Floransa Elinizin Altında

Sanatın nasıl koktuğunu mu merak ediyorsunuz? Öyleyse Floransa’nın yüzlerce yıl öncesini günümüze taşıyan meşhur meydanlarından birine gidin ve kocaman bir nefes alın. Burada sanatın ve eşsiz bir tarihin havaya karıştığını hissedeceksiniz. Tüm dünyanın estetik anlayışını değiştiren Rönesans döneminden kalma eserlerin eşsizliği, Ortaçağ’ın heybetli mimarisi ve Toskana’nın dostane kültürü aynı anda hem zihninizi hem de ciğerlerinizi dolduracak.

Arno Nehri boyunca kurulan bu şehir için açık hava müzesi demekte hiçbir sakınca yok. Heykeller sokakların bekçiliğini üstleniyor âdeta. Daracık sokaklardan dev katedralli kocaman meydanlara doğru çıkarken zaman tünelinde adım adım ilerlediğinizi hissediyorsunuz.

Ve tabii Toskana’nın namı tüm dünyayı sarmış lezzetleri de sanat eserleri kadar özen gösterilmeyi bekliyor Floransa’da. Küçük trattoria’lardan ihtişamlı gurme restoranlara, siz istediğinizi seçin, en iyi zeytinyağlarıyla yapılmış yemekler, yaşama sevinci yayan şaraplar eşliğinde önünüze serilsin.

Nasıl, gerçekten de rüya gibi bir yer değil mi bahsettiğimiz?

Floransa

En İyiler

Hotel Helvetia Bristol Florence:

Floransa’nın en eski otellerinden biri olan Hotel Helvetia Bristol Florence, şehrin tarihle iç içe geçmiş şahsına münhasır dokusunun tamamlayıcılarından... Konuklarını klasik İtalyan mimarisinin de pekiştirdiği bir ağırbaşlılıkla karşılayan bu otel, 19. yüzyıldan kalma binasında lüksü ön plana çıkarıyor. Aristokrasinin kural gözeten hizmet anlayışını kusursuzca devam ettiren Hotel Helvetia Bristol Florence’ta 5 ayrı tarzda oda seçeneği ve ayrıca yine 5 farklı seçenekte suit’i bulunuyor. Girişindeki restoranında Toskana mutfağından, insanı mutlulukla sarıp sarmalayan lezzetler sunan otelin şehrin tam göbeğinde yer alması ise prestijine prestij katan birkaç özelliğinden biri...

Hotel Savoy:

Hotel Savoy’a adım attığınız anda Floransa’nın tarih kokan caddelerinden modern zamanlara doğru geçmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Minimal ve modern dekorasyonuna Floransa’nın sanatsal kişiliğini de taşıyan Hotel Savoy, odalarında ve süitlerinde konfora ağırlık veriyor. Şehir merkezindeki konumu sayesinde turistik gezilerden yorulduğunuz anda soluğu hemen otelinizde, rahat yatağınızda alabilirsiniz. Sağladığı spa ve fitness hizmetleri ile Hotel Savoy sizi daha iyi hissettirmek için tüm kozlarını önünüze seriverecektir. Otelin restoranı L’Incontro ise sakin ambiyansı ve İtalyan mutfağından leziz seçkisiyle ayrıca keşfedilmeyi hak ediyor. 

Four Seasons Hotel Firenze:

Four Seasons oteller zincirinin dünyaca ünlü misafirperverliğini Floransa’da da bulmak mümkün. Şehir merkezine 10 dakikalık bir mesafede yer alan Four Seasons Hotel Firenze, eşsiz dekorasyonuyla konuklarını bir tür zaman yolculuğuna çıkarıyor âdeta. Yüzlerce yıllık klasik İtalyan stilini taşıyan odalarda kendinizi Rönesans döneminde yaşıyor gibi hissedebilirsiniz. Lüks ve gösterişin hâkim olduğu bu otel, 15. yüzyıldan ve 16. yüzyıldan kalma iki saray üzerine kurulu. Şehrin ruhuna yakışır bir şekilde onlarca sanat eserine de ev sahipliği yapan Four Seasons Hotel Firenze, botanik bahçesi, Michelin yıldızlı restoranı, spa salonu ve terapi odalarıyla pek çok farklı yoldan kalbinizi fethedecek. 

