Boston Elinizin Altında

Durmak bilmeyen enerjisiyle anılan New York’un batısında, uçsuz bucaksız Atlantik Okyanusu’nun kıyısında konuşlanmış Massachusetts eyaletinin belki de en yaşanılası şehridir Boston. Kendisi ilk olarak Amerikalıların, sömürgeciliğe karşı başlattığı meşhur Boston Tea Party eylemi ile tarihin tozlu sayfalarına geçmiştir. Büyük Britanya bu eylemi Boston Limanı’nı kapatarak cevapladıysa da bugün artık Boston, limana kadar çekilen şehir mimarisiyle çok daha canlı.

Alışveriş için atan kalpleri hızlandıracak Newbury caddesi, Aerosmith gibi bir gruba ev sahipliği yapmış olmanın verdiği gururla dizilen pub ve barları, tarihe tanıklık etmiş kırmızı geleneksel tuğla evleri ve Arnavutkaldırımları ile Boston’dan bir dolu hikâyeyle döneceğinizden emin olabilirsiniz.

Boston

En İyiler

The Ritz Carlton:

Şehrin en ünlü otellerinin başında elbette dünyanın birçok yerinde lüks ve konforu bir arada sunan Ritz Carlton geliyor. Ziyaretiniz boyunca en keyifli yürüyüşlerinizi yapacağınız Boston Common civarında, gündelik hayatın en hızlı aktığı Tiyatro ve Finans Bölgesi’nin tam ortasında bulunan otel sizi, en ince ayrıntısına kadar tasarlanmış, yemyeşil doğaya kucak açmış 193 oda ve 43 süit ile karşılıyor. Modern ve gelenekselin bir arada tasarlandığı, klasik kokteylleri yeni bir yorumla tadabileceğiniz Avery Bar ve ‘fresh’ iç mekânıyla Bloody Mary sevenlere ayrıca hitâp edecek Artisan Bistro en hassas damakları bile tatmin etmekte iddialı duruyor.

Mandarin Oriental:

2008 itibariyle Newbury Caddesi ve Beacon Hill gibi şehrin en şatafatlı noktalarına yakın bir lokasyonda kapılarını açan Mandarin Oriental, yıllardır kendisini özdeşleştirdiğimiz sofistike tarzıyla Boston’da da emrinize amade. Oryantal ile New England cazibesinin harmanlandığı otelde usta terapistler tarafından sadece sizin için hazırlanan spa programları paha biçilemez elbette. O müze senin bu cadde benim diyerek geçireceğiniz yorucu bir günün ardından bu en iyilerin arasında yer alan spa programı sizin mabediniz olacak.

W Boston:

Hızlı gece hayatının başrolünde oynayan 'tiyatro bölgesi', benzer bir dinamizme sahip W Boston’ı da bünyesinde barındırıyor. Mavi ve mor renklerin hâkim olduğu iddialı bir minimalizmle tasarlanmış otelde sanat ve teknoloji bir arada arz-ı endam ediyor. Farklı zevk ve ihtiyaçları karşılayabilecek çeşitlilikte oluşturulmuş oda ve süitlerde Boston’ın ruhunu yansıtan, “Dead Poet Society” filmine de konu olmuş tarihi bir figür olan Henry David Thoreau, natüralist ruhuyla sizi selamlıyor olacak. İster W Boston’ın gözünden şehrin panoramasını seyredalın ister tam teşekküllü DVD ünitesinde film izlemenin keyfine varın, seçim sizin.

XV Beacon Hotel:

Şehrin en gösterişli kıyı evlerinin bulunduğu Beacon Hill mahallinde saraylara has bir asaletle dikiliyor karşımıza XV Beacon Hotel. Toprak tonlarında döşenmiş butik otelin her köşesi size en ince ayrıntısına kadar özel ihtimam gösterileceğinin sinyalini veriyor adeta. Kapınızda sadece sizin için tahsis edilmiş ve şehir içinde istediğiniz yere gitmek üzere hazır tutulan son model bir Lexus GX460 ile LS600h bu ihtimamın ilk emareleri olarak okunmalı. Otele hâkim olan seçkin atmosferi, Jamie Mammano’nun şefliğindeki Mooo’da da yakalamak mümkün. Şefin geleneksel 'steak' tabaklarına kattığı yeni tatları, özel mahzenden seçeceğiniz bir şarap ile denemenizi tavsiye ederiz.

