Kopenhag Elinizin Altında

Nedir bu Kopenhag, herkes ayılıp bayılıyor? Mütemadiyen en iyi bilmem ne listelerinden fırlıyor, değil mi ama? Akdenizliler burayı devamlı soğuk ve karanlık bilir, buralarda yaşayan insanlara da üzülürler. En iyisi bu düşünceyi hiç bozmamak, burayı hep soğuk ve donuk bellemek. Gidip aslını görünce, insan geri dönmek istemiyor, yerleşmek falan istiyor, sonra al başına bela.

Kopenhag’ı Kopenhag yapan en önemli şeylerden biri gelişmiş estetik algısı, kaygısı. Mimaride, tasarımda, dekorasyonda, ev eşyalarında, modada, hatta yemek sunumunda estetik arayış hep hissediliyor. Her şeyin çağdaş ve güzel gözükmesine kafayı takmış gibiler. İnsan etkileniyor tabii ister istemez. Bu güzelliği donuk ve ruhsuz bulup, sıcak denizlere inmek isteyenler de olacaktır elbette. Yine de burası gibi düzenli, güzel görünen, yaşama ve insana değer veren bir şehrin fikri bile insanı cezbetmeye yetiyor.

Siz en iyisi, Kopenhag’a gidip, onun iyi yönlerini alın bir. Sonra nasıl olsa İstanbul en canlı ve akışkan haliyle sizi önüne katıp götürecek yine.

Kopenhag

En İyiler

Hotel d’Angleterre:

Kopenhag’ın en görkemli binalarından birinde ikâmet eden Hotel d’Angleterre, 2 yıllık bir renovasyonun ardından tarihin mirasçısı olarak Kopenhag’ın en iyi otelleri arasındaki yerini koruyor. Uzun bir geleneğin izlerini taşıyan 90 oda ve süiti aristokratik çizgilerin modernizme kazandırıldığı yeni yüzleriyle lüksten taviz vermeyen misafirlere dört dörtlük otel hizmeti sunuyor. Otelin gastronomi bakımından önemli bir yere sahip restoranı Marchal ise Michelin yıldızı almış olmanın gururuyla İskandinav ve Fransız mutfağının vazgeçilmezlerini sunmaya hazır.

Nimb:

İskandinav tasarımının mabedi bir otel arayanlara kötü bir haberimiz var. Nimb, bir Arap prensinin kuzeydeki sarayını andırıyor. Oryantal desenli döşemelik kumaşlar, şömineler, cibinliksiz yatak çerçeveleriyle, doğu motiflerinin İskandinav çizgilerine yedirilmesi olarak tarif edilebilecek, şık bir sonuç çıkmış ortaya. Kopenhag oteller rehberinin Nimb köşesi toplam 14 odasıyla hazır. Çoğu odası Tivoli Bahçeleri’ne nazır. Nimb’in gastronomik ününün otel ününü de geçtiğini söylemeden olmaz. Louise, Kopenhag’ın en ünlü restoranlarından biri. Mutlaka denenmeli. Brasserie de aynı şekilde, şehrin önemli gastronomi mekânlarından biri. Bir de Vinotek var ki, 1000’den fazla şarap seçeneğiyle, gerçek bir koleksiyoner.

Andersen Hotel:

Andersen, Vesterbro tarafına düşüyor. Vesterbro, eski hırçın mizacına karşın bugün Kopenhag şehir rehberinde keşfedilmesi gereken bir dolu butik ve kafenin açıldığı bir yer. Bıçkın ruhunu tam kaybetmiş değil ama gün geçtikçe sakinleşiyor. Andersen Hotel, İskandinav soğuğunda depresyona girenler için özel tasarlanmış gibi. Pembeler, morlar, yeşiller, maviler her köşeyi capcanlı bir hale getiriyor. Kopenhag oteller listesi için özenle hazırlanmış, sıcacık 73 odasından her biri en az 24 saatliğine sizin olabiliyor. Yani akşam check-in yaptıysanız, ertesi akşam aynı saatte check-out yapabiliyorsunuz. Çıkış saatleri, giriş saatlerine göre belirleniyor. İşte böyle de düşünceliler.