Hotel Continental: 

Fransa’nın çiçeği burnunda mekânlarından ve yeni trend’lerinden biri Hotel Continental... Her tarafı tarihle kuşatılmış bir şehrin tam ortasında modern dekorasyonuyla dikkati çeken Hotel Continental, Lungarno Collection grubunun da yeni üyelerinden. Yumuşak renklerin ağırlıkta olduğu ve vintage etkisinin de hissedildiği dekorasyonunda doğrudan konforu hedefleyen hotel, Ortaçağ’dan kalma Consorti Kulesi’nin hemen yanı başında yer alıyor. Otelin Arno Nehri’yle renkli Floransa manzarasına tepeden bakan restoranı ve barı ise şu ara şehrin en popüler mekânları arasında. Konaklamak için olmasa bile sabah kahvaltısı ya da gün batımında bir kokteyl için Floransa’dayken Hotel Continental’e bir gidin mutlaka.

Villa Mangiacane:

Toskana yeşilliklerinin tam ortasında masallardan fırlamışçasına arz-ı endam eden tozpembe, küçücük bir şato Villa Mangiacane. Şaraplarıyla meşhur Chianti Classico bölgesinde yer alan Villa Mangiacane, 15. yüzyıldan kalma. Floransa’nın 12 kilometre güneyinde yer alan Villa Mangiacane’yi eşsiz kılan bir diğer özelliği ise Rönesans ustası ünlü heykeltıraş Michelangelo’nun imzasını taşıyor olması. Bilhassa bahar - yaz döneminde buraya gelirseniz, doğa, sanat, lüks, konfor ve hayata dair tüm güzel hislerin harmanlandığı bir deneyim yaşayacaksınız. 

Bunlara Da Bakmaya Değer 

Grand Hotel Villa Medici Firenze:

Her tarafına sanatın sindiği Floransa, şehir gürültüsü ve karmaşa gibi kavramlardan çok uzakta, malumunuz. Yine de siz Toskana’nın eşsiz doğasıyla çevrilmiş, her tarafa gerçek sessizliğin hâkim olduğu bir seyahatle yanıp tutuşuyorsanız Grand Hotel Villa Medici sizin için doğru adres. 18. yüzyıldan kalma bu ihtişamlı villa pek çok sanat eseri ve antika eşya ile dolu. Odalar ise modern bir dekorasyonla, konuklarını rahat ettirecek şekilde tasarlanmış. O yüzden burası hem göze hem gönle hitap ediyor dersek yeridir. 100 odası bulunan otelin ayrıca fitness ve spa salonu, iki ayrı restoranı ve ilk görüşte tavlayan bir açık havuzu bulunuyor. 

Gallery Hotel Art:

Modern dekorasyonunun arasından Floransa’nın tarihi manzarasını seyre dalan bir yer Gallery Hotel Art. 74 odası ve süitiyle âdeta bir konfor mabedi olan hotel tasarımda olduğu kadar sanatta da iddialı. Hatta ünlü fotoğrafçıların eserlerinden hazırlanmış bir seçkiyi Gallery Hotel Art’ın duvarlarında da görebilirsiniz. Bunun yanı sıra belli zamanlarda burada sergiler de düzenleniyor. Minimalist bir tasarımın hâkim olduğu otelin barı ve restoranı ise Asya mimarisinden ilham alınarak oluşturulmuş. Başlı başına bir sanat eseri sayılabilecek Gallery Hotel Art’ın içinde bir spa merkezi de bulunuyor. 

Regency Hotel:

19. yüzyıldan bu yana hizmet veren Regency Hotel, ilk yıllarında önemli devlet adamlarını ağırlayan bir yermiş. O zamandan bu yana aynı titiz misafirperverliğini koruyan otel, klasik ve gösterişli dekoru, bünyeye huzur yayan bahçesi ve gurmeleri türlü mutluluklara koşturan yemekleriyle dört dörtlük bir hizmet sunuyor. Şehrin merkezinde yer alan konumu ise Regency Hotel’i tercih etmek için başlı başına bir sebep...