Nine Zero:

Kimpton otel zincirinin güzide butik incisini es geçmek olmaz. Boston Magazine tarafından 2013 yılının en iyi oteli seçilen Nine Zero aynı zamanda Lady Gaga ve Justin Bieber gibi sıradışı ünlülerin de ayak basmadan geçmediği bir buluşma noktası! Odaların 'urban' tarzda döşenmiş dekorasyonuyla süit konseptini bir üst noktaya taşıyan Nine Zero sayesinde Boston’ın masallardaki gibi parıldayan kubbelerinin üzerinde ‘’Born to be Wild’’ nidasıyla havalanabilirsiniz. Tabii bu çılgın rüzgâra kapılmayıp kendi odanızda dingin bir spa seansına da 'evet' diyebilirsiniz.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Ames Boston Hotel:

Kentin masalsı siluetine, bizzat tarihi bir eserin içinden bakmaya niyetli olanların tercihi kesinlikle Ames Hotel olmalı. 19. yüzyılda dünyanın ilk ve en uzun betonarme gökdeleni olarak kayıtlara geçen Ames Building bugün ziyaretçilerini otel olarak ağırlıyor. 2007 yılında baştan sona restore edilen bu destansı bina 19. yüzyıl romanesk esintilerini korumakla birlikte minimalist iç dekorasyonu misafirlerine, 21. yüzyıl konforunu yaşatmaktan da geri durmuyor. Şayet kara kışıyla anılan Boston’a, böylesi soğuk bir zamanda yolunuz düşerse oda ve süitlerde tarihsel dokuları bozulmadan korunmuş şömineler sizi zamanda sıcacık bir yolculuğa çıkaracak.

The Eliot Hotel:

İyiden ve güzelden şaşmayan okuyucalarımızın dikkatine: The Eliot Hotel, Condé Nast Traveler nezdinde Kuzey Amerika’daki en iyi 13. otel seçilmiş. Giriş kapısından lobisine, barından odalarına kadar her köşesine o klasik 'New England' zarifliği sinmişken The Eliot Hotel’e göz atmadan karar vermek zaten talihsizlik olurdu. Modanın kalbinin attığı Newbury Caddesi’ne, özellikle sanat severlerin doyasıya vakit geçirmek isteyecekleri sanat galerileriyle donanmış Copley Meydanı’na bir adım mesafede bulunan otelin restoranları da Amerika’da nam salmış durumda. Ken Oringer’ın şefliğinde Fransız usulü büyük bir ziyafet çekmek isteyenler Clio’yu ve şu sıralar Japon füzyon mutfağını deneyimleyebileceğiniz en hip mekânların başında gelen Uni Sashimi Bar’ı es geçmemeliler.

Hotel Veritas:

Hotel Veritas kendisini görenlere modern bir ‘’saray yavrusu’’ dedirtecek cinsten, viktorya tarzı lüks bir otel. İç dekorasyonu dışardan görünümünün aksine daha yumuşak, insanı sakinleştiren krem tonlarından oluşuyor. Harward Meydanı’nda bulunan otel, Boston’ı özellikle kitapçılarına akın ederek ve kafelerde şehrin gençliğine tanık olarak yaşamak isteyenler için ideal. Tracy Chapman’ın da vakt-i zamanında bu meydanda şarkılarını söylediğini belirtirsek kimilerinin yüreğine dokunur belki?

The Revere:

The Revere hem iç dekorasyonunda takındığı sıradışı tarzı hem de Boston’ın en büyük lounge’larından birine ev sahipliği yapmasıyla dikkatleri üzerine çekiyor.
Otelin tüm mimari sürecinde, alanında ün yapmış bir marka olan BBGM Interiors ile çalışılmış. Bunun en göz alıcı kanıtı da âdeta bir sanat eseri olan lobisi. Otele girdiğiniz andan itibaren sırada sizin neyi beklediğini tahmin etmek için can atıyorsunuz. Oda ve süitleri son derece konforlu ve ferah, her türlü ihtiyacınıza karşılık veriyor. Michael Kelley’nin aşçı başı olduğu restoran The Rustic Kitchen, televizyonda yayınlanan ‘’The Cooking Show’’a da ev sahipliği yapmış. Farklı tasarımları ve medya dostu duruşu ile gerçek bir yaşam alanı olan The Revere kentin en büyük lounge’larından birine sahip olmasıyla da gurur duyuyor. Biz kesinlikle 'groovy' ritmlerin eşliğinde incelikli ellerden çıkmış kokteyllerden tatmanızı öneriyoruz.

