Brüksel Elinizin Altında

Pasaportunuz, bavullarınız, her şeyiniz hazır, ocağın altı kapalı, bilgisayarınız yanınızda, anahtar elinizde, kapıdan çıkmak üzeresiniz... Durun! Çok önemli bir şey unuttunuz. Buzdolabına astığınız kalori cetvellerine, beslenme ve diyet programlarına gülüp, parmakla gösterip onlarla dalga geçmediniz! Bu çok önemli ritüeli de yerine getirip çıkın ki, içiniz rahat olsun. Çünkü o zaman size hiçbir kalori ulaşamaz. Ne Belçika çikolataları, ne patates kızartmaları ne de Belçika biraları size dokunabilir. Şehir efsanesi değil bu, gerçek. İnanmazsanız bir deneyin. Bir de n’olur, n’olmaz, şehre varınca bir bisiklet kiralarsanız kaloriler, Mahmut Hoca görmüş Hababam Sınıfı gibi kaçışıyorlar; bizden söylemesi.

Brüksel’de yemekten içmekten başka bir şey yapılmıyor mu, boğazdan başka eğlence yok mu kardeşim, diye soranlar oluyor. Fazla uzatmadan sorularınızı cevaplamaya başlıyoruz efendim. Ama o kalori kahkahasını, unutmayın. Öyleyse, haydi başlıyoruz... 

Brüksel

En İyiler

Hotel Odette e Ville:

Brüksel otel rehberinin lüks üyesi Odette’in formülü, 60’lardan kalma zarafet artı cazımsı bir atmosfer. Siyah beyaz fotoğraflarla süslü siyah duvarları, klasik telefonlar, demir merdiven başlıklarıyla lobiden itibaren sizi alıp başka bir zamana götürüyor. Yoldan yeni gelmiş, eli kolu bavullu ve kot pantolonlu halinizle bile girseniz içeri, bir anda yere kadar elbiseniz, dirseklere uzanan eldivenlerinizle salınıyormuş gibi hissedersiniz kendinizi. Bir film noir havası var yani hafiften. Bu retro görüntünün odalarda da şömine ve seramik küvet gibi tercihlerle pekiştirilmesine karşın teknolojik donanımdan da ödün verişmemiş olması, kendisini Brüksel’in en iyi otelleri arasına yerleştiriyor.

Aloft Brussels:

Sıradaki önerimiz, klasik yerine çağdaş, monokrom yerine gökkuşağı tercih edenlere geliyor! Brüksel’in en iyi otellerinden biri başkası olan Aloft Brussels’ın bir özeliği de çevreci, yeşil otelciliği savunuyor olması. Burada güneş, geniş pencerelere karşı uyuyup, gün ışığıyla başlanıyor. Temizlikte doğaya zarar veren kimyasallar kullanılmıyor. Fiyatıyla da çevreci çözümlerden yana olmanın her zaman pahalıya patlamadığının iyi bir kanıtı. Güzel bir Brüksel turunun en zengin öğünü olan kahvaltının yanı sıra, 24 saat boyunca atıştırmalık bir şeyler bulabiliyorsunuz. Seferisiniz diye, rutininizi aksatmak zorunda kalmayın diye, 24 saat kullanıma açık bir spor salonu var. Bir W Hotel girişimi olan Aloft, W’nun daha az havalı ama daha samimi ve çevreci versiyonu gibi.

Pantone Hotel:

Pantone için “renk markası” diye bir isim pekâlâ uydurulabilir. Rengin de markası olur mu demeyin. Pantone’un öyle tonları var ki hemen kendilerini belli ediyorlar bir kere. Kupa, iPhone kabı, boy boy defter, kol düğmesi, ton ölçer skalalar, aplikasyonlar ve yazılımlar üretiyorlar. Brüksel rehberinin ilginç üyelerinden Pantone Hotel, bu renkli tasarım dünyasının genişletilmiş uygulamasını bu defa Brüksel oteller listesinde denemek istemiş belli ki. Her kat farklı bir renk etrafında tasarlanmış. Aydınlık odalarda ufak renk dokunuşlarıyla neşeli yaşam alanları yaratmışlar. Ayrıca otel misafirlerine günlüğü 15€’ya Brüksel’in en güzel, rengârenk bisikletlerini kiralıyorlar.