JK Place:

Sadelikle döşenmiş odalarında konukları için her türlü detayı gözeten bir yer JK Place... Üç ayrı tip odası ve de iki ayrı tip süiti bulunan otelde ayrıca penthouse ve master room da bulunuyor. Konforun her bir köşesine sindiği JK Place’in gizli bir gösterişliliği var, bunu orada kalırken daha iyi anlıyorsunuz. Şehrin merkezi konumu ise Floransa’da geçireceğiniz günleri daha kolay ve eğlenceli hale getiriyor.

Palazzo Vecchietti:

14 ayrı odasının yanı sıra 3 süiti ve 2 de dairesi bulunan Palazzo Vecchietti, Floransa’nın tam ortasında, 16. yüzyıldan kalma bir bina... Farklı tercihlere göre konaklama imkânları sunan bu oteldeki her oda İtalyan tarihinden önemli bir kişinin ismini taşıyor: Leonardo da Vinci, Michelangelo, Botticelli, Machiavelli ve daha nicesi... Floransa’nın tarihi ve sanatçı kimliğini her yönüyle yaşamak için yaratılmış bir yer burası...

 

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler 

La Cucina del Garga:

Renkli dekoru ve sıcacık atmosferiyle kapısından girdiğiniz ilk anda gönlünüzü çelmeyi başaran bir yer La Cucina del Garga... Şef Alessandro Gargani’nin (kendisi yıllarca New York’ta kalmış) yönetimini devraldığı bir aile işletmesi olan La Cucina del Garga’nın menüsü, İtalyan mutfağının medarı iftarı makarnadan deniz mahsüllerine kadar uzanıyor. Bu sevimli restoranın özenle hazırlanmış şarap menüsü ise mutlaka denenmeli.

Ristorante Il Latini:

Burası için Floransa’nın sembolleşmiş mekânlarından biri dersek yanlış olmaz. Daracık bir sokakta yer almasına rağmen Il Latini şehrin en meşhur restoranları arasında yer alıyor. Burada rezervasyon geçerli değil, herkes kapıdaki sıraya giriyor ve bir sonraki masanın boşalmasını bekliyor. Mekânın rüstik dekorunun bir parçası olarak tavandan sarkan prosciutto’larla siz girişte beklerken ikram edilen parmesan peyniri iştahınızı iyice arttırdı ve tüm menüyü yiyecek hale geldiniz biliyoruz ama geleneksel Toskana mutfağından seçenekler sunan Il Latini’nin tadını yavaş yavaş çıkarın. Ve bir de tiramisu yemeyi unutmayın!

‘Ino:

Öğle yemeği alternatifleri arasında tüm sevecenliğiyle denenmeyi hak ediyor ‘Ino. Cordon Bleu Panini’sinin şahaneliği kulaktan kulağa yayılan bu mekânın size kendinizi evinizdeymişsinizcesine rahat ve mutlu hissettirme gibi bir özelliği var. Daha hafif seçenekleri tercih edenler için ise menüsüne farklı farklı salatalar kondurmuş ‘Ino. Yemek yemek için değilse bile iyi şarabın ve atıştırmalıkların tadına bakmak için gelmeye değer.

Il Santo Bevitore:

Il Santo Bevitore, klasik ve sade dekorasyonunda konuklarını ağırlayan bir şarap evi ve restoran. Hal böyleyken buranın şarap menüsünün ne kadar geniş olduğunu özellikle belirtmemize gerek yok herhalde. Floransalıların buluşma mekânlarından biri haline gelen Il Santo Bevitore’de hiçbir yemek söylemeden sadece şarapların tadına bakabilirsiniz ama şaraplara kilitlenip yemek menüsünü es geçmek çok yazık olur. Zira geleneksel Toskana mutfağına kendi yorumunu getiren menüsüyle Il Santo Bevitore konuklarına rüya gibi bir deneyim sunuyor. 