Boston Harbor Otel:

Boston’ın tarihi simgelerinden biri olan Boston Limanı’nda ikâmet edip, pencerelerini kusursuz maviliklere vermiş Boston Harbor Otel, canlı renklerin hakim olduğu marin tonlarında lüks ve konforla döşenmiş 230 oda ve süitden oluşuyor. Özel terasınıza çıkıp bir kadeh beyaz şarap ile hem okyanusu hem de şehrin panoramik manzarasını selamlamak isteyenlerin tercihi burası. Otele ait Meritage restoranda şarap mahzeninin yolunu tutup, şarapla marine edilmiş spesiyalleri denemek de hemen yapılacaklar arasına alınmalı.

Brunch & Brunch

Gaslight:

Boston’ın sıcakkanlı kiremit evlerinin bulunduğu South End bölgesinde aydınlık bir köşeyi tutuyor Gaslight. Ahşap döşemesi, seramik mozaik kaplı duvarları ve klasik barı ile Paris brasserie ambiyansını sunuyor size. Aşçı başı Michael Zentner’ı masaların arasında olağanca rahatlığıyla dolaşıp, tabak seçimleriyle ilgili gelen soruları güler yüzüyle yanıtlarken bulabilirsiniz bu mekânda. Fransız mutfağının saysak Jüpiter’e uzanacak (şimdi korktuğumuzdan saymıyoruz) yumurta seçenekleri eşsiz bir brunch’ı taçlandırmayı bekliyor...

Church:

Adının ‘’Church’’ olduğuna bakıp aldanmayın sakın; burası midelerin iyi birayla mayalanabileceği, damakların ödüllü ‘’yedi ölümcül günah’’ temalı kokteyllerinin keyfine varabileceği başkaldıran bir restoran - ve aynı zamanda eski usül rock’n roll performanslara sahne bir gece kulübü. Bu kadar günahkâr olmayı tercih etmeyenler için klasik Amerikan kahvaltı tabaklarını deneyebileceğiniz brunch mönüsüne bir göz atmanızı tavsiye ederiz. Et ağırlıklı seçenekleri bilhassa unutamayacaksınız!

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Bistro du Midi:

İki kattan oluşan Bistro du Midi, geniş ailelerin bir araya gelip hoşça vakit geçirmesi için elinden geleni yapıyor. Uzun masaları, geniş ve rahat koltukları ve ferah mekânı öğle yemeğinizi almak için birebir. Burası balık türlüsü, ızgara ahtopot gibi güzide deniz mahsüllü seçeneklerin baştan çıkarıcı tatlara dönüştüğü bir yer olarak bilinse de şefimiz Robert Sisca’nın keçi peyniri ile servis ettiği ağır ateşte pişmiş kuzu gerdan da mutlaka listenizde bulunmalı.

The Butcher Shop:

South End bölgesinde veganların önünden pek geçmek istemeyeceği ancak ömürlerini küçükbaş/büyükbaş ayırmadan ete vakfedenlerin asla kaçırmaması gereken bir uğrak noktası: The Butcher Shop. Cam kaplı dolapların içlerinde muhafaza edilen sayısız et ürününü gördüğünüzde yapabileceğiniz iki şey var: Ya tedbiri elden bırakmadan tok gözlü bir edayla seçeceğiniz şarküteri ürününe en çok gidecek şaraptan bir kadeh alıp atıştırmaya koyulacaksınız; ya da bir Viking misali sofranızı donatacak, eski çağlarda yaşamanın ne kadar muhteşem olabileceğinden dem vuracaksınız.

Island Creek Oyster:

Island Creek Oyster Bar’da şehrin en taze deniz ürünlerinin soğuk bir şarap eşliğinde tadına varacağınız aşikâr, zira buradaki ekibin esas amacı ürünün avcısını ve yetiştiricisini müşteriyle buluşturabilmek. Avdan dönen balıkçılara rastlayıp günün taze hasılatından bir tabak da kendinize ayırmak sizi daha iyi hissettirecektir.

