Los Angeles Elinizin Altında

Hollywood’daki stüdyolar çekimlerle dolup taştıkça, Los Angeles bulvarları da ünlü simalarla dolup taşmaya devam ediyor. Haliyle lüks ve VIP mekânlara, yenilikçi tasarımlara ve yetenekli insanların peşi sıra Los Angeles şehir haritası üzerinde ilerlemek de yolculuk düşkünleri için bir nevi farz oluyor. Sıcak kum, güneş, güzel yemekler, gece hayatı ve geri kalan her şey... Geriye size kalan hayat! Hayatı yaşamayı sevenler için hayatı yaşamayı seven bir şehrin profilinin peşine düştük şimdi. Eh, dünyanın en keyifli şehirlerinden birine gidilmesin de ne yapılsın değil mi?

Los Angeles’ta keşfedilecekler, görülecekler ve yaşamadan bilemeyeceğiniz her yürüyüş rotası, kısacası tüm Los Angeles elinizin altında...

Los Angeles

Klasikler

Los Angeles’ın vazgeçilmez ve klasikleşmiş bazı otelleri var ki onlardan bahsetmesek olmazdı. Bunlardan Beverly Hills Hotel, 100 yıllık geçmişiyle Los Angeles’ın en iyi otellerinden biri. Rodeo Drive’daki eski The Regent, şimdiki Four Seasons Hotel ise ‘Pretty Woman’ filminin çekimlerinin yapıldığı otel. Hatırlayacaksınız otel, filmde neredeyse oyuncular kadar ön plana çıkıyordu. The Peninsula ise sinema dünyasından önemli sanatçıların ve iş adamlarının çok tercih ettiği bir otel olmaya devam ediyor. Bu üç otel zaten Los Angeles’la birlikte anılan ve en çok bilinenler. Biz de şehrin ilgiyi hak eden, göz kamaştırıcı ve stil sahibi diğer otellerine bir göz atalım istedik.

En İyiler

Normandie:

Melekler şehri Los Angeles’ın bir gözü hep Willshire Boulevard üstündeki yıldızı Normandie’de. 1926 yılından beri bu hiç durmayan kente tanıklık eden otel, kurulduğu zamanların ruhunu özel olarak retro tasarlanmış 91 oda ve süiti ile bugünlere taşıyor. Kırmızı kiremitlerle yükselen tarihî binadan çıkıp Los Angeles’da ziyaret edilecekler arasındaki Koreatown bölgesine inmek oldukça kolay, aynı sebeple şehrin en iyi otelleri listesinde sayabiliriz bu post bıyıklı şahsiyeti. Bu bölgede Los Angeles restoranlar rehberine dahil olan sıra sıra dizilmiş Kore restoranlarını keşfe çıkabilirsiniz ancak yine de deneyimli otelin ikonu haline gelmiş Cassell’s hamburgerini denemeyi de ihmal etmeyin.

L'Ermitage Beverly Hills:

L'Ermitage, Hollywood'un en gözde semtlerinden Beverly Hills'te, dünyaca ünlü yıldızlara komşu olmasının yanı sıra, Hollywood ve Santa Monica’nın kültür ve eğlence hayatının içinde yer alıyor ve Los Angeles’ın en lüks restoranlarından, göz alıcı sahiline birçok imkânı konuklarının erişimine sunuyor. Otelin geneline batı sahilleri coğrafyasına özgü bir renk skalası hâkim. Bej, taba rengi, limon çürüğü ve çağla yeşili, ormanlık Beverly Hills siluetiyle buluşuyor. Çatısındaki açık yüzme havuzu ve güneşlenme terası dışında özel bir spa’sı da Los Angeles’da keşfedilmesi gerekenlerden. Ekolojiye verdiği önemle ün salmış otel, su arıtma merkezleriyle atık suların yeniden doğaya kazandırılmasına yönelik bir sistem de kurmuş.

Mondrian Los Angeles:

Modern ve zevkli bir tasarım objesi olan otel, 9 metrelik camdan giriş kapısıyla neredeyse özdeşleşerek Los Angeles oteller rehberine imzasını atmış. Işık, otelin tasarımında oldukça önemli bir yer tutuyor. Güneşin gün içindeki hareketleriyle her saat başka bir renge bürünüyor. Mobilyaların tamamı tasarım ürünleri. Los Angeles’da gece hayatının adreslerinden Skybar, şehrin çekici noktalarından biri haline gelmiş bir lounge. Otelin çatısında yer alan bar, eşsiz bir manzaraya sahip. Terastaki yüzme havuzu, gündüzleri çiçeklerle donatılmış bir açık hava salonu görevi görüyor ve özellikle su altında çalan müzik sistemi ile keyifli bir deneyim yaşatıyor. Çiçekler, gece olunca yerlerini onlarca cam fenere bırakıyor ve teras ışıklı, masalsı bir görünüm kazanıyor. Otelin Los Angeles’da keşfedilecek restoranı Asia De Cuba ise, füzyon menüsünü Philippe Starck'ın tasarımlarıyla harmanlamış.

Chateau Marmont:

Villaları, bahçe süitleri ve bungalovlarıyla çeşitli konaklama deneyimleri sunan otel, Fransa'da yer alan Loire vadisindeki bir şatodan ilham alınarak inşa edilmiş. Eşsiz lüks tasarımıyla Ortaçağ’ın Avrupa’sını Hollywood'un ortasında bir film setine taşıyan otelin, taş ve ahşap işçiliğindeki ayrıntıları Los Angeles’da görülmesi gereken bir zarafet. 63 oda ve süitin neredeyse tamamında mutfak, salon ve özel teras bulunuyor. Balkonlarından şehrin ışıltılı manzarasını izleyebileceğiniz bu odalar, geceleri, hele yamaçlara sis çökmüşse kendine hayran bırakan bir düş âlemine dönüşüyor. Haftanın yedi günü servis veren restoranında şef Carolynn Spence'in hazırladığı geleneksel Amerikan mutfağından örnekler Los Angeles’da akşam yemeği için bir fırsat. Bar Marmont ise, yine şefin Fransız mutfağından esinlenerek yarattığı atıştırmalıklarla gecenizi renklendiriyor.

