Hamburg Elinizin Altında

Asla bir araya gelemeyeceğini sandığımız tezatlıkları bünyesinde toplamış bir şehir Hamburg. Zaten onu cazip kılan da bu: Bir tarafta ayaklarınızın dibine serili, görmüş geçirmiş bir tarih, diğer tarafta ise zamana meydan okuyan tasarım harikası binalar... Biraz ileride, bu yoğun şehir yaşantısına inat, alabildiğine uzanan yemyeşil parklar ve bahçeler...

 Elbe Nehri ve Alster Gölü arasında aynı anda, kendini hem gurmelere hem kültürseverlere sevdirmesini bilen, hem tasarım hem de ticaret merkezi olmayı başarabilen, çok kimlikli, kozmopolit bir kent yükseliyor tüm haşmetiyle.

 Hamburg’da güneşli havalar ayrı güzel ama limanın ışıl ışıl parladığı gece saatlerinde burası tam bir 21. yüzyıl kent masalı... 

Hamburg

En İyiler

Fairmont Hotel Vier Jahreszeiten:

Sofistike bir şıklığın taşıyıcısı olan Fairmont Hotel Vier Jahreszeiten’de 'lüks' kelimesinin aklınızda canlandırdığı tüm görüntüleri karşınızda bulacaksınız. Büyük Avrupa otellerinin klasik dekorasyon anlayışından vazgeçmeyen Fairmont Hotel Vier Jahreszeiten, 156 odasını konuklarının tüm ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak donatmış. Alster Gölü’nün kıyısında yer alan otel nefes kesici Hamburg manzarasını önünüze seriyor. Şehrin en iyi otelleri arasında sayılan Fairmont Hotel Vier Jahreszeiten’ın içinde ayrıca Michelin yıldızlı Haerlin Restaurant ve füzyon mutfağını menüsüne yerleştiren Dog Cheng’s gibi yine Hamburg’un öne çıkan restoranları da bulunuyor.

Park Hyatt Hamburg:

Şehrin tam merkezinde 5 yıldızlı otel konforunu sunan Park Hyatt Hamburg, çağdaş iç tasarımında lüksü baş köşeye oturtuyor. 252 odalı bu otelin, sadeliği öne çıkaran dekorasyonu bünyeye dinginlik yayıyor âdeta. Otel içindeki Club Olympus Spa & Fitness ile bu dinginlik üst seviyeye taşınıyor. Hamburg’daki pek çok merkeze olan yakınlığı ise oteli hem turistik hem de iş amaçlı geziler için avantajlı kılıyor. Zaten Hyatt zincirine ait olması, buranın bir nevi garantisi...

Hotel Atlantic Kempinski:

Kempinski grubunun Hamburg durağı Hotel Atlantic Kempinski, tasarımı baştan aşağı yenilenmiş odalarında konuklarını ağırlamaya devam ediyor. 100 küsur yıldır birinci sınıf hizmet anlayışından vazgeçmeyen otel, geçtiğimiz iki yıl boyunca yoğun bir yenilenme sürecinden geçmişti. Şimdi yine aynı lüks ve konforu odalarına taşıyan Hotel Atlantic Kempinski, Alster Gölü kıyısında, tüm gösterişiyle arz-ı endam ediyor; şehrin merkezinde, dört dörtlük bir konaklama arayanlara duyurulur!

