Madrid Elinizin Altında

İspanya denince akla gelen iki büyük şehirden bir tanesi. Diğerleriyle arasında tatlı bir çekişme de yok değil. Ancak finans, sanat, spor gibi pek çok alanda liderliği elinde tutan başkent Madrid gibi görünüyor. Hakkında çıkan soğuk ve ciddi bir şehir söylentilerine kulak asmayın. Aslında çok kültürlü ve Akdeniz insanının sıcaklığını hissettiren, güler yüzlü bir şehir. Son dönemlerde tasarım, moda ve gece hayatının da hareketlenmesiyle daha da bir güzelleşti.  

Madrid, görkemli barok tarzdaki saray Palacio Real’i, ihtişamlı binaları, Dali, Miró, Goya, Picasso gibi sanatçıların eserlerini bulunduran müzeleri, dünya birinciliği sıfatını pek elinden bırakmayan futbol takımı Real Madrid’i, boğa güreşlerinin yapıldığı Las Ventas’ı ve tabii bir de İspanyol mutfağı ve tavernalarıyla diğer metropol Avrupa şehirleriyle sıkı bir yarış içinde. Madrid seyahatinizin sizi eve döndükten sonra da rahat bırakmayacağı kesin!

Madrid

En İyiler

Ritz Madrid:

Görkemli barok şatosuyla o kadar etkileyici görünüyor ki, biraz da diğer Madrid otellerini araştıralım demek gelmiyor insanın içinden. Odaların dekoru 1900’lerin başındaki İngiliz kır evlerine benziyor. Ve büyük kısmı Prado’ya bakıyor. Otelin akşamüstü çayı ve bir de barı var ama en çok, Madrid şehir rehberlerinde de sıklıkla karşınıza çıkacak Goya isimli restoranıyla biliniyor. Burada kalmasanız bile Madrid'deki akşam yemeklerinizden biri için tercih edebileceğiniz bir yer. Yüksek tavanları ve o tavanlardan sarkan görkemli antik avizeleri, klasik koltuklarıyla ışıltılı bir Fransız salonunu andırıyor. Menü, Fransız ve Bask mutfağını yeniden yorumluyor.

ME Madrid:

Me otelleri, özellikle İspanya’da son yıllarda çok konuşulur oldu. Sektöre genç bir bakış getirerek, Madrid'de lüks tasarım otelleri listesindeki yarışçıları zorluyor. ME Madrid, bir zamanlar Grand Hotel Reina olan, o muhteşem İspanyol şatosuna yerleşmiş. O zamanlar matadorların çok takıldığı bir yerken, şimdi dünyanın her yerinden mankenler, yatırım uzmanları ve tasarımcılar burada. 4 tip odası ve 4 tip süiti var. Giriş kattaki tapas restoranı ve en üst kattaki 360 derecelik manzarasıyla kokteyl barı çok popüler ve ME Madrid'i ister istemez Madird'in en iyi otelleri arasına yerleştiriveriyor. ‘Madrileño’lara buralarda rastlamak münkün.

AC Santo Mauro:

Halen Madrid'de nerede kalınır, kararınızı vermediyseniz 19. yüzyılda yapılmış bu malikâne, bugün Madrid’in en şık otellerinden birine ev sahipliği yapıyor. Şehrin tam ortasında bulunmasa da, yeteri kadar yakın. Yuvarlak geniş merdivenleri ve yerleşim biçimi, buranın bir zamanlar konut olduğu hissini hâlâ yaşatıyor. Odalar, binanın mimarisinin tersine oldukça çağdaş bir görüntüye sahip. Kahverengi ahşap ve derinin bir arada kullanıldığı odalar, şık ve kullanışlı. Restoranı La Biblioteca da Madrid’in klasiklerinden. Oldukça şık ve seçkin bir ortamı var. Kısacası Marid'de konaklama için harika bir alternatif.

AC Palacio del Retiro:

AC gruptan Madrid’de bir başka şatomsu malikâne otel. Genel stilleri benziyor olsa da, ayrıntılarda çok farklılaşıyorlar. Santo Mauro’nun kır evi havasının tersine, burası daha çağdaş ve 'kentli' duruyor. Yüksek tavanlı ve şömineli odalarla pop art paravanlar ve modern hatlı mobilyalar, keyifli bir karışım oluşturuyor. Madrid otelleri listenize kesinlikle not edin.

