Bükreş Elinizin Altında

Romanya 2007 itibariyle Avrupa Birliği’ne girdiğinden beri epey değişim geçirdi, gelişti, büyüdü. Tüm bu değişim, namı 'Balkanlar'ın Paris’i' olarak duyulan masalsı başkenti Bükreş’i daha da güzelleştirdi elbette. Şehir hem Bizans kalıntılarını, hem Osmanlı kültürünü, hem de komünist rejimin etkisini aynı anda ve parça parça sürdürmesi bakımından oldukça ilginç bir mozaik teşkil ediyor. Yemyeşil ulu ağaçların gökyüzünü tondan tona boyadığı, Barok mimarinin eşssiz örnekleri, eski merkez Lipscani’de, Arnavut kaldırımlarının üzerinde sıra sıra diziliyor bu kentte.

Dünyanın en güzel parklarında uzun yürüyüşler yapıp bu toprakların temiz havasını içinize çekebilir, doğaya hayranlıklarınızı dile getirebilirsiniz. Öte yandan, dar sokaklarında kendinizi kaybedip renkli ve Avrupaî dükkânları teftiş edebilir, komünist rejimin yıkıntılarının temizlenmesiyle birlikte birer birer açılan sevimli kahve dükkânlarında mola verip bu bohem burjuva hayatı yakından tanıyabilirsiniz. Bükreş gibi bir kentte yapabilecekleriniz bu kadarla da sınırlı değil üstelik. Neredeyse her sokağından tarih fışkıran kentte ziyaret edebileceğiniz ve hepsi ayrı bir döneme dokunan onlarca müze var. Kültürel açıdan ise tiyatrolarıyla, gündelik hayatın akışıyla, Berlin’le kıyaslanıyor artık Bükreş. Nihayetinde doğayla kültürün bu kadar güzel bütünleşebildiği kaç kent vardır, değil mi?

Bükreş

En İyiler

Grand Hotel Continental:

Tarihi dokusunu korumakla beraber Bükreş’in en zengin muhitlerinden biri olan Victorieri Caddesi aynı zamanda bir sanat harikası olan Grand Hotel Continental’ı ağırlıyor. Dört sene süren restorasyonun ardından bina, hem geçmiş yüzyılın tüm heybetini taşıyor, hem de konuklarına en son teknolojiyle donanmış odalarında konaklama keyfi yaşatıyor. Otelde, dökümlü perdelerin, antika mobilyaların kullanıldığı İtalyan şıklığına örnek 59 odası olduğu gibi geniş bir finans merkezi ve sadece bu tür faaliyetlere ayrılmış özel servisleri de mevcut.

Pullmann Bucharest:

Şehrin finans merkezi olarak anılan World Trade Center binasında yer alan 4 yıldızlı Pullman Bucharest’de aradığınız her şeyi bulmak mümkün. Havaalanına 15 dakika, şehir merkezine ise 5 dakika uzaklıkta oluşuyla ulaşım açısından çok cazip bir seçenek. Otel, boydan boya cam giydirme cephesi konforla döşenmiş 203 odası ve süitiyle sizi bekliyor. Üstelik dünyanın dört bir yanından gelen iş adamları ve kadınlarına ev sahipliği yapmasının bir neticesi olarak bünyesinde her türlü mutfağı bulabiliyorsunuz. Hızlı bir öğle yemeği için Power Lunch veya iyi bir akşam yemeği için Barbizon Steak House arasında seçim yapmak mümkün.

Carol Parc Hotel:

Bükreş’in en güzel parklarından Carol Park’ın yanıbaşında Parlemento Binası’nın görkemine karşı inşa edilmiş son derece lüks bir butik otel Carol Parc. Üstelik bugün alışverişin merkezi olarak bilinen kent tarihinde en eski yerleşim birimlerinden olan Lipscani’ye yakınlığı ile ayrıcalıklı bir konumda. En iyi butik oteller listesine giren Carol Park, misafirlerini yüksek tavanlı, ahşap mobilyaların ve altın tonlarının etkisi altındaki 17 oda ve süitiyle konuklarını bekliyor. Bizim naçizane önerimiz ayırttığınız odanın Parlemento Binası'na bakan tarafta olup olmadığından emin olmanız; zira Filaret Hill’den şehre bakmak muhteşem bir deneyim.

