Johannesburg Elinizin Altında

Güney Afrika'nın en kalabalık şehri, Johannesburg yani kısaca Joburg, pek çok kişinin görülmesi gerekenler şehirler listesinde yer alır. Pek de merak edilir aslında. Altın ve pırlanta madenleriyle, safarileriyle, doğasıyla, şaraplarıyla, kendine has mutfağıyla ve en önemlisi efsane başkanları Nelson Mandela'sıyla sadece Afrikalıların değil tüm dünyanın ilgisini üzerinde her daim hisseden Joburg, henüz ziyaret etme fırsatınız olmadıysa mutlaka görmeniz gereken bir yer. Dillere destan zenginliklere şahit olmak, farklı bir kültür öğrenmek ve dünyanın diğer bir ucunu keşfetmek istiyorsanız, burası sizi bekliyor.

Maceraya hazırsanız acele edin!

Johannesburg

En İyiler

Four Seasons Hotel The Westcliff:

İkonik pembe binası ile şehrin en popüler oteli olan Four Seasons Hotel The Westcliff, dağın yamacında, doğayla iç içe ayrı bir dünyaya sizi götürüyor. Bugüne kadar Will Smith, Al Gore, Dalai Lama, Brad Pitt, Jon Bon Jovi gibi ünlüleri ağırlamış otel, Four Seasons bünyesine geçer geçmez 1 yıllık bir değişim dönemine girmişti. Yeniden misafirlerini ağırlamaya başlayan otel kesinlikle çok daha şık ve lüks olmuş. Doğal ortama uygun olması için odaların dekorasyonunda 'country' tarzı tercih edilmiş. Oteldeki en güzel yenilik ise ruhunuzu dinlendirebileceğiniz ve bedeninizi şımartacağınız spa bölümü. Buranın farklı masaj çeşitlerini ve vücut bakımlarını mutlaka denemelisiniz. Ayrıca Johannesburg’un en iyi manzarasına sahip Michelin yıldızlı Şef Dirk Gieselmann’ın yönetimindeki restoran da bu otelin içinde bulunuyor.

The Michelangelo:

Şehrin hareketliliğini ve dinamizmini yaşamak isteyenler için The Michelangelo ideal bir otel. En önemli caddelerinden Nelson Mandela üzerinde ve gezilecek görülecek yerlere yürüme mesafesinde. Dekorasyonuyla misafirlerini âdeta Rönesans dönemine götüren otelin odaları da aynı şekilde biraz süslü. Varaklı duvar kâğıtları, ahşap mobilyalar, kadife berjer koltuklarla ihtişamı sevenlere keyifli bir ortam yaratılmış. Her detayda konfor ve rahatlık düşünülmüş. Kendinize bir iyilik daha yapın ve otelin spa'sını mutlaka ziyaret edin, pişman olmayacaksınız.

The Residence:

Butik bir deneyim için The Residence otel size çok şey vaad ediyor. Her biri farklı tarzda döşenmiş süit odalarda her şey keyfinize keyif katacak şekilde en ince detaya kadar düşünülmüş. Dekorasyon şık ve abartıdan uzak. Huzurlu bir uyku için kuş tüyü yastıklarla donatılmış yatak, yerden ısıtmalı spa havasındaki banyo ve teras bölümünde size özel jakuzi bunlardan sadece birkaçı. Sabah saatlerinde yeşillikler içerisinde havuz bölümünde güneşin tadını çıkartıp, akşamüstü içkisi için piano barı tercih edebilirsiniz. Önceden uçuş saatlerinizi bildirirseniz transferinizi gerçekleştirmek için sizi kapıda bir Rolls Royce bekliyor olacak. Burada prensler ve prensesler gibi ağırlanacağınıza şüpheniz olmasın.

Fairlawns Boutique Hotel:

Burası şıklığı, zerafeti ve kalitesiyle Joburg'un tüm lüks ve konforlu otellerinden farklı. Bir zamanlar Oppenheimer ailesine ait olan malikane, günümüzde Fairlawns butik ve spa oteli olarak hizmet veriyor. Kraliyet ailelerinin tercihi olan otelde her zevke hitap eden 40 adet süit oda ve 1 adet kraliyet binası bulunuyor. Odalardaki antika eşyalar ve kristal objelerle farklı bir döneme yolculuk ediliyor. Bu özel hayatı yaşamak ve unutulmaz bir deneyim için Fairlawns ayrıcalıklı bir otel. Bambular içinde zen bir ortam sunan ödüllü spa bölümünde ruhunuzu ve bedeninizi şımartacak pek çok bakım mevcut.