The Westin Palace: 

Prado ve Thyssen-Bornemisza müzelerinin hemen karşısına yerleşmekle yetinmeyip Reina Sofia müzes ile CaixaForum kültür merkezinin hemen yanı başına kurulmuş olan Westin Palace sadece lokasyon değil her açıdan çok Madridli. Otel ile Santa Ana Meydanı arasında kalan sokaklardaki onlarca bar ve restoranda karnınızı 'a la İspanyol' doyurduktan sonra 467 odalı otelinizin klasik dekorlu holünden geçip mermer banyonuzda rahatlayacak ve hiç çıkmak istemeyeceğiniz yatağınızda derin bir nefes alacaksınız.

Urso Hotel & Spa:

Şimdi de karşınıza bu aralar yıldızı pırıl pırıl parlayan Malasaña ve Chueca mahallelerine hemen yürüme mesafesindeki bir başka otel alternatifini getiriyoruz: Urso. Madrid'in en estetik köşelerinden biri olan Alonso Martínez'de yer alan Urso'ya dair bilinmesi gereken bir önemli özelliği de Calle Fuencarral boyunca sıralanmış birbirinden zevkli butiklere çok yakın olması! Ambiyansıyla sanat, film, moda dünyasından bilindik simalarla yan yana oturacağınızı şimdiden garantileyen otelin spa kısmını Natura Bissé işletiyor ve 7 metrelik hidro-masaj havuzundan çeşitli yüz terapilerine kadar misafirlerini şımartmak içın elinden geleni yapıyor. Hareketi sevenler otelden bisiklet ayarlamaları konusunda destek talep edebilirler. Kısacası bu otel, sadece Madrid'de nerede kalınır, sorusu değil, daha pek çok sorunuzun da cevabı olacak nitelikte!

The Only You Hotel:

Madrid'de nerede kalınır? Wafer Caddesi üzerinde, Madrid’in tam kalbinde yükselen bir zarafet simgesi Only You Hotel, sorunuzun cevabı. 20. yüzyılın tarihi mirasını taşıyan şık binanın iç dekorasyonunda aristokrasinin rengi beyaz ve saks mavi bütünleşiyor. Konforlu bir Madrid turu için gereken farklı oda ve süit seçenekleri sayesinde ister Wafer Caddesi’nin neşesine, isterseniz de dinlendirici avluya karşı rahatlayabilirsiniz.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Alabu:

Madrid seyahatiniz için oluşturduğunuz otel alternatifleri arasında kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğümüz Alabu, sıcak bir ortama sahip butik otellerden biri. Her bir odası farklı tasarlanmış olanlardan; kimi çok renkli, kimi çok siyah-beyaz, kimi rustik, kimi modern… Hedef kitlesinin genç ve yeni tasarımları keşfetmeyi seven insanlar olduğu açık. Odaların hepsinde jakuzi var. Talep edildiği takdirde burası bir masaj ve spa odası olarak kullanılabiliyor. Odaların otel odasından çok, birer apart daire gibi düşünüldüğünü de eklemek lazım.

Urban:

Urban, adı üstünde tam bir şehirli ve şehirden zevk almasını da en iyi o biliyor gibi görünüyor. Çelik ve camdan kullanılarak yapılan binalar, uzaydan düşmüş tasarımlar gibi görünebiliyor bazen. Urban ise, bu iki materyalin rengini bozmuş âdeta. Otelin kahverengi, bej ve sarı ağırlıklı bir görüntüsü var. Elementlerin renkleri kullanılarak çok doğal bir görüntü sağlanmış. Antik çağlara ve endüstriyel çağa göndermeler yaparak, geleceğin trendlerini belirliyor gibi bir hali var.

Hotel Praktik Metropol:

Praktik Metropol, kendini 'low cost design hotel' olarak tanımlıyor. Demeseler 'low cost' olduğuna asla inanamazsınız. Tarihi taş binası, Madrid’in kültürel merkezlerinden biri. 60 odası bulunuyor. 'Less is more' diyen otel yönetimi, servisin pratik olmasından yana. Gerçekten de odalarda pek bir şey olduğu söylenemez. Bir yatak, iki koltuk, bir de masa. Aslında bütün otel odaları da bu fikirden yola çıkmıyor mu? Bir şehri keşfe geldiğinizde bunların ne kadarına gerçekten ihtiyaç duyuyorsunuz? Ancak zannetmeyin ki bu uğurda estetiği feda etmiş olsunlar; aksine yepyeni bir stil yaratmışlar.

