Paris Elinizin Altında

Bakan herkese bambaşka şekillerde gözüküyor Paris. Kimine göre, dünyaca ünlü tasarımcıların ışıltılı caddelerinde geçit yaptığı modanın başkenti, kimine göre ise her anı bir film karesi gibi yaşatan bir romantizm diyarı… “Yaşamak için yemek değil, yemek için yaşamak” felsefesini başucuna koyanların gurme mabedi olan Paris, galeri ve müzeleriyle atmosfere sanat kokusu yayan, bohem yaşamın kurallarının yazıldığı bir kent aynı zamanda.

2015 yılına özel olarak hazırladığımız şehir rehberlerinde arz-ı endam eden isimlerden biri de kendisi üstelik. Bu, herkesin bir tarafından tutup sevebildiği sonsuz ve sınırsız şehir Paris’te nerede yenir, nereye gidilir, nerede alışveriş yapılır en önemli detayları sizler için kaleme aldık.

Paris

Paris, yola çıkmaya hazırlanan her gezgin için ilk sıralarda yer alan bir durak. Kimileri için asla vazgeçilemeyen, tekrar tekrar keşfedilen bir şehir. Paris de bu aşkı karşılıksız bırakmıyor ve ziyaretçilerine binlerce otelle kucak açıyor. Birinci ve sekizinci bölgelerdeki Hotel de Crillon, Plaza Athénée, Le Meurice, Le Bristol, Hotel de Vendôme ve Hotel George V gibi pek çok ünlü otel, Paris’in merkezinde, şehrin çatılarına ve Eiffel’e nazır konaklama imkânı sunuyor. Kimilerini filmlerden ve dizilerden de tanıdığımız bu oteller, artık klasikleşmiş Paris otelleri. Daha yeni ve ‘trendy’ oteller arayanlara bizim önerilerimiz şöyle:

En İyiler

Mandarin Oriental:

Modanın başkenti Paris’te alışverişin keyfine varmak, şehrin Louvre Müzesi gibi tarihle dolup taşan mekânlarını vakit kaybetmeden keşfe çıkmak isteyip tabii ki bir saray lüksünden taviz vermek istemeyenleri Paris şubesiyle Mandarin Oriental ağırlıyor. Paris’te gezilmesi gereken yerlerin başında gelen St. Honoré lokasyonlu otel dünyanın dört bir yanında olduğu gibi burada da konuklarını şımartmaya hazır. Modern çizgilerle tasarlanmış art-deco stiliyle öne çıkan 99 oda ve 39 suiti, gurme damaklara avant-garde tavrıyla yeni deneyimler sunan Michelin yıldızlı restoranı Sur Mesure Par Thierry Marx ile kendisi Paris oteller rehberinin asla unutulmayacaklarından.

La Maison Champs-Elysees:

Bazı şehirler vardır ki adları ne zaman anılsa yapılacak ilk beş şey bellidir ve neredeyse yıllar geçse de hiç değişmez. Aynı tutku Paris şehir rehberi için de geçerli: Champs Elysees’de alışveriş katiyen es geçilmez. Hele bir de stil sahibi bir ev sahibi arayacak olursanız cevap pek gecikmez. Paris’in dünyaca bilinen alışveriş adresleriyle ünlü Avenue Montaigne’e yakın mesafede açılan bu tasarım oteli her birini farklı konseptlerle hazırladığı 57 odasıyla size zevk sahibi bir Paris güncesi imkânı sunuyor. Haussman döneminden aşina olduğumuz romantik dış cephe detayları bu şık otelde korunmuşsa da içerideki havanın minimalizm ve sürreellik arasında mekik dokuduğunu söylemeliyiz.

Shangri-La Hotel, Paris:

Paris’te görülmesi gereken yerler listesinin en başında gelir tarihi Eyfel Kulesi, pekiyi ona ne kadar yakından bakabilmiştiniz? İşte bu sorunun cevabı Eiffel Kulesi’nin ihtişamıyla aydınlanan 101 oda ve 36 süitiyle Paris’te dikilen bir başka ihtişam öyküsü Shangri-La Paris’de gerçek oluyor. Dünyanın en iyi otellerinden biri olarak anılan bu konfor merkezi, size kâh kraliyet atmosferini yaşatıp kâh minimal dokunuşların içinde serinletiyor. Tüm bu ihtişama Michelin yıldızlı restoranı Shang Palace da eklendiğinde Paris'te nerede kalınır, ne yenir, soruları da böylece cevaplanmış oluyor!