Bunlara Da Bakmaya Değer

AtholPlace:

Şehirden uzak, size özel ve huzurlu bir yer mi tercih ediyorsunuz? AtholPlace bu tanıma en uygun yer. Bahçe içindeki toplam 10 süit odalı butik bir otel burası. Birbirinden farklı dekore edilmiş odaların ortak noktası ise doğallık. Beyaz ve taş rengiyle keyifli ve ferah bir ortam yaratılmış. Oteldeki eşsiz köşelerden bir tanesi de serin havalarda vakit geçirebileceğiniz büyük kütüphanenin de olduğu şömineli lounge bölümü. Sıcak havalarda ise ağaçların gölgesinde keyifle yapılan kahvaltı tatilinizin hatıralardan silinmeyecek, en güzel anlarından olacak.

Protea Hotel Fire and Ice:

Şehrin merkezinde sıcak ve samimi bir otel arıyorsanız The Hamilton tercih edebileceğiniz bir yer. Alışveriş kompleksi Melrose Arch'ın içinde mükemmel bir konuma sahip. Otelin siyah beyaz renklerdeki odaları efsane Hollywood yıldızlarından ilham alınarak dekore edilmiş. Otelin bahçe bölümündeki havuzunda dinlenmek, yorucu bir günün ardından oldukça cazip bir alternatif. Unutmadan buranın açık büfe kahvaltısı çok zengin, aman kendinizi kaybetmeyin; ne de olsa şehirde keşfetmek isteyeceğiniz pek çok lezzet durağı var!

The Hamilton:

Çağdaş tasarım bir bina ve minimalist odalar, her şey sade ama şık. Joburg'un en iyi butik otellerinden bir tanesi olan The Hamilton, doğayla iç içe konumu sayesinde şehir gürültüsünden uzaklaşabileceğiniz bir yer. Özellikle belirtmekte yarar var, şehir merkezine biraz uzak bir konumda. Fakat rahatlık ve sakinlik peşindeyseniz burayı çok seveceksiniz.

12 Decades:

Joburg'un en hip oteli diyebiliriz burası için. Toplam 16 odalı bu otel farklı deneyimler arayanlar için oldukça uygun. Her odanın dekorasyonu, 1886 ile 2006 arasında 10 yıllık dönemlerde Joburg tarihine damgasını vurmuş önemli olaylara mimarların bakışını yansıtıyor. Odalar tüm ihtiyaçları karşılıyor olsa da lüks kavramından uzaktalar. Rezervasyon yaparken seçtiğiniz odanın hikâyesini okumayı unutmayın!

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Il Giardino:

Zeytin ağaçları gölgesindeki bu kafede kendinizi âdeta İtalya'da bir köy evinde zannedeceksiniz. Menüsü epey çeşitli, ev yapımı makarnalar, lezzetli pizzalar, mevsimlik sebzelerle yapılmış yemekler ve et-balık çeşitleri var. Cuma akşamları ve pazar öğlenleri buranın sizlere bir de sürprizi var; farklı müzik tarzları çalan bir grup yemeğinize eşlik ediyor.

Bottega:

Şehrin popüler mekânlarından biri olan Bottega, keyifli bir öğle yemeği için doğru bir adres. Burası yemeğe olan tutkusunun peşinden gidip başarılı bir aşçı olan Saverio'ya ait. Tabii yemeğe bu kadar düşkün birinin yerinde menüdeki yemekler de başka oluyor. Bolca et yemek istemeyenler için sağlıklı ve hafif yemekler menüde mevcut. Avrupa'daki sistemi restoranına getiren Saverio, her şarabı kadeh olarak ikram ediyor. Meşhur Güney Afrika şaraplarını denemek için ideal bir yer olabilir.