Douzo:

The Improper Bostanian, The Boston Magazine gibi dergiler tarafından kentin en iyi suşilerinin Douzo’da yenebileceği ilanının yanı sıra mekânın aynı zamanda Cornell Üniversitesi’nde yemek servisi konusunda master yapmış karizmatik bir sahibi var diyelim: Jack Huang. Klasik japon porsiyonlarının inovatif tarzda sunulduğu Douzo’da boş bir masa bulmak zor olduğu gibi aşçıların hummalı çalışmasını izleyebileceğiniz ve popüler bir buluşma noktası haline gelmiş barda atıştırmanın keyfini de çıkarabilirsiniz elbette.

Stephanie’s On Newbury:

En pahalı butiklerin bir araya geldiği Newbury Caddesi’nin vazgeçilmez köşe taşlarından biri Stephanie’s on Newbury. Alışveriş maratonuna başlamadan önce sıkı bir öğle yemeği gerektiğinde restoranın klasikleşmiş, leziz et seçeneklerine başvurmak sizin lehinize. Elleriniz çoktan dolduysa ve yürümekten bitap düştüyseniz soslarla donatılmış kekleri sizi kendinize getirecektir.

Catalyst:

Catalyst, içeride hâkim olan ambiyansı, mekânın hem sahibi hem de şefi olan William Kovel’a borçlu. Kendisi modern Amerikan mutfağının taze organik ürünlerin titiz bir yorumla yenilenmesiyle başladığını düşünüyor. Bu bakış açısı mönü seçimlerine de yansımış elbette. Listedeki Catalyst Burger ise şehirde kulaktan kulağa yayılan bir lezzet. Kokteyl seçkisine gelince...Biz susalım, gözlerimiz konuşsun!

Akşam Yemeği için En İyi Adresler

Sycamore:

Boston’a kısa bir mesafede, Newton Center’da bulunan Sycamore gurmelerin mutlaka gidip görmesi gereken mekânların başında geliyor. Her daim taptaze ürünlerle hazırlanan mönüler yeni Amerikan ve Fransız mutfağının birbirine olan etkisiyle yaratılmış olmanın izlerini taşıyor. Tüm tabaklarda yakalayabileceğiniz o kasaba tazeliğini özellikle bir balık tabağıyla deneyimlemenizi öneririz.

Mistral:

Mimarîsiyle dikkat çeken South End bölgesinde bir Akdeniz rüzgarı estiriyor Mistral. Romantik iç dekorasyonu ve ferah ön cephesiyle pek çok kez uğramak isteyebileceğiniz bir yer burası. Ünlü restoran şefi Jammie Mammano ve uzmanlaştığı Fransız/Akdeniz mutfağının eşsiz ürünlerinden tatma zevki de cabası.

L’espalier:

Tüm Boston sakinlerinin sokaklarında cıvıl cıvıl dolaştığı şatafatlı Back Bay muhitinde bulunan L’espalier, ödüllü şef Frank McClelland’e emanet. Modern New England ve Fransız mutfağını yansıtan porsiyonları mevsime ve yerelde yetişen ürünlere göre hazırlanmış menü sayesinde seçebilirsiniz. Üstelik L’espalier ziyaretçilerine tadabilecekleri sayısız şarap ve peynir çeşidi sunmakta oldukça iddialı. Gurmeleri kuvvetle muhtemel heycanlandıracak bu ayrıntıyı da not etmekte fayda var.

Grill23:

83’ten beri hizmet veren restoran Grill23 bugün artık tam bir klasik. Uzun yıllardan beri oturmuş mönüsünde herkesin zevkine göre bulabileceği bir alternatif var. Aynı zamanda, bu şık restoran farklı organizasyonlar ve kalabalık gruplar için birçok özel salon imkânı sunuyor. Geleneksel bir 'fine-dining' konsepti için tercih edilmesi gerekenler listesinde Grill23.

Menton:

Adını Fransa ve İtalya sınırındaki tablo güzelliğindeki bir köyden alan Menton, fine-dining için en yeni adreslerden biri. Boston’ın tarihî kırmızı kiremit evlerinin bulunduğu Fort Point’de bulunan restoran mat renkleri hakim kılsa da fütüristik detaylardan vazgeçmemiş. Üstelik Cat Silirie yönetiminde oluşturulan geniş şarap seçkisi, alacağınız akşam yemeği için sizleri bekliyor. Özellikle Amerika’nın yerel üreticilerinden temin edilen şarap çeşitleri yerel dokuyu yakalayabilmek adına kaçırılmayacak bir fırsat.