Bertrams:

Bertrams da, Kopenhag’ın 'meatpacking' bölgesi olarak bilinen Vesterbro’da bulunuyor. Bir 19. yüzyıl malikânesine yerleşen Bertrams, şehir içinde İskandinav kır evi hissi yaşatıyor. Çakıl taşlı sevimli avlusu, içinin baştan aşağı ahşap malzemelerle yapılmış olması ve rustik eşyalarıyla kuzey ormanlarındaki modern eviniz gibi. Kopenhag restoranlar rehberinin üst sıralarındaki restoranı da organik malzemeleriyle meşhur olmuş zaten. Şehrin ortasında doğallık ve rahatlık arayanlara duyurulur ve hatırlatılır ki avluya bakan odaların aksine, caddeye bakan odalar gürültülü olabiliyor.

Avenue Hotel:

Avenue’nün binası, 19. yüzyılın sonlarında Tivoli Bahçeleri’nin girişinin mimarı Emil Blichfeldt tarafından inşa edilmiş. Bugüne kadar pek çok tadilattan geçmiş. Şimdilerde Kopenhag’da nerede kalınır sorusu için ideal adreslerden biri olan Avenue’nün yarattığı sıcak, renkli ve ev hali-vari atmosferi yaşamaya değer. Ahşap döşemeler, rahat ve pofuduk koltuklar, desenli kilimler ve şömine, şehri kasıp kurutan soğuğu kapıdan da bacadan da kovup sıcak ve rahat bir koza yaratıyor. Kopenhag restoranlar listesinde yer alan bir restoranı yok ama barı çok keyifli. Atıştırmalıklarda ellerini korkak alıştırmıyorlar ve odaya kahvaltı servisleri de var. Kışın avluda servis edilen sıcak şarapları da pek meşhur.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Hotel Alexandra:

Kopenhag şehir rehberinde tüm zarafetiyle 1910’dan beri yükselen Hotel Alexandra, 50 ve 60’lı yıllardan esinlenerek gerçekleştirdiği renovasyonun ardından klasik Danimarka dekorasyonunu başarıyla yansıtıyor. Kopenhag’da nerede kalınır diye daha fazla düşünmeyi anlamsız kılan otelin mat ve kontrast renklerin ahşap mobilyalarla bir arada kullanıldığı 61 odası modern hayatın tüm ihtiyaçlarını da karşılıyor aynı zamanda. Ulaşım bakımından şehrin tarihi caddelerine açılan kapıları oteli listenizin ilk sıralarına taşıyor.

Ibsens Hotel:

Ibsens, Kopenhag’da keşfedilmesi gereken Nansengrade Caddesi üzerinde bulunuyor. Etrafında büyük markalar, büyük alışveriş merkezleri yok pek fazla. Daha çok, küçük kafelerin, dikiş atölyesiyle karışık butiklerin, kafelerin ve butik kitapçıların olduğu bir yer. Şehrin mekân kullanım alışkanlıklarını ve yaşam biçimini en iyi yansıtan Kopenhag oteli belki de kendisi. Bir de misafirlerin kendi aralarında kitap dergi alışverişi yapmalarını sağlayan sistemleri var. Dekorundan, konseptinden, hizmetlerinden, Kopenhag’ın ruhunu çok iyi yakaladıkları belli oluyor gerçekten de.

Hotel Skt. Petri:

Kopenhag’da ne yapılır diye soran olursa kendilerine eski alışveriş merkezlerinin kırpılıp yeni tasarımlara dönüştürüldüklerini anlatabilirsiniz. Yanındaki Skt. Petri Kilisesi’nden nam alan Hotel Skt. Petri’nin binası, bir zamanlar Kopenhag’da alışveriş adreslerinden biri olan Daells Varehus imiş. Lobiden çıkan yürüyen merdivenler, o günlerin arkeolojik kanıtları gibi korunmuş. 2003 yılında açıldığında, otelcilik ve tasarım dünyası burayı konuşa konuşa bitirememiş.

