Selin Maner

2Ailesi dört kuşaktır mimar... “Yaşam mimarı” dediğimiz türden... O da öyle... Durgun ve duru duruşunun altında “bir Oliver Stone filmi seti tasarlamışlığı” yatıyor. Ta Kamboçya’dan, Endonezya’dan, Mozambik’ten ve Nijerya’dan gelmiş. Ya da oralara gidiyor. Selin Maner hep, olduğu yerlere iyi bir hayat vermenin en kusursuz yolunu arıyor.

 

Mimarlık aileden gelmeseydi, yine de mimar olur muydunuz?
Olurdum. Mimar olacağıma çok küçük yaşta karar vermiştim. Sanatla çok ilgiliydim. El becerisi gerektiren uğraşlarla çok vakit geçirirdim. O dönemlerden kalan legolarımı hâlâ saklarım.

Moda ne kadar hayatınızda? En sevdiğiniz modacılar kimler?
Çok değil aslında ama günlük hayatta kendime ait bir tarzım olduğunu düşünüyorum. Moda içinde tasarımı barındırdığı için ilgimi çekiyor elbette, o da bir sanat, hayranlıkla izliyorum. Türk modacıları yakından takip ediyorum ve yaptığım alışverişlerle de destekliyorum. Genel tasarım olarak baktığımızda ise Valentino çok başarılı bence. Mark Kroeker adlı New Yorklu bir tasarımcı var, onu da çok beğenirim.

Film setlerini mi tercih edersiniz, bir milyon hektarlık alanda çalışmayı mı?
Bir milyon hektarlık alanda çalışmayı… Başlangıçta algılaması çok güç, büyük ölçekli bir alanda çalışmak çok farklı.

Özellikle geniş çaplı proje alanlarında çalıştığınızda -ki bu çoğunlukla üçüncü dünya ülkeleri oluyor- çok zor şartlarda iş yapmak gerekebiliyor. Hızlı ve doğru bir şekilde çözüm üretmek için bulunduğunuz yörenin kültürünü anlamanız, insanlarını tanımanız şart.  Farklı yapı malzemeleri, yeni çözümler üretmek durumunda kalıyorsunuz. Bu anlamda büyük alanlarda çalışmak daha çok hoşuma gidiyor.

Film setinde yaptığınız çalışmalar mimarlıktaki kadar kalıcı değil; çok kez bir gün içinde yaratılıp, sökülürler… Mimarlıkta yapılan işler kalıcıdır.  Çevresine entegre olabilen ve farklılık getirebilen planlamalar ve yapılaşmalardır.

1Dünyada, keşke altında benim imzam olsa dediğiniz projeler hangileri?
Bu zor bir soru... Hindistan'da Abhaneri'de çok hayran kaldığım, 9. yüzyılda inşa edilmiş Chand Boari adında bir sarnıç vardır. Kusursuz oranlarla ve sistematik bir geometriyle planlanmış, büyüleyici bir yer. O projenin altında imzam olsun isterdim. Yeni projelerden ise Aires Mateus'un Furnas Monitoring & Investigation Center'ı ile Peter Zumthor'un çalışmalarını çok beğenirim.

Kolombiya Nehri boyunca sanat eserleri yaptığınız Confluence Projesi’nde Kızılderililer ile çalıştınız. Kültürel açıdan dikkatinizi en çok çeken şey ne oldu?
Evet, burada Kızılderililer ile çalıştık. Kızılderililer’in kültürleri sadece Türkler’den değil, dünyadaki diğer kültürlerden de farklı. O proje süreci beni çok etkiledi. Kızılderililer, doğayla iç içe yaşayan, doğaya çok saygı duyan insanlardır. Her kabilenin farklı şefi var ve projeleri gerçekleştirdiğimiz yerlerde, inşaatta çalışmaya başlamadan önce kabilelerle proje sahasının kutsanması için gün doğarken bir tören yapardık.