Marshal Garden Hotel:

Beş yıldızlı Marshal Garden Hotel’in önceleri turizm acentalığı başlayan hikâyesi Bükreş’e hâkim bir noktada modern havasıyla devam ediyor. Konum olarak Romana Meydanı’na, civardaki hoş restoran ve mağazalara yakınlığı ile avantaj sağlıyor. Her türlü imkânın bulunduğu odalarda beyaz mobilyalar canlı Balkan renkleriyle kombin edilmiş. Otelin en ilgi çekici özelliklerinden biriyse Bükreş’in muhteşem manzarasına karşı kurulmuş yeşillikler içindeki geniş terası. Ristorante Danieli’de dünya mutfağının yanı sıra yerel tarifleri şeflerin sunduğu şovlar eşliğinde tadabilir, Marshall Garden Terrace’da gökyüzünde olduğunuz hissiyle çaylarınızı yudumlayabilirsiniz.

Bunlara da Bakmaya Değer

Casa Capsa:

Casa Capsa, 1852’de kurulduğu tarihten beri Calea Victoriei’de kentin en elit kesiminin izlerini taşıyor. Tarihi dokuyu ve Romen kültürünü yansıtan otelde şaşaalı avizelerden odalarda hâkim olan altın ve toprak tonlarına kadar her ayrıntı Barok tarzının ipuçlarını veriyor. Deluxe room, Junior suit room, Pesidential room gibi seçenekler sunan toplam 60 oda ve suit 5 dakikada Bükreş’in en hareketli noktalarına çıkabilmeyi isteyenleri bekliyor. Turunuza başlamadan enerji depolamak adına Capsa Kafeterya’ya uğrayıp Romanya’ya has lezzetli tatlılardan kendinize hoş bir atıştırmalık yapabilirsiniz.

Radisson Blu:

Tercihini dünya standartlarındaki bir otel zincirinin sunduğu garantiden yana kullanmak isteyenler olabilir. Pek de haksız sayılmazlar. Radisson Blu’da zevk sahibi iç tasarımı, toplam 718 oda ve süiti, dünya mutfağının bulunduğu restoran ve kaliteli lounge bar’larıyla akla konaklama geldiğinde aradığınız her şeyin bulunduğu bir otel. Tüm bunlara ek olarak Radisson Blu bünyesindeki tam donanımlı geniş spor klübü , ruh ve beden dengenizi bulmak isteyenler için farklı spa alternatifleri ve Romanya’nın en büyük kumarhanesi, eğlence ve dinginliği bir arada yaşamak isteyenleri bekliyor.

Epoque Hotel:

Epoque Hotel, Bükreş’in merkezinde Cismigiu Parkı’na kolayca yürüyüşe çıkıp temiz havanın keyfini sürebileceğiniz bir konumda. Şık ve modern detaylara yer verilen 45 süitiyle misafirlerine farklı oda seçenekleri sunabiliyor. Çağdaş Romen kültürü yansıtan bir mimariye sahip olan bu butik otelin L’atelier isimli restoranı ayrıca denemeli. Bükreş’teki en iyi Fransız restoranı olmasıyla övünen mekân aynı zamanda 2013’te en iyi restoran ödülü almış. Gastronomiye yaklaşımlarını 'mutluluk mutfağı' olarak açıklayan ekip size 'fine dining' için hoş bir fırsat sunuyor.

K+K Hotel Elisabeta:

Üniversite, alışveriş bölgesi ve pek çok tiyatronun bulunduğu dinamik bir noktada duruyor K+K Hotel Elisabeta. Avant-garde mimarisi ve iç dekorasyonda ağır basan modern urban sıcaklığı ile bu butik otel 67 oda ve süitiyle hizmet veriyor. Avrupa’nın diğer pek çok kentinde de şubeleri bulunan K+K Elisabeta’nın misafirperverlik konusunda ihtisas yapmış güleryüzlü ekibi operaya bilet ayırmaktan çocuk bakıcılığına her türlü kişisel ihtiyacınıza bizzat koşuyor, hallediyor.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Osho:

Gerçek bir et ziyareti çekmek istiyoruz ama nereye gitsek diye soranların adresi Osho. %100 Angus cinsi sığır etinden temin ettikleri özel dolaplarında beklettikleri onlarca çeşit et sıkı bir steak tabağı için sizler tarafından seçilmeyi bekliyor. Bükreş’de deyim yerindeyse beyaz yakalıların buluşma mekânı olan restoran ahşap mobilyaların kullanıldığı arkadaş canlısı ambiyansıyla sizleri protein dolu bir öğle yemeğine çağırıyor. Tercihini beyaz etten yana kullanmak isteyenler rotalarını hemen yan kapıda Chef Marcos’un idaresindeki danışma masasına çevirebilirler.

DADA:

DADA, restoran olarak değilse de bir giyim markası olarak neredeyse herkesin dilinde, özellikle de 'uyumsuz parçaların uyumu' sloganını yaşam tarzı haline getirmiş sıradışı giyinmeyi seven kadınların. Bu özgün markanın son atılımı da duvarlarını Dali’nin süslediği avant-garde bir atmosfer yaratmak ve lezzetli menüler sunmak olmuş. Her mevsime farklı bir DADA menüsüyle gelen restoran yemeklerinde füzyon yaratmayı ilginç tatlar sunmayı âdet edinmiş. Bu kadar sürreel olan bir restorana gösterilen özel ilgiden dolayı rezervasyon yaptırmayı ihmal etmemenizi hatırlatalım.

Boutique du Pain:

Boutique du Pain, Bükreş’te hem nezih hem de rahat bir ortamda hafif bir öğle yemeği öğünü için tercih edilebilir. Fransız mutfağının göz alıcı tarifleriyle beğeniye çıkan mekânda et, balık ve ev yapımı makarnaya kadar geniş bir yelpazeden seçim yapmak mümkün. Academniei caddesinde bulunan restoranın şarap seçkisinden de faydalanmanızı öneririz.

Morgan La Dud:

Morgan La Dud, sahiplerinin özel zevklerini yansıtan farklı iç dekorasyonu ve yemek tariflerinde kullanılan inovatif tekniklerle gurmelere hitap ediyor. Seçeceğiniz özel tarifleri doyasıya tatmak, yavaş yavaş keyfine varmanız için hazırlanan aristokrasi salonu ya da 'egzotik doğu bahçesi' konseptli salonlara genellikle 'smooth jazz' eşlik ediyor. Bu sıradışı mekânda, özel tariflerin arasında Romanya’da sadece Morgan La Dud’da bulabileceğiniz nefis reçellerle servis edilen kaz ciğeri, yerel yetiştiricilerden temin edilen ördekli porsiyonlar, Fransız usulü fondü de mevcut. Üstelik tüm bu gastronomi harikalarının yanında, restoran, 38 farklı viski çeşidiyle açlığınızdan önce merakınızı gideriyor.

Osteria Gioia:

Mihalanche Bulvarı üzerinde bulunan Osteria Gioia, Romanya’da yayınlanan en seçkin mutfak yazılarının paylaşıldığı Restograf’da en iyi İtalyan restoranı ilan edilmiş. Şık ve sade tasarlanmış mekanın, konukları için hazırladığı menü oldukça geniş. Leziz deniz mahsullü ev yapımı makarnalar ve uzun bir listede karar kılmış aperatif seçkisiyle hafif ve sağlıklı bir öğün geçirmenize fırsat tanıyor.

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

Loft:

Rezidans ve gündelik yaşam alanının iç içe geçtiği modern bir yapı olarak düşünülmüş Metropolis Center’da yer alan Loft, kendi tasarımına da bu modernizmi ve 'hipster' detayları yansıtmış şık bir restoran. Sushi ve sashimi setinden zevkinize göre seçim yapabilir ya da farklı tatları deneyebilirsiniz. Mutfakta inovatif teknikleri kullanmaya öncelik veren Şef Samuel LeTorriellec ise sizi imzasını taşıyan Rossini usulü ördek, özel ahtapot salatası, Loft hamburger gibi alternatifleri de denemeye davet ediyor.