Stay:

Kopenhag oteller listelerini, “bu değil, bu sıradan, bunları herkes yapıyor” şeklinde geçenler için bulduğumuz çözüm, Stay. Stay bir apart otel. Tipik bir Kopenhag binasında yaşıyor. Kanalın kenarında ticari amaçlı kullanılan bir depo iken çeşitli zamanlarda çeşitli renovasyonlardan geçerek konut alanı olarak kullanılır olmuş. Şimdilerde de Stay’e ev sahipliği yapıyor. Binanın tasarımıyla iç mekân tasarımı çok uyumlu. Kentin tasarımla bütünleşmiş halinin en belirgin örneklerinden biri. Yaşam alanlarının hepsi geniş, aydınlık ve ferah. Büyüklükleri 75 ila 160 m2 arasında değişen 12 farklı tipte daire sunuyorlar. Hepsi de ev teçhizatıyla donatılmış ve kanal manzaralı daireler Kopenhag’da görülecekler arasında.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler 

Kul:

Kopenhag şehir rehberindeki en hip noktaların yoğunlaştığı The Meatpacking bölgesi işte bu mekânlardan birinin daha açılmasına tanık oluyor; Restaurant Kul. Sade ve şık dekorasyonu öğle ve akşam yemekleri için uygun bir atmosfer sunarken restoran menüsü avokado soslu karides gibi deniz mahsullü tabaklardan teriyaki soslu ördek ızgaraya kadar pek çok alternatif sunuyor. Kopenhag’da “nerede yenir?” sorusunun cevabı konusunda kararsız kalanlar için mutlak bir fırsat Kul.

Café Victor:

Café Victor, Kopenhag restoranlar rehberinin en ünlü yıldızlarından biri olarak yarı Fransız yarı Danimarkalı bir ruha sahip. Sabah 8:00’dan akşam 22:30’a kadar açık. Daha çok öğlen ve akşamüstü saatlerinde tercih ediliyor. Bu saatlerde şehrin jet sosyetesini ve ünlü sanatçılarını burada görmek mümkün. Şarap menüsünde iddialı yerlerden biri. Fransa, İtalya, Amerika, İspanya, Güney Amerika, Arjantin, Yeni Zelanda, Portekiz, Avusturya, Şili ve Almanya şaraplarından oluşan zengin bir koleksiyonu var.

Aamanns:

Danimarka’da ne yenir denince ilk akla gelen smørrebrød’ün en esaslılarının yapıldığı adres. Smørrebrød, bir çeşit açık sandviç. Hem atıştırmalık yerine hem de öğün yerine geçebiliyor. Ekmeklere kadar her şeyi kendileri yapıyor, hazır malzeme kullanmak yok. Mümkün olduğunca da yerel taze malzemeleri kullanıyorlar.

Café Halvvejen:

Kopenhag’da keşfedilmesi gereken onlarca butik ve kafelerin bulunduğu Krystalgade Caddesi üzerinde Halvvejen de yerini almış. Şehrin gurmelerinin ve ünlü şeflerinin uğrak noktası. Tipine bakıp aldanmayın. Pek ilginç bir yere benzemiyor, evet. Ama gelin görün ki Danimarka’nın damak tadının en lezzetli hali burası. Üstüne bir de menüdeki biralardan birini seçtiniz mi, damak şöleni başlasın artık.

Mash:

Mash, özellikle et severlerin Kopenhag’da keşfetmeleri gereken tipik bir modern Amerikan steakhouse restoranı. Etleri Amerika, Uruguay, Avustralya ve Danimarka üreticilerinden geliyor. Etin üzerine sos seçenekleri, yanına sebzeli tabaklar bulmak da mümkün. Kopenhag restoranlar rehberinde yerini alan Mash’in içki menüsünde şarap ve kokteyllerin yanı sıra, yemek sonrası için ayrı bir kokteyl listesi ve sindirime yardımcı lezzetli karışımlar da yer alıyor. Öncesi ve sonrasıyla tam bir 'steak deneyimi' yaşattıkları kesin.

Paté Paté:

Kopenhag restoran rehberine birkaç mekân kazandırmış Husted kardeşlerden işte yeni bir yer daha! Şehrin dönüşüm halindeki bölgelerinden birinde bulunuyor. Fransa, İspanya ve Fas mutfağından esintiler menüden başlayarak hissediliyor. İç mekân tasarlanırken, endüstriyel temelin üzerine rustik dokunuşlarda bulunulmuş. Niş şarap ve bira markalarını sunuyorlar. Farklı bir şeyler içmek isteyenler mutlaka bir göz atmalı. Kopenhag’da neler yapılır diye düşünürken akıllarına tembellik ve yemekle geçirilecek bir öğlen ve akşamüstü düşürenler için ideal. Akşamları da yemeğin ardından muhabbet ve şarapla geceyi sündürmek oldukça keyifli.