Hotel Amigo:

Hotel Amigo, heybetli ve ihtişamlı binasıyla dikkatten kaçması imkânsız bir Brüksel oteli. Bir zamanlar hapishane olarak kullanılıyor olması hiç şaşırtıcı değil. Bu masif yapının korku salan bir hali var gerçekten de. Ancak bu ürkütücü görüntünün içinden çıkan çocuk ruhlu yetişkin otel Brüksel’de konaklama adresleri arasına girivermiş. Odaların ve süitlerin stilleri değişkenlik gösterecek şekilde tasarlanmış. Ortak özellikleri geniş, ferah, rahat ve yumuşak olmaları. Tasarımının ucundan kıyısından Hergé de bulaşmış; duvarlarda Tintin ve Milu’yla karşılaşmak mümkün.

The Steigenberger Grandhotel:

Brüksel yürüyüş rotalarının simgesel duraklarından biri haline gelmiş Manneken Pis ve Avrupa Birliği resmi binalarına yakın bir mesafede konforlu bir seçenek olan The Steigenberger Grandhotel ‘Brüksel’de nerede kalınır?’ gibi sorularla vakit harcamak istemeyenlerin adresi. 19. yüzyılın ruhuyla 20. yüzyılın modern detaylarının kombin edildiği 225 oda ve 42 süit ziyaretçilerinin tüm ihtiyaçlarını karşılıyor.

Bunlara Da Bakmaya Değer

be Manos:

be Manos, Brüksel otelleri arasında şıklığın kitabını yeniden yazma ününe sahip bir yer. Genelde siyah, gümüş ve beyaz renkler hâkim. Siyah deri ve beyaz döşemelerin yarattığı kontrast, dışarıdan gelen gün ışığıyla çok daha belirgin ve şık bir görünüm kazanıyor. Siyah taşlarla bölünmüş alanlar ve yine siyah taşlardan örülmüş banyolar hoş bir doku katıyor bu teknolojik ve ultra modern yapıya. Brusselicious’ta mevsimlik Brüksel menüleri ve kahvaltı servisi mevcut. Haftalık öğle menüsünü de takip edebilirsiniz. Ayrıca her zaman Be Lella Restaurant ve Be Manos Bar’ı da Brüksel’de keşfedilecekler arasında. Spa’sı da yine siyah deri ve beyaz pamukluları bir araya getirerek rahatlamanızı sağlıyor.

The Hotel:

Brüksel’in en ünlü alışveriş caddesi Avenue Louise üzerinde kapılarını açan The Hotel, yeniden canlandırılmış 421 oda ve süitiyle de konuklarına muhteşem bir Brüksel gezisi vaat ediyor. Akşam yemekleri için ise çok uzaklara gitmenize gerek olmadığı aşikâr, yeşil ağaçların kuşattığı restoranda damak zevkinizi tatmin etmek pek zor değil. The Hotel’in yarattığı oda konforundan zengin sofralarına kadar sizin adınıza her şeyi düşünmesi onu Brüksel otelleri arasında bir adım öne çıkarıyor.

Hotel Bloom:

Burası, pek çok sanatçının bir araya gelerek tasarladığı yaratıcı Brüksel otellerinden biri. Bloom için 287 genç sanatçı bir araya getirilmiş ve odaların duvarlarını kendi gönüllerine göre renklendirmeleri istenmiş. Toplamda 7 tipte 305 odası var. Minibara da yalnızca maden suyu koyuyorlar. Gerisini, otelin Grab&Go köşesinden kendi zevkinize göre doldurabiliyorsunuz. Otelde genel olarak beyaz hâkim. Renkler ortalığı çocuk bahçesine döndürmeyecek şekilde serpiştirilmiş. Böylece modern ve genç bir ortam yaratılmış. Sağlıklı ve zinde bir gün geçirmeniz için spor salonu ve kahvaltı servisiyle de emrinize amade.

Hotel ibis Styles Brussels Louise:

Bir zamanın White oteli, yeni sahibiyle isim değiştirdi ama o iç açan, nefes aldıran beyazlığından hiçbir şey yitirmedi! Odalar hala beyaz ve sadece yatak, masa ve sandalyeden ibaret. Sıkıcı mı? Asla çünkü her odada başka bir çağdaş Belçikalı tasarımcının tasarımı bulunuyor. Kiminde koltuk, kiminde sandalye, kiminde de ayna biricik bir tasarım ürünü. Odaların hepsinde ufak bir de balkon var. Konum olarak da Brüksel turuna başlamak için ideal bir noktada; şehir rehberinde görülecekler listesinde yerini alan pek çok esere de yakın bir yerde bulunuyor. Şehre kendi balkonunuzdan bakmak da bir anda uzun zamandır bu şehirde yaşıyormuşsunuz gibi tatlı bir his doğuruyor.