Louis C. Jacob:

Elbe Nehri’nin akıp giden manzarası karşısında, sanki bakan huzura kavuşsun diye yaratılmış bir yer Louis C. Jacob. Hamburg’un merkezindeki klasik gösterişli otellerin aksine Louis C. Jacob, baştan aşağı modern bir mimariyle oluşturulmuş. Sadeliği öne çıkaran otelde, odalar ve süitler, Elbe manzarasını görüp görmediğine göre ikiye ayrılıyor. Doğal taşlarla döşenmiş banyoları ve egzotik ahşabın boydan boya kapladığı yerleriyle şıklık buranın her yerine sinmiş vaziyette. Seyahat nosyonunuz gezip görmek kadar dinlenip rahatlamak üzerine de kuruluysa Louis C. Jacob sizin için ideal olabilir.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Gastwerk Hotel Hamburg:

Hamburg’a adım attığınız anda göreceksiniz ki, tarihi mimariyle modern tasarımları eşsiz bir şekilde harmanlayabilen bir şehirdesiniz. Şehrin ilk tasarım oteli Gastwerk Hotel de 19. yüzyıldan kalma eski bir fabrikanın aslına uygun bir şekilde, modern dokunuşlarla günümüze kazandırılmış hali. Endüstriyel yapısını koruyan bu tuğla kaplı binada 141 oda mevcut. Bunların 46’sı loft, 14’ü ise süit... Hamburg’un kimliğini zenginleştiren binalardan olan Gastwerk Hotel, dahiyane tasarımının içine konforu zahmetsizce yerleştiriyor.

The George Hotel Hamburg:

Sıcakkanlı ambiyansıyla evinizden bir köşe yaratıyor The George Hotel Hamburg. İngiliz stilinin tüm dönemlerini dekorasyonuna taşıyan bu otelde bir yandan sofistike bir yandan da son derece samimi bir tasarım yaratılmış. Alster Gölü kenarında kurulmuş olan otelde 2’si süit olmak üzere 5 ayrı türde oda bulunuyor. Spa hizmetleri, İtalyan mutfağını menüsüne taşıyan restoranı ve Küba’dan İskoçya’ya uzanan barıyla kendinizi evinizde gibi hissettirmekle kalmıyor, çok daha ötesinde bir keyif sunuyor. Sıcakkanlı ambiyansıyla evinizden bir köşe yaratıyor The George Hotel Hamburg. İngiliz stilinin tüm dönemlerini dekorasyonuna taşıyan bu otelde bir yandan sofistike bir yandan da son derece samimi bir tasarım yaratılmış. Alster Gölü kenarında kurulmuş olan otelde 2’si süit olmak üzere 5 ayrı türde oda bulunuyor. Spa hizmetleri, İtalyan mutfağını menüsüne taşıyan restoranı ve Küba’dan İskoçya’ya uzanan barıyla kendinizi evinizde gibi hissettirmekle kalmıyor, çok daha ötesinde bir keyif sunuyor.

Mövenpick:

İşte şehrin tasarım harikalarından biri daha: Mövenpick Hotel Hamburg. 1800’lerde bir su kulesi olarak kullanılan, endüstriyel mimarinin en güzel örneklerinden biri olan bu bina, artık Mövenpick’in Hamburg’daki oteli... Tarihi yapısı korunarak modern bir tasarımla tekrar günümüze kazandırılan bu 16 katlı otelin 226 odası bulunuyor. Hamburg’un eşsiz panoramasını ayakları altına alan Mövenpick Hotel’in pek çok farklı mutfaklardan lezzetler sunan restoranı ise buraya gelmek için başlı başına bir sebep...

East Hotel:

Hamburg’un tasarım harikası otellerinden biriyle daha karşınızdayız: East Hotel. Hem iç hem de dış tasarımında sıradışı bir anlayış benimseyen otelin dört bir tarafı farklı renklerle ve şekillerle donatılmış. Hamburg’un doğu tarafında yer alan otelin bir diğer avantajlı yanı ise şehrin pek çok önemli merkezine ve eğlence hayatına yakın olması. Gündüz otelin içindeki East Mandarin Body & Soul’s tarafından işletilen spa’da rahatlayabilir, gece ise ya Hamburg’u keşfe çıkabilir ya da Hamburgluların favori buluşma mekânlarından olan ve - ne şanslısınız ki! - otelin içinde yer alan Yakshi’s barda içkinizi yudumlayabilirsiniz.