Pastis:

Kopenhag’da gidilmesi gerekenler arasında yer alan bir Fransız bistrosu. Masası, sandalyesi, lambası, fincanı, menüsü, servis şekli daha da neleriyle Fransız’ım diye bağırıyor. Kopenhag-Paris arasındaki en kısa ve lezzetli yol. Haline tavrına yaraşır uzunlukta bir de şarap listesi var.

Akşam Yemeği

Noma:

Yazar ekibimiz “Noma” yazıp bırakmak istedi ancak editörler kabul etmedi. Bunun üzerine yazarlar “Noma!!!!” yazıp bırakmak istedi ama o da olmadı. Malumunuz burayı sadece Kopenhag’ın en iyi restoranı değil tüm dünyanın en iyi restoranı olarak kabul etmeyen, duymayan kalmadı. Ferran Adria, El Bulli’yi kapattığında toptan rakipsiz kalmıştı. Haliyle talep fazla ama kapasiteleri çok değil. 3-4 ay sonrasına masa ayırabiliyorlar, bekleme listeleri uzayıp gidiyor. Şef René Redzepi, nordik mutfağın kitabını ekibiyle yeniden yazıyor. Uzun kuyruklara rağmen Kopenhag’da mutlaka yapılması gerekenlerin başında geliyor “Noma”!

Amass:

Kopenhag restoranlar rehberinin endüstriyel stil başlığı altında hiç ummadığınız bir mekân ve gurme bir deneyim sizleri bekliyor. Mekânın iç dekorundaki endüstriyel havası duvarlardaki modern grafiti çizimleriyle şaşırtıcı bir birliktelik sergiliyor. Müdavimlerinin 153 numaralı masa olarak tanıdığı uzun masa için özel bir rezervasyon yaptırıp tanımadığınız kişilerle aynı sofraya oturup Kopenhag’da akşam yemeğine gurme bir sos katmanın heyecanını yaşayabilirsiniz Amass’ta. Böylesi bir deneyimin Kopenhag rehberinizin unutulmazı olacağına eminiz.

Höst:

Kopenhag turunu elbette şık tabaklarda sunulan ve deniz mahsulleriyle donatılmış bir masa ile süslemek ister herkes. Kendine özgü modern duruşunun yanında rüstik atmosferinden hiçbir şey kaybetmeyen mekân Höst, adı Türkçe’de birazcık tuhaf dursa da Kopenhag’ın en iyi restoran adreslerinden biri. Klasik İskandinav tarifleriyle ünlenen restoranın en çok ilgi gören seçeneği ise farklı garnitürlerle bezenmiş bir ıstakoz yemeği olan Jonfruhummer.

Relae:

Noma’da yer bulamayanlar soluğu Kopenhag’ın en iyi restoranı olmaya aday olan mekânda alıyor soluğu. Ne de olsa şefi ve sommelier’si Noma emektarlarından. Ancak buranın da 12 masası olduğundan, yine masa bulma garantisi yok. Ama genelde birkaç hafta erken davranmışsanız masa bulabiliyorsunuz. Çok ufak bir menüsü var; her yapılanı ustalıkla kotarabilmek için böyle durmayı seçmişler. Hem yemekler hem de şarap için tadım menüsü bulunuyor. Kopenhag’da görülecekler kontenjanına girmesi gereken isimlerden Relae.

Mums Bar & Kitchen:

Mums ünlü Kopenhag restoranlarına göre daha eğlenceli ve hareketli bir yer. Akdeniz mutfağına bir Danimarka cover’ı yapmışlar. Kokteylleri ve hafta sonu akşamları yarattığı gece kulübü havası sebebiyle tercih ediliyor.

Restaurant AOC:

AOC de Noma’ya alternatif Kopenhag restoran adreslerinden biri. Nordik mutfağını yeniden yorumlayarak kendiyle özdeşleşmiş tatlar yaratan bir restoran. Eski bir malikânenin içinde yer alıyor. Hem yemek hem de şarap menüsü az seçenek sunuyor ancak çok övülüyor. Rezervasyon için fazla bekletmiyor.

Kadeau:

Şehirdeki bir başka büyük isim de Kadeau. Her ne kadar diğer alternatifler gibi burası da Noma’ya benzetilseler de, kendine has bir stili ve mutfak anlayışı var. Kadeau’nun üç, beş veya altı tabaklık tadım menülerinden birini bitirdiğinizde, Kopenhag’da yapılacaklar namına büyük bir işi halletmiş, şehrin damak tadını ve yemekle ilişkisini daha yakından tanımış olacaksınız.