Hotel Bel Air:

Aldığı birçok ödülle iddialı ve buna rağmen samimi duruşundan bir şey kaybetmemiş olan Los Angeles oteli, yemyeşil bir bahçede, rengârenk tropikal çiçeklerin arasında yer alan tozpembe binalarıyla batı yakası sahillerinin cıvıl cıvıl atmosferini yansıtıyor. Süs havuzundaki kuğular ve özenle tasarlanmış peyzajıyla Los Angeles’da gezilecek huzurlu bir cennet. Ünlü iç mimar Alexandra Champalimaud, otelin genelini ve odalarını tasarlarken 1930, 40 ve 50'lerin Hollywood estetiğinden ve İspanyol Kolonyal Dönemi’nden ilham almış. Otelin 65 yıllık spa deneyimini de Los Angeles şehir rehberinin önemli ayrıntılarından. LA Times'da birçok kez yer almış, otelle özdeş Şef Wolfgang Puck, Avrupa ve Akdeniz mutfağını Kaliforniya'ya özgü tropikal tatlarla yeniden yorumlayarak ortaya füzyon bir menü çıkartmış.

Bunlara Da Bakmaya Değer

SLS Hotel:

Los Angeles rehberinin en şık bölgesi Beverly Hills'te palmiye ağaçlarının süslediği şehir panoramasına karşı, lüks ve özeni bir arada barındıran otelin her odası özenle tasarlanmış. İncelikli ve şık detaylarla süslü. Beyaz, bej ve kahve tonlarının hâkim olduğu tasarımında, aydınlık tavanlar ve ferah alanlar ön plana çıkıyor. Kışın neredeyse hiç uğramadığı bu şehirde tropik esintileri hissedebileceğiniz açık havuzunda nefis kokteyller yudumlayabilirsiniz. Otelin iki restoranı The Bazaar ve Tres, şef Jose Andres'in elinden çıkma lezzetli füzyon menüsü ve yine Philippe Starck imzalı modern tasarımıyla Los Angeles’da görülmesi gereken gurme mekânlardan.

Ace Hotel Los Angeles:

Şehir aklınızı başınızdan almadan önce Los Angeles'ta nerede kalınır diye düşünmeye başladığınızı tahmin edebiliyoruz. 1927’den bu yana L.A’in kültürel dünyasına bizzat hizmet etmiş bir nokta herhalde konaklama algılarınızı tamamen değiştirebilir. Film stüdyosu için kurulmuş ve yıllar içinde pek çok Amerikalı sanatçıyı ağırlamış olan bina bugün The Ace Hotel zinciri elinde Kaliforniya’nın umarsız ve şık konforuyla özdeşleşiyor. Los Angeles otelleri arasında yapacakları seçimlerde sadece pratik nedenlerle yetinmeyenler için zincirin L.A şubesi gerçekten yaşanılmaya değer.

The Line Hotel:

Daniel Mann Johnson tarafından 1964’te inşa edilip Los Angeles rehberinin sembolik bir binası haline gelen mekân bugünlerde pop-art kültürüyle yoğrulmuş renkli ve 'raw' konseptiyle lüks bir otele dönüşmüş olmanın enerjisini yaşıyor. K-Town’un tarihi mimarisine paralel bir mesafede bulunan otel aynı zamanda Los Angeles’ta gece hayatının dur durak bilmediği bir semtin en ilgi çekici noktalarından biri. Şarkılara konu olmuş Hollywood Hillside’a doğru açılan boydan boya pencereleri ve trendy iç dekorasyonu ile hazırlanan 388 odasında ise ideal bir gezi için gerekli olan her şey düşünülmüş.

Shutters:

Evinizden uzakta olsa da evinizdeki rahatlığı vaat eden otel, Los Angeles turunun vazgeçilmezlerinden Santa Monica'da muhteşem deniz manzarasıyla sizi karşılıyor. Duvardan çok pencerelerle örülmüş olan otelin, demirlemiş lüks bir yatı andıran tasarımında maviler, beyazlar ve kum tonları hâkim. Dekorda ise rustik Amerikan mobilyaları tercih edilmiş. Banyoda televizyondan, ahşap kaplama zeminleri süsleyen Tibet kilimlerine kadar her detay incelikle düşünülmüş. Los Angeles’ın en iyi otellerinden olan Shutters’ın en güzel alanlarından biri olan spa, duvarlarını süsleyen deniz kabuklularıyla sizi adeta gizemli bir deniz altı yolculuğuna çıkartıyor. Otelin iki restoranından One Pico, Los Angeles’de keşfedilmesi gereken yerel lezzetleri ve Kaliforniya'nın dünyaca ünlü şaraplarını menüsünde bir araya getirmiş. Otelin diğer restoranı Coast ise, deniz kenarındaki ferah atmosferinde nefis şaraplar ve atıştırmalıklarla misafirlerini şımartıyor.

Chamberlain:

Batı Hollywood'da yer alan ve Sunset Strip ile Santa Monica Bulvarı’nı bağlayan konumuyla, Los Angeles’da görülmesi gereken birçok şehirli detaya yürüme mesafesinde olan otel, özellikle açık yüzme havuzundan muhteşem bir şehir panoraması sunuyor. Tamamı 1980'ler estetiğinin günümüz tasarımıyla yeniden yorumlanması üzerine kurulu atmosferinde, retro detaylar, altın ve çikolata tonlarıyla daha da belirgin hale geliyor. Los Angeles’da nerede kalınır bilemeyenler odaların duvarlarını süsleyen modern tabloları, geometrik mermer yer döşemeleri ve tropikal çiçekli bitkileri gördüğünde doğru yerde olduklarını anlıyor. Otelin 113 süitinde cam ve mermer unsurlar ön plana çıkıyor. Turkuaz ve krem renginin tonlarında döşenmiş restoranı Chamberlain's Bistro, Fransız mutfağından seçenekler sunuyor. Şef Emillio Noselotl'un elinden çıkma menünün dışında, sadece bu mekâna özel martini’ler de Los Angeles’da yapılacaklardan.

