Berlin Elinizin Altında

Berlin, bir sürü özelliğinin yanı sıra duvarıyla meşhur bir şehir. Böyle bir şehirde sokak ve duvar sanatları alıp başını yürümesin de ne yapsın. Bütün şehir duvarları ve donuk katı blokların dışları sokak sanatçılarının tuvali haline gelirken, iç mekânlarda da yaratıcı ve canlı tasarımlar birbiriyle yarışıyor. Punk ve yer altı sanat akımlarının oldukça canlı olduğu şehir, isim yapmış tasarımcılara ve lüks markalara da ilham kaynağı oluyor. Tarihine biraz küskün biraz da onunla barışık olması, mekân kullanımına, mahallelerin karakterlerine ve dış görünüşüne yansıyor haliyle. İnsan bunları fark ettikçe daha da ilginç bir şehir haline geliyor Berlin. Neymiş bu Berlin’i Avrupa’nın en hip şehri yapan, bir gidip görmek lazım.

Berlin

En İyiler

Hotel Adlon Kempinski:

1907 yılında inşa edilen The Adlon, Almanya ve Avrupa tarihinin önemli olaylarına tanıklık etmiş bir isim olarak Berlin otel rehberinin en dikkat çeken üyelerinden. İki dünya savaşı arasındaki dönemde oldukça şaşaalı bir dönem yaşayan otel, Charlie Chaplin, Marlene Dietrich gibi sanatçıları, önemli politikacıları ve gazetecileri ağırlamış. Pek çok filmde kullanılan ve pek çok filmde de bahsi geçen otel, aynı zaman da Michael Jackson’ın, oğlu Blanket’i gazetecilere balkondan takdim ettiği otel. 1996 yılında yapılmış olan The Glamorous World of the Adlon Hotel adlı belgesel otelin geçmişi hakkında ilginç hikâyeler anlatıyor. Bugün Kempinski zincirinin bir parçası olup Berlin’in en iyi otellerinin başında yer alan bina, daha modern bir stil ve teknolojik altyapıyla donatılmış. Eski günlerdeki ihtişamını ve şıklığını koruyan otel, birbirinden şık beş restoranı ve dört barıyla da Berlin’de görülmesi gereken önemli bir adres.

Regent:

Bugüne kadar pek çok ödül kazanmış olan ve Berlin’in en iyi otelleri sıralamalarında yıldız gibi parlayan Regent, tam bir Berlin klasiği. 156 odası ve 39 süitinde, klasik lüks otel konforunu eksiksiz bir biçimde sunuyor. Otelin ana restoranı Fischers Fritz’e, Berlin’in en ünlü restoranlarından biri olduğundan, restoran önerilerimizde ayrıca yer verdik. Regent Berlin Bar da lüks business lounge stiliyle dikkat çekiyor. Butik ve ender bulunan viski, konyak ve şarap seçenekleri sunan bar, görüşmelerinizi yapabileceğiniz şık bir adres. Tea & Lobby Lounge ise akşamüstü çayı ve yanında sunduğu lezzetli tatlılarla karşı koyması neredeyse imkânsız. Çeşitli masaj ve terapi seçeneklerin bulunduğu spa’da kadınlar ve erkekler için ayrı alanlar düzenlenmiş.

Hotel de Rome:

Doğu Berlin, Bebelplatz’da bulunan otel, eskiden banka olarak kullanılan 19. yüzyıldan kalma bir yapının içinde. Rocco Forte otel grubuna ait olan otelde mavi, kırmızı ve bej renkler hâkim, odaları da geniş ve aydınlık. Süitleri ise çok daha farklı tasarımlara sahip. Ayrıca yine süitlerde cep telefonu, daha hızlı internet ve film seçenekleri sunuluyor. Otelin restoranı Parioli’de Şef Behrend, mutfakta minimallikten yana bir duruş sergiliyor. Bebel Bar ise kokteylleri, kahveleri ve İtalyan tatlılarıyla iş sonrasında ve yemek sonrasında Berlin’de gidilmesi gereken gözde mekânlardan. Eğer İngiliz çay saatlerini tercih edenlerdenseniz, Opera Court’u daha çok seveceksiniz. Otelin spa’sının da Berlin şehir rehberinin en iyilerinden biri olduğunu hatırlatmak isteriz.