Fiskebar:

Fiskebar, Kopenhag otellerinden bahsederken ismini zikrettiğimiz Vesterbro’da bulunuyor. Özellikle gurme mekânlar açısından bu bölgenin yükselişte olduğu fark ediliyor. Fiske balık demekmiş efendim. Ancak burası en iyi istiridye Kopenhag’da nerede yenir diyenler için çok daha meşhur. Limford adlı bir bölgeden gelen istiridyeler, ideal aromada oluyorlarmış ve de menüde geniş bir yer tutuyorlar. Şehrin deniz ürünleri ve balıkta en iyi adreslerinden biri.

Atıştırmalıklar

The Royal Café:

Bu şehirde konvansiyonel tek bir yer bulmak bile çok zor. Hemen her yerin nevi şahsına münhasır bir konsepti var. Kopenhag şehir rehberimizde yeri bir başka olan Royal Café de bunlardan biri. Bir kere tasarım kısmında ellerini hiç korkak alıştırmamışlar. Tabak çanak, koltuk, aydınlatma ve teknolojik donanımda ünlü İskandinav üreticileri bir araya getirmişler. Ayrıca burası Kopenhag’da alışveriş adresi olan Stroget’te bulunduğundan alışverişle kafe konseptini de birleştirmişler. Alışveriş yaparken atıştırabiliyor veya atıştırırken alışveriş yapabiliyorsunuz. Mutfakta da klasik Danimarka atıştırmalığı smørrebrød’le sushi’yi bir araya getirip ‘smushi’ diye bir şey icat etmişler. Bira ve şarap seçenekleri bulunsa da hatırı sayılır bir çay seçkileri olduğunun altını çizelim. Aman dikkat, pazar günleri, ‘Smushi’ servisi, brunch nedeniyle kapalı.

42 Raw:

42 Raw, çiğ yemek trendinin örneklerinden biri. Ama gözünüz korkmasın, burayı tercih etmek için sağlıklı ve organik beslenme derdiniz olmasına gerek yok. Lezzetli salataları ve smoothie’leri, Kopenhag’da keşfedilmesi gerekenlerden. Oturacak yerleri kalabalıklara müsait değil ancak paket servisleri de var. Hem de çok sevimli paketler yapıyorlar. Siparişinizi bu şekilde alıp, canınızın istediği bir yerde ufak sağlıklı bir piknik de yapabilirsiniz.

Libkoeb:

İskandinav diyarına has o buz kesen soğuk havaları ısıtmak için Kopenhag’da gidilecek en iyi barlardan biri Lidkoeb. Danimarka’ya özgü retro mobilyalarla döşenmiş bu hip kokteyl barının arkasında deneyimli isimlerin olduğunu ve sizinle ilgilenecek ekibin kendilerine has tarzıyla nereye geldiğinizi daha iyi anlayacağınızı söyleyelim. Lezzetli kokteyllerinizi alıp klasik deri koltuklara yaslandığınızda sizi piyanosuyla bir caz grubu da bekliyor olacak. Kopenhag’da gece hayatına şık bir başlangıcın yolu Libkoeb’den geçiyor, bizden söylemesi!

Ruby:

Ruby Kopenhag’ın en iyi barlarından biri yine. Kopenhag, pek çok sanat, zanaat ve tasarım alanında olduğu gibi, iş kokteyllere geldiğinde de sıradan olan hiçbir şeyi kabul etmiyor. Menüde klasik, bilindik kokteyller de var tabii ama pek tercih edildikleri söylenemez. Çünkü bu şehirde tasarımcılar ve aşçılar kadar, barmenler de - yoksa miksolojist mi demeliydik? – Kopenhag şehir rehberinin ünlülerinden. Ne tatlar, ne karışımlar çıktığına hayret edeceksiniz. Ruby’nin kapısında bir şey yazmadığından bulmak zor ama ısrarla arayın. 2 odalı eski bir evden bozup yapılmış, yüksek tavanlı, “mad men” dekoru gibi bir yer.

K Bar:

K Bar da çeşitleriyle ünlü bir yer. Ancak bu Kopenhag barının esas spesiyali, martinileri. Martiniyi çok farklı şekillerde yorumlamışlar. Şöyle bir uğrayıp, bir martini deneyip başka bir mekâna geçmek çok havalı sayılıyor.