La Cucina di Ciro:

Ciro'nun mutfağı anlamına gelen restoran tam bir Akdenizli. 30 senedir şeflik yapan Ciro'nun mekânın hikâyesi ta İstanbul'a, Sultanahmet'teki 60'lı yılların meşhur Pudding Shop'una dayanıyor. Orası gibi sıcak ve samimi bir ortam, aynı zamanda sağlıklı yiyecekler sunmayı istemiş. Bu nedenle de menü mevsimine göre değişiklik gösteriyor. Siz de yemek yemenin keyif işi olduğuna inanıyorsanız siparişinizin gelmesi için biraz sabırlı olmalısınız, emin olun buna değecek!

Daleahs:

Joburg'un yeni mekânlarından diyebiliriz. Konsepti biraz sıradışı sayılır. Yeşil binasından fark edilmese de içeri girdikten sonra oldukça cool bir ortamda buluyorsunuz kendinizi. Her şeyin tahta kesme tahtalarında servis edilmesi de bunun bir parçası. Duvardaki devasa kara tahtada günün spesyalitelerini yazıyor, göz atmalısınız. Özellikle menüdeki minik burgerler çok lezzetli. Burası kahve konusunda da oldukça başarılı, Türk kahvesi incir reçeliyle servis ediliyor, fakat maalesef Yunan kahvesi olarak menüye girmiş.

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

The Grill House:

İşte leziz mi leziz bir akşam yemeği yemek isteyenlerin asla hayalkırıklığına uğramayacakları bir mekân... The Grill House aslına bakarsanız bir mekân değil, pek çok mekândan oluşan bir zincir. 1994'te kapılarını açtığından bu yana Johannesburglu'ların ızgara et denince akıllarına gelen ilk adres olmayı başaran The Grıll House'ta kırmızı et baş rolü oynasa da tavuk ve deniz mahsülleri de mevcut. Ana yemek yerine farklı baslangıçlar denemek isteyenlere humus'tan kalamar'a, mozarella salatası'ndan peynir tabağı'na kadar pek çok seçenek bulunuyor. The Grill House'un lezzetine doyamayanlar, Rosebank ve Sandton'daki şubelerinde öğle yemeği yiyebilecekleri gibi eve götürmek üzere her et düşkününün mutfağında mutlaka olması gereken soslardan ve hardallardan satın alabilirler.

Moyo:

Galeri, dükkân ve restoranın bir arada, insanların güleç mi güleç, atmosferın cıvıl cıvıl olduğu bir yer Moyo. İçerisinin ne kadar eğlenceli olduğu sizi dışarıda karşılayan heykelden belli! Sofraya yerleşmeden önce ilk iş dükkâna bir göz atarsanız Afrika işi her türlü eşya bulabileceğiniz deli dolu bir mini pazarın içinde buluyorsunuz kendinizi. Ardından masaya oturmanızla birlikte elinde boyalarla bir hanım yanınızda yere çöküp başlıyor yüzünüzü boyamaya. Menüde pirzola'dan hamburger'e karides kokteyl'den kuskus'a kadar her damak zevkine hitap edecek çeşitlilik mevcut. Johannesburg'ta 2, Cape Town'da 2, Durban'da 2 şubesi olan Moyo saat 11:00'dan 23:00'a kadar servis veriyor. Çocuklu seyahat edenlerdenseniz miniklerin de büyük keyif alacaklarına emin olabilirsiniz.

The Meat Co Montecasino:

The Meat Co Montecasino'dan, Johannesburg'da 3, İngıltere'de 1, Ortadoğu'da 5 olmak üzere bolca var! Eh ne de olsa işinin uzmanı! 2000 yılında farklı bir et restoranı olma hedefiyle kapılarını açan The Meat Co Montecasino haftanın her günü hem öğle hem de akşam yemeği servisi veriyor. Bize sorarsanız burada geceye kesinlikle o leziz kokteyllerin biriyle başlayıp frambuazlı cheesecake ile noktalamalısınız. Arası mı? Çıtır patates yanında kocaman bir hamburgere veya kemiği üzerinde, suyu ve lezzeti içinde bir ete 'hayır' demezsiniz, değil mi? Üstelık dünyanın en güzel şaraplarının diyarındasınız! Aç bir insan daha ne ister?