Schlosshotel im Grunewald:

Şehrin biraz dışındaki bu malikâne, II. Wilhelm’in kişisel danışmanlarından Walter von Pannwitz’e ait bir konutmuş. Burayı otel haline getirmek için yapılan restorasyon Karl Lagerfeld imzalı. Tahmin edilebileceği gibi zarif, lüks ve şık detaylarıyla Berlin’de keşfedilecek adreslerden biri. 54 odası bulunan otel, şehre iş için gelenlerin ve moda takipçilerinin radarında bulunuyor. Bu Berlin otelinin pek çok özel hizmetinin yanı sıra ücretsiz havaalanı karşılaması da bulunuyor. Taksi şoförlerinin otelin yerini bulmakta zorlandıkları düşünüldüğünde, hayat kurtarıcı bir hizmet olduğu anlaşılıyor. Lagerfeld’in burada devamlı bir süiti bulunuyor. Kendisi şehirde yokken, Lagerfeld’in odasında 2000 karşılığında kalabiliyorsunuz.

NHOW Hotel:

NHow kendini müzik oteli olarak tanımlıyor. Pek de haksız sayılmazlar. Otelin içinde tam teşekküllü bir kayıt stüdyosu bulunuyor. Ayrıca oda servisi menüsünden bir Gibson gitar veya Casio klavye kiralayabiliyorsunuz. Ancak burada kalmak için müzisyen olmanıza tabii ki gerek yok. Fütüristik modern tasarımlara ilgi duyuyorsanız veya Karim Rashid’in renkli tasarımlarının sıkı bir takipçisiyseniz de NHow, Berlin oteller rehberindeki en ideal adres. Sergei Tchoban imzası taşıyan binası, Berlin’de görülmesi gereken mimari bir eser. Odalarında da aynı renkli ve fütüristik tasarımı bulmak mümkün. Otelin içindeki sanat galerisinin de değme galerilere ve müzelere taş çıkartan sergilere ev sahipliğini yaptığını söyleyelim.

Bunlara da Bakmaya Değer

Casa Camper:

Barselona’dan sonra Berlin’e de açılan Casa Camper, Camper’in çağrıştırdığı konfor ve kalite gibi özelliklerin hepsini taşıyor. Mitte’de bulunan otelin 51 odasının her biri stüdyo-daire hissiyle kuşatılmış olduğundan ev konforunu yaşamak için Berlin’de nerede kalınır diyenlerin uğrak noktası oluyor Casa Camper. En üst katta bulunan Tentempié’de 24 saat sandviç, salata, tatlı atıştırmalıklar ve içecekler bulabiliyorsunuz. Üstelik hepsi otel misafirleri için ücretsiz. Dos Palillos adlı restoranda en iyi İspanyol tapas tarifleri ve Asya usulü atıştırmalıklardan seçim yapabilirsiniz. Restoranın şefi Ferran Adria’nın ünlü restoranı El Bulli’nin chef de cuisine’i Albert Raurich.

The Weinmeister:

Weinmeister’in hip ve urban tasarımına bayılacaksınız. Moda, sinema ve müzik dünyasından pek çok yaratıcı ve genç isim Berlin gezisinde burayı tercih ediyor. Yenilikçi ve maskülen bir tasarıma sahip olan Weinmeister’de asansör yerine merdivenleri tercih edin ki katlar arasındaki duvarlardaki graffitileri görün. Odalarda bulunan iMac bilgisayarlar da çoğu zaman kurtarıcı oluyor. Bunlara ek olarak Beauty Spa ve çatıdaki barda da kendinizi daha iyi hissetmeniz için her ayrıntı düşünülmüş.

Soho House Berlin:

Soho yine yapmış yapacağını dedirten otel, Berlin’de konaklama konusunda bambaşka bir hava yaratıyor. 1928 yılında yapılan binası, uzun yıllar çeşitli bürokratik ihtiyaçlar için kullanılmış. Şimdi binanın altı katında Soho’nun Tiny, Small, Medium, Big, Large ve Extra Large olmak üzere 6 kategorideki odaları bulunuyor. Otelin geneline hâkim olan endüstriyel ve rustik stil, odalarda daha da belirginleşiyor. Bu 65 odaya ek olarak 20 tane de daire seçeneği sunuyor Soho. Otelin restoranı Cookhouse, bistro stili tasarımı ve ünlü İtalyan yemekleriyle Berlin’in en iyi restoranlarından. Otelin kulübü Floors, barı House Tonic, spa’sı Cowshead ve sinema salonu Soho’yu daha da çekici hale getiriyor.