Asta:

Akşam yemeği sunanlar arasında şehre yeni katılmış bir adres daha: Asta. 'Urban cool' diyebileceğimiz türden rahat havası ile bir bara ancak yeterince uzunsa bar diyebilenleri davet ediyor. 3, 5 ve 8 başlıklarıyla oluşturulmuş menüleriyle bu mekân şimdiden oldukça popüler. Rezervasyon yapmak konusunda elinizi çabuk tutmak lehinize olur anlayacağınız!

Atıştırmalı!

Flour:

Adından da anlaşılabileceği gibi Flour, unla ilgili her şeyi bir sanat eserine dönüştürmüş sofistike bir pastane. Boston’ın dört noktasında hizmet veren dükkânı görenler Harry Potter’ın Diagon Alley’le karşılaştığında hissettiği heyecanı yaşıyor. El yapımı cookie’ler, çikolata soslu pastalar ve mis kokan muffin’ler sizi Hogwarts’a götürüyor. Biz ne bakmaya ne de yemeye doyabildik. Daha fazlası anlatılmaz yaşanır diyelim!

South End Buttery:

Boston’da en güzel kahvelerin içilebilebileceği mekânların başında geliyor South End Buttery. En iyi ve en güzel Amerikalıların kahve sevenler olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Zira bizim tahminimiz, bir avukatın işini bırakıp kahve dükkanı açmaya karar vermesi için elinde mutlaka iyi bir sebebi olduğu yönünde.

Thinking Cup:

Thinking Cup özel olarak Brooklyn’deki öğütme tesislerinden temin ettikleri dünyaca ünlü Stumptown kahvesi ile kahve severler için liste başı olmayı hak ediyor. Özenle seçilen kahve çekirdekleri kokusu üstünde tüten fincanlarla içinizi ısıtıyor. Akşamüstü ansızın bastıran açlığı bastırmanın bir yolu olarak muhteşem 'bagel' ve 'muffin' seçeneklerine de bir göz atın deriz.

The Estate:

The Estate dünya çapında en iyi dans kulüplerinin başında geliyor. Eğlence ve gece hayatıyla anılan Tiyatro Bölgesi’nde bulunan klüp, geniş ve ihtişamlı iç mekânı, sütunlar üzerinde yükselen özel bölmeli balkonları ve uzun kırmızı perdeleriyle gerçekten de bir tiyatro sahnesini andırıyor. David Guetta, Tiesto, Benny Benassi gibi herkesin tanıdığı yıldız DJ’lerin performanslarını sergiledikleri The Estate 2006’da açıldığından beri Paris Hilton, Black Eyed Peas başta olmak üzere birçok ünlünün partilerine de ev sahipliği yapmasıyla biliniyor.

Eastern Standart:

Eastern Standart, hem iyi bir akşam yemeği almak hem de sevdiklerinizle mekânın gözde noktası olan barın diğer tarafına konuşlanarak içkileri yudumlamak için son derece rahat bir seçenek. Kokteyl sevdalılarını da anlarız ama kallavi bira listesini de es geçmeyin deriz.

Rumor:

'Rumor' kelimesi size neyi çağrıştırıyor? Biz bu gece kulübünün adını, tanık olduğu hikâyelerden aldığını düşünüyoruz. Zira mekân şehrin en ‘çılgın’ anlarının yaşandığı yerlerden biri. Haftasonları insanların akın akın geldiğini düşünürsek, gitmeden önce rezervasyon yapmakta fayda var.

Venu:

Jet sosyetenin yıllardır en sık uğradığı mekânların başında geliyor Venu. Geniş alanı sınırsız seçeneği ile geceyi hem süper lüks bir masada geçirebilir hem de bir moda defilesi sonrası verilen partideymişçesine içkinizi yudumlayıp ortama ayak uydurabilirsiniz. Biraz şıkır şıkır olmanın tam vaktidir!

Drink:

Drink adlı mekânımız Boston’ın başarı hikâyelerinden birine imza atmış Barbara Lynch’e ait olduğundan olacak Spirited Awards tarafından dünyanın en iyi kokteyl barı seçilmiş. Buranın ilginç yanı şu; uzayıp giden ve sizi kararsızlığa sürükleyen listeleri bir çöpe atın diyor Drink ekibi. Aklınızda belli bir kokteyl yoksa sevdiğiniz tatları kokteylde yakalamak istediğiniz tarzı anlattığınızda zanaatkâr barmenler sizi şaşırtmak üzere hazır ve nazır.