The L.A.:

Özellikle iş seyahatleri için tercih edilen Los Angeles otellerinden The L.A. Dünya Ticaret Merkezi ve Financial District’e yakın konumuyla misafirlerine teknolojiyle birleşmiş bir konforu yaşatıyor. Yaz aylarında güneşli Los Angeles günlerinin keyfini çıkarabileceğiniz açık havuzu ve her damak tadına uygun olarak sunulan menüleriyle havuz başındaki restoranı, rahatlığından ödün vermek istemeyenler için Los Angeles’ta gidilecek yerlerin başında geliyor. Üstelik The L.A. kullanıma sunduğu 7/24 açık olan fitness salonuyla spor tutkunlarının da gözdesi.

Roosevelt:

1927 yılında açılmış olan Roosevelt, bir zamanlar Clark Gable ve Marilyn Monroe gibi isimleri ağırlamış klasik bir Los Angeles oteli ancak teknolojik altyapısı oldukça güçlendirilmiş odaları size hayalkırıklığı yaşatmayacaktır; özellikle Marilyn Monroe Suite ve Gable Lombard Penthouse’un şıklığı ve ihtişamı Los Angeles’da görülmesi gerekenlerden. Ana restoran Public Kitchen & Bar, klasik ve retro olarak tarif edilebilir. Burada kalmayı tercih etmeseniz bile, Los Angeles’da bir akşam yemeği için denemenizi öneririz. Otelin barlarından Beacher’s Madhouse, ahşap kütüphanesi, kırmızı kadife perdeli küçük salonu ve karşısında yer alan mor kadife koltuğuyla 1930’lardan kalma burleks tiyatroları andırıyor. The Spare Room ise deri koltukları, ahşap barı, geniş viski menüsü ve satranç, dama gibi oyun seçenekleriyle klasik bir “Gentlemen’s Club” havasında. Tropicana Bar ise havuz başında, gece geç saatlere kadar eğlenceli bir atmosfer sunuyor.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Nobu Malibu:

21 şehirde 25 restoranıyla gastronomi sahnesinde Japonya ve Peru rüzgârları estiren ünlü şef Nobu Matsuhisa’nın Robert de Niro gibi ünlü isimlerle birlikte yönettiği krallık bir yenisine daha ortak oluyor. Pasifik Okyanusu’nu ayaklar altına alan güneşli terası ve binbir zahmetin üstesinden gelerek boş bir masa kapmayı başarabilmiş onlarca insanın tıklım tıklım doldurduğu iç mekânıyla Nobu Malibu Los Angeles’da görülmesi gereken yerler listesinin olmazsa olmazı. Japon mutfağını Perulu bir edayla yeniden yorumlayan şef Gregorio Stephenson’ın ellerinden menüye yeni eklenmiş tatlı-ekşili ıstakozu ne yapın edin deneyin.

The Tasting Kitchen:

Los Angeles restoranları arasında şehrin en iyi trattoria'larından biri olarak anılan The Tasting Kitchen, Los Angeles’ta gidilmesi gereken yerlerden biri tahmin edersiniz. Ancak bildiğiniz trattoria'lara pek de benzemeyen restoran içeri girdiğinizde size yaşattığı farklı ambiyansı, mum ışığında yavaş yavaş dalgalanan post-rock ve R&B tınıları ile dilden dile dolaşıyor; tagliarini’leri de öyle... Los Angeles’ta öğle yemeği için önereceğimiz özel ıspanak soslu yeşillere bürünmüş tagliarini hem sağlıklı hem lezzetli.

MB Post:

Manhattan Beach’te bulunan restoranın yeri, 1960’larda posta ofisi olarak kullanılıyormuş. Los Angeles restoranlarının eski üyesi mekânın tasarımı, konumunun tarihine şapka çıkartan vintage stili ve okyanusa yakın olmanın yarattığı dingin havasıyla dikkat çekiyor. Menüsü, atıştırmalıklar, vejetaryen seçenekler, deniz ürünleri, kırmızı ve beyaz et yemekleri gibi geniş bir skala sunduğu için Los Angeles’da ne yenir karar veremeseniz de MB Post’un her daim bir cevabı oluyor. Hepsi de yerel üreticilerden temin edilen malzemelerle yapılıyor. Menüye en iyi şekilde eşlik edeceği düşünülen 17 bira, 10 kokteyl ve 100 şarap seçeneği tek tek ve özenle seçilmiş.

Salt Air:

Los Angeles’da alışveriş turunun ardından Venice size pek çok farklı restoran seçeneği sunar. Kaliforniya güneşiyle enerjiyle dolan yüzlerce kentlinin akın ettiği Abbot Kinney’de, öğle molası tercihini deniz mahsullerinden yana kullanmak isteyenler için Los Angeles’ın en iyi restoran adreslerinden biri olan Salt Air restoranı öneriyoruz. Civarda New England tarzıyla hazırlanmış en lezzetli ıstakoz ruloyu, midyeli porsiyonları ve fish & chips’i bulabileceğiniz restoran kokteylleriyle de cezbediyor.

Geoffrey's Malibu:

Yıllar yılı Frank Sinatra’dan Marilyn Monroe’ya kadar dünyaca ünlü pek çok starı misafir etmiş 1950’lerin efsanesi Holiday House yerini günümüzde Los Angeles’ta keşfedilmesi gereken yerlerden bir başkasına emanet ediyor. Pasifik Okyanusu’na nazır serin serin serilmiş Geoffrey’s Malibu, diğer bir deyişle Los Angeles restoranlar rehberindeki klasik, sizlere yunus ve balinaların ahenkli su danslarının yanı sıra deniz mahsulleriyle donatılmış klasik Kaliforniya tarifleri sunmaya hazır.

Lucques:

Frankofon bir ailenin yemeğe düşkün kızı olarak büyüyen Suzanne Goin adına bugün Los Angeles restoranlar rehberinin pek çok köşesinde rastlayabilirsiniz. Gülümsemesini Kaliforniya’nın en iyi şefi, en iyi yemek kitabı yazarı gibi unvanlarla donatan bu yetenekli kadının kalbindeki Kaliforniya üslubunu saklamadan ele aldığı Akdeniz tariflerini denemek Los Angeles’ta öğle yemeği için yapılacakların en iyisi. Sıcak, arkadaş canlısı atmosferiyle sevilen mekânda kestane ve pancetta ile birlikte sunulan kızarmış tavuk denemeye değer.