Hotel Café Pacific:

Pacific zamanı hissetmeye önem veriyor. Bir otele girerken bir parça değişiriz ve bir otelden çıkarken de bir parça değişmiş olarak çıkarız diyor. Bu yüzden de arada geçen zamanın farkında olmanın güzelliğine dikkat çekiyor. Brüksel’de görülecekler arasında artık otelin 5 farklı tipte 12 odası var. Tümünde Marakeş merkezli bir tekstil markası olan Mia Zia ürünleri kullanılmış. Standard ve Deluxe’te beyazın, Mezzanine’de bordonun hâkim olduğu görülüyor. Superior’da çatının eğimli tavanı altında, baş ucunuzda Woody Allen ve Spinoza’ya ilham kaynağı olmuş Casanova’dan bir alıntıyla uyuyorsunuz. Ayrıca otel etrafındaki pek çok mağazada da özel indirimler sağlıyor.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Toucan Brasserie:

Güneşli Brüksel caddelerinde pür neşeyle uzun bir yürüyüşten dönüyorsunuz ve mideniz artık hafifçe fısıldıyor: ‘nerede yemeli?’ İşte o an Aladdin’in sihirli lambasını okşamışsınız gibi köşede beliren mekân Toucan Brasserie, Brüksel'de güzel bir yürüyüşün ardından düşler diyarında yenecek öğle yemeği için ideal bir nokta. İç dekorasyonun şıklığı güzel bir akşam sofrasını taşıyacak nitelikte olsa da, sokak üstü hasır sandalyelerine serilip hafif seçenekler sunan vejetaryen menüsüne göz atmak akıllıca duruyor.

La Quincaillerie:

La Quincaillerie, Brüksel oteller rehberinin en zor gözüken adaylarından. Bu söylemesi imkânsız gibi görünen kelime, ‘hırdavatçı’ manasına geliyor. Bir zamanlar bir hırdavatçı dükkânının yaşadığı bu mekân, şimdi çok şık bir brasserie’nin evi. Bu değişimler sırasında 100 yılı devirmiş halinden tavrından hiçbir şey kaybetmemiş. Hem masalsı hem de endüstriyel bir stili var. Scorsese’nin Hugo’da yarattığı atmosferi anımsatıyor biraz. Demir merdivenleri bir geminin makine dairesini hatırlatıyor. Dev saat ise tren garlarını anımsatıyor. Gelelim yemeklere... Brüksel’de ne yenir diyorsanız, işte size ideal bir brasserie menüsü. Öğlen ve akşam için iki farklı menüsü var. Hatta sırf istiridye ve diğer kabuklular için ayrı menü daha var. Şarap menüsü de bu stile ve menüye yakışacak bir titizlikle belirlenmiş.

Cook and Book:

Cook and Book A ve B olmak üzere iki bloktan oluşuyor. Bu iki blokta toplam dokuz ayrı kitabevi ve iki Brüksel restoranı bulunuyor. Kitaplıklar çizgi roman, mutfak, roman, seyahat, sanat gibi bölümlere ayrılıyor. Sanki pop-art üzerine pop-up bir kitabın içindesiniz. Böyle tatlı mı tatlı, uçuk mu uçuk bir kitapçı ve kafe olan Cook and Book, Brüksel’de nereye gidilir diye soruşturanlara tavsiye edilmez de ne yapılır!

Ellis Gourmet Burger:

İçindeki koyu deri koltuklar ve masalara rağmen oldukça samimi ve rahat bir Louisiana hali, tavrı var. Sadece hamburger ve hamburgeri tamamlayan yiyecekler sunuyor. Brüksel’de en iyi hamburger fırsatını tepmek istemeyenlere Ellis Special-Bacon ve Louis Cheese diyor ve ünlem işaretleri sıralıyoruz. Daha farklı gurme bir tat arayanlara Blue Cheese Madness ve Rossini bir aydınlanma yaşatabilir. Vejetaryenler için soy burger ve Brüksel turunda bile kalori yapanlar için salata seçenekleri de bulunuyor. İçecek menüsünde kola ve milkshake gibi klasiklerin yanında alkollü seçenekler de bulunuyor.

Mamy Louise:

Şehirde birden fazla şubesi olmakla birlikte Brüksel’in en ünlü caddesi Avenue Louise şubesi için esas mekânları diyebiliriz. Tam bir Fransız bistrosu. Çok zevkli bir dekoru ve çok lezzetli bir menüsü var. Akşam kapanmadan yetişmek şart. Özellikle hafta sonu brunch’ları Brüksel’de yapılması gereken meşhur aktivitelerden. Gün içinde öğle yemeğine gidenlere domates çorbasını ve tart çeşitlerini tavsiye ederiz. Kısa bir soluklanma için de uğranabilir. Girişteki barında oturup, bir kahve molası vermiş olursunuz.

