fazla uzaklaşabileceğimi pek sanmıyorum. Zamanımı ya da zamanımızı, bunu eşimle de konuşuyoruz arada, bölerek geçireceğimiz dönemler olabilir ilerde. Bir dönem İstanbul’da, bir dönem başka şehirlerde yaşamak şeklinde olabilir ama İstanbul hep kalacak gibi görünüyor. Önümüzde uzun bir hayat var hâlâ, 60-70 yaşındayken ne olur bilemem. Şu an için büyük şehirsiz yaşanmazmış gibi geliyor, çok kaçmayı düşünmüyorum o yüzden.

Ne sıklıkla seyahat ediyorsunuz? Seyahat planlarınızı neye göre planlıyorsunuz? Yola çıkma motivasyonlarınız ne oluyor?

Çok değişiyor. İş düzenim değişti benim geçen sene. Geçen seneye kadar iş için daha fazla seyahat ediyordum. Şimdi daha keyif amaçlı seyahat etmeye başladım. Bu da hayatımdaki güzel değişikliklerden birisi oldu benim için.

Türkiye'de hâlâ göremediğim yerler var, oralara gitmeye çalışıyorum. Senede bir ya da iki kere bu yerlere seyahat ediyoruz. Yurtdışında da bir ya da iki kere, önceden gitmediğimiz bir ülkeyi gezmeye çalışıyoruz. Yani senede 3-4 kere tatil ya da farklı deneyimler edinmek amacıyla yolculuk yapıyoruz. Bu inşallah artar ilerleyen zamanlarda.

4

Dünyada en çok hangi şehirde yaşamak isterdiniz? Neden?

Zor bir soru çünkü yaşamayı en çok istediğim diyebileceğim bir şehir yok ama farklı farklı şehirlerde uzun süreli olarak kalmak istiyorum. Bu da ilerisine dair hayallerimden biri. Farklı ülkelerdeki, farklı kıtalardaki, farklı kültürlerdeki şehirlerde bir buçuk - iki ay kalıp orada bir nevi yaşamak istiyorum.

Bir yere sadece birkaç günlüğüne turist olarak gittiğinizde fotoğraf çekip etrafı hızlıca görmek dışında çok fazla bir şey yapmaya vaktiniz kalmıyor. Orada eşiniz, dostunuz varsa belki biraz daha oranın yaşantısına girebiliyorsunuz. O yüzden tek bir şehirde değil, farklı şehirlerde uzun süre kalmayı hayal ediyorum.

Ama döneceğim yer yine İstanbul olur.

Adım Adım dışında sizin yurtdışında takipçisi olduğunuz ya da bizzat katıldığınız koşular hangileri?

Yurtdışında takip ettiğim bir koşu yok.

Her ne kadar kendi başka işlerimiz olsa da bugüne kadar Adım Adım için çok uğraştık ve büyük bir keyif duyduk bundan ama başka bir yere koşuya gideyim deme lüksümüz olmadı hiç. Şimdi yine Runtalya dönemi koşu öncesinde ve sonrasında çok yoğun bir dönem geçireceğiz. O esnada başka bir koşuya gitme lüksümüz çok yok.

Dediğim gibi ilk defa Rotterdam maratonuna gideceğim. O da çok önemli bir deneyim çünkü Türkiye’de hâlâ maratonlar sıkıcı bir koşu deneyimi şeklinde ilerliyor.

Ufak ufak Runtalya’da ve Avrasya’da hareketlenmeler var ama yurtdışındaki maratonlar karnaval havasında geçiyor. Oradaki o enerjiyi yaşamak muhtemelen çok keyifli olacak. İlerleyen yıllarda belki biraz daha yurtdışındaki koşulara katılabilirim çünkü dünyada çok enteresan bir turizm de söz konusu. Mesela Çin Seddi’nde ve Fransa’da bağların arasında koşular düzenleniyor. Aklınıza gelebilecek her yerde çok farklı koşulara katılabiliyorsunuz. Tüm bunlar sayesinde heyecanınız canlı kalıyor.

7Vücudunuzu ve zihninizi nasıl dinlendiriyorsunuz? Bu konuda özel alışkanlıklarınız var mı?

Çok fazla özel alışkanlığım yok ama zor bir koşuya hazırlanıyorsam öncesinde 2-3 hafta gece yatma ve yeme içme düzenime dikkat ediyorum.

Haliyle böyle olunca, bu dönemlerde sosyal hayatım da biraz etkilenebiliyor. Arkadaşlarımızla biraz daha az görüşmek, daha az içip sohbet etmek zorunda kalabiliyoruz. O yüzden böyle büyük koşuların sonrasında güzel bir rahatlama dönemi yaşanıyor. 

Genel olarak ise kendim için ve zihnim için, ailemle zaman geçirip müzik dinlemeyi ve evimde olmayı tercih ediyorum.

Takım elbiseyi mi tercih edersiniz yoksa eşofmanlarınızı mı?

İkisi de değil, ikisinin arası. Takım elbiseyi zorla giymek oldum olası beni hep sıkmıştır. Eşofmanı da çok sevmem, koşuda tayt giyerim. Bunlar dışında ise daha çok tişört ve gerektiğinde de bir gömlek geçirip güne devam ediyorum.