The Butcher Shop:

Sandton mahallesinin göbeğinde Nelson Mandela Meydanı'nda yer alan The Butcher Shop, adından da anlaşılacağı gibi, özellikle kırmızı et sevenlerin çok sevecekleri bir adres. Ancak vejetaryen veya ete doymuş olanların da ağızlarını sulandıracak lezzette ve çeşitlilikte alternatif mevcut. Kavı dersenız tabii ki zengin ve ağzınıza layık. Yeşil rengin ve ahşabın basrolü üstlendiği restoranda sizi bir yandan samimi, öte yandan kendine has bir ağırbaşlılığı olan bir atmosfer bekliyor. Şimdiden afiyet olsun.

Atıştırmalı!

Moemas:

Joburg'da, geçmişteki İngiliz etkisinden kalma bir alışkanlık da çay saati. Moemas da bu ritüeli en lezzetli şekilde gerçekleştirebileceğiniz butik bir kafe. İki farklı çay menüsünde minik browniler, minik tart ve makaron çeşitleri var. Sevgi ve tutkuyla yapılan tatlılara bayılacaksınız.

Ghirardelli:

Ghirardelli'nin şöhretini duymayan kalmamıştır herhalde. Amerika'nın en önemli çikolata üreticilerinden olan markanın burada da bir şubesi var. Farklı parfümlerle yapılan çikolata çeşitlerinden içmek yada muhteşem dondurma kuplarından tatmak istiyorsanız Ghirardelli'yi kaçırmayın!

Taboo:

Joburg gece hayatının klasikleşmiş fakat halen 'trendy' gece kulüplerinden biri Taboo. Organize ettikleri birbirinden özel partilerle eğlencenin kalitesini her zaman korumayı başarmış bir yer. Burada mekânın özel odalarından birini önceden rezerve edip kendi partinizi yapabilir ya da kalabalığa karışık sabaha kadar eğlencenin tadını çıkartabilirsiniz. Şıklık yarışı olan gece kulübünde girişte kızlara 21, erkeklere ise 23 yaş limiti uygulanıyor, belirtmemizde yarar var.

Movida:

Bordo kadife koltukları, kuyruklu piyanosu ve loş ışıklı dekorasyonuyla ağır bir havası olması sizi yanıltmasın. Burada eğlencenin ritmi oldukça yüksek ve sabahın erken saatlerine kadar devam ediyor. Sahne şovları ve DJ performansıyla dolu dolu bir gece geçirmek istiyorsanız Movida bu lezzette bir yer. Joburg'un en popüler ve en eğlenceli gece kulübü ayrıca konsept partilerin ve 'bekârlığa veda'ların da vazgeçilmezi.

Hush:

Sofistike, baştan çıkarıcı, biraz da seksi bir kulüp burası. Canlı Joburg gecelerinin nabzının tutulduğu farklı bir adres Hush. Güzel kızların ve yakışıklı erkeklerin buluşma mekânı diyebiliriz. Özel kutlamalar için ayrılmış VIP alanlarda kalabalıktan uzak kalmayı tercih edebilir ya da DJ kabini önündeki geniş alanda kadeh şampanyanızla çılgın eğlenceye katılabilirsiniz.

Randlords:

Muhteşem manzarasıyla şehirdeki eşsiz bir lounge bar Randlords. South Point kulelerinin 22. katındaki bulunan bardan Joburg'a yüksekten bakabilirsiniz. Buranın bir özelliği ise bildiğimiz gece kulüpleri gibi sürekli açık olmaması. Farklı organizasyonlar oldukça bunu sosyal medyadan duyuruyorlar, yani gitmeden önce programa göz atmanız gerekiyor. Öğleden sonra başlayan canlı müzik performansları ilginizi çekebilir.

Alışveriş

Luminance:

Alışveriş deyince akan suları durduracak bir mağaza burası. Giyimden kozmetiğe, ayakkabıdan çantaya tam bir alışveriş cenneti. İçinde yok yok! Aralarında Jil Sander, Givenchy, Chloé, Tory Burch, DVF gibi ünlü markaların da olduğu koleksiyonlar burada mevcut. Ayrıca markanın şık, modern ve zamansız koleksiyonuna da göz atmayı unutmayın. Çok beğeneceksiniz!