Das Stue:

Bu Berlin otelinin tasarımcısı Patricia Urquiola, 1930’larda Danimarka Büyükelçiliği olarak inşa edilen ve muhteşem mimari özelliklerini korumuş olan neo-klasik binanın içini şık ve retro bir stilde giydirmiş. Çeşitli köşelerine yerleştirilmiş sanat eserleri de bu incelikli tasarımın özelliklerini pekiştiriyor. Beş kategoriye ayrılmış durumdaki toplam 80 oda ve süitin her birinde Apple eğlence sistemi, özel bir ayakkabı bölümü ve yazı masası bulunuyor. Kütüphanesi ve 24 saat oda servisi de şehre iş için veya ilham bulmak için gelenlere destek veriyor. Yorgunsanız zen dekoruyla insana huzur veren spa Berlin’de keşfedilmesi gereken bir keyif. Otelin restoranı 5 – Cinco, Michelin yıldızlı Katalan şef Paco Perez’in eseri. Tadım menüsünü tavsiye ederiz.

The Steigenberger Hotel am Kanzleramt:

The Steigenberger otel zincirinin Berlin şubesi sizi ‘nerede kalınır?’ sorusunun karmaşık girdabından çıkarıp alışık olduğunuz tanıdık bir konfora emanet ediyor. Bavullarınızın ev sıcaklığıyla döşenmiş odalarınıza çıktığı andan itibaren de Berlin’de görülecekler listesi ayaklarınızın altına seriliveriyor. Farklı ihtiyaçları tatmin etmek üzere düzenlenip klasik çizgilerle tasarlanmış toplam 678 oda ve süiti böylesi bir seyahat için biçilmiş kaftan sanki.

25 Hours Hotel Bikini Berlin:

Berlin’de görülmesi gereken noktalardan biri olan Zoolojik Bahçesi’nin yanı başında yerini almış, kentin en hip duraklarından biri 25 Hours Hotel Bikini. Standart otel çizgilerinin dışına çıkmak isteyenler, resepsiyon önünde tavanda asılı duran bisikletleri, Türk işi halılar üstüne atılmış renkli pufları gördüklerinde doğru adrese geldiklerini anlayacaklardır.

Hotel Riu Plaza Berlin:

Modern bir binada fütüristik detayların öne çıktığı Hotel Riu Plaza Berlin'in ziyarete açtığı 357 odasında ise konfor ve yalınlık hâkim. Berlin'de konaklama adına adres ararken tasarımdan ödün vermek istemeyenler için...

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Lavanderia Vecchia:

Bu rustik ve sevimli İtalyan restoranın bulunduğu mekân daha önceden çamaşırhane olarak kullanılıyormuş. Hem ismi hem de dekoru geçmişle olan bağı korunacak şekilde seçilmiş olan restoran Berlin’de öğle yemeği için de en lezzetli fırsatlardan.  Vanaların hâlâ tuğla duvarlarda korunduğu bu Berlin restoranında yalnızca fix bir menü sunuluyor ve bu menü her hafta değişiyor. Rezervasyonsuz yer bulmak pek mümkün değil. Öğlen 12’den sonra açıldığını da ekleyelim.

Tin-Berlin:

Berlin’in havalı mahallesi Kreuzberg’de bulunan restoran, eski bir üretim alanından dönüştürülmüş. Birbirine siyah iplerle bağlı çıplak ampullerin tavandan sarktığı, beyazın buz gibi bir sadelikle her yeri kapladığı Tin-Berlin dünya mutfaklarından seçtiği ünlü tariflerle Berlin gezisinde her an yardımınıza koşuyor.

Lokal:

Berlin şehir rehberinde yerini alan müdavimi bol buluşma duraklarına 2013 senesinde açılan Lokal ile bir yenisi daha ekleniyor. 'Raw' konseptinin esintilerinin büyük ahşap masalarla birleştiği mekânda modern Alman tarifleri sunuluyor. Üstelik menüde vejetaryenler için de mutlaka bir seçenek bulunuyor. 

Mogg & Melzer:

Sandviç ve deli konusunda üst üste hayal kırıklığı yaşadığı için sandviçe hasret kalanlar, tüm bunlar Berlin’de nerede bulunur ki diyenler buraya iyi baksın. Piknik masalarının ve mor minderlerin rahatlattığı atmosferde, sandviç gurmelerini mutlu edecek seçenekler sunuluyor.