Bu törenlerde kadınlarla erkekler farklı taraflarda doğuya ve batıya bakacak şekilde otururdu. Törenleri kabile şefleri yönetirdi. Mesela şöyle durumlara tanık oldum: Bazı tören günlerinde hava inanılmaz yağmurlu ve fırtınalı olurdu. Bütün meteoroloji kaynakları ertesi sabah için fırtına uyarısı verirdi ve biz acaba töreni bir sonraki güne mi ertelesek diye düşünmeye başlardık. Ama kabile şefleri her seferinde, tüm asil sakinlikleriyle, ertesi sabah güneşin açacağını söylerlerdi. Ve gerçekten de sabah yağmurluklarımızı giyip alana girdiğimiz an, gökyüzü birden yarılır ve güneş açardı. Törenlerde projemizin yapımı için doğadan, tanrılardan izin alınıyordu. Proje alanları Kızılderililer tarafından kutsandıktan sonra ise üzerimizden büyük bir kartalın sakince uçtuğunu görürdük. Bu kartallarla törenler dışında, hiç ama hiç karşılaşmadık. Kartalın üzerimizden uçmasıyla alan kutsanmış oluyordu. Yani bizim inşaat iznimiz buydu.

Şu sıralar neler üzerinde çalışıyorsunuz?
Çok değişik projeler var elimizde. Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları üzerinde ilerleyen projeler... Türkiye’de, “Doğal Yaşam Merkezi” dediğimiz 340 hektarlık devasa bir proje üzerinde çalışıyoruz. Haberleri yakın bir zamanda çıkar zaten. Amaç insanların doğayla iç içe yaşayabileceği bir ortam yaratmak. Ege’nin doğal güzelliklerini ortaya çıkaracak bir proje… Yine Türkiye’de restorasyon çalışmalarımız var. Bir de doğanın ortasında yer alan müstakil evler üzerinde çalışıyoruz.  Bir tanesi Erzincan’da, 160 dönümlük muhteşem bir arazinin ortasında. Oraya ait doğal taşlarla ve yöresel malzemelerle çalışıyoruz. Çok zevkli bir iş…

Bunlar haricinde, Hollanda’da bir projemiz var. Endonezya’da Flores’te volkanik bir adanın tasarımını yapıyoruz ve bu projeye yakın bir yerde bir marina projesine başlayacağız. Bunun yanı sıra, yine bu bölgede Dongalan körfezinin planlanması için çalışmalara koyulurken, Kenya tarafında da yeni bir projeye başlayacağız.

Haftanın en sevdiğiniz günü hangisi?
Pazar… Telefonum hiç çalmıyor.

uzun

Hollywood’un “renkli” dünyasına girdikten sonra burayı bırakmak zor olmadı mı?
Hiç olmadı. Zaten mimar olarak çalışıyordum. Uçuk bir fikir olarak, sanat yönetmenliği ile sinema dünyasına girdim ama bu süreçte bunun bana uygun olmadığını anladım. Mimarlık hayat tarzı olarak daha zengin. O yüzden filmleri bırakmak çok kolay oldu. Ama hiç yapmasaydım aklımda kalırdı.

Günün en sevdiğiniz saati hangisi?
Günün doğduğu saatler…

Sizce ‘iyi tatil’ ne demek?
Issızlık... Daha önce gitmediğim, keşifler yapabileceğim, farklı bir kültürle tanışabileceğim bir yerde olmak...

Oliver Stone’la ilgili sizi en çarpan şeyi söyleyebilir misiniz?
Bunu söylersem avukatları kapıma dayanır.

Bakımlı bir kadın olduğunuzu söyleyebilir misiniz?
Bence evet, ama aşırıya kaçmayan bir bakım.

Türkiye’deki mimarlar arasında en başarılı bulduklarınız hangileri?
Türkiye’de Han Tümertekin’i çok başarılı buluyorum. Bir dolu projesine hayranlıkla bakarım.

Dolabınızda olmazsa olmazınız ne?
Arazi ayakkabılarım.

Giorgio Armani’nin evinde çalışmışsınız. Kendisini tasarımcı olarak da sever misiniz? Kısa günün kârı, bir Armani hediyesi aldınız mı?
Ne yazık ki almadım ama kendisi çok sevdiğim bir tasarımcı. Onun tarzı biraz art-deco’ya kaçıyor. Kadının güzelliğini bu denli güzel ortaya çıkarabilen ender modacılardan biri.