Hospes Hotel:

Madrid'in en bilindik yapıtlarından Puerta de Alcala manzaralı bu otel, dışarıdan bakıldığında 19. yüzyıl mimarisine sahip bir malikane görünümünde. Madrid'de nerede kalınır sorusuna karşılık günümüzün tüm teknik ve tatiklerini sergileyen Bodyna Spa'sı ile dört dörtlük bir hizmet sunuyor. Hepsi birbirinden farklı 41 oda ve süitten oluşan Hospes şehir hayatının curcunasından kaçmak için harika bir fırsat; öte yandan şehrin belli başlı müzelerine de yürüme mesafesinde. Sadece duşu olan basit odalardan içinde jakuzisine kadar her türlu lüksü eklenmiş manzaralı odalarına kadar ihtiyacınız olan her neyse size sunmak üzere tasarlanmış Hospes...

The Principal Madrid:

Madrid'in tam da göbeğinde yer alan The Principal size her anlamıyla keyif yaşatacak bir otel. Her şeyden önce otelin içindeki Atico restoranın kokteyl barında meşhur Gran Via Avenue manzarasına nazır oturunca neden Madrid'i ve Madrid'de The Principal'i seçmekle doğru bir karar verdiğinizi bir kez daha anlayacaksınız. 1917 tarihli çarpıcı bir mimari atmosferde kokteyllerin tadına bakarken otelin içindeki spor salonu ve şık tasarımıyla parmak ısırtan odaları teşrif etmenizi bekliyor olacaklar.

Innside Madrid:

Alonso Martinez meydanının hemen yanı başında yer alan İnnside MAdrid Genova'nın odalarında geleneksel yüksek tavan modern ahşap yer ve minimalist bir dekor çizgisiyle buluşuyor. Pek tabii ki ipod'unuzu nerede şarj edeceğiniz konusu da düşünülmüş! Otelin etrafı rengarenk restoran, kafe, günbatımından sonra cıvıl cıvıl dolan barlarla sarılı. Açık büfe olarak sunulann kahvaltınızdan sonra atın kendinizi Madrid'in göbeğine...

Gün Ortası

Al Trapo:

Madrid'in en sesli en cıvıl cıvıl noktalarından Gran Via'dan kaçmak için öğle yemeğini fırsat bilip atın kendinizi Al Trapo'ya diyeceğiz ama o kadar beğeniliyor ki genellikle oldukça yoğun oluyor. O açıdan ya saatlerinizi biraz kaydırın ya da önceden rezervasyon için otelinizden yardım isteyin. Madrid'in en keyifli restoranları arasına sarsılmamak üzere yerleşmiş olan Al Trapo'nun meşhur şefi Paco Morales'in leziz yemeklerine doyamayacaksınız. Başlangıçlar 4, ana yemekler ise 14 Avro civarında. Kredi kartı ile ödeme yapabiliyorsunuz, rezervasyon ise tavsiye edilir.

Plantea Madrid::

Eski bir sinema salonu hayal edin; sonra da onu market ve restorana dönüştürün: Platea Madrid'e hoş geldiniz! Bu muhteşem atmosferde sunulan yemeklerin büyük çoğunluğu tipik İspanyol yemekleri olmakla birlikte Meksika, İtalya, Peri ve Japonya'dan tatlar da var. Yemeklerin tadına bakarken bir yandan çevrenin tadını çıkarmak sizin için önemliyse tercihinizi ilk kattaki ‘Arriba’ veya ikinci kattaki kokteyl barı ‘El Palco’dan yana kullanmanızı öneririz. Yemeklerin hepsi birbirinden lezzetli, canınız ne çekerse yiyin ama seçiminiz ne olursa olsun üzerine ‘Mama Framboise’ için yer bırakmayı sakın ihmal etmeyin.

Ana la Santa:

Madrid’de tiyatro bölgesi olan Plaza de Santa Ana yakınlarında Madridli bir öğle yemeği sunan mekânlardan biri de Ana la Santa. Madrid'de keşfedilecekler listesinin başına yerleşen restoranın oturma salonu, fine-dining başta olmak üzere dört farklı konsepti farklı zevklerin altından kalkabilir nitelikte. Üstelik aynı renklilik menülere de hâkim; Ana la Santa’da tadımlık tabaklardan klasik kallavi porsiyonlara kadar her şeyi bulmak mümkün. Yemek salonu bölmesinde duvarları süsleyen Luis Baylon fotoğrafları ayrıca sanat severlerin ilgisini çekiyor.