Sushi Gen:

Los Angeles restoranlar rehberinde yerini alan Sushi Gen 30 yılı aşan Little Tokyo’daki mekânıyla sushi severlerin gözdesi. Ahşap barında marketten günlük olarak temin edilen balıklarla harikalar yaratan şefleri izleyerek geçireceğiniz dakikalarda entré’lere göz atabilir, Los Angeles’ın sushi adresleri arasında öne çıkan Sushi Gen’in miso çorbasına da gönül koyabilirsiniz.

Gjelina:

Modern ve kübik binasıyla dikkat çeken restoranın uzun rustik barı açılıp kapandıkça duyulan neşeli sohbetler ve kahkahalar Los Angeles restoranları arasında yerini alan mekânı daha da merak uyandırıcı bir hale getiriyor. Taş duvarları ve uzun masalarıyla gerçekten de samimi bir atmosfere sahip. Buna bir de yaratıcı pizzalarının lezzeti eklenince keyiflenmemek elde değil.

Fishing With Dynamite:

Los Angeles turu boyunca unutulmayacak adreslerden biri de, ilk olarak Michelin yıldızlı restoranlardan Water Grill’de geçirilen 10 sene ve 2011’de Manhattan Beach Post serüveninin ardından daha kişisel bir projeyle karşımıza çıkan David LeFevre’in tapınağı Fishing With Dynamite. Los Angeles’ta görüleceklerden olan Manhattan Beach’in ev sahipliği yaptığı mekân isminden de anlaşılacağı gibi işini şansa bırakmayan okyanus hissiyatının hâkim olduğu ayrı bir dünya. Sarı duvar renginden bar taburelerine kadar herşeyin LeFevre’in seçimi olan restoranda menü Old School ve New School olmak üzere ikiye ayrılarak New England tariflerini ve Asya-Akdeniz füzyonlarını denemek isteyenleri tek tek mutlu ediyor.

Akşam Yemeği

Bestia:

Lüks Los Angeles restoranlarından Angelini Osteria ve Pizzeria Mozza’nın mutfaklarında kendi dokunuşlarını dönüştüren Ori Menashe artık Los Angeles’ta akşam yemeği için tercih edilen adreslerden biri olan Bestia’da sergiliyor hünerlerini. Yanında da bir diğer pasta sorumlusu eşi Genevieve Gergis. Rustik İtalyan mutfağının en lezzetli tariflerini sunan Bestia’da denenmesi gereken salumi artizanlığı, pasta ve pizza çeşitleri koca bir Los Angeles turunu dolduracak cinsten.

Girasol:

Kopenhag’ın dünyaca ünlü restoranı Noma’nın yetiştirdiği usta şef C.J. Jacobson gastronomi alanındaki incelikli maharetlerini artık Girasol’da sergiliyor. Adından anlaşılacağı gibi Los Angeles’da ziyaret edilmesi gereken mekânın pek çok noktasında ay çiçeğinin enerji hissi veren formlarını yakalayabilirsiniz. Huzur veren canlı bir atmosfere sahip restoranın felsefesi her malzemenin tazeliğine ve karakterine dikkat ederek yaratmak. Menüde bulunan balık ve et tabaklarının lezzeti de bu fikirden geliyor olsa gerek. Los Angeles rehberinde unutulmayacak gurme bir anı için şimdiden hazırlanın.

Angelini Osteria:

Los Angeles’ın en iyi restoranlarından biri olan Angelini Osteria şef Gino Angelini ile birlikte şehir rehberindeki yerini alıyor. Daha önceleri gurmelerin uğrak mekânlarından Rex ve Vincenti’de geçirdiği zaman bu defa Angelini’ye kendi mutfağında ustalığını sergileme şansı getirmiş. İtalya’ya esas olarak savaş öncesi dönemden miras kalan “osteria” kültürü şefin spesiyallerinden balkabaklı tortelli, peynirli lazanya, deniz mahsullü pizza sayesinde dünyanın öbür ucundaki bu şehre miras kalıyor. Los Angeles’ta nerede yenir diyen bir Akdenizliyseniz Angelini Osteria sizin için ideal.

Melisse:

2 Michelin yıldızıyla ışıldayan Melisse, yıllardır şehrin en iyi restoranı seçiliyor. Bu başarının arkasında restoranın şefi ve sahibi Josiah Citrin ve ekibinin mahareti var elbette. Fransız mutfağından lezzetler sunan restoranda tadım menüsüne ek olarak vejetaryen tadım menüsü ve şarap tadım menüsü de bulunuyor.

WP24:

Esquire dergisinin Amerika’nın en iyi restoranlarından biri olarak seçtiği WP24 Los Angeles oteller rehberinin en şık üyelerinden The Ritz Carlton’ın 24. katında ikamet ediyor. Şehir ışıklarını ayaklar altına alan boydan boya uzanan camları ve lounge atmosferiyle Los Angeles’ta görülmesi gereken yerlerden olan restoranın başındaki ünlü isim ise Wolfgang Puck. Onun modern Çin mutfağına içgörü katan ödüllü tezgahından çıkan her tarif WP24’te denenmeyi bekliyor. Bu deneyiminse dünyaya bedel olduğu kesin.

The Bazaar by José Andrés:

Los Angeles otelleri arasında Beverly Hills şatafatıyla öne çıkan SLS Hotel bir ödüllü İspanyol şef olan José Andrés yönetiminde şehirde yenebilecek en iyi tapas’lara da vazgeçilmez bir adres oluyor. Dünyada görülmesi gereken yerler arasında imzası bulunan dünyaca ünlü tasarımcı Phillipe Starck’ın çizgilerinden çıkan mekânda küçük lezzetlerin masalsı dalgalara dönüştüğünü hissedeceksiniz. Andrés’in hazırladığı menü arasında damak zevkinizin izine düşebilir, geleneksel olanla moleküler gastronomik olan arasında şaşırtıcı tercihler yapabilirsiniz.