HTK:

Joburg'da erkekler için de birçok güzel mağaza bulunuyor. HTK bunlar arasında en dikkat çekici. Şıklığına özen gösteren erkekler için konusunda tecrübeli bir ekip burada sizleri bekliyor. Lüksü yaşam tarzı olarak benimseyen müşterilerini, VIP odalarında ağırlayarak alışverişi daha keyifli hale getiriyorlar. Ayrıca önceden rezervasyon yapmanız durumunda Aston Martin ile test sürüşü deneyimi de yaşayabilirsiniz.

Earthchild:

Güney Afrika'nın çocuklara hitap eden ekolojik markası Earthchild, tam bir başarı hikâyesi. Cape Town'da minik bir ofiste çocuklar için rahat ve doğal malzemeden giyimler üreten markanın ünü tüm ülkeye yayıldı. Yeni doğmuş, kız ve erkek çocuklar için hazırladıkları modern ve şehirli koleksiyonları çok seveceksiniz. Anneler Earthchild'da sizlere özel koleksiyon da var, çocuğunuz ile aynı tarz giyinebilirsiniz.

Campo Marzio Design:

Kırtasiye ve ofis malzemesi düşkünüyseniz Campo Marzio tam da size göre bir mağaza. Rengârenk kalemlerden, bilgisayar kılıflarına ve çantalarına geniş bir yelpazesi olan markanın kökleri İtalya'ya uzanıyor. Yazı yazmaya düşkünseniz kaligrafi bölümündeki özel seriye mutlaka göz atın!

Görülmesi Gereken Yerler

Apartheid Museum:

Bütün güzellikleri bir yana, bir de bu güzelim kıtanın 20. yüzyılına damgasını vuran ayrımcılık meselesi ve bu çarpık zihniyet yüzünden yaşadığı tarifsiz acılar var ki, maalesef tüm insanlık adına utanç verici. Ve hesaplaşılması gerekiyor. İşte bu noktadan hareketle 2001 yılında açılan Apartheid Museum, sizi 22 farklı sergi salonu boyunca ayrımcılığın doğuşundan çöküşüne kadarki süreci anlattığı, oldukça duygusal ve dramatik bir yolculuğa çıkaracak. Midenize bir yumruk oturacağı kesin; hazırlıklı gidin!

Mandela House:

Güney Afrika'ya gelip Madiba'ya saygı duruşunda bulunmamak olur mu! 1946 yılından 1990 yılına kadar Mandela ailesinin resmi evi olan 8115 Orlando West - Mandela House, restore edildikten sonra müze olarak ziyarete açılmış. Özel tatil günleri haricinde her gün sabah 9:00 ile 16:45 arasında açık olan Mandela House, 20 kişilik gruplar halinde gezilebiliyor. Ziyaretiniz sonunda t-şört, şapka, kalem, DVD gibi bilgilendirici veya hatıralık eşya satın alabiliyorsunuz.

Museum Africa:

Afrika'ya ve yüzyıllardır bu kıtada yaşamış, hayatını ona adamış, çalışmış ve gelen jenerasyonlara zenginlikler bırakmış güzel insanlarına şapka çıkaran bir müze olması istenmiş Museum Africa planlanırken. Botanik bahçesi, kütüphanesi, sergi salonları, performans sanatları merkezi, dükkânı ve Jeff Peltier imzalı etkileyici mimarisi ile adını hakkıyla taşıyor da. Bizim tavsiyemiz önce bu müzeyi doyasıya gezin, ardından da L'Africaine Restaurant'da Afrika mutfağından çıkma leziz yemeklerin keyfıne sürün.

Hector Pieterson Memorial and Museum:

Yolunuz Orlando West mahallesine düşerse mutlaka ziyaret etmeniz gereken adreslerden biri de bu anıt-müze. 16 Haziran 1976 yılında Soweto isyanı sırasında polis tarafından vurularak ölen 12 yaşındaki Hector Pieterson anısına inşa edilen bu anıt müzede ölümüyle son bulan olayların nasıl geliştiği ve Hector'un neden bu hareketin sembolü haline geldiği anlatılıyorç. 2001 yılının 16 Haziran gününde kapılarını açan müze kısa bir zamanda turistler tarafından çok yoğun bır şekilde ziyaret edilen bir noktaya dönüşmüş.