Caru Cu Bere:

Caru Cu Bere sadece bir restoran olarak değil keşif turu kapsamında da ayrıca ziyaret edilmesi gereken Romen kültürünü en özgün haliyle yansıtan noktalardan biri. Eski yerleşim birimlerinden biri olan Lipscani’de yer tutmuş tarihi bina ve restoran 1879’dan beri kent sakinlerini ve dünyanın dört bir tarafından keşfe gelen turist konuklarına açıyor kapılarını. Tipik süslü taş oymalı binanın kapılarından içeri adım attığınızda neden ayrıca kültürel keşif için gelin dediğimizi anlıyorsunuz. Tümüyle ahşaptan oluşan iç mekân, bunların üzerinde yıllar yıllar önce ustalıkla çalışılmış desenler ahşap boyama sanatının örneklerinden. Bükreş’i sonuna kadar solumanıza yardım edecek klasik barı etrafına dizilmiş uzun klasik masaları ve şirin asma katı ile Caru Cu Bere’de ev yapımı bira içmenin keyfi bambaşka.

Casa Di David:

Casa Di David, Bükreş’de uğranılması gereken restoranlardan. Eşsiz bir manzaraya sahip olan şehrin akciğeri niteliğindeki Herastrau Parkı’nın hemen karşısında şık bir yer Casa Di David. İtalyan mutfağının en özel tariflerini tadabileceğiniz mekân yaz aylarında açılan terası ve ayaklarınız altına serdiği benzersiz park manzarasıyla size unutulmayacak bir Bükreş anısı vaat ediyor.

Isoletta:

Isoletta, 2007’de finans dünyasından sanatçılara pek çok ünlünün katılımıyla açılışını gerçekleştirmiş. İç dekarasyonunda klasik bir şıklığın hâkim olduğu restoran geniş ve ferah yüzünü baharda sarı, yeşil ve turuncu tonlarında seyreden masalsı Herastrau gölüne çevirmiş. Isoletta, menüsünde İtalyan mutfağına ağırlık verse de ünlü şeflerinin ellerinden Arjantin spesyalleri de çıkıyor. Israrla üzerinde durulması gereken tavsiyeyse her hafta özel olarak temin edilen taze balık ve deniz mahsullerinden yaratılan özel tarifler. Zengin bir 'fine dining' için Bükreş’de gelmeniz gereken yer Isoletta.

Atıştırılmalı!

Van Gogh:

Van Gogh restoran Bükreş’de şu sıralar herkesin buluşma noktası olarak seçtiği kendilerine yakın hissettiği sıcakkanlı bir yer. Lipscani’de bulunan bu hip mekânın konuklarına geçirmeyi başardığı samimiyet hissi herhalde biraz da beyaz duvar ve sütunlarla ahşap masaların kombinasyonuyla ortaya çıkan salaş Rum havası. Elbette sadece bu kadar değil, ister bir iş toplantısı için gidin ister hoş öğleden sonra hoş bir atıştırmalık keyfi için burada aradığınız bulmak kendinize makul bir tabak ısmarlamak hiç zor değil.

Sugar Club:

Sugar Club şehrin ayrıcalıklı gece klüplerinden biri. Kapıda dizilmiş BMW’ler ve çılgın Hollywood partilerine giriş yaparcasına giyinmiş hanımlar ve beyler bu elit mekânın müdavimlerinden. Bu ünlü club’ın en dikkat çekici yanlarından biri yeniden yorumlanmış farklı bir Rönesans stline sahip olması, zira dans pistinin muhtelif köşelerinde heykellerle karşılaşabilirsiniz. Ancak kendinizi gecenin hızına ve müziğin ritmlerine kaptırdığınıza bu detay önemsizleşebilir. Şehirde geçen en hızlı gecelerin sorumluları Sugar Club DJ’lerine gelince, onlar mekânı farklı house, techno ve euro-pop ritimleriyle ısıtmayı tercih ediyorlar.

Bamboo:

Bamboo, mekânın ortasındaki epeyce büyük olan dans pisti, pistin üzerine doğru sarkan kristaller ve lounge ambiyansıyla şehrin en trendy gece klüplerinden biri. Büyük bir sahnenin üzerinde sergilenen ilginç kostümlü şovlar müzik eşliğinde dans eden hayran hayran bakıp izleyeceğiniz dansçılar ilginizi çekiyorsa Bamboo doğru mekân.