Akşam Yemeği

Le Chalet de la Foret:

Hayır, burada yapılan şey yemek olamaz. Olsa olsa allanmış pullanmış kara büyü. Ormanın içinde bir malikâneye saklanmaları da bu yüzden olsa gerek! Ama biz tabii ki Şef Pascal Devalkeneer ve ekibini saklandıkları yuvalarında yakaladık ve işte Brüksel şehir rehberinde kendisini ifşa ediyoruz. Artık o mutfakta ne yapıyorlarsa, sonuç damağınıza masaj yapıp, dilinizi uyandırıyor, ağzınızı şımartıp gözünüzü gönlünüzü açıyor. Olur şey değil!

Midi Station:

Midi İstasyonu’nun hemen karşısındaki restoran. İstasyon binası ve çevresi Jean Nouvel’in dokunuşlarıyla fütüristik bir görünüm kazanmış durumda. Vejetaryenler için ayrı bir başlığa başlamanın mümkün olduğu genel menüsünün yanı sıra deniz ürünleri ve istiridye menüsü de Brüksel’de keşfedilmesi gereken lezzetleri barındırıyor. Şarap menüsü gayet iyi; bira menüsü Belçika standartlarında hayal kırıklığı. Kül Kedisi’nin eve dönme saatinden itibaren Brüksel’in en iyi gece kulüplerinden biri olan Midi Station’da Mad Men ilhamlı Old Fashioned, Sex and the City ilhamlı Cosmopolitan, Bond stili Martini ve Big Lebowski White Russian’ları sizi, Avrupa jet sosyetesinin ruh haline programlayacak kokteyllerden birkaçı.

Brasserie Bijgaarden:

Koyu ahşap duvarları, şöminesi, gösterişli avizesi altındaki siyah masaları ve deri koltuklarıyla resmi ve şık atmosferiyle mekân Brüksel’de akşam yemeğinin adresi. Menü biraz İtalyan, biraz Fransız. Başlangıçlarda carpaccio, sonrasında ravioli ve risotto çeşitlemeleri görülüyor. Kırmızı etli ve somonlu seçenekler de ağırlıkta. Çocuklar ve vejetaryenler için de birkaç seçenek bulunuyor.

Comme Chez Soi:

Gelelim Brüksel’in en iyi restoranına, ya da en lüksü mü deseydik? 27 yıllık bir 3 Michelin yıldızlı dönemin ardından, 2006 yılında yıldızları 2'ye inmiş. Ama havasından bir şey kaybetmediğinden emin olabilirsiniz. Art Nouveau dekoruyla övündükleri salona buyurabileceğiniz gibi, “mutfakta” da yemek isteyebilirsiniz. O zaman sizi, şefi çalışırken izleyebileceğiniz bir masaya alıyorlar. Şarap mahzeni ise bir Brüksel müzesi sayılabilecek ölçekte. Şartlar el veriyorsa akşamı öğlene tercih edin. Tatlı ve peynir menülerini de es geçmeyin.

Strofilia:

Yunan yemekleri Brüksel’de nerede bulunur canım şimdi demeyin, Strofilia’ya şehir rehberine ekleyiverin. Yerden göğe taşla örülmüş mekânda kendinizi Ortaçağ’dan kalma bir tavernada gibi hissediyorsunuz. Biraz ilerde de kendinizi şarap kasalarının parçalarından örülmüş duvarların arasında buluyorsunuz. Evini, yemeklerini çabuk özleyenler için dekor faslını geçip yemeklere geliyoruz. Soğuk/sıcak meze, salata, ana yemek ve tatlı başlıklarına göz gezdirirken fava, cacık, dolma ve revani gibi seçenekler, Brüksel’de akşam yemeği nerede yenir size gösterecektir zaten. Artık bunlar da hasretinizi gidermezse, çıkar gelirsiniz ne yapalım.

Le Selecto:

Selecto kendini ‘Bistronomie’ olarak tanımlıyor. O da ne? Bistro ve gastronomie kelimelerini birleştirip böyle bir melez tür yaratmışlar kendilerini tanıtacak. Daktilodan çıkmış gibi görünen menüsü ve tahta masalarıyla bu alçak gönüllü bistro Brüksel şehir rehberinin keşfedilecek köşelerinden. Mutfak ise, Michelin yıldızlı. Sadece sağlıklı ve doğal koşullarda yetişmiş malzemeler giriyor mutfağa. Atmosfer ise rahat ve samimi. Şehrin zevk sahibi genç nüfusu burayı boşuna tutmuyor belli ki.