Sala de Despiece

Basit, taze ve lezzetli; işte restoran sahibi Bonet'in Sala de Despiece için kullandığı gizli formül! Ponzano sokağında yer alan ve OHLAB tarafından tasarlanmış olan Sala de Despiece'de ortam rahat; kılık kıyafet derdiniz yok. Her biri ayrı bir özenle yaratılmış, sade ama tadı damağınızda kalacak seçenekler için en doğru seçim.

La Fabrica:

Madrid'de keşfedilecek köşeler arasında ilk sıralarda yer alan Madrid Botanik Bahçesi’nin karşı yakasında cıvıl cıvıl, iç açıcı bir mekân La Fabrica. Zincir restoranlardan farklı olarak kurduğu samimi atmosferi ve günlük çeşitleri ile son dönemlerde İtalyan entelektüellerinin de gözdesi haline gelmiş. Madrid gurme rehberinin keşfedilmeyi bekleyen gizli köşelerinden biri olan La Fabrica kahvaltı ve brunch’dan o gün çıkan en taze balık porsiyonlarına kadar her talebinizi karşılayabiliyor. Oksijen dolu bir park yürüyüşünün ardından mola vermek için ideal.

Santo:

Şef Juliana Aguiar ve ekibinin 'comfort food' akımından yola çıkarak hazırladığı konseptle hem bir şarküteri hem de restoran olarak servis veren Santo, müşterilerine Akdeniz mutfağının yemeklerini sunuyor. Menüsünü 'topraktan' ve 'denizden' olmak üzere iki başlık altında toplamayı uygun görmüş Şef Aguiar. Vejetaryen kuskus ve feta peynirini veya gurme kebabını ve yanında çoban salatasını deneyebilirsiniz. Tam da Madridli bir öğle yemeğinin arkasından tatlı olarak limonlu payı ve split'i tatmakta fayda var. Santo, konsept olarak bir restorandan çok daha fazlasını sunuyor, en başta müşterilerini bu keyifli sürecin bir parçası haline getirerek.

Iroco:

Madrid'de öğle yemeği nerede mi yenir? Buyurun Iroco'ya... Bahçe içindeki geniş masaları ve sandalyeleriyle, bir öğleden sonrayı tembellik ve güzel yemeklerle geçirmeyi vaat ediyor. Moda haftası esnasında mankenlerin salata adresi olarak da biliniyor. Ancak yılın geri kalan zamanların da daha çok ‘Madrileño’ların geldiği bir yer.

Casa Alberto:

Casa Alberto uzun ve yüksek kokteyl barıyla hoş bir atmosfere sahip. Duvardaki yağlıboya tablolarla nostaljik bir hava yaratmışlar. Barda otururken bir şeyler yemek isteyenler için, tapas ve şarküteri menüsü, masadakiler için daha klasik, tapas, balık ve et ağırlıklı bir menüsü var. Restoran, pazar akşamları ve pazartesi günleri kapalı. Madrid'de diğer günler nerede yiyeceğiniz belli oldu!

Le Petit Bistro:

Madrid'de Fransız mutfağının peşine düşenler için Le Petit Bistro en doğru adres. Daha adıyla kendini ele veren bu Fransız bistrosunun Madrid’de iki şubesi bulunuyor. Plaza Matute’deki bistronun, Fransız havasını daha iyi yansıttığını söyleyebiliriz. Madrid'de Fransız lokantası arayanlara soğan çorbası, istiridye ve av etleri bulunduran menünün de tam bir Fransız olduğunu söyleyebiliriz. Pazar günleri ve diğer tatillerde brunch servisi de yapıyorlar.

Tapas

La Castela:

Her Marid seyahatinin kaçınılmaz sorusu; Madrid'de tapas nerede yenir? La Castela, şehrin köklü kuruluşlarından biri. Fazla değiştirmedikleri, otantik ve kendilerine has bir ambiyansları var. Çok kalabalık ve gürültülü oluyor. Ancak bütün bu tantana boşuna değil elbette. Menüsü çok uzun bir liste değil ancak sunulanların hepsi çok lezzetli seçenekler.

Casa Lucio:

Geliyoruz Madrid'de tapas'ın bir başka adresine... Tarihi atmosferi ve geleneksel lezzetiyle Casa Lucio, hem turistler hem de Madridliler için çok cazip. Otantik ve kendine has bir dekoru var. Rezervasyonsuz yer bulmak zor olacaktır. Bill Clinton ve Charlize Theron burada Madrid mutfağını keşfetmeyi tercih eden ünlülerden.