Ved Stranden 10:

Ved Stranden 10’un isim babası, bizzat kendi adresi. Sofistike görünümü ve 5000 şişeye kadar çıkan mahzeni Kopenhag’da mutlaka görülmesi gereken bir değer olmasına rağmen çok da mütevazı bir yer. Bütün listeyi görmüyorsunuz. Sommelier’ler size bazı sorular sorduktan sonra, size uygun olduğunu düşündükleri şarabı servis ediyorlar. Bu güzide Kopenhag barında pazartesi günleri hariç, yemek servisi bulunmuyor. Ancak şarküteri ürünleri, peynir çeşitleri ve lokmalık atıştırmalıklarda oldukça başarılılar. Bütün bu özellikleri göz önünde bulundurulduğunda fiyatlarının oldukça cazip olduğunu da fısıldamayı bir borç biliriz.

1105:

Kopenhag’da gidilmesi gereken yerler arasında bulunan 1105, simsiyah dekoruyla dikkat çekiyor ilk bakışta. Tam ortada kare, siyah bir bar var. Siyah duvarların önünde birkaç tane de siyah koltuk var ama daha çok barda oturuluyor. Klasik kokteylleri, caz müziği, barmenlerin tipik beyaz ceketleri, siyah ve loş ortamda bir araya gelince ortaya sofistike bir sonuç çıkıyor.

Karriere Bar:

Burası biraz restoran, biraz bar, biraz galeri ve biraz da gece kulübü. Belki de burayı Kopenhag müzeler listesi kısmında dile getirmeliydik. Buranın dekorunda 40’a yakın çağdaş sanatçının imzası var. Bunların arasında, İstanbul Bienali’nden de tanıdığımız, dünyaca ünlü ikili Michael Elmgreen ve Ingar Dragset de bulunuyor. Bir şeyler içme bahanesiyle mutlaka gidip gezin.

Alışveriş

Acne:

Acne, Stokholmlü bir tasarım ekibinin, sonradan moda tasarımı yapmaya başlamış markası. Hem kadın hem de erkek koleksiyonları çıkarıyorlar. Avrupa’daki pek çok şehrin yanı sıra Melbourne, Sydney ve New York’ta da birer mağazaları var. Dünyanın her yerinde ilgi çekmeyi başarmışlar kısaca. Şehirdeki dört mağazası Kopenhag’da nerede gezilir diyenler için sınırsız imkânlar tanıyor. Mekân tasarımı ise oldukça ilginç.

Storm:

Storm’da kimler yok ki! Kopenhag’da keşfedilmesi gereken ne kadar çağdaş tasarımcı varsa toplamışlar âdeta. Comme des Garçons, Diane von Furstenberg, Thom Browne, Ann Demeulemeester ve daha kimler kimler... Tasarım tekstil ürünlerinin yanı sıra sanat kitapları, dergiler ve plaklar da raflarda yerini almış.

Hope:

Hope, esasında bir İsveç markası. İsveç dışındaki tek mağazaları da Kopenhag’da bulunuyor. Kazaktan, elbiseden, gömleğe pantolona her tür kıyafet ve hatta aksesuarlar ve ev eşyaları koleksiyonlarında bulunuyor ancak onları Kopenhag alışveriş rehberinde özel yapan, anorakları ve montları. ‘Stay warm in your heart’ sloganıyla yola çıkan Hope, bir sosyal sorumluluk projesi üretiyor. Proje evsizlere yardım etmeyi ve daha fazla insanın evsizleşmesini engellemeyi amaçlıyor. Projeye destek vermek için Hope montlarıyla ısınan isimler arasında Ethan Hawke, Alexander Skarsgard ve Lykke Li gibi isimler yer alıyor. Kopenhag’da yapılacaklar listesine böyle faydalı bir katkı yapmak da harika olabilir.

Play Type:

Eh, bu kadar tasarım şehri olma iddiası taşıyan bir şehirde bir tipografi mağazası olmazsa olur mu? Play Type, kelimenin tam anlamıyla yazı tipleri satıyor. Kopenhag alışveriş turuna bir de buradan başlayın. Play Type’da yeni yazı tipleri alabileceğiniz gibi, bu yazı tiplerinin özelliklerini ön plana çıkaran posterler, fincanlar, çantalar da alabilirsiniz.