Hakkasan Beverly Hills:

New York, Las Vegas, San Fransisco ve Miami şubelerinin ardından Los Angeles da restoranlar rehberine kanton mutfağını en iyi icra eden isimlerden birine, Hakkasan’a ev sahipliği yapıyor. Beverly Hills’in popüler adreslerinden Hakkasan, arkasındaki Michelin yıldızlı şef Ho Chee Boon’un doğu ve batıyı buluşturan tarzı sayesinde füzyon teknikleriyle öne çıkıyor. Usta şefin tarzını yansıtan spesiyallerinden çıtır ördekli ve Çin greyfurtuyla süslenen salatasını denemek için geç kalmış sayılmazsınız.

RockSugar Pan Asian Kitchen:

Los Angeles’ta akşam yemeğini nerede yemek isterdiniz? Tayland’da mı, Vietnam’da mı? Yoksa Malezya, Endonezya ya da Hindistan gibi seçenekleri mi tercih ederdiniz? RockSugar Pan Asian Kitchen, telaffuzu vakit alsa da sizi bir saat içinde Güneydoğu Asya ülkelerinden birinin mutfağında ağırlamaya hazır ve nazır. Los Angeles rehberinde yerini çoktan almış ve Uzak Asya’yı füzyon mutfağıyla tanıştıran restoranların aksine otantik olanı korumaya gönüllü olan mekânda kallavi bir sofranın ardından gelen el yapımı tatlıları es geçmemenizi öneririz.

Sotto:

Güney İtalya mutfağından seçenekler sunan Sotto’nun elde yapılmış makarnaları ve odun ateşinde pişen pizzaları Los Angeles turunun olmazsa olmazlarından. Klasik ve modernin bir araya getirildiği dekorun arkasında kalan mutfakta, genç bir ekip klasik tarifleri modern tekniklerle yeniden yorumluyorlar.

Chianina Steakhouse:

Los Angeles’ın en iyi steak restoranlarından biri gerçekte Amerikan asıllı olsa da İtalyan kültüründen aşina olduğunuz sığır etini kullanan Chianina Steakhouse. Kendisini diğer pek çok steak adresinden ayıran da İtalya’nın lezzetiyle meşhur sığırını Los Angeles mutfağıyla tanıştırması olmuş. Long Beach’te koyu renklerin hakimiyetine girmiş bu hip mekânı bulmak fikrinin Los Angeles turu boyunca aklınızdan çıkabileceğini sanmıyoruz.

Michael's on Naples Ristorante:

Şehrin kıdemli üyelerinden biri Michael’s on Naples Ristorante. Los Angeles’ta nerede yenir henüz karar vermediyseniz ancak gönlünüz tercihi bir klasikten yana kullanmaya niyetliyse, 5 farklı tariften oluşan tadım menüleriyle birlikte sunulan geniş şarap seçkisi de sizin için deneyimlenmesi gereken keyiflerden. Los Angeles’ta akşam yemeği için işin ehli restoran ekibinin sizi ihtiyatla karşılamanıza izin verin yeter.

Atıştırmalıklar

Porto's Bakery & Cafe:

Tatlıdan vazgeçemeyen damaklar için Los Angeles’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir nokta Porto’s Bakery. Güneş ve denizin acıktırdığı mideler için mutluluğun formülü burada hem çok seçenekli ama bir o kadar da basit. Sabahın sakin saatlerine gözlerini açıp yola koyulanlar için harika bir kahvaltı menüsü de sunan mekânın cookie’leri, strudel’leri ve muffin’leri Los Angeles gezisi sona ermeden denemeniz gereken tatlı harikalarından.

En İyi 10 Mobil Yemek Adresi:

Birbirleriyle tarz yarışına girenler her zaman moda düşkünleri olmuyor. Los Angeles gibi bir şehri adım adım dolaşmaya çıkan birbirinden renkli yemek kamyonetlerinin tarz yarışı da en az modacılarınki kadar zorlu geçiyor çoğu zaman. Dondurma satanla sosis satanın büründüğü renkler bile farklı oluyor nihayetinde. Ancak ne olursa olsun gözlerinizden kaçmaları imkansız. Çünkü onlar Los Angeles şehir haritalarındaki yerlerini çoktan almış ve yolculuk bayrağını açmışlar! Açlığa şifa gibi çareler üreten bu yemek kamyonetleri ister grafitilerle, isterse de kalplerle donatılmış olsun. Dünyanın neresine giderseniz gidin sokak yemeklerinde başka yerlerde bulamadığınız bir tadı bulanlardansanız bu kamyonetleri twitter adreslerinden takip edip kendi yürüyüş rotalarınızı bu plana göre yeniden gözden geçirebilirsiniz!

Border Grill Truck:

Şeflerimiz Mary Sue Malliken ve Susan Feniger direksiyon başında. Kamyonetimiz Los Angeles’ın en iyi restoranlarını aratmayacak lezzette taco, quesedillas ve deniz ürünleriyle dolu külah servisleriyle ünlenmiş. Şuradan takip edebilirsiniz: @BorderGrill

Cool Haus:

Cool Haus aynı zamanda şehirdeki en iyi dondurmacılardan biri. Buzdan yapılan herşeye bir tür zanaatkâr özeniyle yaklaşan mobil dükkândan alınıp denenmesi gereken ilk şey dondurma sandviçleri. Bugüne kadar kendisini mimar, tasarımcı, aktör, yazar ve daha pek çok meslekten insan sürmüş. Şuradan takip edebilirsiniz: http://eatcoolhaus.com/

Cousins Maine Lobster:

Amerika Birleşik Devletleri’nin eyaletlerinden ıstakozuyla meşhur olan Maine, Cousins Maine Lobster ile ülkenin Batı kıyılarına taşınmış oluyor. Her daim kendi yerinden temin ettikleri taze ıstakoz ile harikalar yaratan bu ekiple karşılaşmak istediğinize eminiz. Şuradan takip edebilirsiniz: @CMLobster

Fishlips Sushi:

Kamyonetin direksiyonunda şehirde bu sefer sushi’leriyle nam salmış Takeshi Kimura bulunuyor. Mangoyla birlikte hazırlanmış somonlu sushi’si ve diğer tüm seçenekleri tazelikleriyle deniz mahsullerine meraklı olanları tam da ihtiyaçları olduğu anlarda sevinçten ihya ediyor. Şuradan takip edebilirsiniz: @fishlips_sushi