Akşam Yemeği

Diverxo:

Madrid'in tek üç yıldızlı adresi olan Diverxo, yemeği uzun bir şölene dönüştürmekten zevk alanlara tavsiye edebileceğimiz bir adres. 2007'de ilk kez kapılarını açan restoran 2009'da taşınmış; 2010, 2012 ve 2014 olmak üzere ikişer yıl arayla yıldızları toplamış. Klasik bir sofra düzeninden uzak tasarlanmış sunumlar, sadece Ispanya değil dünyanın değme şarapçılarından yaratılmış kav ve yemeğe göre tasarlanmış farklı tepsi ve benzerlerinde gelen müthiş bir tadım menüsü... İşte tam da gurmelere göre bir deneyim!

La Tasquita de Enferte:

Küçücük, sekiz masalı bu lezzet adresinde yemeklerin tadına bakabilmek için rezervasyon şart. Madrid'de akşam yemeği dediniz mi, Şef Juanjo Silva'nın 4 veya 6 yemek ve tatlıdan ibaret menülerinden birini seçmenizi, gerisini kendisine bırakmanızı tavsiye ediyoruz. Seçeceğiniz şaraba bağlı olarak 45 ila 90 Avro arasında hareket edeceğinizi tahmin ediyoruz.

Punk Bach:

Madrid'in muhakkak keşfedilmesi gereken, en renkli caddelerinden Castellana Avenue’de Akdeniz rüzgârları esiyor... Madrid mutfak haritasına 2013 itibariyle katılmış olan Punk Bunch, iç dekorasyonunda eski kabare detaylarını yeni ve şık bir bistro tarzıyla kombinleyerek stil sahibi bir mekân olarak Madrid’in en seçkin restoranları arasındaki yerini alıyor. Özgün lambaların süslediği nostaljik barında buz gibi bir kokteyli yudumlamak ya da leziz tabakların keyfine varmak sizin elinizde.

La Terraza del Casino:

Madrid'de akşam yemeği başlığı altında muhakkak bahsedilmesi gereken bir diğer mekân da Le Terraza del Casino. 1 Michelin yıldızlı mekânın menüsünü ve konseptini, dünyaca ünlü Katalan Şef Ferran Adria belirlemiş. Bir yerin ucundan kıyısından o bulaştıysa, başka neden aramaya gerek yok. Tim Burton’ın gri beyaz tasarladığı bir restoran gibi görünüyor. Kısacası şık ve lezzetli. Daha ne olsun?

Sergi Arola Gastro:

2 Michelin yıldızlı Sergi Arola Gastro, Madrid’in sakin semtlerinden biri olan Chamberi’de bulunuyor. Ferran Adria’nın öğrencilerinden birinin restoranı. Modern ve minimal bir bistro havasında. Madrid'in en iyi restoranlarından sayılan Sergi Arola Gastro'nun fiks tapas menülerini tavsiye ederiz. Böylece tabakların biri gidip biri gelirken size de usta bir şefin elinden çıkma pek çok lezzeti tatmak kalıyor.

Asador Donostiarra:

Yerdeki taş döşemeleri, ahşap sandalyeleri ve vitraylı camlarıyla çok otantik bir aile yerine benziyor. Madrid restoranlarının önde gidenlerinden sayılan bu mekânın sahibi, Madrid’de ve İspanya’da ünlü bir isim. Deniz ürünleri ve ızgara biftekleri çok popüler. Çok da büyük bir şarap mahzenleri var. Yemek seçmekte değil ama şarap seçmekte zorlanabilirsiniz. Ayrıca burada Madridli futbolcularla karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek.

Asador de Aranda:

Madrid'de nerede yenir, ne yenir? Asador, İspanyolca ‘rosto’ anlamına geliyor. İspanya genelinde birkaç şehirde şubeleri var. Özel yetiştirilmiş kuzulardan yaptıkları güveçlerle ve rostolarla biliniyorlar.

Atıştırmalıklar

Federal Café:

Barselona’nın dillerden düşmeyen popüler buluşma noktası Federal Café’nin müdavimlerine heyecanlı bir sürprizi de benzer bir iç dekorasyon ve kurgu ile tasarlanan Madrid şubesi oluyor. Açıldığı andan itibaren kalabalığın hiç durulmadığı Federal Café Barcelona’nın da en iyi kafeleri sıralamasında yerine kurulmuş. Plaza de Les Comendadoras’a karşı serilip ılık bir akşamüstü molasını kahve ve panini gibi seçeneklerle süslemek kulağa nasıl geliyor?