Monsieur Vuong:

Güney Vietnam’ın tropik bahçelerinden ve nehirlerinden gelen malzemelerle insanın koku ve damak duyularını zıplatacak cinsten Vietnam yemekleri yapan bu restoran, Berlin’de öğle yemeği için harika bir alternatif.

Barcomi’s:

Kırmızı tuğla duvarların etrafını sardığı avlusunun aydınlık ve sakin atmosferi kendisini özellikle yaz aylarında Berlin’de mutlaka görülmesi gereken bir mekân haline getiriyor. Fransız ve İtalyan şarküteri ürünleriyle hazırlanan atıştırmalıklardan denemenizi ve turta için yer ayırmayı öneririz. Turtanızı da kahvesiz bırakmayın. Barcomi’s, kendi ismini taşıyan karışım da dâhil olmak üzere 13 farklı seçenekle kahve severleri kendine hayran bırakıyor.

Akşam Yemeği

5-Cinco:

Otel restoranı önermekten genellikle imtina etsek de istisnalar kaideleri bozmaz diyerek, Michelin yıldızlı Paco Pérez’in başında bulunduğu İspanyol restoran 5-Cinco’yu Berlin’in en iyi restoranları arasından seçip önünüze seriyoruz. Katalan şefin minimal dokunuşlarının nasıl da gurme lezzetlere dönüştüğüne tanıklık etmek Berlin gezisinin en unutulmaz anılarından biri olabilir.

La Soupe Populaire:

Ünlü şef Tim Raue, Berlin’de akşam yemeğini şık bir ortamda geçirmek isteyen misafirlerine La Soupe Populaire’i takdim ediyor. Restoranda hem klasik Alman mutfağından tarifleri hem de Tay mutfağından ilham alan modern yaratıları denemek mümkün olurken, esas spesiyali Königsberger Klopse de unutulmasın, Berlin yemek rehberi eksik kalmasın.

Reinstoff:

İki Michelin yıldızının yanı sıra pek çok ödül almış olan Reinstoff, Berlin’in en iyi restoranlarından biri. Restorana bu ünü kazandıran, Şef Daniel Achille’nin avant-garde sayılan füzyon mutfağı. Üç veya beş tabak seçerek kendinizce bir menü oluşturabiliyorsunuz. Başlangıç olarak mutlaka amuse-bouche servis ediliyor. Bu küçük atıştırmalıklar, restoranın olmazsa olmaz’ı haline gelmiş. Mitte’de bulunan restoranın sokağa bakan bir kapısı olmadığından bulmak zor olabiliyor. Dar bir koridordan geçilerek varılan bu Berlin restoranını zorlanmadan bulabilmek için otelinizden yol tarifi desteği isteyebilirsiniz.

Vau:

Bir Michelin yıldızlı Vau’da, Şef Kolja Kleeberg, Fransız mutfağına kendine has bir yorum getiriyor. Tadım menüsünün yanı sıra à la carte menüsü de bulunuyor. 1997 yılında açılmış olan restoran, konuklarını şık atmosferinde, orkidelerin süslediği masalarda ağırlıyor. Zaman zaman Şef Kleeberg’i grubuyla birlikte restoranın önünde müzik yaparken yakalayabilirsiniz.

Fischers Fritz:

Zarif dekoru ve şöminesinin yarattığı sıcak atmosfer ve az sandalyesinin yarattığı samimi ortam, Fischers Fritz’i oldukça çekici bir yer haline getiriyor. İki Michelin yıldızlı restoranın menüsü ve bir araya getirdiği tatlar, ‘fine- dining’ konseptini çok üst noktalara taşıyor. Regent Hotel’de bulunan restoran Alman ve Fransız mutfaklarını bir araya getirerek, Berlin’de ziyaret edilmesi gereken bir lezzet abidesine dönüşüyor.

Grill Royal:

Açılışını takip eden günlerde ünlü isimler ve gazetecilerle dolup taşan restoran, bir anda Berlin restoranlar rehberinin en merak uyandıran mekânlarından biri haline geldi. Arjantin, İrlanda ve Avustralya’daki çiftliklerden temin ettiği etleriyle en müşkülpesent et severleri bile etkilemeyi başarıyor. Seçeceğiniz sos ve şarapla yemeğinizi daha da lezzetli bir hale getirebiliyorsunuz.