Osteria Delle Tre Panche:

Floransa’nın sıcakkanlı aile işletmelerinden biriyle daha karşınızdayız. Üç uzun masada konuklarını ağırlayan Osteria Delle Tre Panche, filmlerde gördüğümüz o kalabalık İtalyan ailelerinkine benzer bir deneyim yaşatıyor. Ev yapımı makarnaları ve yerel peynirlerin başköşeye oturduğu Osteria Della Tre Panche sadece Floransalı'ların değil, dünya çapında seyahat tutkunlarının da favorileri arasında yer alıyor.

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

Antinori Nel Chianti Classico:

Ta Ortaçağ’dan bu yana Floransa’nın önde gelen şarap üreticilerinden biri olan Antinori ailesi, zaman içinde işleri büyütmüş ve Piazza Antinori’deki şarap evlerinin yanına bir de trattoria açmışlar. Gösterişli bir ortamda şık bir akşam yemeği yemek niyetindeyseniz Antinori Nel Cianti Classico’yu es geçmeniz gerekebilir çünkü burası oldukça sade bir Floransa trattoria’sı. Toskana mutfağından seçenekler sunan menüsü ve tabii ki şarapları, burayı şehrin en ünlü lezzet duraklarından biri haline getirmiş. Buna işletmenin kusursuzluğu ve özenli servisi de eklenince Antinori Nel Cianti Classico alışılmış trattoria standartlarının çok çok ötesinde...

Ora d’Aria:

Şık ambiyansı, kaliteli servisi ve zihinlere kazınan lezzetleriyle Ora d’Aria, Michelin yıldızına layık görülen, Floransa’nın en popüler gurme restoranlarından biri... Haliyle rezervasyon yaptırmadan burada yer bulabilmeniz mümkün değil nerdeyse. Geleneksel Toskana mutfağını farklı tarzlarda yorumlayan şeflerinin hüneri o kadar meşhur ki, restoranın açıldığı günden bu yana bir kere bile reklam yapması gerekmemiş, ünü ağızdan ağza yayılmış. Deneysel tatlara karşı koyamıyorsanız Floransa planlarınıza Ora d’Aria’da akşam yemeğini de eklemelisiniz.

Ristorante Cibrèo: 

Cibrèo bünyesinde hem trattoria’sı, hem restoranı, hem de kafesi bulunan bir yer. Akşam yemekleri için ise kırmızılara bürünmüş rüstik dekorasyonuyla Cibrèo’nun restoranı en ideal olan seçenek. Cibrèo Ristorante’nin klasik ambiyansı sizi yanıltmasın, buranın çalışanları konuklarını son derece güleryüzlü bir şekilde ağırlıyor. Usta şef Fabbio Picchi’nin ellerinden çıkma yemeklerin ünü ise Floransa sınırlarını aştı çoktan! Güzel yemeklere kaliteli servisin eşlik ettiği bu restoranda hoş saatler geçireceğiniz garanti...

Olio & Convivium:

Farklı yemek deneyimlerini hayatının başköşesine koymuş gurmeler için Olio & Convivium rüya gibi gelecek. Öncelikle söyleyelim, burası kendini yeni tatlar keşfetmeye adamış bir yer. Ayrıca hafta boyunca şarap ve zeytinyağı tadım günleri, yemek ve gastronomi üzerine atölyeler düzenleniyor Olio & Convivium’da. Yemek yemenin bir sanat olduğunu düşünüyorsanız buranın şefleri sizi ziyadesiyle mutlu edecek.

Enoteca Pinchiorri Florence:

Bir Fransız-İtalyan ortaklığı olan Enoteca Pinchiorri’nin biri Floransa’da ve diğeriyse Japonya’da olmak üzere iki ayrı restoranı bulunuyor. İstikametimiz Floransa olduğuna göre Japonyalara kadar gitmemize gerek yok şimdilik. Enoteca Pinchiorri Florence, sade dekorunda zengin tatlarla prestijli şarapları yan yana getiren bir yer. İtalyan mutfağından tarifleri eşsiz bir sunumla konuklarına servis eden Enoteca Pinchiorri’de önünüze konulan tabaklar yemeye kıyamayacağınız güzellikte. Restoranın şarap menüsü ise o kadar çeşitli ki bakarken başınız dönebilir, aman dikkat!