Au Vieux Bruxelles:

Burası Belçika’da gidilecek yerlerin en sevimlisi. Duvarlardan sandalyelere her şey tahta. Masaların üzeri kırmızı beyaz kareli örtülerle örtülmüş. Ve de her yemek, yanında patates kızartmasıyla geliyor! Daha ne kadar güzelleşebilir diye düşünürken, önünüze Brüksel’deki en iyi midyeler geliyor. O an büyük bir aydınlanmayla herkesin ne demek istediğini anlıyorsunuz. Hem bir kere burası 1882’den beri burada. Çünkü midyeciler gelir geçer ama Au Vieux Bruxelles gibisi bulunmaz.

Çikolata Atıştırmalı!

Belçika’da 2.130’dan fazla çikolata dükkânının olduğu ve yıllık çikolata üretiminin 172.000 tona çıktığı söyleniyor. İyi bir çikolatacı bulmak için bu Brüksel rehberine pek de ihtiyacınız yok anlaşılan. Biz yine de zamanı az olanlar ve garantili adres arayanlar için birkaç seçenek derlesek üç beş dua - ya da çikolata – hak ederiz diye düşündük:

 

Biscuiterie Dandoy:

Dandoy, duyularımızı kıpırdatmak için, 180 yıllık test edilip onaylanmış tariflerini kullanıyor. Tamamen doğal malzemelerle kurabiye, kek ve çörek çeşitleri sunan mekân, Brüksel’de keşfedilmesi gereken bir dünya.  Speculoos, Pain à la Grecque ve Pain d’Épices en ünlü spesiyalleri. Brüksel’de 6 şubesi bulunuyor. Satış ağlarını genişletmiş olsalar da, tüm ürünlerini elde yapıyorlar. Çekici vitrinine kayıtsız kalmak mümkün değil.

Leonidas:

Leonidas yayıldıkça ününü de beraberinde götüren bir çikolata butiği. Şubeleri yayılsa da yuvası her zaman Brüksel şehir rehberinin bu köşesi olmuş. Gerçi şimdilerde üretimini Belçika’dan ABD’ye taşıdığı söyleniyor. Ama kalitesi ve tadı her zamanki gibi olunca fazla da merak etmiyor insan. Bitter, beyaz, sütlü, karamelli, hindistancevizli, bademli, likörlü ve daha pek çok çeşitte çikolata ustalıkla üretilip bir araya getirilmişken Brüksel’de görülecek yerler listemize eklemeden edemiyoruz Leonidas’ı.

Wittamer:

Wittamer, baba mesleğini devam ettiren iki kardeşin ünlü çikolata markası. Brüksel şehir rehberindeki biricik ve orijinal mağazalarının dışında Japonya’da 13 alışveriş merkezinde standları ve dükkânları var. Makaronlar da şık kutulara dizi dizi dizilmiş durumda. Şömineli ve birkaç masalı salonlarında sabah ve öğlen çay eşliğinde tatlı bir şeyler atıştırmak keyifli bir Brüksel turunun en kıymetli anı olabilir.

Marcolini:

Pierre Marcolini Brüksel’de çikolatanın kitabını baştan yazan bir isim. Çikolatanın saf hali onu her zaman çok heyecanlandırırmış ve aromasının çok zengin olduğunu düşünürmüş. Yıllarca saf çikolata servis etmeyi hayal etmiş ve sonunda başarmış. Dünyanın pek çok yerindeki mağazasında Marcolini, müşterilerine saf çikolata sunuyor. Ama tabii teklif var, ısrar yok. Dilerseniz viskili, likörlü, meyveli, kahveli çikolatalarını, bisküvi çeşitlerini, makaronlarını veya dondurmalarını da lüpletebilirsiniz.

Le Chocolatier Manon:

El yapımı çikolata çeşitlerinin arasında bademli, kahveli, meyveli, konyaklı ve karamelli olanlara rastlamak mümkün. Ayrıca 20-35 kişilik bir grupla bir buçuk saat boyunca üretim fabrikalarını da gezebiliyorsunuz. Hem de öyle Altın Bilet falan bulmanıza gerek yok, 12€ vermeniz yeterli. Pazar günleri rehberli Brüksel turuna da katılabiliyorsunuz. Ancak paskalyadan 3 hafta önce ve kasım, aralık aylarının büyük kısmında yoğunluktan dolayı misafir kabul edemiyorlar.