Brechts:

Avusturya ve Alman mutfağını bir araya getiren restoranda, isterseniz çağdaş Berlin mutfağından, isterseniz asırlık Avusturya kraliyet mutfağından bir şeyler seçebiliyorsunuz. A la carte menüyü kararsız kararsız incelemek yerine Brechts Menu’yü seçerek, Berlin’in en iyi restoranları arasında yerini alan mekânın en iddialı birkaç yemeğini tadabilirsiniz. Bir zamanlar Brecht’in de sıklıkla geldiği barı Trichter’i de denemek hoş olacaktır.

Borchardt:

150 yıllık bir geçmişe ve geleneğe sahip olan restoran, Alman İmparatoru II. Wilhelm’i ağırladığından beri politikacıların ve iş adamlarının uğrak yeri haline gelmiş. Şef Markus Herbicht’e emanet edilmiş olan Berlin restoranı, istiridye, steak ve şinitzel seçenekleriyle iştah kabartan bir menü sunuyor. Birkaç yıl önce Berlin’e geldiğinde Barack Obama da yemek yemek için burayı tercih etmişti. Rezervasyonsuz yer bulmanın mümkün olmadığını da hatırlatmakta fayda var.

Atıştırmalıklar

Café Einstein:

1920’lerde inşa edilmiş bir villada yer alan kafe, yüksek tavanları ve ahşap kütüphanesiyle Berlin gezisinde ayrıca tanınması gereken bir değer. Unter den Linden’deki turistik uyarlamasından uzak durmanızı ve mutlaka Kurfürsten Str. 58 numaradaki mekânına gelmenizi öneririz. Viyana şinitzelleri ve nefis ‘apfel strudel’lerinden tadabileceğiniz kafede, kahve oldukça ciddiye alınıyor. Kaffee und Kuchen dedikleri kahve ve pasta konseptini deneyimleyebileceğiniz en iyi Berlin kafelerinden biri burası. Kahvaltıları da muh-te-şem!

The Barn:

Kahvesiyle ünlü bir diğer mekân da The Barn. Üreticilerin bir kısmını doğrudan tanıyyo ve çekirdeklerin geçtiği işlemleri bizzat takip ediyorlar. Bu sayede kahve gurmelerine, çok detaylı bilgi verip kahve tadımını neredeyse şarap tadımı kadar profesyonelleştiriyorlar. Gerçek kahve bağımlılarının Berlin’de ziyaret etmeleri gereken benzersiz bir adres.

Suicide Sue:

Prenzlauer Berg’de bulunan bu kendi şahsına münhasır kafe, ilk olarak tasarımıyla dikkat çekiyor. Bembeyaz duvarları ve beyaz ahşap parkeleri içeri girer girmez etkiliyor. Bir köşede siyah ve masif vintage bir soba ve hemen yanı başında da bir ada oluşturacak şekilde yerleştirilmiş uzun yüksek bir masa bulunuyor. İki büyük kahverengi deri koltuk, etraflarını saran kitaplık ve sandığın arasına keyifli keyifli oturuyor. Kesme tahtası üzerinde servis edilen Belegtes Brot denilen üstü açık sandviçler, turtalar ve kahveler oldukça lezzetli. Berlin’de kahvaltı ve öğle yemeği için çokça tercih edilen hareketli bir yer burası.

Currywurst Deyince:

Berlin usulü fast-food diyebileceğimiz currywurst, patates kızartmasıyla servis edilen, üzerine toz köri dökülen kızarmış domuz sosisine verilen isim. Konsepti tamamlamak için yanında da mutlaka bira tüketiliyor elbette. Berlin gezisi boyunca pek çok yerde bulabileceğiniz bu konsepti denemek için Konnopke’s Imbiss’in geleneksel formülünü tercih edebileceğiniz gibi, daha hip bir mekân olan Curry 36’i de deneyebilirsiniz.

Tausend:

Berlin’de görülecek yerlerden bazıları gözünüzden kaçabilir. Bu Berlin gece kulübünün kapısında ne bir tabela ne de bir ışık bulunuyor. Demir, ses yalıtımlı ağır kapısı da burayı iyice kamufle ediyor. Tausend’in gizliliği, saklanma isteğinden değil, kendine güvenden kaynaklanıyor. Berlin jet-setinin hiç boş bırakmadığı kulüp, kapısında ismi yazmasa da tanınıyor ve biliniyor. Parlak çelik duvarları, cam heykelleri ve localarıyla Berlin’de moda, sinema ve müzik dünyasından isimleri en iyi şekilde ağırlıyor.