Ameron Hotel Speicherstadt Hamburg:

Hamburg’un en yenilerinden, kapılarını 2014 yazında açan bir otel Ameron Hotel Speicherstadt. Şimdiden şehrin tasarım otelleri arasında yerini alan Ameron Hotel, 1885 yılında yapılmış bir binada yer alıyor. Otelin sade ve modern iç tasarımında Nordik dekorasyon anlayışı benimsenmiş. Bu arada, Ameron Hotel, Hamburg’un tarihi bölgelerinden Speicherstadt’ta açılan ilk otel. Etrafınızı saran sıradışı bir dokunun varlığında oldukça farklı bir deneyim yaşayacaksınız, orası kesin!

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Chilli Club:

Belki duymuşsunuzdur, Hamburg bir gurme diyarı... Burada dünyanın tüm mutfaklarını bulabilirsiniz. Her şey gibi Asya mutfağından incileri de elbette. Chilli Club, Asya mutfağı söz konusu oldu mu pek çok kozu birden tutan bir yer. Birbirinden lezzetli sushi’ler, Asya mutfağına özgü tapas’lar, wok’ta pişirilmiş çeşit çeşit yemekler ve daha da fazlası Chilli Club’ın menüsünde önünüze seriliyor. Siyah ve kırmızı renklerin donattığı dekorasyonuyla Asya kültürüne özgü sakinliği etrafa yayan Chilli Club’da midenizi bir güzel doyurduktan sonra işin uzmanlarının hazırladığı kokteyllerden tatmak için bar kısmına geçmeyi de ihmal etmeyin. Hele bir de 17:00 – 19:00 arasındaki Happy Hour’a denk gelirseniz yaşadınız!

Grill and Green:

Hamburg’da öğle yemeği için seçilebilecek en 'mutlu' yerlerden biri, Grill & Green. Buraya güzel havalarda uğrayabilirseniz ne âlâ! Nehrin üzerindeki terasa kurulup Hamburg’un keyfini sürebileceksiniz demektir. Hava kötüyse de üzülmeyin. Geniş mi geniş, ferah mı ferah mekânıyla Grill & Green size kendinizi iyi hissettirmeye kararlı. Buranın menüsü pek çok seçeneği önünüze koyuyor. Balıktan makarnaya, salatadan çorbaya liste uzayıp gidiyor. Burada ayrıca vejetaryenler için özel menü de sunuyor.

Die Bullerei:

Hamburgerin Hamburg’tan mı yoksa Amerikalardan mı çıktığı tartışıla dursun, biz sizi şehirdeki en iyi hamburgerleri yiyebileceğiniz yerlere götürelim. İşte bu efsane hamburgercilerden biri Die Bullerei. Buranın sahibi Tim Maezer için ünlü şef Jamie Oliver’ın Almanya versiyonu deniyor. Eski bir depodan dönüştürülen mekânda modern ve stil sahibi bir yer yaratmış Maezer... Fast food zincirlerinin etkisiyle hamburgerci sözcüğünün çağrıştırdığı önyargıları kafanızdan çıkarın buraya gelirken. Die Bullerei’da uzun uzun oturup yemeğin ve sevdiklerinizle olmanın keyfini çıkarabileceğiniz bir ortam var. Gurmelere ve hamburger düşkünlerine ısrarla önerilir.

Bird:

Hamburger ve et konusunda yarışı birincilikle götüren yerlerden biri Bird. Burada yedikten sonra hamburgerin nereden çıktığına dair tartışmaların hiçbir önemi kalmıyor. Neticede önemli olan, en iyi hamburgere ulaşmak ve Bird, size bu zevki fazlasıyla yaşatacak. New York’a özgü tasarımıyla mekân dekorasyonunda oyunu sadelikten yana kullanan Bird’ün önünüze koyacağı şahane tabaklar gözünüzden yaş getirecek. Mutluluk başka nasıl tarif edilebilir ki?