Day Birger et Mikkelsen:

Danimarkalı tasarımcı Keld Mikkelsen’in 1997’de açtığı mağaza Kopenhag’da gezilecekler arasında. Yalnızca kadınlar için koleksiyon tasarlıyor. Oldukça minimal ve klasik bir çizgisi var. Bünyesine bir de “2nd Day” başlıklı koleksiyon bulunuyor. Bu koleksiyonun arkasında ise, Mikkelsen’in kızı Amalie var.

Kyoto:

Danimarkalı bir marka olan Kyoto, erkek modasında ustalaşmış. Sokak modası diye tanımladıkları spor ve rahat kıyafetler tasarlıyorlar. İskandinav markaların ve tasarımcıların koleksiyonlarından parçaların da sunulduğu Kyoto, Kopenhag gezisine son vermeden önce ziyaret edilmesi gerekens yerlerden biri.

Time’s up:

Time’s up, Avrupa’nın en iyi vintage mağazalarından biri. Tüm parçalar tek tek özenle seçilmiş. O yüzden de hepsi çok güzel, hepsi çok temiz durumda. Dior, Chanel, Gucci, Kenzo, Burberry gibi markaların ürünleri burayı Kopenhag’da alışveriş için buluşma noktası yapıyor âdeta. Dönem olarak da 50’ler, 60’lar ve 70’ler çoğunluğa sahip. Hem kadınlara hem de erkeklere bir şeyler var.

AC Perch:

Kopenhag’da keşfedilecek çılgın bir çay deneyimine hazır olun. Burada çeşit çeşit karışımlar, diyar diyar çaylar sizi şaşırtabilir. En kahveci bünyelerin bile çay iştahını kabartacak lezzetler ve kokular bulacaksınız. Kraliçe hazretleri de çaylarını buradan alıyorlarmış efendim. Hatta kendilerine özel bir de karışımları varmış; ondan da alabilirmişsiniz. İşte size uygun fiyata kraliçeler gibi beslenme fırsatı.

Royal Copenhagen:

Kopenhag, modern tasarımın başkenti tamam ama, bu tasarım merakı gökten zembille inmedi herhalde diye düşünüp araştırdık. Kopenhag’ın zarif tasarımlarının kaynaklarından birine ulaştık. Kopenhag’da görülmesi gerekenleri düşünürken siz de 1775 yılında kurulan Royal Copenhagen’ı ihmal etmeyin. Beyaz porselenleri ve kobalt mavisi desenleriyle ikonik bir stilleri var. Rustik, sofistike ve asil. Her genç kızın rüyası.

Summerbird:

Çikolatacıların Kopenhag’da nerede yenir diye hayallere daldığını biliyoruz. İşte Summerbird, kendine has bir çikolatacı. Buradaki dolgulu çikolatalar, lokumumsu şekerlemeler, renkli şekerler ve kekler insanın damağını başından alıyor. Geleneksel Danimarka şekerlemesi flødebolle’yi keşfetmek ve Kopenhag’da yapılması gerekenler listesine büyük bir tik atmak için de eşsiz bir fırsat. Flødebolle, çikolata kaplı marşmelov olarak tarif edilebilir. Ancak tariflerle yetinmeyin; mutlaka bir kez tadına bakın.

Müzeler

Nationalmuseet:

Nam-ı diğer, National Museum of Denmark. Danimarka müzeleri içinde ülkenin en çok özdeşleştiği ve en ünlü üyesi. Müze koleksiyonu, bölgenin 14.000 yıllık kültürünü kapsıyor. Buz Devri’nden Vikingler’den alıyor, ortaçağdan modern zamanlara kadar bir tur atıyor.

Statens Museum For Kunst:

Kopenhag müzeler rehberinin bir başka ismi Statens Museum olarak biliniyor. Kraliyet ailesine ait sanat eserleri burada sergileniyor. Parçaların çoğu, Avrupalı sanatçıların resim ve heykel çalışmalarından oluşuyor. Geçici sergilerde 19. ve 20. yüzyılın önemli sanatçıları ağırlanıyor.

Carlsberg Glytotek:

Carlsberg’in kurucusunun oğlu Carl Jacobsen’ın özel sanat koleksiyonunun sergilendiği müze Kopenhag’da görülmesi gerekenlerden. Heykel koleksiyonu çok geniş. Roma, Mısır ve Yunan kültürlerinin heykellerini yakından görme imkânı sunuyor. Resim koleksiyonunda da hatırı sayılır işler var. Rodin, Van Gogh, Monet, Degas, Toulouse-Lautrec gibi sanatçıların işlerini görmek mümkün.