La Casa del Bacalao:

Ayaküstü tapas atıştırabileceğiniz yerlerden biri. Katalan tariflerini yapıyorlar. Balıklı tapaslarıyla çok meşhurlar.

Mercado de San Miguel:

Burası 33 şarküteri dükkânının bulunduğu kapalı bir çarşı. Hem alışveriş yapılabilecek hem de yemek yenebilecek bu yer için tam bir gurme cenneti denebilir. Madrid'de keşfedilmesi gereken uğrak noktaları arasına kesinlikle not edin.

Antigua Pastelería del Pozo:

Madrid’de tatlı krizinin adresi. 1830’da açılan ve kekleriyle ünlü bu küçük dükkân, yüzyıllardır Madridlilerin ağzını tatlandırıyor. Bisküvi, turta ve mevsimlik tatlıları da var. Ancak keklerden pek sıra gelmiyor.

De Vinos:

Bu sanki çocukluğunuzdan beri Calle de la Palma'daki köşesinde misafir ağırlıyormuşcasına buralı, sizden duran De Vinos'un aslında sadece 2 yaşında olduğunu öğrenince biz de şaşırdık! Sıcacık ortamında özellkle de az bilinen şarap bölgelerini öne çikarmayı seven bu şarap barında bardakla satın almak isterseniz 10 farklı ışpanyol şarabı arasında seçebiliyor veya şişe açtırmayı tercih edenlerdenseniz bambaşka tadlar deneyebiliyorsunuz. g,

Del Diego:

İşte tam ağzınıza layık bir kokteyl bar... Ta 15 yaşındayken Ernest Hemingway'in düşkünlüğü ile meşhur olan Chicote'da kokteyl yaparak hayata atılan Fernando del Diego, 1992'de açtığı kendi mekanında şimdilerde iki oğlunun da desteğiyle kokteyl yapmak ne demek tüm dünyaya gösteriyor. Tam olarak ne ısmarlayacağınızı bilemiyorsanız hiç endişelenmeyin; kabaca ne sevip ne sevmediğinizi söyleyin ve bırakın ustalar size sihirli parmaklarıyla bir kokteyl hazırlasın.

Azotea:

Avrupa kıtasının en önemli sanat merkezlerinden biri olan tarihi Güzel Sanatlar binası Madrid’de mutlaka gidilmesi gereken bir mekânı ağırlıyor. Şehri ayaklar altına alan Azotea’yı günün her saatinde ziyaret etmek mümkün. Madrid’in panoramik manzaralarının yanında kusursuz bir mutfak sunumuyla hizmet veren restoran hem kahvaltı konusunda hem de akşam yemeği konusunda deneyimli. Üstelik açılış saati sonrasında DJ’lerin katılımıyla şık bir gece kulübüne dönüşen terasta ılık İspanya gecelerini lezzetli kokteyllerle taçlandırmak siz gece kuşlarının tercihi...

Pacha:

Madrid’in en popüler, en şık ve en kalabalık gece kulübünü arayanlar, aslında Pacha’yı arıyorlar. 1980 yılında açılan kulüp, kendini çok sık yenileyen yerlerden biri. Ünlü futbolcular, mankenler ve oyuncuların eğlenmek için tercih ettiği kulüp, Perşembe, Cuma ve Cumartesi geceleri dolup taşıyor.

Reina Bruja:

Burası Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri saat 23:00-5:30 arası açık. Renkli ışıkları ve yuvarlak dalgalı dekoruyla çok ilginç bir tasarıma sahip.

Toni 2:

Karaoke konseptini değiştiren bir mekân. Burada üç piyano var. Şarkı söyleyip eğlenmek isteyen Madridlilerin çok sevdiği bir yer. Birkaç Madridliyle tanışmak ve birlikte şarkı söyleyip ilginç bir gece geçirmek isteyenler mutlaka denemeli.

Flamenko Adresleri

Corral de la Moreria:

1956 yılından beri açık olan mekân, en bilinen flameko mekânlarından biri. Ünlü flamenko dansçıları ve müzisyenleri mutlaka burada sahneye bir çıkarmış. Şehrin ahalisinin pek geldiği bir yer değil. Biraz turistik olduğu söylenebilir.