Le Ciel Bar & Restaurant:

Alster Gölü kenarında nefes kesici Hamburg panoramasına karşı kurulmuş, hızlı ve güleryüzlü servisi, her hafta yenilenen öğle yemeği menüsüyle Le Ciel, gün ortasında acıkanların denemesi gereken yerlerden biri... Göle bakan cephesi boydan boya camla kaplı olan restoranın içi oldukça ferah. Hem bu sayede yemeğinize harika bir manzara da eşlik etmiş oluyor. Şef Marco Grützner ve 30 kişilik ekibi, yöresel ürünlerden hazırlanmış enfes tabaklara imza atıyor. Restoranın geniş mi geniş şarap menüsü ise cabası...

Loving Hut:

Loving Hut’ın tüm menüsü %100 vegan yemeklerden oluşuyor. Mekânın sade ve dostane ambiyansı ise burada öğle yemeklerini daha keyifli kılıyor. Bilhassa Asya mutfaklarından tarifleri vegan sunumuyla konuklarına ikram eden Loving Hut’ta salatalar ve çorbalar da çok çeşitli. Yemeğinizi bir de tatlıyla zirveye ulaştırmayı unutmayın!

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

Carls Brasserie:

Zengin mi zengin Fransız mutfağıyla kusursuzluğu kendine esas edinmiş Alman hizmet anlayışını birleştirin. Nasıl, ortaya olağanüstü bir yer çıkıyor değil mi? Yok eğer kafanızda bir görüntü oluşmadıysa da merak etmeyin, Carls Brasserie’ye gittiğinizde kendi gözlerinizle göreceksiniz. Dekorasyonunda yine Fransız-Alman ortaklığını konuşturan Carls Brasserie, yemeklerinin lezzeti söz konusu olduğunda şehrin en iyilerinden sayılıyor. Hamburg’da gurme zevklerin peşinde ilerliyorsanız eğer, yolunuz Carls Brasserie’ye düşecek illa ki.

Au Quai:

Deniz mahsüllerini alıp başköşeye yerleştiren ama bunu öylesine değil, harikalar yaratarak beceren bir yer Au Quai... Japonya’dan Fransa’ya, deniz ürünleriyle hazırlanmış pek çok tarifi burada tadabilirsiniz. Muhteşem liman manzarası üzerine kurulu olan bu restoran sofistike şıklığı ve lezzetli menüsüyle Hamburgluların sıkça tercih ettiği yerlerden biri. Pek çok önemli buluşmaya ve kutlamaya ev sahipliği yapıyor burası. Hatta perşembe, cuma ve cumartesi geceleri müziği DJ’ler devralıyor ve eğlence büyüyor. Hava kararınca limanı aydınlatan ışıklara karşı çeşitli lezzetleri keşfe dalmak ve güzel müzik eşliğinde içkinizi yudumlamak Hamburg seyahatinizin en güzel kısmı olacak, bizden söylemesi...

Parlament:

Usta şef Jan Knitter’in, hem Alman mutfağından hem de uluslararası mutfaklardan lezzetlere yer verdiği, geleneksel yöntemlerle ileri teknolojiyi birleştirerek yarattığı 20’ye yakın tarifini konuklarına sunuyor Parlament. Bir de buranın öyle bir kokteyl barı var ki çeşitten çeşide koşuyor. Klasik Alman tarzı dekorasyonun tüm gösterişiyle kuşattığı Parlament’te, en iyi gurme deneyimlerine hazır olun!

Vlet:

Hamburg bir gurme cenneti ve burada tüm mutfaklardan lezzetler bulmak mümkün ama siz illa diyorsanız ki buralara kadar geldim, Alman mutfağını denemek istiyorum, o zaman sizi Vlet’e götürmekten başka şansımız kalmıyor. Sadelikte âdeta rekor kıran modern dekorasyonunda ağırlıyor Vlet konuklarını. Şef Thomas Sampl’ın, Kuzey Almanya spesiyalitelerini hazırladığı menüsüyle buraı hiç şüphesiz şehrin en iyi restoranlarından biri... Gelmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız şart; ne de olsa herkesin gözü Vlet’te.