The Grilled Cheese Truck:

Los Angeles’ta mutlaka keşfedilmesi gereken tutkulardan biri de The Grilled Cheese Truck. ‘Erimiş peynir’ denildiğinde algılarınızda hafif bir kararma oluyorsa doğru yerdesiniz. İşte burası etle erimiş cheddar peynirinin buluştuğu ütopya. Hem de barbekü soslu. Aç olun, olmayın, The Grilled Chesse efsanesinin peşinden gidin. Şuradan takip edebilirsiniz: @grildcheesetruk

Heirloom LA:

Onlar için yemek denilince akan seller duruyor. Aynı zamanda bir catering firması olup akşam yemekleri organize etseler de direksiyon başında olup açlık çeken misafirleri ev yapımı pasta ve lazanyalarıyla mutlu etmekten memnunlar. Şuradan takip edebilirsiniz: @HeirloomLA

India Jones:

Hint mutfağına meraklıysanız India Jones yürüyüş rotanızda yer almalı. Bu mutfağın en baharatlı en leziz hızlı sokak yemeklerini India Jones’da tatmak mümkün, yeter ki kendisini yakalamayı başarın. Şuradan takip edebilirsiniz: @IndiaJonesCT

Kogi:

Onun arabasını gören herkes metrelerce uzaktan da olsa tanır zira kendisi Los Angeles’ın en popüler yemek adreslerinden biri. Artık şehirde tek başına adıyla nam salmış şefimiz Roy Choi’un denenmesi gereken spesiyali ise Meksika tarzıyla sunduğu Kore işi pirzolalı taco’su. Şuradan takip edebilirsiniz: @kogibbq

Let’s Be Frank:

Los Angeles’ta keşfedilmesi gerekenler listesinin mobil bölümünde 9. sırada Let’s Be Frank yerini alıyor. “Sosis yemek istiyorum ama sağlıklı olur mu?” diye akıllarındaki şüphelerden bir türlü arınamayanlar için Let’s Be Frank yardıma koşuyor. Onların hot-dog’larında domuzlarında hormon, antibiyotik vb maddeleri bulmak imkansız! Şuradan takip edebilirsiniz: @letsbefrank

Wise Barbecue Co.

Et düşkünlerinin yürüyüş rotalarını neye göre nasıl planladıklarını merak ediyorsanız Wise Barbecue Co ile tanışın. Büyük göz dolduran etli seçeneklerin makarna, peynir, lahana ya da patates salatasıyla tamamlanıp açlığa kesin çözüm üretildiği yer burası. Günlük olarak çıkan tatlılara da bir göz atmayı ihmal etmeyin. Şuradan takip edebilirsiniz: @wisecowboybbq

La Mill Coffee:

En iyi kahve Los Angeles’da nerede içilir mi diyorsunuz? La Mill, özenle yetiştirilmiş ve işlenmiş kahve çekirdekleri sunuyor. Kahveye ek olarak ilginç çay karışımları, fincan takımları ve çay kahve ekipmanları da bulabilirsiniz.

Hansome Coffee:

Genç, hip ve yakışıklı üç adamın açtığı bu kafe, Los Angeles’da keşfedilmesi gereken kahve deneyimlerinden birini sunuyor. Alışılmışın dışında bir tat sunduklarını bu yüzden de kahvelerini herkesin beğenmeyebileceğini söylüyorlar. Bu farkı fark yapanın ne olduğuna karar verebilmek için buraya gelip kendiniz içmelisiniz.

Create Night Club:

Create Night Club Los Angeles gece rehberinde aynı anda hem bir keşif hem de bir deney merkezi. Yeni yükselen DJ’lerin kendilerini sergileyebileceği, tekno ve dans ritimlerini seven kitlesiyle buluşabileceği bir imkânın adresi olan mekân aynı zamanda ses mühendisliği ve tasarım açısından da kendini sürekli geliştirmek niyetinde. Los Angeles’ta kahvaltı saatine kadar müziğin keyfine doyasıya varabileceğiniz bir yere hoşgeldiniz.

Bar Marmont:

Chateau Marmont Hotel’in barı Bar Marmont, Los Angeles’da mutlaka gidilecek yerlerin başında geliyor. Upuzun kırmızı kereveti, karşısındaki rustik sandalyeler ve 1920’leri anımsatan havasıyla oldukça hoş bir atmosfere sahip. Maharetli şefini ve klasik kokteyllerini de unutmamak lazım elbette.

Emerson Theatre:

Los Angeles’ta gece hayatı adına hangi plan yapılırsa yapılsın ayrı ayrı tasarladığı, işlettiği club’larıyla popüler bir isim olan Sbe kaçınılmaz olandır. Dünya çapında tanınan sosyetenin eğlenmek için tercih ettiği, danslı şovlarıyla öne çıkan mekânı bu defa da Emerson Theatre olmuş gibi gözüküyor. Los Angeles’ta akşam yemeğinin ardından kokteylinizi elinize alıp gecenin ilerleyen saatlerine kadar burada kalmaktan hiç sıkılmayacaksınız.

The Varnish:

Don Draper, 2000’lerde ve Los Angeles’ta yaşıyor olsaydı herhalde buranın müdavimi olurdu. 1960’ların New York kokteyl barlarını anımsatan Los Angeles’da gece hayatına karışmak için iyi bir başlangıç olan The Varnish, kokteylde de gurme tatlar arayan, stil sahibi konuklarıyla dolup taşıyor.

Avalon Hollywood:

Los Angeles’da gece hayatı nerede yaşanılır diyenler için adresimiz Avalon Hollywood. Paris’in bohem barlarında oynanan varyetelerin yerini bu Hollywood adresinde DJ ve ışık şovları almış adeta. Devasa boyutlara varan sınırları içerisinde ajandasını takip ederek Los Angeles turuna sabahı olmayan bir geceyi ya da özel bir etkinliği görmeye gidebilirsiniz.