White Trash Fast Food:

White Trash restoran, bar, performans mekânı ve dövme atölyesi. Şehrin genç ve hip kitlesinin akın akın geldiği bar, Pink, Carl Barat ve Motörhead grubundan Lemmy’nin de Berlin’de ziyaret edilecekler listesinden çıkarmadıkları bir mekân. Burger ve bira eşliğinde yerli grupların performanslarını izlemek veya belki alt katındaki atölyede dövme yaptırmak için gelebileceğiniz bir adres. Gossip grubu da ünlü olmadan önce burada çalıyormuş. Gelecek vaat eden müzik gruplarını keşfedip Berlin’de gece hayatının dinamizmine katılmak istiyorsanız burası sizin için.

Renate:

Retro ve vintage akımlarının gelebileceği son noktayı merak edenlere, bir uğrayıp bakmalarını tavsiye ediyoruz. Rustik duvar kâğıtları, büyük piyano, ağır perdeler ve kitsch abajurlarla bir büyükanne evini andırıyor. Ancak içeride, ebeveynlerinden gizli parti yapan gençlerin yaptığı partiler kadar özgür, eğlenceli ve ilginç sahnelerin yaşandığı partiler gerçekleşiyor. Tini, M.A.N.D.Y ve Nicholas Jaar gibi DJ’lerin yanı sıra Berlinli grupları da ağırlaması kendisini Berlin şehir rehberinin en ritmik köşesine yerleştiriyor.

Weekend:

Bir zamanlar Berlinlilerin turistlerden sır gibi sakladıkları Weekend bir süredir ifşa olmuş durumda. Popülerliği artmış olsa da, şehrin sakinlerinin hâlâ severek geldikleri bir yer. Alexanderplatz’da bulunan eski Sovyet binalarından birinde, 2 katta daha hizmet vermeye başlayan ve giderek ünü artan kulüp, Berlin’in en iyi barlarından biri. Tiefschwarz ve Trentmoller gibi elektronik müziğin en bilinen isimleri sık sık burada performans sergiliyorlar.

Trust:

Berlin’in en ünlü gece kulüplerinden Cookie’nin ve Weekend’in sahipleriyle fotoğraf sanatçısı Sascha Kramer’in beraber açtıkları Trust, şehrin en eğlenceli barlarından biri. Kapısına geldiğinizde zili çalarak girdiğiniz bu küçük mekân, bir oturma odası büyüklüğünde. İnsanların omuz omuza olduğu kalabalık mekân, yeni arkadaşlar edinmek için en ideal seçenek.

Solar:

Solar, bulunduğu binanın 16. katındaki restoranıyla ve 17. katındaki lounge’uyla hizmet veriyor. Berlin’de akşam yemeğine lezzetli başlangıçlarıyla başlayabilir, şinitzelinin ardından dondurmayla kendinizi şımartabilirsiniz. Daha sonra üst kata çıktığınızda yine şık atmosferinde yerinizi alabilirsiniz. Natalie Portman, Michel Gondry ve daha pek çok ünlü isim için Solar, Berlin gezilerinin vazgeçilmez bir parçası.

King Size Bar:

Mitte’de bulunan King Size, şehirde gece turuna çıkanların Berlin’de gidilecek barlar listesine ekledikleri bir adres. İsminin aksine oldukça küçük bir yer. Ufak bir bar kısmı ve DJ kabinin dışında çok az yer kalıyor. Gece boyunca dans edebileceğiniz, biraz bağırarak da olsa arkadaşlarınızla sohbet edebileceğiniz bir yer. Müziğin temposu çok fazla yükselmiyor. Çok büyük olmaması ve yüksek tempolu olmaması daha samimi bir ortam yakalanmasını sağlamış.

Luzia:

Kreuzberg’in hip mekânlarından Luzia, Berlin’in en iyi barları arasında anılıyor. Endüstriyel loft mimariyle, vintage dekoru bir araya getirerek etkileyici bir atmosfer yaratmışlar. Uzun masif ahşap barı, vintage kadife koltuklarının yanı sıra eksi bir televizyon, duvar çizimleri gibi detaylar da bu atmosferi pekiştiriyor. Akşam kulüp öncesi bir şeyler içmek için uğrayabileceğiniz gibi, Berlin’de geceyi burada da uzatabilirsiniz.

Alışveriş

Jil Sander:

1943 doğumlu ünlü moda tasarımcısı Jil Sander, Almanya doğumlu bir tasarımcı. Yıllarca ünlü modacılarla birlikte çalıştıktan sonra kendi markasını kurmuş ve büyük başarı elde etmiş bir isim. Japonya, Amerika, Fransa, İtalya ve Almanya’da mağazaları bulunuyor. Keyifli bir Berlin alışveriş turu için mağazasına uğramanızı tavsiye ederiz.