Henssler & Henssler:

Henssler & Henssler, Japon mutfağı ve sushi konusunda Hamburg’un en iddialılarından... Ama bu iddia sizi yanıltmasın; Henssler & Henssler, dünya mutfaklarından pek çok seçeneği de menüsünde bulunduruyor. Kaliforniya ile Japonya’nın tam orta yerinde olduğu için, coğrafi olarak ulaşabildiği tüm mutfakları kapsaması gerektiğini düşünmüş buranın sahipleri. Bu arada merak edenler için söyleyelim: Henssler & Henssler, 2001 yılından beri hizmet veren bir aile işletmesi. Limana yakın mekânında minimal tasarımıyla dikkati çeken restoran özellikle farklı tatlar denemek isteyenler için ideal...

Le Canard:

Michelin yıldızlı Le Canard, Elbe Nehri kenarına kurulmuş mekânında sade ve klasik bir şıklığa sahip. Hamburg’a doğru yola çıkarken gurmelerin çoktan radarına girmiş olsa gerek burası. Tüm detayları incelikle hazırlanmış, kusursuz tatları önünüze sunan Le Canard, yeni tatların peşinden gidenleri ziyadesiyle memnun edecek. Her ayın ilk Cumartesi günü yemek derslerine ev sahipliği yapan mekânın özel terası ve toplantılar için müşterilerine ayrılmış Japan Room adlı bir salonu da bulunuyor.

Landhouse Scherrer:

Kapılarını 1978 yılında açan Landhouse Scherrer, Hamburg’un Michelin yıldızlılarından. Mekânın, şehrin en iyi restoranlarından (ve bu arada ayrıca en pahalılarından) olduğu konusunda herkes hemfikir. Alman mutfağına ağırlık verse de uluslararası mutfaklardan da beslenen Landhouse Scherrer, tahta kaplamalı duvarları ve yumuşak aydınlatmasıyla dikkatinizi sadece yemeğe vermenizi sağlıyor. Restoranın şarap menüsü ise, şanına yaraşır bir şekilde dört dörtlük...

Atıştırılmalı!

Elbgold:

Tatlı düşkünlerinin Hamburg seyahatleri sırasında, çikolata ve tarçın eklenerek lezzetine lezzet katılan hamur işi tatlısı Franzbrötchen ile tanışmaları fazla uzun sürmeyecek. Franzbrötchen, bir nev'i Almanya’nın kruvasanı ve şehirdeki pek çok kafede bulabilirsiniz. Birbirinden leziz tatlıları ve taptaze kahveleriyle ün salmış Elbgold’da ise en nefis halini tadacaksınız. Gününüze tatlı bir mola vermek ya da kahve eşliğinde sakin birkaç saat geçirmek istiyorsanız Elbgold’u duraklarınız arasına ekleyin ve mutlaka Franzbrötchen’i deneyin!

Milchglas:

Gününün güzel geçmesini iyi bir kahveye bağlayanlardan mısınız? O zaman Hamburg’da yüzünüzü güldürecek çok yer var ama özellikle Milchglas’a mutlaka uğrayın. Taze günlük kahvesi, brownileri ve muffin’leriyle burası 'baştan çıkarıcı' tabirini sonuna dek hak ediyor. İsterseniz kahvenizi elinizde alıp Hamburg turunuza devam edebilir, isterseniz de oturup bu şirin kafede huzurun keyfini sürebilirsiniz.