Bugüne kadar yaptığınız en ilginç proje hangisi?
Hollanda’da şu anda inşaatı devam eden projemiz çok ilginç: Şatoyu anımsatan bir binanın cephesi için tasarladığımız, sanat eseri diyebileceğimiz tarzda bir çalışma. Yakın bir zamanda bitmiş halini görebileceğiz…

Bali, Kamboçya, Mozambik, Nijerya, Malezya gibi yerlerde projeleriniz oldu. Bunlar diğer projelerinizden hangi noktada ayrılıyor?
Bu bölgelerde mimari olarak çözülebilecek yöresel sorunlar var. Doğayla birleştirmemiz, iletişim kurmamız gereken konular bunlar. Dokunulmamış bir doğanın içinde şekillenen projeler... Bu tarz projelerin her biri sıfırdan yaratmak için tanınmış bir şans. Şehrin içinde var olan mekânlarda değiştiremeyeceğiniz çevresel kısıtlamalar var ama bu ülkelerde doğayı dinlemek, onunla çalışmak zorundasın çünkü bu bir ‘meydan okuma’. Doğaya zarar vermeden nasıl bir şey yaratabilirsin? Onunla uyumlu olması için neler lazım? Yani sosyal sorumluluk açısından çok daha fazla önem taşıyan projeler.

Canınız sıkıldığında ne yaparsınız?
Canım hiç sıkılmıyor aslında ama kafamı dağıtmak için yürürüm ya da bitkilerimi dinlendiririm.

Ülkeden ülkeye gezerken en çok nerede yaşamak hoşunuza gitti?
Endonezya’da yaşamak gerçekten çok ilham vericiydi.

kareMimarlığın dünyadaki trend’leri Türkiye’de yeteri kadar takip edilebiliyor mu?
Aslında takip ediliyor ama hızlı ve plansız yapılaşmalar arasında kayboluyor bunlar. Türkiye’nin kendi mimari mirası muhteşem ve ben bunun iyi değerlendirilemediğini görüyorum. Yani Osmanlı, Selçuklu dönemi mimarisinden modern mimariye geçişi, o akışı henüz yakalayabilmiş değiliz. Bu alanda değerlendirilmesi gereken çok konu var. Türkiye’deyse bu anlayışla çalışan mimar sayısı çok az…

Hayatta “İyi ki yaptım!” dediğiniz bir şey var mı?
2006’da Uzakdoğu’da bir projeyi kabul ettim. İyi ki o işi kabul etmişim! Sırt çantasıyla gittim, yıllarca yaşadım…

Türkiye’de mimaride özellikle geliştirmek istediğiniz bir alan, konu var mı?
Var… Mesela kültürel mirasımız olan kerpiç yapılar. Yeni modern kerpiç yapılar yapıyor olmamız lazım. Kerpiç, inanılmaz ekolojik avantajları olan bir malzeme ve kerpiçle çok güzel, modern binalar yapılabilir. O malzemenin inşaat piyasasına tekrar tanıtılması gerek. Taş yapılar betonla yer değiştiriyor. Beton daha ucuz. Taş ustaları emekliye ayrıldı, çocukları bu işi yapmıyor. Ama deprem bölgesine baktığımızda, ayakta kalan yapılar hangileri? Taş ve kerpiç yapılar… Kültürel mirasımızdan yola çıkılarak, ileriye dönük çalışmalar yapılması gerekli.

Ne kadar işkoliksiniz?
Dışarıdan bakıldığında ciddi anlamda bir işkoliğim. Hayatım o an çalıştığım projelerin etrafında ilerliyor, ama bana işkolikmişim gibi gelmiyor. Severek yaptığım ve yaratıcı bir mesleğim olduğu için bunlar çoğu zaman iş gibi değil benim için.

 

Yağmur / Tropik

Et / Kasap

Var / Şans

Karşıcins / Çekici

MarieAntoinette / Giyotin

Güzel / Doğa

Analog / Dijital

Pencere / Evim

Sıcak / Ahşap

Güven / Aile

Broş / Dekoratif

Sokak / Seksek

Mum / Dilek

Kayak / Beyaz

Nevresim / Keten

Doğal / Yaşam

Makyaj / Boya

Paten / Denge

Gotik / Neo-gotik

Dev / Balina

Çocuk / Hayal

Şömine / Keyif

BanuAlkan / Yaban Gülü

Topukluayakkabı / Seksi

Bakmak / Şart

Cepsaati / Bozuk

Sessiz / Gökyüzü

Cesur / Mimar

Hata / Doğa

Kim? / Herkes

1 / Mutluluk