Mary:

Mary Delluc’ün el emeği göz nuruyla kurduğu bu çikolata butiği, Brüksel’de en iyi çikolata nerede yenir bulmak isteyenler için harika bir nokta. Burayı 1919 yılında açtığında aristokratların ve asillerin favori mekânlarından biri haline gelmiş. Şimdilerde birkaç tane şubesi olsa da Mary pek markalaşmış ve yayılmış bir yer izlenimi vermiyor. Her şubesinde Delluc’ün zevkli ve sade stili hâlâ hissediliyor. Ayrıca Mary de üretim alanını meraklılara açan isimlerden biri olduğu için atölyesinde bir gezi ve tadım turunu Brüksel’de yapılacaklar listenize ekleyebilirsiniz. bir buçuk saatlik bir çikolata yapım workshop’una da katılabilirsiniz.

 

Fuse:

Bir cumartesi akşamı buradaki kalabalığın sarf ettiği enerjiyle belki tüm şehrin elektrik ihtiyacı karşılanabilir. Zira şehrin ünlü DJ’leri, Brüksel’in en iyi barlarından birinde bu müthiş kalabalıkla buluşuyor. Ve bu kalabalık etraftaki üstsüz dans eden erkeklere aldırmadan tekno müzik ve neon ışıklar eşliğinde çılgınca dans eden bir kitleyle dönüşüyor.

Belga Queen:

18. yüzyıldan kalma bir binada birkaç bölümden oluşan bir Belçika restoranı ve kulüp kompleksi olarak tanımlanabilir Belga Queen. Yemekten sonra insanların birer ikişer ortadan kaybolduğunu fark ederseniz şaşırmayın. Çoğu alt katta ikamet eden Brüksel’in en ünlü barından birine iniyor. Restoranı oldukça şık ve klasik bir görünüme sahip. Bar, akşam saat yediden itibaren açılıyor. Zaman zaman caz gruplarının canlı performansları oluyor. Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi günleri ise saat ondan sona DJ performanslarının gerçekleştiği bir gece kulübü oluyor.

Jeux d’Hiver:

Jeux d’Hiver’in özel üyelik sistemi onu Brüksel’de keşfedilecek gizemli bir güç yapıyor sanki. Rezervasyonlarda üyelere öncelik tanınıyor ancak üye olmayanları da kabul ediyorlar. Akşam yemeğini restoran kısmında yemek, gece kulübüne girişinizi garantileyebilir. Restoranda da temposu giderek yükselen miksleri, geceyi yavaş yavaş hızlandıran DJ performanslarıyla Brüksel’de görülmesi gereken bir atmosfer yaratılıyor. Kulüp kısmı modern, genç ve eğlenceli. Burası gibi bir yer açmak üniversiteli birkaç arkadaşın fikri olarak doğmuş. Pek “öğrenci yeri” olduğu söylenemez ancak dinamik ve trendleri takip ettiği aşikâr.

Barabar:

Tuğla duvarlı ve bar tabureli klasik görüntüsüne aldanmayın. Burası sadece 80’lik dedelerin sakin sakin bira içtiği ve langırt oynadığı bir yer değil, 18’lik gençlerin çılgınca dans ettiği, Brüksel’de nerede eğlenilir diyenleri bir bir içine çeken bir adres. Gecenin ilerleyen saatlerinde masalara çıkanlar bile görebilirsiniz. Barabar’ın kendisi pek sakin durmayı sevmeyen bir bar zaten.

Le Roy d’Espagne:

Bu 17. yüzyıldan kalma bar, Ortaçağ’dan kalma bir han gibi görünüyor. Meydandaki mekânında, dışarı taşmış masalarında tarihi atmosferin içine girebilir, özel Belçika biralarından tadabilirsiniz. Özellikle Türkiye’ye hiç gelmeyen, değişik markaların tadına bakmak herhalde Brüksel’de yapılması gereken ilk şeylerden biridir.

Alışveriş

Siblings Factory:

Brüksel’de alışveriş keyfi şehrin tarihi caddelerinden Vieux Marché aux Grains üzerindeki Siblings Factory’de yaşanıyor. Hem eviniz hem de dostlarınız için almak isteyebileceğiniz özgün dekorasyon parçalarının yanında şık giyim rafları arasında dolaşabileceğiniz rahat bir ortam sunan mağaza dönüş vakti gelmeden ziyaret edilecekler arasında.