Gece Kuşlarına

Golden Cut:

Hamburg eğlence hayatının en popüler mekânlarından biriyle karşınızdayız: Golden Cut. Yüksek teknolojiyle kaplanmış dekorasyonu, burayı bilhassa yeniliği sevenler için vazgeçilmez kılıyor. Hem iş hayatının hem de kültür-sanat çevresinin öne çıkan isimlerini sıkça görebileceğiniz bir yer Golden Cut. Kapılar gece 11’de açılıyor ve eğlence sabaha kadar devam ediyor.

Upper East:

East Hotel’in içinde yer alan Upper East hem bar hem de bir restoran. Burası da Golden Cut gibi, LED ışıklar ve dev ekranlarla süslenmiş bir yer. Şehir hayatının, o klişe tabirle söyleyecek olursak, 'ünlü simaları'nın sıkça geldiği bir yer East Hotel. Son günlerin popüler parçaları eşliğinde hızlı bir eğlenceye doğru adım atmaya hazır olun!

Moondoo:

Hamburg’un underground yaşantısının en kült yerlerinden biri Moondoo... Yarım yüzyıl önce The Beatles’ı da ağırlamış olan bu mekânda hip hop, elektronik ve rock gibi müzik türler çalınıyor. Şehrin kulüp hayatının öncülerinden olan Moondoo’da pazar geceleri Gay Night kapsamında etkinlikler düzenleniyor.

Mandalay:

Şıklığı ve stil sahibi dekorasyonuyla farkını ortaya koyan Hamburg gece kulüplerinden biri de Mandalay. Kokteyl menüsünü iyice çalışıp bir kaç farklı seçeneği denemenizde fayda var. Zengin viski çeşitleri de burayı ayrıcalıklı kılan özelliklerinden biri... Mandalay’in etkinlik programı da oldukça dolu. Her hafta farklı bir DJ’i burada dinlemek mümkün. O yüzden gelmeden önce kulübün programına bakmakta fayda var.

Cotton:

Caz severler Hamburg’da gece gidilecek bir mekân arıyorlarsa onları Cotton’a alalım. Şehrin en büyük caz kulüplerinden biri olan Cotton’da her akşam ayrı bir konser ve etkinlik var. Büyüklü küçüklü pek çok caz grubunu ağırlayan mekân, loş ve sakin ortamında müzik dolu anlar yaşatıyor.

Alışveriş

Jil Sander:

Minimal tasarımlarıyla moda tarihine geçen ünlü tasarımcı Jil Sander’ın Hamburg’da doğduğunu ve ilk dükkânını da 1968 yılında yine burada açtığını biliyor muydunuz? O yüzden bu şehir Jil Sander tutkunları için bir mabet sayılabilir. Kadın ve erkek giyim koleksiyonlarının yanı sıra, aksesuar, parfüm gibi detayları da bünyesine katan Jil Sander’ın Hamburg’daki kocaman mağazası elbette ki müşterilerini ağırlamaya devam ediyor.

Brahmfeld Gutruf

Takı düşkünlerinin çok iyi bildiği Alman tasarımcı Brahmfeld Gutruf’un Hamburg’daki mağazası parlak ve renkli mücevherleriyle baş döndürüyor âdeta. Koleksiyonlarına pek çok farklı parça katan Brahmfeld Gutruf, 'Mücevherler bir kadının en iyi dostudur' sözünün destekçilerini epey mutlu edecek bir yer.

Anita Haas:

Dünyaca ünlü markaların ve tasarımcıların Hamburg’da bir arada sergilendiği mağazalardan biri Anita Haas. Büyük isimlerin kadın koleksiyonlarına yer veren Anita Haas’ta Isabel Marant’dan Stelle McCartney’e herkes var. Hem sadece kıyafet değil, burada şampuan, takı, çanta ve daha pek çok parçayı bulabilirsiniz.

Apropos:

Düsseldorf ve Köln’den sonra Apropos Hamburg’a da geldi. Ünlü markaların ürünlerini bir arada sunan bir mağaza Apropos. Gösterişli mekânından en yeni koleksiyonlardan parçalar sunan Apropos’ta kıyafet ve aksesuar dışında tasarım dekorasyon eşyaları da bulmak mümkün.