La Pasticceria Robiglio:

Tatlı düşkünlerinin bir daha hayatları boyunca asla unutamayacakları bir yer Robiglio... Vitrinlerinin baştan aşağı renkli tatlılarla donatıldığı Robiglio’nun kapısından içeri adımınızı attığınız anda baştan çıkarıcı kokuların etkisiyle bir süreliğine kendinizden geçebilirsiniz. 1928 yılından bu yana konuklarını bu büyülü dükkânın içindeki çay salonunda ağırlayan Robiglio, çeşit çeşit tatlıları konuklarına özenli bir servisle ikram ediyor.  Buranın meşhur İtalyan dondurması ve “cioccolato caldo” adlı yoğun sıcak çikolatası kesinlikle denenmeli! Bize sonra çok teşekkür edeceksiniz…

Caffe Gilli: 

Buralara kadar gelmişken, bir Floransa klasiği olan Caffe Gilli’de bir akşamüstü kahvesi içmeden dönmek olmaz. 1733’ten bu yana Floransalıların buluşma noktaları arasında yer alan Caffe Gilli, tarihi dekorunu ve ilk zamanlardaki popülerliğini her daim koruyan bir yer. Gilli’yi vazgeçilmez kılan özelliklerinden biri de çikolata fabrikası... Onlarca çeşit çikolatayı vitrininde sergileyen Caffe Gilli’nin Floransa sokaklarına taşan masalarından birine kurulun ve size sunulan tatların keyfini çıkarın!

Caffe Giubbe Rosse:

Şehrin ünlü yazarlarının ve entellektüellerinin bir araya geldiği yer olarak ünlenen Caffe Giubbe Rosse, Floransa tarihinde kültürel açıdan büyük öneme sahip. 20. yüzyılın başlarında açılan Caffe Giubbe Rosse’ye bugün giderseniz o zamandan bu yana dekorasyonun tüm otantikliğini koruduğunu görebilir, hatta tarihin kendisini bizzat hissedebilirsiniz. Burada karşınızda uzanan meydanı seyrederek cappuccino’nuzdan yudumlamanın verdiği mutluluk ise apayrı...   

Rivoire:

Geçmişi 1872 yılına dayanan ve günümüzde hâlâ aynı tarihi dokuya sahip bir yer Rivoire. Dostane ambiyansında müşterilerini kendi üretimi çikolatalarla ve taptaze kahvelerle ağırlayan Rivoire, pek çok farklı türden tatlıyı da menüsüne katıyor. Buranın bir de meyve kokteylleri öyle meşhur ki biraz ötenizde mis gibi kokular yayan çikolataları bile unutturabilir. Rivoire’nin içindeki dükkândan bu özel yapım çikolataları satın alabileceğinizi de ayrıca belirtelim. 

Lounge Bar La Terrazza:

Lungarno Collection grubuna bağlı, Floransa’nın en iyi otellerinden biri olan Hotel Continental’in terasından tüm şehrin manzarasına hâkim olan bir bar Lounge Bar La Terrazza. Bir taraftan Floransa’nın tarihi kubbelerini, ayağınızın altından akıp giden Arno Nehri’ni seyrederken, diğer taraftan da usta ellerin yaptığı kokteyllerin keyfini tadını çıkarmak eşsiz bir anı yaratacak zihninizde.

Moyo:

Moyo, hava kararınca kılık değiştiren yerlerden biri... Gündüzleri konuklarını öğle yemeği ve atıştırmalıklar için ağırlayan bir kafe, geceleri ise DJ’lerin müziği devraldığı bir bar. Eğer Floransa gecelerinin sanatın ağırlığı altında sessiz sedasız geçeceğini sanıyorsanız bir de Moyo’yu görün!