Alışveriş

INTERMIX:

Amerika’nın birçok eyaletinde tüm alışveriş tutkunlarının müdavimi olduğu bir yer INTERMIX. Bünyesinde Chloe, Stella McCartney, Valentino, Guiseppe Zanotti gibi markaların koleksiyonlarına da yer veren 35’den fazla butiği barındırıyor. Bu özel butiklerde hem son moda sezon takımlarına göz gezdirebilir hem de özel butik stilistleriyle iletişime geçip giymekten daima keyif alacağınız bir hayali gerçeğe dönüştürebilirsiniz.

Serenella:

Alışverişin en keyifli bölgesi Newbury caddesi üzerinde 1980’den beri hizmet veren bir yer Serenella. Avrupa’nın en şık tasarımlarını Boston sakinleriyle tanıştırmak ve özellikle kadın müşterileri için kendilerine en uygun tarzı bulmalarında yardımcı olmak yegâne amaç. Askılarında Bottega Veneta, Belstaff, Balmain, Pucci, Nina Ricci gibi klasik markaların parçalarını bulmak mümkün olduğu gibi yeni tasarımları sıkı sıkı takip edenler için mağazanın Giambattista Valli, Cedric Charlier gibi isimlerin ürünlerini de beğeniye açtıklarını duyuralım.

Sowa Open Market:

South End bölgesinde her sene Mayıs ayı ile açılışını yapıp Ekim’e kadar üç ana blokta kuruluyor Sowa, yani Boston’ın en renkli, en alternatif açık pazarı. Bir bölgede sadece mobil büfeler dururken diğer bir yanda her türlü yerel çitflik ürünlerinin bulunduğu The Farmers Market bulunuyor. Aradığınız her türlü el işi, hediyelik eşya, takı ve dahası vintage parçaları bulabileceğiniz yer ise Arts Market. Açık pazarın belki de en güzel tarafı ise güzel bir giysiniz karşılığında stantlarda beğendiğiniz başka bir giysiyi alabiliyor olmanız!

Moxie:

Moxie baştan sona morlara bürünmüş. Kadınların çocuklar gibi şen, onlar kadar rahat bir şekilde birbirinden tarz kıyafetleri giyip çıkarabilecekleri ve kendilerini o en büyük ayakkabı fetişlerine teslim edebilecekleri bir yer. Farklı tasarımcıların ayakkabılarını müşteriyle buluştuğu Moxie’de ucuz bir seksapelin ve sıradan bir pratikliğin çok ötesinde parçalar bulacağınıza emin olabilirsiniz!

Flat Of The Hill:

Charles Caddesi’ndeki Flat of The Hill tüm sevecenliğiyle 13 yıldır hediye alıp vermekten keyif alan misafirlerini ağırlıyor. Burada Boston’dan ayrılmadan önce tüm arkadaşlarınıza mizah ruhu kuvvetli şık cüzdanlar, mumluklar ve daha pek çok şey bulabileceğiniz gibi uzun bir geri dönüş yoluna çıkmadan önce sizi rahat ettirecek özgün bir çanta da satın alabilirsiniz.

Görülmesi Gereken Yerler

Museum of Fine Arts:

Boston Güzel Sanatlar Müzesi 450.000’i aşan parçasıyla Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en büyük müzelerden biri. Klasik koleksiyonlarda Manet, Renoir, Monet, Van Gogh, Cézanne gibi Fransız empresyonist ve post empresyonistler ağırlıkta. Güncel sergileri de ayrıca görme imkânı var. Perşembe ve cumaları ise 20.45 kapanış saatiyle ziyaretiniz daha rahat olabilir.

Institute Of Contemporary Arts:

Boston Çağdaş Sanat Enstitüsü 1936’da açılmasıyla birlikte Dali, Picasso, Matisse gibi öncülere ev sahipliği yaptı. Gezici sergilerle birlikte enstitüden kimler geldi kimler geçti diyenler için epey uzun bir listemiz daha var. Klasikleri bir kenara koyup çağdaş sanatın bugününü ayrıca merak edenlere hem art-video hem de performanslar açısından da zenginlik arz ediyor.

John F. Kennedy Library:

ABD’nin 1963’de şaibeli bir şekilde suikaste kurban giden başkanı John F. Kennedy hâlâ pek çok kişinin aklındadır. John F. Kennedy Library’de efsane başkanın tüm hayatına, ailesine siyasî kimliğine kitaplık ve müzeden oluşan geniş arşivi sayesinde tanıklık edebilirsiniz.