Soho House Los Angeles:

Los Angeles’ta akşam yemeği için kendinize başka bir adres seçmiş olabilirsiniz ancak bu yine de karizmatik atmosferiyle hem gurme hem de gece hayatına farklı bir ton katan mekân Soho House Los Angeles’a gitmemek için bir neden değil. Özel tasarım ürünü olan her detayı sizi kendisine daha çok çekerken, vintage bar tabureleri ve odalarda hakimiyetini sürdüren özgüven fark yaratacak. Güneşli Los Angeles günlerinde romantik detaylarla süslenmiş çatı bahçesi de unutulmasın.

Black Market Liquor Bar:

Koyu masif ahşap döşemelerin ve retro ruhun hakim olduğu Black Market Liquor Los Angeles’ta gece hayatını keşfetmek isteyenler için ilk denenmesi gereken adreslerden biri. Mutfak tezgahının arkasında becerikli bir isim Antonia Lofaso’nun bulunmasının yanında her mevsim farklı ürünlerle hazırlanan kokteyller gelen müdavimlerin vazgeçemediklerinden. Hemen belirtelim, Dogfish Head listesi bira severleri de mutlu etmekten geri durmuyor.

Alışveriş

Poketo:

Los Angeles'ta alışveriş demek, dünyanın farklı yerlerinden kalem, defter, cüzdan gibi basit ama keyif veren hatıraları toplamayı tutkulu bir hobi haline getirmişler için keşfedilmesi gereken dükkân Poketo'ya uğramak demek! Sevimli mutfak süslerinden, çocuk oyuncaklarına kadar en küçük ayrıntılara bile yaratıcılık katmayı seven mekân ikinci şubesini Los Angeles rehberinin kıdemlisi Arts District üzerinde bulunan The Line Hotel içinde açmış. Hem sevdikleriniz hem de kendiniz için renkli parçalar bulacağınıza eminiz.

Rodeo Drive:

Rodeo Drive, dünyaca ünlü alışveriş noktalarından biri olarak Los Angeles’da da mutlaka görülecekler arasında. Armani, Fendi, Tom Ford, Montblanc, Prada, Tiffany & Co., Hermes ve daha da aklınıza hangi moda devi geliyorsa, burada mağazasını bulabilirsiniz.

Third Street Promenade:

Santa Monica’da bulunan alışveriş merkezi Third Street Promenade’de çok geniş bir bütçe aralığına uygun mağazaları bir arada bulabilir Los Angeles’da alışveriş turuna başlayabilirsiniz. H&M, Barnes & Nobles, Urban Outfitters, Sephora ve Guess gibi dünyanın pek çok noktasında şubesi olan markalar buradakilerden sadece birkaçı.

Melrose Avenue:

1980’lerde çok da fazla bilinmeyen, şehrin ucunda kalan ve New Wave, Punk gibi kültürlerin buluşma noktasıyken geçirdiği dönüşüm sonrası son derece havalı bir cadde haline geldi. Starbucks’ın buraya şube açması ve Linkin Park üyelerinden Joe Hahn’ın burada SURU isminde bir konsept mağaza açmasıyla Los Angeles şehir rehberinde keşfedilmesi gereken bir yer haline gelen Melrose Avenue’de şimdilerde Marc Jacobs, Oscar de la Renta, Vera Wang ve Diane von Fürstenberg gibi yaratıcı moda devlerinin yanı sıra sevimli butikler ve kitapçılar da mevcut.

Des Kohan:

Desiree Kohan’ın ünlü butiği Des Kohan pek çok tasarımcıyı bir araya getiriyor. Kısa zamanda Los Angeles’ın vazgeçilmez alışveriş noktalarından biri haline gelen Des Kohan’da Azzedine Alaia, Hussein Chalayan, Sophia Kokosalaki ve Viktor & Rudolf gibi kendini kanıtlamış modacıların tasarımlarının yanı sıra, Juan Carlos Obando, Osman Yousefzada ve Sharon Wauchob gibi ismini yeni yeni duyuran tasarımcılara da rastlamak mümkün.

The Last Bookstore:

Los Angeles alışveriş rehberinde yerini alan The Last Bookstore, mekân sahibi Josh Spencer’ın tutkulu alışkanlığı olan online satış ritüelinin bir sonucu bir bakımdan. Yıllarca arabasından en küçük aksesuarına kadar satmayı iş edinen Spencer en sonunda ilk aşkı olan kitap satışına geri dönmüş bulunuyor. Ancak The Last Bookstore’un Los Angeles’ta keşfedilecekler listesine girmesinin tek nedeni bu değil. Şehrin bu alandaki en büyük yerlerinden biri olan mekânda karşılaşabileceğiniz nadide plak parçası da bu tutkunun diğer yüzü.

Decades:

Büyük bir moda galerisini andıran butik, oldukça şık bir atmosfere ve vintage meraklılarını çıldırtacak bir koleksiyona sahip. Los Angeles’da görülecekler listesine eklemenizini öneririz.

Ten Over Six:

New York’ta da şubesi bulunan Los Angeles’da alışverişin adreslerinden Ten Over Six, kadın ve erkek koleksiyonlarının yanı sıra ev dekorasyonu, kitap ve CD seçenekleriyle de genç ve hip bir yaşam stilinin trendlerini belirleyen popüler bir butik.

L.A. Eyeworks:

Ünü Los Angeles’ı bile geçen gözlükçü Eyeworks’a uğramadan Los Angeles’a gitmiş sayılmazsınız. Yıllardır sayısız ismi gözlüklendirmiş olan mağaza, popüler kültür tarihine imzasını atmış bir mağaza. Andy Warhol’dan Lenny Kravitz’e ve Pierce Brosnan’a kadar pek çok ünlünün, Eyeworks’ten bir gözlükle çekilmiş siyah beyaz fotoğrafını görmek mümkün. Siz de Los Angeles gezisini gözlüksüz tamamlayın deriz.

Scout:

Scout, hip ve cool tasarımlarıyla dikkat çeken bir marka. Scout’un ismini taşıyan tasarımların yanı sıra hip ve modern vintage parçalar yakalamak da mümkün. Los Angeles’da ziyaret edilecekler listenize eklemek pek faydalı olur.

Müzeler

Hollywood Stüdyo’larında rehberli bir tur yapıp, Sunset Boulevard’dan geçtiyseniz sıra bunlara geldi demektir.