Blume Club:

Blume Club, Floransa’nın yüzlerce yıllık heykellerine inat, her gece gençlik ve dinamizmle dolduruyor mekânını. Şehrin en popüler gece kulüplerinden olan Blume Club’da farklı DJ’lerin kabine geçtiği partiler de düzenleniyor sık sık. “Floransa’da gece nereye çıkalım” sorusuyla “Nerede kaliteli müzik dinleyip doyasıya dans edebiliriz” demek istiyorsanız, sizi Blume Club’a alalım.

Procacci:

Floransa’da doğmuş, şehrin eğlence hayatının simgesi haline gelmiş bir yerle karşınızdayız: Procacci. Mutfakta harikalar yaratıyor ve şarküteri ürünleriyle gurmeleri kendine bağımlı hale getiriyor olmasının yanı sıra, sunduğu çeşit çeşit şaraplar sayesinde arkadaşlarla toplaşıp saatlerce muhabbet etmek ve güzel bir akşam geçirmek için burası son derece cazip bir mekân...

Zoe Bar:

Toskana’ya özgü aperatiflere çeşit çeşit kokteyllerin eşlik edeceği, gurme zevklerin öncülüğünde bir akşam geçirmeye ne dersiniz? Teklifimizi heyecan verici bulduysanız sizi Zoe Bar’a alalım. Yalnız burası sabahın ilk ışıklarına kadar kalabileceğiniz bir yer değil. 17:00 – 22:00 arası müşterilerine ikram üstüne ikramda bulunan bir yer Zoe Bar. İyi bir içki ve eşsiz lezzetlerin başrolü kapacağı, bol muhabbetli saatler geçirmek istiyorsanız erkenden gelin ve yerinizi alın!

Volume:

Floransa’nın şahsına münhasır noktalarından biri olan Volume çok yönlü bir kişiliğe sahip. Bir kere buraya girdiğinizde duvarların türlü sanatsal çalışmalarla donatıldığını göreceksiniz. Sonra sıradışı dekorasyonunun arasında arz-ı endam eden kitaplar gözünüze çarpacak. Tam bunlarla ilgileneyim diyecekken de aperatiflerin ve iyi şarabın konuşturulduğu sofraları göreceksiniz. İşte bu andan sonra hangisini önce tercih edeceğiniz size kalmış! Her halükârda sakin ve dingin bir akşam geçireceğiniz kesin... 

Alışveriş

Patrizia Pepe:

İtalya’dan çıkmış en ünlü markalardan biri Patrizia Pepe... Hem kadın hem de erkek hazır giyimde tasarımlarıyla fark yaratan Patrizia Pepe’nin elbette Floransa’da şubesi mevcut. Buraya kadar gelmişken yerli tasarımcıların butiklerini dolaşmamak ve buralardan alışveriş yapmamak olmaz, değil mi?

Flow Store:

Farklı markaların bir arada yer aldığı ve size sonsuz bir alışveriş keyfi sunacak bir mağaza Flow Store. See by Chloe’den Diane von Fürstenberg’e kadın ve erkek giyimden, ayakkabı ve aksesuara, Flow Store’da geniş bir seçkiyle karşılaşacaksınız. Buradan eliniz kolunuz torbalarla dolu çıkabilirsiniz, biz baştan uyaralım en iyisi...

Guya Firenze:

Modaya yön veren tasarımcıların kıyafetleri arasında dolaşmak, alışveriş keyfini doyasıya yaşamak niyetinde misiniz? O halde Guya tam size göre bir yer. Vivienne Westwood ve Hüseyin Çağlayan gibi isimlerin sıradışı tasarımlarına yer veren, hem erkek hem kadın giyimin bir arada yer aldığı Guya’da, ünlü markaların aksesuar ve çantalarını da bulmak mümkün. Hele bir de indirim zamanına denk geldiniz mi, sizi Guya’dan çıkarabilene aşk olsun!

Raspini:

Şıklığın Floransa’daki adresi belli: Raspini. Giovanna ve Franco Ferrini’nin ortak yarattığı bir ayakkabı markası olarak yola koyulan Raspini günümüzde artık hem kadın hem de erkek giyimini kapsayan büyük bir marka. Raspini’nin şehrin göbeğinde yer alan mağazasından içeri girdiğinizde askıları dolduran birbirinden şık kıyafetler karşısında çarpılacaksınız resmen.