Adler Altona:

Şehrin konsept mağazalarından biri Adler Altona... Burada sadece erkek kıyafetleri ve aksesuarları satılıyor. Ürünlerin sanki bir evin gardırobundaymış gibi sergilendiği bu sıradışı dükkânda pek şık tasarımı bulabilirsiniz. Genellikle gündelik ve spor kıyafetlerin satıldığını not düşelim...

Görülmesi Gereken Yerler

Hamburg’a gelince, şehrin en sıradışı mimarisine sahip binalarından Rathaus’u görmeniz, her pazar günü kurulan balık pazarı yani Fischmarket’ı dolaşmanız, şehrin sembollerinden biri haline gelmiş Hauptkirche Sankt Michaelis kilisesine girmeniz, en önemli sanat etkinliklerinin düzenlendiği Kunsthalle’ye uğramanız ve daha bir dolu yere gitmeniz gerektiği konusunda tavsiyeler alacaksınız. Zira Hamburg’da yapılacaklar listesi çok uzun! Modern mimarinin en sıradışı örneklerinin tarihi binaların yanı başında arz-ı endam ettiği, sanat galerilerinin peşi sıra gurme restoranların dizildiği, tek bir caddenin, tek bir sokağın boş geçilmediği bir şehir Hamburg. Bizim bu uzun mu uzun listenin bir parçası olabilecek, görmeden dönmeyin dediğimiz önerilerimiz ise şöyle:

Museum für Kunst und Gewerbe:

Burası hem Hamburg’un hem de Avrupa’nın en büyük sanat ve tasarım müzelerinden biri... Dönemsel olarak sergilerin de düzenlendiği müzede 500 binden fazla eser üzerinden, binlerce yıllık bir sanat ve tasarım tarihi aktarılıyor. Pazartesi günleri kapalı olan müzede, belirli zamanlarda klasik müzik günleri düzenleniyor. Müzede ayrıca çocuklar için de özel bir kısım düzenlenmiş.

Ballinstadt - Das Auswanderermuseum:

Ballinstadt, yeni dünyalara doğru yol açan göçmenlere adanmış bir müze. 1850-1939 yılları arasında, Avrupa’dan New York’a doğru yola çıkmak isteyenlerin çıkış kapısı olmuş Hamburg. Bugüne kadar 5 milyona yakın kişinin bu yolculuğu yaptığı biliniyor. İşte Ballinstadt müzesi de, bu kişilerin Avrupa’yı terk etmeden evvel geçirdiği son günlerden belgeler sunuyor, onların hayalleri üzerine kurulu yolculuğuna dair detayları günümüze ulaştırıyor.

Miniatur Wunderland:

Minyatür tren ve tren yolu modellerinin sergilendiği, adı üzerinde bir 'harikalar diyarı' burası. Miniatur Wunderland’ın sadece çocuklar için olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Avrupa ve Amerika’dan sahnelerin tasarlandığı Miniatur Wunderland’da küçücük şehirler arasında dolaşan tren yolları ve trenler döşenmiş. Her şey o kadar gerçekçi ki tren yollarının arasını kaplayan kar detayı bile düşünülmüş. Ortaya da rengârenk maketlerin olduğu sevimli bir diyar çıkmış.

Deichtorhallen Haus der Photographie:

19. yüzyıldan bu yana hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş fotoğraf sanatına gönül veren devasa bir galeri burası. Fotoğrafın ilk çıktığı dönemden dijitale doğru evrilmeye başlamasına kadar geçen süreyi, bünyesinde düzenlenen sergiler aracılığıyla sanat severlere ulaştırıyor Deichtorhallen. Fotoğrafla dostane ilişkiler içindeyseniz buradan kolay kolay çıkamayacaksınız.