Size verilen ve bir gün çocuğunuza da iletmeyi planladığınız en iyi öğüt ya da hayat dersi nedir?

Benim için önemli olan üç tane şey var: aile, iz bırakan işler yapmak ve sürekli yeni şeyler öğreniyor olmak... Bunlar benim değerlerim. Tabii çocuğumun da bu değerlerin etrafında yaşaması çok hoşuma gider diye düşünüyorum. Bunları ona da vermeyi isterim açıkçası. Vereceğim öğütler de bunlara dair olurdu.

6Adım Adım’ın ortaya çıkış sürecinden şu anki vardığı noktaya kadar, başınızdan geçen ve özel olarak nitelendirebileceğiniz hikâye nedir?

İki şey var aslında. Bir tanesi Adım Adım olarak Antalya’da düzenlediğimiz Runtalya’nın ilk koşusu... Ondan önce yardım severlik koşularına iki kere bireysel olarak katılmıştım ve hayalim bunun Türkiye’de daha da büyümesiydi. Itır, Cem, Tolga ve Tevhide’yle karşılaşınca bu büyüme hayalim biraz daha çabuk gerçekleşti. Runtalya 2008’e 50 kişi katılmamız benim için çok özeldi gerçekten. Yani bunu bir kişi yaparken bir anda 50 kişi olmuştuk. Zaten bundan sonra da çok hızlı bir şekilde büyüdü Adım Adım.

İkinci şey ise, ki hâlâ beni bir şekilde etkiliyor, her sene gerçekleştirdiğimiz sandalye dağıtım törenleri... Bizim koşarak alınmasına aracılık ettiğimiz bir tekerlekli sandalyenin oradaki insanın hayatını nasıl değiştirdiğimi gördüğüm her an benim için çok özel... Çünkü Türkiye’deki şehirlerin yüzde 99’u engellilere uygun değil. Evden çıksalar da kolay kolay bir yere gidemiyorlar. O yüzden dışarıda kendi kendilerine ilerleyebilmeleri onlar için çok önemli bir lüks, ki bu lüks dediğimiz şey doğal bir ihtiyaç... Onların bu lükse ulaştıklarını gördüğüm her an ise benim için çok önemli.

Peki bu son anlattığınızdan yola çıkarak soralım: Adım Adım’ın faaliyetleri kimlere, nerelere ulaşıyor?

Şu an bizim birlikte çalıştığımız 8 tane sivil toplum kuruluşu ve dernek var. Bunlar Türkiye’nin en çok bilinen ve en büyük STK’ları. Bu kuruluşların isimlerini söylemek gerekirse TOFD, TEGV, Toplum Gönüllüleri, Buğday Derneği, AÇEV, AKUT ve Koruncuk. Bunların şu anda ortalama bireysel bağışlarının %25-%30'unu Adım Adım koşucuları karşılıyor. Bu çok önemli bir rakam çünkü bizim STK deyince aklımıza gelen bu dev yapıların bireysel bağışlarının %30’unun koşarak karşılanıyor olması büyük bir başarı.

Ekip olarak şimdilik 1 milyon dolar civarında bağış topluyoruz. Yurtdışından bir örnek vereceğim için dolar olarak söylüyorum: Amerika’da bir yılda koşuyla toplanan bağış rakamı 1.1 milyar dolar. Bu aradaki fark inanılmaz! Biz bunu nüfusla da çarpsak kişi başına düşen gelirle de çarpsak oralara çıkmamız çok zor görünüyor. Burada olması gereken şey kafa değişikliği elbette. Ülkemizde derneklere vakıflara güvenmediğimiz için bağış yapmıyoruz ve ayrıca sporu da sevmiyoruz. Bu ikisi değişmeye başladığı anda, yardımlaşma koşuları STK’lar için çok önemli bir kaynak olmaya başlayacak.

Bence Adım Adım’ın bir diğer etkisi ise Türkiye'deki STK’ları bireysel bağışçılarla tanıştırmış olması. Bugüne kadar bağışların %80’i şirketlerden geliyordu. Yardım severlik koşularıyla artık STK’lar bireylerle temas halinde ve onlar nasıl düşünüyor, nelerden etkileniyor, bağış yaparken neye göye karar veriyor diye teşvik etmeye yönelik düşünmeye başladılar.

 

 İnternet / Dikkat

Denge / Hayat

Buğday / Öz

Kırmızı / Can

Ev / Hayat

Kahve / Kahve

Ağaç / kök

Aile / neşe

Koltuk / Status quo

Uyku / Enerji

Pasta / Şeker

Sağlık / Şart

Heyecan / öğrenmek

Köpek / Evde olmaz

Müzik / Herzaman

Güven / Şart

Zaman / Verim

Şehir / Ulaşım

Cep Telefonu / Olmasa

Ajanda / Olsa

Merdiven / Bacak

Deniz / Merak

Kalem / Olmazsa olmaz

Pasaport / Sınır

Ekip / Uyum

Kalp / Aşk

Huzur / Ev

Yaz / Eğlence

Bilgi / Herzaman

Komik / Şisko