Loretta Caponi:

Loretta Caponi’nin masal kitaplarından fırlamış dükkânı kadınlarla çocuklar için tasarlanmış kıyafetlerle, havlu ve nevresim gibi ev dekorasyonunda kullanılabilecek eşyaları bulunduruyor raflarında. Nasıl hem sade hem de gösterişli olunabileceğini merak ediyorsanız sizi Loretta Caponi’nin dükkânına alalım. 

Görülmesi Gereken Yerler

Her bir köşesi tarih ve sanatla kuşatılmış olan Floransa’da görülecek o kadar çok yer var ki! Yine de bunların bazılarını mutlaka gezmeli, görmeli, zihinlere kaydetmeli... Bir kere siz Floransa’dayken, Arno Nehri’nin üzerinden uzanan Ponte Vecchio illa ki önünüze çıkacak. Hatta önünde birkaç kare fotoğraf çekeceksiniz. Aynı şekilde, ayaklarınızın kendiliğinden sizi şehrin en büyük katedrali Santa Maria del Fiore’ye doğru götürdüğünü göreceksiniz. Ve tabii ki arada Michelangelo’nun Davut heykeliyle de yollarınız kesişecek. Bunlar Floransa’nın sembolleri çünkü... Ama oraya kadar gitmişken görmeden dönmemeniz gereken birkaç yeri daha sıraladık sizler için:

Galleria dell’Accademia:

Piazza della Signoria’da, yani sokağın tam ortasında karşınıza çıkan Davut heykeli aslında orijinali değil. Baştan söyleyelim ki hayalkırıklığına uğramayın. Ama hem Davut’un orijinaliyle birlikte Michelangelo’nun diğer heykellerini, hem de Rönesans’ı yaratan eserleri görmek için gitmeniz gereken ilk yer Galleria dell’Accademia, yani Akademi Galerisi... Burada değil saatler, günler geçirmeye değer.

Museo Ferragamo:

Napoli’nin kırsalında 14 çocuklu bir ailenin üyesi olarak dünyaya gelen, 11 yaşında ayakkabı çıraklığı yapmaya başlayan, 14 yaşında Amerika’ya yerleşip yeni üretim tekniklerini öğrenen, ürettiği ayakkabılarla Kaliforniya’yı fetheden, sonrasında ise Floransa’ya dönüp dev bir marka yaratan Salvatore Ferragamo... 20. yüzyılın bu en büyük ve en orijinal ayakkabı tasarımcılarından Salvatore Ferragamo’nun tarih yazan ayakkabıları ve filmlere konu olacak hayatından dokümanlar eşliğinde Museo Ferragamo’da sergileniyor. Sadece ayakkabı tutkunlarının değil, 20. yüzyıl tarihiyle yakından ilgilenenlerin de görmesi gereken bir müze burası...

Boboli Bahçeleri:

Aslında Boboli Bahçeleri’ni tanımlamak için 'bahçe', 'park' gibi sözcükler yetersiz kalır (hem de büyük ayıp olur). Zira burası Rönesans dönemine doğru açılan bir hayal diyarı âdeta. Yeşilliklerin ortasında 16. ile 17. yüzyıllardan onlarca heykele ve hatta Antik Roma döneminden kalma eserlere ev sahipliği yapan bir yer burası... Heybetli Pitti Sarayı’nın arkasında kalan Baboli Bahçeleri, Rönesans kültürünün tüm ihtişamına sahip. Burada kendinizi geçmişe ışınlanmış gibi hissedebilirsiniz, şaşırmayın.

Galleria del Costume: 

Boboli Bahçeleri içindeki Pitti Sarayı’nın içinde yer alan Galleria del Costume, 16. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan, 6000 parçalık bir kıyafet koleksiyonuna sahip. Müzedeki kıyafetlerin büyük bir çoğunluğunu ise tiyatro kostümleri ve aksesuarları oluşturuyor. Galleria del Costume, İtalya’daki tek moda ve kıyafet müzesi. Tarihi değişen stil anlayışları üzerinden gözlemlemek, hem de Pitti Sarayı’nın parıltıları arasında rengârenk elbiselere dalmak için ne yapıp edip burayı gezin. 