Louisiana Museum of Modern Art:

Louisiana, şehrin 35 km. dışında konumlanmış bir modern ve çağdaş sanat müzesi. Kopenhag’da mutlaka keşfedilmesi gereken bir koleksiyona sahip. Modern sanat akımlarına yön veren isimlerin eserlerine örnekler bulabilirsiniz. Andy Warhol mu dersiniz, Picasso mu, Jean Arp mı... Hepsinden bir şeyler var.

Ordrupgaard:

Şehrin 8 km dışındaki müzenin koleksiyonunda 19. ve 20.yüzyıl Fransa ve Hollanda ekolünden eserler ağırlıkta. Yine bütün ünlü isimler burada bir arada. Bir resim ve heykel müzesi olmanın yanı sıra, aynı zamanda bir mimari, iç mekân tasarımı ve mobilya müzesi. Müze binasının mimarisi de başlı başına Kopenhag’da görülecek tasarımlardan.

Oksnehallen:

Sanatsal etkinlikler için kullanılan, 100 yılı devirmiş bir bina burası. Konferanslar, sergiler, partiler düzenleniyor. Hareketli ve değişken bir takvimi var. Kopenhag turu boyunca hangi etkinliklere denk gelebileceğinize mutlaka bakın deriz.

Gitmeden Göz Atılacaklar

'Copenhagen':

Aynı adlı tiyatro eserinden sinemaya uyarlanan Kopenhag ile ilgili filmde, 1941 yılında iki ünlü fizikçi Neils Bohr ve Werner Heisenberg’in buluşmasının ilginç hikâyesi anlatılıyor.

'Adam’s Apples':

Film tam olarak Kopenhag’da geçmiyor. Ücra bir kilisede geçiyor tüm film. Ancak Danimarka sinemasının en ünlü örneklerinden biri olması bakımından izlenmeye değer film tam bir kara komedi.

'Dogme 95':

Dogma akımı Danimarkalı yönetmenler Lars von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından yazılan manifestoyla başlatılmış bir sinema hareketi. Harekete daha sonra başka Danimarkalı yönetmenler de katıldı. Manifestodan da anlaşıldığı gibi, bu hareket, minimal bir film yapımı sürecini savunuyor. Görsel efektler, özel filtre ve ışıklar kullanılmadan, çekim mekânlarına müdahalede bulunmadan, kamerayı sabitlemeden çekim yapılmasını savunuyorlar. 1995 ve 2005 yılları arasında, Danimarkalı birkaç yönetmeni çok etkilemiş olan bu akımın en önemli isimlerinden biri de elbette Lars von Trier. "Epidemic", "Dogville", "Antichrist" ve "Melancholia" gibi çok ünlü film yapmış olan Trier uçak fobisi ve ağır depresyonuyla da gündeme gelen bir yönetmen. Kopenhag turu öncesinde biraz da kültür dedik kısacası!

Aman Aman!

O bir klasik! O bir olmazsa olmaz! Kopenhag turunda yapılması gereken bir kanal gezisi boyunca sıra sıra binaları gördükçe şehrin ruhunu çok daha iyi anladığınızı fark edeceksiniz. Bu şehri mimari açıdan bu kadar önemli kılan şeyin ne olduğunun da ipuçlarını yakalayabilirsiniz.

Sıkıcı Bilgiler

Havaalanından şehir merkezine taksiyle gitmek yaklaşık 16 dakika sürüyor ve 220 kr (60-65 TL) tutuyor.

Genelde bir şehrin bisiklet kullanmaya ne kadar uygun olduğu tartışılır. Söz konusu Kopenhag olunca, şehrin bisikletsizliğe uygun olup olmadığını konuşmak daha mantıklı olacaktır. Kopenhag’da yapılması gereken aslında zaten öncelikle bir bisiklet edinmek. Zaten taksi tarifesi dünya ortalamasına göre pahalı kalıyor. En iyisi bisiklet kiralamak.

Bahşiş verme kültürü yok Danimarka’da. Ancak içinizden gelen durumlarda bırakmanız hoş karşılanacaktır.

Ülkenin telefon kodu +45. Bölgesel kodlar yok. Acil durumlarda 112’yi arayın.