Isabelle Stewart Gardner Museum:

The Isabella Stewart Gardner Müzesi adını 19. yüzyılın önde gelen aydınlarının başında gelen Isabella Stewart’dan alıyor. Büyük bir seyahat tutkunu olan Stewart hayatı boyunca diyar diyar gezip topladığı sanat eserlerini bu müzede ölümsüz kılmış. Koleksiyon tarihi el yazmaları, mobilyalar, heykel ve tablolardan ibaret 2500’ü aşkın parçadan oluşuyor. Size yine de cazip gelmediyse bu ilginç kadının ünlü yazar Henry James’e büyük katkı sağladığını da eklemiş olalım. 

Boston Children's Museum:

1913’de bir grup eğitimcinin inisiyatifiyle kurulan müzeyi ziyaret hem çocuklar hem de ebeveynler için keyifli bir alternatif. Çocuklar burada kültürden bilime, farklı bir çok alanda kendi yaptıkları deney ve oyunlarla hem eğleniyor hem öğreniyorlar. Müze her gün 10:00 ile 17:00 arası, cuma günleri ise 10:00 ile 21:00 arası açık.

Peabody Museum:

Harward Üniversitesi’nin kampüsündeki Peabody Museum dünyanın en eski arkeoloji ve etnografi müzelerinden biri. Başta Amerika’nın yerli halkları, antik dünya ve Maya uygarlığıyla ilgili her türlü bilgiyi burada edinebilirsiniz. Üstelik bu müzede çeşitli panel ve söyleşiler de düzenleniyor; birine katılmak ilginç olacaktır.

Kitaplar & Filmler

Drew Barrymore’lu Fever Pitch, bir Scorsese şaheseri The Departed, ve bir yıldızlar geçidi olan Mystic River... Tüm bu filmlerin ortak noktası size yola çıkmadan önce Boston’ın şehir atmosferine dair ipuçları vermesi!

"Fever Pitch":

Aynı adlı kitaptan uyarlanan film fanatik bir adamın aşkla imtihanını konu alıyor diyebiliriz. Başrollerini Drew Barrymore ile Jimmy Fallon’un paylaştığı film boyunca romantik çiftin üzerinden çıkarmadıkları Red Sox sweatshirt’leri ilgililerin ayrıca gözlerini doldurabilir!

"The Departed":

Martin Scorsese bir yanına Leonardo Di Caprio’yu diğer yanına Jack Nicholson’ı alır da Boston ve New York sokaklarında sürüp gidecek bir suç filmi çekerse ne olur? Boston’ı bir de bu tür bir aksiyonun içinde düşünelim...

"Mystic River":

Clint Eastwood elinden çıkmış bu film ile Boston yolcuları şehri en gizemli haliyle görebilirler. Sean Penn ve gözlüklü karizmasına şahit olmak yeterli değilse tabii!

Aman Aman!

Eğer aklınızda evlenme teklifi etmek gibi bir fikir varsa siz de neden kült film karelerinden esinlenmeyesiniz? Fenway Park bunun için ideal bir yer! Şaka bir tarafa ister tutkulu bir taraftar olun, ister anti-sportif biri olun kentin ruhunu yakalamak adına mutlaka bir Red Sox Beyzbol maçı izleyin.

Bir diğer ayrıntı: Kış. Evet nehrin, okyanusun, uzun yürüyüş parkurlarının ne kadar cazip olduğunu bilsek de bu şehri kış aylarında tanımakta zorlanabilirsiniz zira sakinleri genelde kara kıştan yakınıyor. Ancak tabi ki bu dünyanın sonu değil; soğuk sevenler için Frog Pont bu zamanlarda bir buz pateni pistine dönüşüyor.

Sıkıcı Bilgiler

Boston her insanın yaşamak isteyeceği türden, ulaşımı, alt yapısı oturmuş rahat bir şehir. Dünyaca ünlü yemyeşil kampüslerin uzayıp gittiği de düşünüldüğünde öğrenci nüfusunun epey kalabalık olduğunu biliyoruz. Çoğu kişinin aklında öğrenci olan şehrin sabahı olmaz gibi bir izlenim bıraksa da Boston’da barlar gece saat 02:00 itibariyle kapanıyor. Eğer gerçek bir gece kuşuysanız gece kulüplerine göz gezdirmenizi öneririz.

Eylül'de Nereye?

Eylül'de Nereye?

“BOSTON”