Filmler

“A Room with a View” / “Manzaralı Bir Oda”:

James Ivory’nin 1986 tarihli filmi “A Room with a View” Helena Bonham Carter’ın canlandırdığı İngiliz kadın karakter Lucy Honeychurch’ün, kendisinden oldukça yaşlı kuzeniyle birlikte - ki bu kuzeni Maggie Smith’in canlandırdığını ayrıca not düşelim - İtalya’yı boylu boyunca gezerken yaşadıklarını anlatıyor. İkilinin yolu tabii ki Floransa’ya da düşüyor. Floransa’da kaldığı odanın penceresinden kahramanımız Arno Nehri’ni ve ünlü Vecchio Köprüsü’nü seyrederken, bir yandan da hikâye tüm düşselliğiyle akıp gidiyor.

“Hannibal”:

Öncelikle söyleyelim, bu filmi izlemek için yürek gerek. Edebiyat tarihinin en ünlü ve en entelektüel yamyamı Doktor Hannibal Lecter’ın hikâyeleri, “Kuzuların Sessizliği”yle beyazperdeye taşınmıştı. Serinin ikinci filmi “Hannibal” ile Anthony Hopkins’in canlandırdığı efsane karakter yeniden sinemaya dönmüş, hatta bir ara Floransa’ya uğrayıp kendisini yakalamak için canla başla uğraşan polis müfettişinin icabına bakmıştı. Yönetmen Ridley Scott’ın ellerinden çıkma Floransa görüntüleri elbette ki muhteşem ama baştaki uyarımızı da hatırlamanızda fayda var. 

“Amici Miei” / “Dostlarım”:

Floransa’yı yabancıların gözünden değil de yerlisinin gördüğü şekilde izlemek ister misiniz? O zaman sizler için “Amici Miei” ya da Türkçedeki adıyla “Dostlarım” filmini açalım. Mario Monicelli’nin çektiği film, orta yaşlarındaki bir grup arkadaşın eğlenceli hikâyesini anlatıyor. Filmin peşinde biz de Floransa’nın büyüleyici sokaklarında serüvenlere dalıyoruz.

Aman Aman

Floransa’yı yürüyerek, adım adım keşfetmek elbette en zevklisi ama Arno Nehri kenarından bisikletle ilerleyip şehri boydan boya kat etmek de apayrı keyifli. Hem bisiklet, içinde bulunduğunuz şehrin yerlisiymişsiniz gibi hissetmenin yollarından biri. O yüzden ne yapıp edin, Floransa’daki bir gününüzü bisiklet üzerinde geçirin. Bir de pazar ve pazartesi günlerine dikkat; şehirdeki pek çok mekân bu günlerde kapalı olabiliyor çünkü...

Sıkıcı Bilgiler

Restoranlarda eğer sizden servis ücreti alınıyorsa zaten üstüne bir de bahşiş vermenize gerek yok ama yine de kişi başı 1 Euro olacak şekilde hesaplanarak, küçük bir miktar bahşiş bırakmak burada âdetten. Eğer servis hesaba dahil değilse, %10 kuralı burada da geçerli.

Şehrin neredeyse her tarafı tarihi olduğu için çoğu meydan ve cadde trafiğe kapalı. O yüzden buradayken arabayla dolaşmayı unutun!

Floransa’da en çok yapacağınız aktivitelerden biri de müze gezmek olduğu için bir Firenze Card edinmenizde fayda var. 50 Euro karşılığında alabileceğiniz ve 72 saatliğine geçerli olan bu kart sayesinde Akademi Galerisi, Pitti Sarayı gibi şehrin en büyük müzelerine sıra beklemenize gerek kalmadan ücretsiz olarak girebilir ve hatta otobüslere bedava binebilirsiniz.

 

 

 

 

Haziran'da Nereye?

Haziran'da Nereye?

“FLORANSA”