Casa Patas:

Madrid’in esas flamenko mekânı. Turistlere yönelik hazırlanmış folklorik flamenkolar yerine çağdaş sanatçıların yorumlarını görmek isteyenler burayı tercih etmeli. Şehrin flamenko sanatçıları da, şovların ardından burada tapas atıştırmayı seviyor. Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri saat 20:00-2:30 arası açık.

Sol y Sombra:

Burayı ilk gördüğünüzde yanlış geldiğinizi düşünebilirsiniz. Her yer alabildiğine beyaz. Işıkların rengi, beyaz üzerinde renk oyunları yapıyor. Bu haliyle daha çok bir gece kulübüne benziyor. Ama aslında burası caz, R&B ve flamenkonun bir araya geldiği bir yer. Güvenlikten geçebilmek için hayli şık giyinmiş olmak gerekiyor.

Cardamomo:

Madrid’in klasik flamenko tavernalarından biri. Ufak yuvarlak masaların üzerine uzun örtüler örtülmüş. Ahşap eski bir sahnesi var. Kesinlikle havalı ve şık bir flamenko deneyimi değil. Tersine, bu dansın çıkış noktasını hatırlatmak ister gibi bir hali var. Genç bir takipçi kitlesi var.

Alışveriş

Salamanca Bölgesi & Calle Serrano & Calle Velazques:

Salamanca sokakları, Madrid’in en pahalı sokakları olarak biliniyor. Büyük tasarımcıların ve modaevlerinin burada mağazaları bulunuyor. Calle Serrano’da, İstanbul’da da birden fazla şubesi bulunan ünlü markaların Madrid şubelerini görmek isteyenler şöyle bir gezinebilir. Calle Velazques ise restoranlarıyla ünlü bir cadde. Ara ara küçük dükkânlar ve butiklere de rastlamak mümkün. Alışveriş ve yemek için alternatif başka bir semt ise Chueca. Şehrin zevk sahibi gençlerinin burayı doldurduğu söylenebilir. Yerel markaları keşfetmek ve hareketli sokaklarda gezinmek için ideal.

Adolpho Dominguez:

Madrid’de açtığı ilk mağazasından sonra önce İspanya’da, daha sonra da dünyanın pek çok ülkesinde mağazalar açan Adolpho Dominguez, kadın ve erkek koleksiyonlarının şehirli, çağdaş, gündelik hayatta şık ve rahat olabilmesine önem veriyor; buna göre tasarlamaya özen gösteriyor. Şehir merkezindeki yirmiye yakın şubesinden birini mutlaka ziyaret etmeli.

Berwick 1707:

Hazır laf stil sahibi erkeklere gelmişken hemen Berwick'i de listenize ekleyelim. Başlıktan da tahmin edebileceğiniz gibi uzun bir geçmişe sahip olan marka el yapımı erkek ayakkabısı, cüzdan ve kemer üretiyor.

Delitto e Castigo:

Hem kadın hem de erkek için pek çok lüks markanın bir arada bulunabileceği bu dükkâna bir kere adımınızı attınız mı çıkmak istemeyeceksiniz...

Amaya Arzuaga:

Giyiminde sadeliği, netliği, pastel renkleri sevenlere hitap edenleri için güzel bir adres Amaya Arzuaga’nın mağazası. Madridli tasarımcı ismini Madrid ve Barselona’dan sonra Paris, New York, Milano, Londra gibi moda haftalarında da duyurmuş. Trendi yakalamak için bir göz atmaya değer.

Isolée:

Isolée bir ‘ne ararsan burada’cı. Şarküteri, kozmetik, mutfak eşyaları, kitap, giyim, aksesuar ve daha pek çok kategoride ürün burada bir arada. Ortak özellikleri yeni ve ilginç tasarımlar olmaları.

Do Design:

Konsept ve tasarım mağaza arayanları, esas buraya davet ediyoruz. Burada her şey yok. Çok fazla çeşit de yok. İçerisi bir ahşap atölyesine benziyor. Tanınan bilinen ama tasarımları çok da kolay bulunmayan modacıların en seçme parçaları burada. Mağazanın sahibi, dekoru arkadaşlarıyla beraber yapmış. Buradaki parçaları da o seçiyor. Seçimlerinden çok zevkli olduğu belli oluyor. Ayrıca soluklanabileceğiniz ufak bir de kafesi var.

Corachán y Delgado:

Madrid’in en şık vintage dükkânlarından biri. İkinci el evet ama anneannenizin dolabı gibi bir yer değil. Pedro Almodovar filmlerinin stilisti ve partnerinin açtığı bir yer. Chanel, Versace, Dior gibi isimlerin tasarladığı elbiseler, şapkalar, çantalar bulabilirsiniz.