LACMA:

İlk olarak Los Angeles Tarih, Bilim ve Sanat Müzesi içinde 1961 yılında açılan The Los Angeles Country of Art ünlü sanatçıların resim çalışmaları hakkında geniş bir izlenim veriyor. Willshire Boulevard üzerinde bulunan Los Angelesi müzesinde Van Gogh’dan Kandinsky’e çeşitlenen izlenimcilik akımı, Agnes Varda’nın Kaliforniya güncesi ile ilgili alternatif konsept sergileri ziyaret edebilirsiniz. LACMA her sene, Los Angeles müze rehberinin olmazsa olmazlarından biri oluyor bu seçkileriyle...

Dolby Tiyatrosu:

Los Angeles’da başka neler yapılır demişken...Kodak Tiyatrosu’nun adı bir süreliğine Dolby Tiyatrosu olarak değiştirildi. Her sene Oscar töreni bu salonda düzenleniyor. Rehberli tura katılarak, Oscar törenlerinin yapıldığı salonu gezebilir ve gerçek bir Oscar heykeli görebilirsiniz.

Getty:

Los Angeles’da görülecekler arasında yerini alan müze, Brentwood’daki ana bina ve Pacific Palisades’de bulunan Getty Villa olmak üzere iki bloktan oluşuyor. Koleksiyonundaki eserler nedeniyle Yunanistan ve İtalya’yla problemler yaşayan Getty’nin arşivinde Avrupa resim sanatından çok önemli eserler ve Antik Yunan’dan kalma ilginç tarihi eserler bulunuyor.

Museum of Contemporary Art (MoCA):

MoCa, 1940’tan günümüze kadarki dönemde Avrupa ve Amerika’dan çıkmış sanat eserlerinin bir arada bulunduğu, sanat severler için Los Angeles’da ziyaret edilmesi gereken önemli modern sanat müzelerinden biri. 20. yüzyıl çağdaş sanatının değerli parçalarını bir arada görmek için oldukça keyifli.

Grammy Museum:

Grammy ödüllerinin tarihine ve Grammy kazananlara adanmış olan bu Los Angeles müzesi, gezmesi oldukça keyifli bir yer. Müzede yer alan sergiler sık sık yenileniyor. The Beatles, Michael Jackson ve Barbara Streisand bugüne kadar adına sergi düzenlenen sanatçılardan birkaçı.

Farmer’s Market:

Sağlıklı ve organik yaşamın çok önemli olduğu Los Angeles’ta lokal tarım üreticilerinin pazarını gezmek adeta Los Angeles gezisinin zorunlu ödevlerinden. Burada taze sebze, meyve ve şarküteri ürünleri satan üreticilerin yanı sıra doğal ve lezzetli yemekler yiyebileceğiniz restoranlar da mevcut. Keyifli bir gezinti için uğrayabilirsiniz.

Gitmeden Göz Atılacaklar

'Six Feet Under':

"American Beauty"’nin senaristi Alan Ball’un 2001-05 yılları arasında yayımlanan projesi Six Feet Under, Los Angeles’da cenaze evi işleten bir ailenin hikâyesini anlatıyor. Televizyon tarihinin en çarpıcı ve kaliteli yapımlarından biri olan diziyi izlemek için Los Angeles gezisine bile ihtiyaç yok aslında.

'American Horror Story':

"Nip Tuck" ve "Glee"nin yaratıcıları Ryan Murphy ve Brad Falchuk’ın bir projesi olan dizinin ilk sezonu Los Angeles’ta bir evde geçiyor. Şehrin sokaklarını pek görmesek de, şehirde yaşayan insanlarla ilgili ilginç ipuçları veriyor.

'The L Word':

Los Angeles’ta yaşayan bir grup lezbiyenin hikâyesinin anlatıldığı dizi Show Time’ın en iddialı yapımlarından biriydi.

'Magnolia':

Sinema tarihinde önemli bir yeri olan film, Los Angeles’ta yaşanan birbirinden bağımsız hikâyelerin sürprizli kesişmesini anlatıyor. Filmde Tom Cruise, Philip Seymour Hoffman ve Julianne Moore rol alıyor.

'Pretty Woman':

Bu hiç eskimeyen hikâyenin kahramanlarından biri de şüphesiz Los Angeles şehri. Sizi bir anda L.A. havasına hazırlayacak olan bu filmi izlemememiş olan kalmış mıdır bilemiyoruz ama Los Angeles uçak biletinizi ayırtmadan önce izlemenin tam vaktidir diyoruz.

Sunset Boulevard':

Film Noir’ın ünlü yönetmeni Billy Wilder’ın yönettiği film, heyecanlı ve sürprizli bir Los Angeles öyküsü anlatıyor.

'The Black Dahlia':

Los Angeles’a oyuncu olmak için gelen ancak esrarengiz bir şekilde ölen Elisabeth Short’un hikâyesinin anlatıldığı kitap oldukça sürükleyici.

Aman Aman

Oscar törenleri yaklaştıkça şehir kalabalıklaşıyor, otel fiyatları artıyor ve tüm Los Angeles restoranlarında “ünsüz” insanlara ilgi azalıyor.

Los Angeles’da Ggece kulüpleri ve barlar genelde gece 2’den sonra kapanıyor. Yanınızda kimlik bulundurmanızda her zaman fayda var.

Sıkıcı Bilgiler

Los Angeles Havaalanı (LAX)’tan Hollywood’a taksiyle 1 saatte ve 60$’a varabiliyorsunuz.

Şehir yürümeye pek uygun değil ve taksi bulmak da oldukça zor olabiliyor. Araba kiralamak çok daha rahat olacaktır.

Bahşiş oldukça önemseniyor. Hesap geldiğinde verginin iki katı kadar bir meblağ bırakmak gerekiyor. Bu da yaklaşık hesabın %20’sine denk geliyor.

Şehirler ve Yürüyüş Rotaları

Los Angeles

18 saatte “Los Angeles”

Yaşayanların Kaleminden

Asena Atalık'ın gözüyle Los Angeles

“Asena Atalık'ın gözüyle Los Angeles”

Aralık'ta Nereye?

Aralık'ta Nereye?

“Los Angeles”