14oz:

Mitte’de bulunan 14oz pek çok markanın kadın ve erkek koleksiyonlarından parçalar sunuyor. Spor giyim koleksiyonları Berlin’de nerede bulunur, merak edenler için mekân, Berlin’de görülecekler arasında. Üstelik mağazada Gilded Age, Barbour, Adriano Goldschmied ve Dukes Finest Vintage Artisan gibi butikler ve markaları bir arada bulabilirsiniz.

Voo Store:

Kreuzberg’de bir avluda saklı olmasına rağmen, şehrin hip kitlesi tarafından çoktan keşfedilmiş bir yer. Uniforms for the Dedicated, Cheap Monday, Acne ve Don’t Shoot the Messengers gibi hip tasarım markalarını bir araya getiren mekân Berlin’de alışveriş için doğru yer olmasın da ne olsun!

Andreas Murkudis:

Büyük bir hangara yerleşmiş olan mağaza, kozmetikten giyime, ev dekorasyonundan aksesuara geniş bir ürün yelpazesine sahip. Berlin’de ne yapılır mı demiştiniz? Askılardaki kıyafetleri uzun uzun incelemeyi, en son model gözlükleri takıp resim çektirmeyi ve Dogville’i andıran açık ev alanlarına göz atmayı ihmal etmeyin deriz.

Soto Store:

Soto, stil sahibi erkeklerin mağazası. Acne, Libertine Libertine, Common Projects, Dr. Martens, Dries von Noten gibi pek çok tasarım markasını bir araya getiriyor. Kıyafetlerin yanı sıra, çanta, ayakkabı, aksesuar, kitap ve defter çeşitleri de bulunuyor. Hip bir şıklık yakalamak isteyen erkeklerin Berlin’de gidilecekler listesine eklemeleri gereken bir yer Soto Store.

Do You Read Me:

Bir kitapçının ismi Do You Read Me olur da; kitaplarının bir kısmını sokak kitapçıları gibi dizer de; sanat, fotoğraf, tasarım, moda, kültür ve edebiyat üzerine pek çok dergi ve özel basım kitabı bir araya getirir de; satın aldıklarınızı tasarım keten torbalara koyar da burası Berlin turunun en samimi noktası olmaz mı?

Gestalten Space:

Gestalten’i nereye yazsak bilemedik. Sanat galerisi, şehirdeki en çarpıcı sergilere ev sahipliği yaptığından Berlin’de mutlaka görülmesi gereken bir alan. Bir yandan da özenle seçilerek bir araya getirilmiş başarılı bir kitap seçkisine sahip. Siz en iyisi önce galeriyi gezin, sonra da kitaplara göz atmayı ihmal etmeyin.

Müzeler

Müzeler Adası:

Mitte’de bulunan müze adası, Berlin’de keşfedilmesi gereken bir alan. UNESCO Dünya Mirası alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Altes, Neues, Bode ve Pergamon müzeleri bu alanda yer alan belli başlı Berlin müzelerinden. Hepsini gezmek çok zaman alabilir, seyahatinizin süresine göre seçici davranmanızda fayda var.

East Side Gallery:

East Side Gallery, aslında Berlin Duvarı’ndan kalan, 106 km’lik bir bölüm. Dünyanın en uzun süreli açık hava müzesi olarak kabul ediliyor. Hem tarihte çok önemli yeri olan bu duvar, hem de üzerine yapılan 106 sanat eserini Berlin turunun önemli duraklarından oluyor.

Topography of Terror:

Bir zamanlar Nazi rejiminin önemli merkezlerinden biri olan ve Gestapo tarafından genel merkez olarak kullanılan binada 1987’den beri sergiler yer alıyor. Bu sergilerde 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya’da yaşanan olaylara ve o olaylarla ilgili kişilere dair bilgiler derlendiği için de Berlin gezisinin en ilginç rotalarından biri diyebiliriz.

Hamburger Bahnhof:

Eksi bir tren istasyonu olan bina. Çağdaş sanatın adı tarihe geçmiş veya şimdilerde yazılmakta olan isimlerden eserler görmek ve kütüphanenize yeni sanat kitapları almak için Berlin’de nereye gidilir diyorsanız adresiniz Hamburger Bahnhof.