Martin Margiela:

Martin Margiela, yıllardır moda dünyasının çok bilinen isimlerinden biri. Hem kadın hem erkek koleksiyonu çıkaran tasarımcı, aksesuar, ayakkabı ve çanta tasarımlarıyla da Brüksel’de alışveriş turuna renk katıyor. Son zamanlarda Paris’te tasarladığı otelle ve H&M’le çıkardığı ortak koleksiyonla çok daha geniş bir kitleye ismini belletti. Belçikalı tasarımcı Margiela’nın çarpıcı tasarımlarıyla henüz tanışmadıysanız, Brüksel’de ziyaret edilmesi gereken adresler listenize eklemenizi öneririz. Genelde mağazaları başlı başına bir galeri havasında oluyor.

Stijl:

Ünlü Belçikalı tasarımcıların ürünlerinin satıldığı mağaza, Brüksel’de alışveriş adına daha fazlasını arayanlar için. Aralarında Dries van Noten, Rick Owens ve Ann Demeulemeester gibi dev isimler de var. Çok da küçük alanlara sığdırıldıkları için, koleksiyonların en seçmece parçalarını bir araya topluyorlar. Burayı gezmek uğruna Brüksel uçak bileti bile yakılabilir!

Icon:

Stijl’de bulamadığınız tasarımcılar için Icon’u Brüksel alışveriş rehberine ekleyebilirsiniz. Stijl’deki kadar ünlüler de var, ismi henüz taze olanlar da. Daha çok kadın ve çocuk koleksiyonu çıkaran tasarımcıları ağırlıyorlar. Ama bu demek değil ki erkekler için hiçbir şey yok. Tersine çok daha rafine bir seçki sunulmuş.

Hunting and Collecting:

Hunting and Collecting, Adidas’dan Givenchy’e pek çok markayı bir arada bulabileceğiniz bir butik. Burayı Brüksel’de ziyaret edilmesi gereken bir adres yapan ise markaların her ürününü koymak yerine kendi konseptlerine ve stillerine uyanları seçiyor olmaları. Kriterleri hakkında fikir sahibi olabilmek için, içeri şöyle bir burnunuzu uzatmanız yeterli. Tıkış tıkışın tam tersi, yarı boş gibi görünüyor. Etrafta ağacımsı büyük bitkiler ve çadır iskeletleri altında sergilenen kıyafetler görüyorsunuz. Doğayı ve endüstriyel tasarımı minimal bir dokuda buluşturdukları hemen kendini belli ediyor.

This is Mapp:

Mapp, Brüksel alışveriş rehberinin en cool ve ünlü mağazalarından biri. Fransa ve İtalya gibi Avrupa ülkelerinde ün kazanmış modacıların tasarımlarını bir araya getiriyorlar. Kadın, erkek, aksesuar koleksiyonları ve parfüm alışverişi için genç nüfusun karşı koyamadığı bir yer. Ayrıca plaklar, moda dergileri ve kitaplarından da iyi bir seçki oluşturmuşlar.

Serneels:

Hep filmlerdeki gibi bir oyuncak dükkânı hayal edenlerin Brüksel’de ziyaret etmeleri şart bir yer Serneels. 1959’dan beri hem çocukları hem büyükleri mutlu ediyorlar. Peluş hayvanlar, tahta atlar, kurşun askerler, kuklalar, müzik kutuları, şaka paketleri, bebek aksesuarları ve daha pek çok bildiğimiz oyun ve oyuncağın nostaljik hallerini burada bulabilirsiniz.

Tintin Boutique:

Eh, Brüksel’de nerede gezilir demişken Tintin’e saygılarımızı sunmadan çıkamazdık. Çizgi romanların yanı sıra figürler, tişörtler, fincanlar, çantalar, saatler ve ofis malzemeleri bulabilirsiniz.

Papeterie Anglaise:

İnsana durduk yere yeni bir hobi veya zevk kazandırabilecek bir mağaza. Puro aksesuarları insanı sigaraya başlatabilir mesela. Kalemlikler, silgiler ve kalem kutuları bilgisayar klavyelerine karşı antipati yaratabilir. Ve kravat iğneleriyle kemerler Brüksel’de alışveriş turuna kabarık bir fatura çıkarabilir. Anlayacağınız çok tehlikeli bir yer, sakın gitmeyin!

Müzeler

Royal Museum of Fine Arts:

Brüksel müzeler rehberinin olmazsa olmazlarından Royal Museum of Fine Arts aslında dört müzelik bir kompleks. Ana binada 15. yüzyıldan günümüze 20.000 eser sergileniyor. Eserlerin çoğu Belçikalı sanatçılara ait.