The James Hall Museum of Transport:

Ulaşım araçları herkesin ilgisini çekmeyebilir ama seveni de çok sever. Eğer siz de mekanik ve tarih düşkünüyseniz ve yolunuz Johannesburg'a düşmüşse ne yapıp edin The James Hall Museum of Transport'u mutlaka ziyaret edin. Bisikletler, motorsikletler, otobüsler, tramvaylar... Ne isterseniz burada! Müze her ay bir haftasonu kapalı, diğer haftasonlarında ise 9'dan akşam 5'e - öğlen 12 ila 1 arası hariç - açık. Gideceğiniz haftasonu kapalı olmadığından emin olmak adına öncesinde web sitesine bir göz atmakta fayda var.

Kitaplar & Filmler

"Burger's Daughter":

Nobel ödüllü yazar Nadine Gordimer'in tarihi ve politik romanı Burger's Daugher, yetmişli yıllarda Güney Afrika'daki ırkçılığın boyutunu anlatıyor. Anlatı tarzdaki roman, Burger ailesinin küçük kızı Rosa'nın ırkçılığa karşı verdiği mücadeleyi gözler önüne seriyor. Yayınlandıktan kısa bir süre komünist fikirlerin propagandasını yaptığı düşünülerek Güney Afrika'da toplatılmış, fakat çok kısa bir süre yasak iptal edilmiş. Hatta 2000'lerin başında, Güney Afrika kitapları arasında en iyi 10 kitaptan biri seçilmiş.

"Mandela: Long Walk to Freedom"

Vizyona 2013 yılında giren film efsane kişilik, Güney Afrika'nın ilk siyahi devlet başkanı, Nobel ödüllü Nelson Mandela'nın köyde başlayan çocukluğundan ölümüne kadar olan hayatını ve ülkesinde verdiği ırkçılık mücadelesini anlatan biyografik bir film. Pek çok dalda aday olan filmi henüz seyretmediyseniz muhakkak izlemelisiniz. Filmin kitabının da olduğunu hatırlatalım.

"Madiba Büyüsü":

Efsane lider Nelson Mandela'nın kitapları arasında Afrika'nın dört bir yanından topladığı masalları bir araya getirdiği Madiba Büyüsü hem yetişkinlere hem de çocuklara göre. Mandela'nın insanlıkla ilgili değerlerini aktarmak amacıyla hazırladığı kitabının CD formatı da bulunuyor. Dinlerken hem çok şey öğrenecek hem de çok keyif alacaksınız.

Aman Aman!

Eğer hayvanat bahçesi konsepti ile barışık olanlardansanız, size iyi bir haberimiz var: Johannesburg, hayvanat bahçesi ile bilinen bir şehir. Ciddi anlamda turist çeken Joburg Zoo, kapladığı 57 hektarlık alanda 1900'lü yılların başından beri faaliyet gösteriyor. Haftanın her günü sabah 8 buçuktan akşam 5 buçuğa kadar açık; son giriş 4'te yapılabiliyor.

Eğer Kruger Park'a gidecek vaktiniz yok ancak Johannesburg'a kadar gelmişken hayvanat bahçesi ile yetinemeyeceğinizi düşunüyorsanız günübirlik veya bir gece konaklamalı safari turları mavcur; aklınızda olsun.

Sıkıcı Bilgiler

Johannesburg'da taksi ücretleri pek yüksek sayılmaz. Havaalanından şehir merkezine yaklaşık yarım saatte, yaklaşık 200 rand yani 20 dolar gibi bir ücrete seyahat edebilirsiniz.

Yılın her döneminde seyahat edilebilecek bir şehir olan Johannesburg'da genelde ılıman iklim mevcut. Bu yüzden de Johannesburg'u güney yarımkürenin yaz aylarında yani ekim-mart döneminde ziyaret etmenizi öneririz. Havuz ve denizden faydalanabilmeniz için sıcak dönemi kaçırmayın.

Johannesburg suç oranı yüksek olan şehirler arasında sayılıyor. Bu nedenle sokaklarda gezerken biraz daha dikkatli olmak gerekiyor. Suçlar arasında özellikle hırsızlık çok fazla olduğundan tatsız bir deneyim yaşamamanız için değerli eşyalarınızı yanınızdan ayırmamanızı öneririz.