Mädchen Schule:

1920’lerde inşa edilmiş olan Yahudi kız okulu, 1930 yılında 300 öğrencisiyle açılmış. 1942’de kapatılarak hastane olarak kullanılmış. Artık bir çağdaş sanat galerisi. Oldukça başarılı sergilere ev sahipliği yapan bina mimarisi ve sergiler Berlin’de görülmesi gerekenler arasında. İçinde bulunan Mogg & Melzer Delicatessen’i ‘Berlin’de ne yenir?’ önerilerimizde bulabilirsiniz. Ayrıca The Kosher Classroom’un da cazip bir seçenek olduğunu itiraf ediyoruz.

Gitmeden Göz Atılacaklar

Fatih Akın:

Fatih Akın filmlerinin samimi ve doğal anlatımı hem Almanya’daki hem Türkiye’deki izleyicileri oldukça etkiliyor. Berlin Film Festivali’nde en iyi film ödülünü alan filmi ‘Duvara Karş’ı ve keyifli bir yemek ve müzik yolculuğuna çıkardığı ‘Soul Kitchen’ı henüz izlemediyseniz sizi sıcak bir Berlin turuna davet ediyoruz.

Das Leben der Anderen:

Türkçeye ‘Başkalarının Hayatı’ olarak çevrilen film, 2006 yılında En İyi Yabancı Film Oscar’ı alarak başarısını kanıtladı. 1984-91 yılları arasında Doğu Almanya ile ilgili sürprizli gelişmelerini ele vermek istemiyoruz ve bu başyapıtı mutlaka görmenizi tavsiye ediyoruz.

‘Goodbye Lenin’:

"Goodbye Lenin" de bir diğer duvar hikâyesi. Doğu Berlin’de yaşayan ve komünizmi destekleyen bir kadın, komaya giriyor ve o komadayken duvar yıkılıyor. Durumunun kötüleşmesinden korkan oğlu da bu gerçeği ondan saklıyor ve annesine, her şeyin eskisi gibi olduğu hayali bir dünya kuruyor. Film Berlin tarihi hakkında da pek çok bilgi içeriyor aynı zamanda.

‘Berlin Alexanderplatz’:

1929 yılında Alfred Döblin tarafından yazılan roman, Berlin’in yer altı suç dünyasını konu alan bir hikâye anlatıyor. Romanın birden fazla uyarlaması bulunuyor. Ancak içlerinde en başarılısı, elbette ünlü yönetmen Fassbinder’in imzasını taşıyan Berlin ile bilgiler veren mini televizyon dizisi.

‘Berlin in Berlin’:

Sinan Çetin’i sevmeyenlerin bile sevdiği film, üç kuşaktır Almanya’da yaşayan bir Türk ailesinin hikâyesini çarpıcı bir üslupla anlatıyor. Berlin ile ilgili filmlerden kendimize en yakın hissettiğimiz budur belki de.

Aman Aman!

İngilizce bilen birini bulmakta zorlanmıyorsunuz.

Pek çok Berlin restoranı, kafesi ve butiği, sokakta yürürken kendini belli etmeden avlulara gizlenmiş oluyor. Dolaşmaya çıkmadan önce iyi bir araştırma yaptığınızdan ve doğru not aldığınızdan emin olun.

Berlin bisiklet kullanımının çok yaygın olduğu bir şehir. Trafiğin önemli bir kısmını bisikletliler oluşturuyor. Bisiklet kiralamak Berlin’de gezilecek yerleri görmek için de basit keyifli bir araç üstelik. Ancak dikkat, bisikletlere ayrılan yollarda yürümekten sakının.

Sıkıcı Bilgiler

Berlin’de şehir merkezine 15 dakika uzaklıkta bulunan Tegel havaalanından €20 ve 30 dakika uzaklıkta bulunan Schönefeld havaalanından €50 ödeyerek varabiliyorsunuz.

Şehir içi ulaşımında U-Bahn adı verilen metro ve S-Bahn adı verilen tren hatları kullanılıyor.

19€’ya temin edebileceğiniz Museum Pass Berlin, üç gün boyunca müzelere ücretsiz girmenizi sağlıyor.

Şehirler ve Yürüyüş Rotaları

Berlin

18 saatte “Berlin”

Yaşayanların Kaleminden

Dirk Dreyer'ın gözüyle Mitte/Berlin

“Dirk Dreyer'ın gözüyle Mitte/Berlin”

Temmuz'da Nereye?

Temmuz'da Nereye?

“BERLİN”