Elbphilharmonie:

Tüm Hamburg’u arkasına almış Elbe Nehri’ne doğru uzanan Elbphilharmonie, şehrin çiçeği burnunda konser salonu olarak kültür sanat gündeminin orta yerine oturdu bile. Burayı aslında basitçe 'konser salonu' olarak tarif etmek haksızlık olur çünkü burası devasa bir merkez. Şehrin en sıradışı tasarımlarından biri olarak arz-ı endam eden Elbphilharmonie, tüm haşmetiyle görülmeye değer. Tabii, denk getirebilirseniz buradaki konserlerden birini de izlemelisiniz mutlaka. Buraya gelirken programına göz atmayı ihmal etmeyin!

Gitmeden Göz Atılacaklar

"Bella Martha":

Hamburg’un gurme köşelerinde çekilmiş bir film “Bella Martha”. Martha isimli mükemelliyetçi ve işkolik bir şefin hayatı üzerinden ilerleyen bu romantik komedide Hamburg’un en şahsına münhasır köşelerine girecek, sanki buranın yerlisiymişsiniz gibi şehri dolaşacaksınız. Tüm sıcaklığıyla akıp giden hikâye de tüm bunların bonusu...

"Backbeat":

Tüm zamanların en büyük gruplarından The Beatles’ın, kurulduğu ilk yıllarda Hamburg’da bir kulüpte çaldığını biliyor muydunuz? Hikâyesi The Beatles’ın esas patlamasından önceki yıllarda geçen Backbeat haliyle grubun peşinden Hamburg’u da dolaşıyor. John Lennon, Stuart Sutcliff ve Sutcliff’in Alman kızarkadaşı Astrid Kirchherr’in hikâyesine odaklanan film, 60’ların Hamburg’unu günümüze taşıyor. Hem müzik severlere hem de sinema tutkunlarına duyurulur.

Aman Aman

Hamburg’un Elbe Nehri ve Alster Gölü etrafına kurulu eşsiz panoramasını izlemenin en güzel yollarından biri de şehrin üzerinde balon turu yapmak. Tabii balon turu her mevsim mümkün değil ama Hamburg seyahatiniz güneşli günlere denk gelirse yaşadınız!

Hamburg’un en şaşırtıcı yanlarından biri bu kadar binanın yanında alabildiğine uzanan yemyeşil park ve bahçelere de ev sahipliği yapabiliyor olması. Şehir hayatını doğa ile kucak kucağa yaşayan Hamburg’da gezilecek o kadar çok park ve bahçe var ki! Hele bir de havalar güzelse binalar arasında kapalı kalmayın, kendinizi şehrin yeşilliklerine bırakın!

Sıkıcı Bilgiler

Eğer Hamburg seyahatine ne zaman çıkacağınızı ayarlama şansınız varsa, Ocak ve Şubat aylarından uzak durmaya çalışın çünkü bunlar Hamburg’un en soğuk (gerçekten!) olduğu dönemler. Ayrıca Hamburgluların da sıkça söylediği üzere, Hamburg güneşliyken en güzel...

Hamburg’da toplu taşıma sistemi hayli gelişmiş, şehrin her tarafına metro, tren ve otobüs seferleri bulunuyor. Eğer tren kullanacaksanız S-Bahn ve U-Bahn yani banliyö ve şehir içi trenleri olmak üzere ikiye ayrıldığını unutmayın.

Şehrin büyük bir kısmı sularla çevrili olduğu için burada su üzerinde de taşımacılık yapılıyor. HVV tarafından işletilen vapurlarla şehir turunuza devam edebilirsiniz ama önceden saatlerine bakmanızda fayda var.

Diğer büyük Avrupa şehirlerine kıyasla Hamburg’daki taksi fiyatlarının ucuz olduğu bile söylenebilir. Havalimanından şehir merkezine yolculuk ortalama 25 Euro tutuyor.