The Office:

The Office şehrin hem en 'trendy', hem en pahalı, hem de en elit klüplerinin başında geliyor. Mekân özel bölmelerden oluşan iç tasarımıyla saat 21:00’a kadar yalnızca New York, Londra’da rastlayabileceğiniz ancak yakınlarına pek de yanaşamayabileceğiniz şahsiyetleri ağırlıyor. Ancak 21:00’dan sonra da burada geçireceğiniz geceye giriş yapabilmek yine de şansa kalmış zira o gece ünlü birinin mekânı özel olarak kapatması durumunda terk etmek gerekebiliyor. Ama sorun değil, çünkü Bükreş'in geceleri sizi asla yarı yolda bırakmıyor.

Beat Of Angels:

Her yılbaşı gecesinde ekranların önüne kurulup elimizde patlamış mısırlarla izlediğimiz Victoria’s Secret defilesinin neredeyse bir simülasyonu cuma geceleri Bükreş’in en hip mekânlarından Beat of Angels’da tekrarlanıyor. Sizi şaşırtacak derecede büyük bir alandaki sahnede gerçekleşen tüm şovlar renkli alevler ve altın yağmuruyla geceyi hızlandırıyor. Doyasıya içmek, kendisini Bükreş’de bırakmak isteyenler listelerine mutlaka burayı eklemeli.

Görülmesi Gereken Yerler

Romanya Ulusal Sanat Müzesi:

Romanya Ulusal Sanat Müzesi, Kraliyet Sarayı’nın içinde bulunuyor. Ülkenin en geniş sanat koleksiyonuna sahip müzenin bulunduğu bina 19. yüzyılda darboğaza girmiş bir aileden devralınıp kraliyetin özel mülküne geçmiş. Yeniden restore edilen müzede ziyaretçiler, el yazması İncil’ler, dönemsel olarak ayırt edilmiş freskler ve daha da önemlisi 20. yüzyıl Romanya sanatına dair en geniş seçkiyi burada bulabilirler. Gitmeye niyetli olan kültür meraklılarının unutmaması gereken şey ise müzenin pazartesi ve salı günleri kapalı olduğu.

Bükreş Belediyesi Müzesi:

İlk olarak 1921’de açılan Bükreş Belediyesi Müzesi 1956’da şehir merkezinde neo-gotik bir tarza sahip olan Sutu Sarayı’na taşınmış. Burada Bükreş’le ilgili yerel ve uluslarası, resmi bir çok belge muhafaza ediliyor. Bükreş’in neredeyse 400 yıllık tarihini yansıtan ve 300.0000 parçalık hazinede Rus, Osmanlı, Avusturya sikkeleri, resmi nişanlar mevcut. Bu geniş koleksiyonun belki de en dikkat dikkat çekici yanı ise 'Kont Drakula" lakabıyla romanlara ilham vermiş, tarih sahnesinde Vlad Tepeş olarak geçen Eflak Prensi’nin 15. Yüzyılda ilk defa “Bükreş” adını kullandığını gösteren belge. Bu açıdan müze, tarih avcılarının ilgisini daha çok çekiyor.

George Enescu Müzesi:

Romanya’nın gelmiş geçmiş en zengin adamlarından biri olan Grigore Cantacuzino adına yaptırılmış muazzam bina 1955’te sanatçı George Enescu’nun hatırasını yaşatacak bir müze haline gelmesi için bağışlanmış. Bükreş’in en şık caddelerinden birinde bulunan ve hâlâ müze olarak kullanılan binanın dışı tamamen Fransız Barok tarzının izlerini taşımakla birlikte art-nouveau unsurlar da kullanılmış. Müzede neler olduğuna gelince, ismini aldığı sanatçı George Enescu’nun hayatı ve çalışmalarına ait belgeler ve fotoğraflar var. Ayrıca sanatçının 4 yaşında hediye aldığı ilk kemanı hâlâ ziyaretçilerin huzurunda.

Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi:

Parlemento binasının içine yerleştirilmiş Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi’nde Romanya’nın en dikkat çeken çağdaş dönem sanatçıları ve eserleri yer alıyor. Burada Romanya yeni dönem sanat anlayışının izlerine dair bilgi sahibi olabileceğiniz gibi, uluslararası sanatçıların parçalarına veya geçici sergilere de tanıklık edebilirsiniz. İçinde bulunduğu Parlemento binası yani diğer adıyla Casa Poporului’yi de rahatça gezebilir, eşsiz terasından şehri kuşbakışı seyredebilirsiniz.

Bükreş Operası:
Operaların o eski havasını süslü oymaları sanat eseri değerindeki tavanlarını ve uzun perdelerini hasretle arayanların ilk gideceği yerlerden biri Bükreş Opera Binası. 1950’lerde inşa edilen Bükreş Operası’nın ilk ağırladığı oyun ise Tchaikovsky’den Maça Kızı olmuş. Günümüzde hâlâ iyi oyunlar sahneleyen operada bir bilet, kültür severleri oldukça tatmin edecektir.

Kitaplar & Filmler

Them:

Fransız-Romen ortak yapımı 2006 tarihli olan film gerçek hikâyelere dayanılarak çekilmiş. Korku filmlerinden vazgeçemeyenler genç öğretmen bir kadının Fransa’dan ayrılıp sevgilisiyle birlikte Bükreş’te bir kır evine yerleşmesinin ardından başlarına gelenleri anlatan Them’i izleyerek ürkebilirler.

Ashes and Blood:

En sevilen Fransız aktörlerinin başında gelen, 8 Femmes filmindeki performansıyla yıllarca dillere düşmüş sanatçı Fanny Ardant’ın bizzat yönetmenliğini yaptığı film “Ashes and Blood” 2009’da Cannes Film Festivali ödülü almış. Film boyunca hissedeceğiniz Yunan tragedya ayrıntıları ve harika sinematografisi bu Fransız, Portugez ve Romen yapımını görülmeye değer kılıyor.

Aman Aman!

Bükreş’e gelip de yapmadan dönmemenizi gerektiren en güzel ayrıntı bira severleri epey mutlu edecek, zira Romen kültürünü yansıtan pub’larda çeşit çeşit ev yapımı bira bulabiliyorsunuz. Eğlenceye düşkün neşeli Romenlerin ellerinden çıkan bu biralar şehri özel kılan ayrıntılardan biri.

Bir diğeriyse kentin tarihi mirasını es geçmemek üzerine bir tavsiye; özellikle komünist rejimin izlerinin giderek silinmesine rağmen o atmosferi içten içe yakalayabilirsiniz. Militari ve Pantelimon bölgeleri böylesi bir gezi için ideal bölgeler; hüzün ve umudu aynı anda hissedebilirsiniz.

Son olarak Romen mutfağına özellikle konsantre olunmasını tavsiye ediyoruz; zira hem ülke, hem de Bükreş, coğrafya olarak yüzyıllarca farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olmanın verdiği bir hoşgörüyle kendi özgün mutfağında hoş tatları bir araya getirmeyi başarmış. Türk mutfağında görmeye alışık olduğunuz yemekleri de görmek pek zor değil. Şaşırmayın, kan çekiyor!

Sıkıcı Bilgiler

Turist olduğunuzda dünyanın neresine giderseniz gidin taksicilerle hoş bir münasebete girebilirsiniz tahmin edersiniz. Bu olasılık pek tabii Bükreş’te de mevcut. Haliyle durak taksilerini tercih etmek mantıklı, konakladığınız otelin ekibine de danışabilirsiniz.

Bükreş bir Avrupa ülkesinde olmasına rağmen sokak köpekleri olan bir şehir. Belediyenin bu konuda çalışmalarına rağmen kesin bir formül getirilememiş, çok sevimli ve dost canlısı olmalarıyla birlikte aramızda korkanlara ani tepki vermemelerini tavsiye edebiliriz.

Son olarak bu yemyeşil doğa harikası kenti elbette yürüyerek keşfedeceğiniz için sağlıklı ayaklar için güzel bir spor ayakkabıya ihtiyacınız olduğunu unutmayın!