Moustache Madrid:

Stil sahibi erkeklerin adresi diye özetlenebilir. Başka da bir şey demeye gerek kalmaz. Yetenekli Ripley’lerin ve Mad Men’in atlamayacağı bir yer.

Müzeler

Altın Üçgen:

Madrid’in Altın Sanat Üçgeni, Prado Müzesi, Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia ve Thyssen-Bornemisza Müzesi’nden oluşuyor. Bunlardan ilk ikisi 20. yüzyıl çağdaş sanat eserlerinin görülebileceği ulusal müzeler. Thyssen-Bornemisza ise özel bir müze. Koleksiyonundaki eserler 14. ila 20. yüzyıldan. Ünlü ressamların tablolarını görmek isteyenler bu üç müzeyi mutlaka görmeli.

Museo ABC:

ABC, bir illüstrasyon müzesi. Tasarım ve mimari meraklılarını cezbedecek eserleri de var. Müzenin tasarımı da bir modern sanat eseri aslında. Çağdaş sanatçıların sergilerini görmek isteyenler bir göz atmalı.

CaixaForum Madrid:

Müze, La Caixa adlı banka sponsorluğunda kurulmuş bir müze. Çok kısa bir sürede, Madrid’in en çok ziyaret edilen müzeleri arasında girdi. Bir modern sanat müzesi.

Cerralbo Museum

17. yüzyılın Madrid'indeki aristokrat hayatı neye benzer diye merak ediyorsanız Cerralbo Müzesi tam size göre. Kraliyet sarayına oldukça yakın ancak hak ettiği rağbeti görmeyen, bu sebeple kalabalıklardan uzak, zaman baskısı altında kalmaksızın tadını çıkarabileceğiniz bu müzede, zamanında içinde yaşamış olan Markiz Cerralbo neyi nasıl yerleştirmişse orijinal haliyle görebileceksiniz; pek tabii antika pek çok parça eşya ve paha biçilmez değerde sanat işleri de cabası...

Gitmeden Göz Atılacaklar

'Real, The Movie':

Madrid, İspanya’da futbolun en çok konuşulduğu şehirlerden biri. Takımları Real Madrid zaten bütün dünyanın en çok konuştuğu takımlardan biri. Film, Real Madrid’le ilgili belgesel ve kurmaca karışımı bir film.

'Goya’s Ghosts':

Ünlü yönetmen Milos Forman’ın yönettiği filmde Javier Bardem ve Natalie Portman oynuyor. Filmin Goya ile ilgili kısmı kurmaca. Ancak hikâyenin geri planındaki olaylar tarihsel gerçeklere dayanıyor. Yönetmen o dönem hakkında bir şeyler söyleyebilmek için Goya’yı bir motif olarak kullanmış. Film, Goya’nın hayatı ve eserlerinden çok, tarihsel olayların, insanları nasıl etkilediği üzerinde duruyor.

Aman Aman!

Restoranların açılış saatlerine dikkat etmek gerekiyor. Madridliler gibi akşam yemeğine 10.00’dan önce gitmeyin. Gece açık olan kulüp ve barların açık olduğu günleri de kontrol etmek gerekiyor.

İngilizce çok konuşulan bir dil değil. Gitmeden birkaç kelime öğrenmek faydalı olabilir.

İç mekânlarda sigara içme yasağı çok sıkı bir şekilde uygulanmayabiliyor. Yine de ilk içen siz olmayın.

Sıkıcı Bilgiler

Havaalanından şehir merkezine taksiyle gitmek yaklaşık 30 dakika sürüyor ve 25€ tutuyor. Şehir içinde taksi bulmak oldukça kolay.

Mağazaların çoğu 14:00-17:00 arası kapalı oluyor. Restoranlarda akşam yemeği servisi 21:00’dan sonra başlıyor. Gece kulüpleri 23:00’dan itibaren açılıyor. Öğlen siesta yapıp, şehrin ritmine ayak uydurmaya çalışmakta fayda var.

Kredi kartıyla yapılan ödemelerde fotoğraflı kimlik göstermeniz istenebilir.

Ülke kodu +34. Şehir içi aramalarda numaranın başına 91 getiriliyor. Acil durumlarda 112’yi arayabilirsiniz.

Şehirler ve Yürüyüş Rotaları

Madrid

18 saatte “Madrid”

Mayıs'ta Nereye?

Mayıs'ta Nereye?

“MADRİD”