Comic Strip Center:

Belçika, dünyada çizgi roman alanında en üretken ülkelerden biri. Belçikalı ünlü karakter Tintin de malumunuz. Belçika tarihi ve çizgi romanlar arasında hızlı bir tura çıkmak, Brüksel’de keşfedilecek başka karakterler ve ustaları görmek için yaşınızdan başınızdan utanmadan gidin.

Moof (Museum of Original Figurines):

Moof, çizgi romanlardan ziyade çizgi karakterlere adanmış bir Brüksel müzesi. Çizgi romanlardaki mekânlar ve karakterlerin burada 3 boyutlu, büyüklü küçüklü hallerini görmek çok eğlenceli oluyor.

Horta Museum:

Horta Museum ismini Victor Horta’dan alıyor. Kendisi Art Nouveau mimarisinin önemli zatlarından biri. Horta’nın eski evi ve atölyesi müze haline getirilmiş. Horta’nın tasarladığı en ünlü üç yapı olan Hotel Tassel, Hotel van Eetvelde ve Hotel Solvay binaları UNESCO tarafından dünya mirası kabul ediliyor ve elbette Brüksel’de görülecekler arasında yerlerini alıyorlar.

Magritte Museum:

Müzede René Magritte’in eserleri kronolojik bir düzenle sergileniyor. Sürrealizmin en önemli isimlerinden biri olan Magritte’i yakından görmek gerçekten heyecan verici. Müzenin mağazasına uğrayıp, üzerinde “Ceci n’est pas une pipe” yazılı bir tişört kapmak da Brüksel’de mutlaka yapılması gereken işlerden biri tabii.

Bira Müzesi:

Grand Place’da bulunan ve Brüksel müzeler rehberinde ayrı bir yere sahip müzede bira yapımında kullanılan tarım ürünlerini, araç gereçleri görebiliyorsunuz. Hem Ortaçağ’daki üretim aşamalarını hem de modern üretim teknolojilerini tanıma fırsatı buluyorsunuz. Bira seçiminin nasıl yapılması ve ne şekilde servis edilmesi gerektiğiyle ilgili de bir şeyler öğrenmek mümkün.

Gitmeden Göz Atılacaklar

‘Bu Bir Pipo Değildir’:

Kitap Foucault’nun Magritte’in eserleri üzerine yazdığı denemelerden ve Magritte’in iki mektubundan oluşuyor. Magritte’e ilgi duyan ve müzesini gezmeyi ancak tüm bunlar için Brüksel’de nereye gidilir diye soranlara tavsiyemizdir.

Belçikalı Çizgi Karakterler:

Malum Belçika çizgi karakteri zengin bir yer. Tintin dışında kimler geldi kimler geçti şöyle bir sayacak olursak, Lucky Luke (nam-ı diğer Red Kit), Şirinler, Spirou akla ilk gelen isimler. Dilerseniz gitmeden buraya göz gezdirin, dilerseniz Brüksel’de alışveriş namına sıkı bir koleksiyonla ülkey geri dönün.

Modern Belçika Sineması:

Bir dönem büyük yankı uyandırmış olan ‘Lorna’s Silence’ ve ‘Misfortunates’ın ikisi de Belçikalı. Her ikisi de uluslararası festivallerde ses getirmiş filmler. Bakalım beğenecek misiniz...

Sıkıcı Bilgiler

Zaventem Havaalanı’ndan şehir merkezine taksiyle gitmek 20-25 dakika sürüyor ve 50€ tutuyor.

Brüksel gezisinde toplamda 30 müzeye ücretsiz girebilmek için Brussels Card alabilirsiniz. Kartın bir gün için ücreti 24€, 2 gün için 40 ve 3 gün için 34€. Kartın geçerli olduğu günlerde toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabiliyorsunuz. Ayrıca şehrin bir haritası ve Brüksel müze rehberi hediye ediliyor. Bu kartla aynı zamanda restoranlarda ve mağazalarda indirim kazanıyorsunuz.

Brüksel bisikletle gezmeye çok müsait bir şehir. Pro Velo ve Villo bisiklet kiralayabileceğiniz adresler.

Servis ücreti hesaba dahil oluyor. Restoranda, takside bahşiş bırakmaya gerek yok. İlle bırakmak isteyenler hesabı yukarı yuvarlayabilirler.

Polis için 101, ambulans için 112 veya 100 aranıyor.

Söz Şehirlerde

Ben Brüksel

“Ben Brüksel”