Peninsula Paris:

Hong Kong asıllı lüks oteller zincirlerinden Peninsula Paris oteller rehberine de sahip olduğu Uzakdoğu zarafetini taşımaktan imtina etmemiş. Şehrin başyapıtlarından biri olan Arc de Triomphe’a yürüme mesafesinde konumlanmış, teras manzarasını Eyfel Kulesi’ne çevirmiş bu şık otel bünyesinde ev ferahlığıyla döşenmiş 200 oda ve süitiyle Paris’te nerede kalınır noktasında kararsız kalmışlar ve tabii ki daimi müdavimleri için her daim ideal. Bu şık Paris otelinin içinde bir “beyaz kuş” gibi havalanmaya hazır bulunan restoranı L’oiseau Blanc ise romantik kentin akşam yemeklerini unutulmaz kılıyor.

Le Burgundy:

Genç bir otel olmasına rağmen, kısa zamanda bir Paris klasiği haline geldi. Yarıştığı efsanevi klasiklere nazaran stili çok daha modern. Odaların minimalist dekorunda beyazın hâkimiyeti söz konusu. Ortak alanlarda ise mermer malzeme ve neo-klasik desenli kumaşlar kullanılmış. Ayrıca, bir zamanlar Baudelaire’in bu binanın sakinlerinden olduğu iddia ediliyor. Bu nedenle, bu Paris otelinin barının tavanını, Les Fleurs du Mal’den esinlenen bir çalışma süslüyor. Bunlara Da Bakmaya Değer

Hotel Bristol:

Hayatının son dönemini bir kenara bırakıp, Paris’te modern bir Marie Antoinette gibi yaşayabilmenin koşulu nedir diye soracak olursanız cevabı Paris’in en iyi otellerinden biri olan Hotel Bristol verecektir. Kendisi tam 1925 yılından beri moda ve tasarımın merkezi olarak anılan ve Paris’te görülmesi gereken yerlerin başında gelen St-Honoré’de ikâmet edip keskin bir 18. yüzyıl atmosferinin hâkim olduğu 188 oda ve süitinde yaşıyor. Bu herkesçe kabul edilmiş ünün 90. yıl kutlamalarını ise “Epicure” ile birlikte 3 Michelin yıldız almış usta şef Eric Frechon üstlenmiş gözüküyor.

Hôtel Félicien:

Eski Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy ve eşi Carla Bruni’nin de sakinlerinden olduğu 16. arondisman, Paris şehir rehberinin en zengin muhitlerinden biri aynı zamanda. Size bu zenginliği yaşatacak isimlerden bir tanesi de Hôtel Félicien. Moda tasarımcısı Ted Lapidus’nün oğlu Olivier Lapidus imzalı dekorasyonuyla 32 oda ve süitin sıralandığı her katta farklı bir konsept barındıran bu Paris oteli uzun şehir gezilerinin ardından kalabalıkları arkalarında bırakıp dinlenmek isteyenler için ideal.

Hotel du Panthéon:

Fransa’da nereye gidilir merak edenlere ilk olarak tavsiye edilen semt, Paris’te keşfedilecek yerlerin bitmek tükenmek bilmediği, her daim cıvıl cıvıl olan St. Germain’dir. Dört yıldızlı butik Paris oteli Hotel du Panthéon ise defalarca tekrarlamak isteyeceğiniz yürüyüş rotalarına en yakın noktalardan birinde yüzünü ünlü Panthéon’a çevirmiş durumda. Paris şehir rehberinin yıldızlarından Luxembourg Bahçeleri’ne yürüme mesafesinde 35 oda ve süitten oluşan otelin her odası tasarım aşamasında farklı bir kadına ithaf edilmiş. Kendi fikirlerini cesurca savunan Marguerite Duras, Juliette Greco ve Edith Piaf gibi ikonlardan ilham alınarak dekore edilen odaları gördüğünüzde Hotel du Panthéon’un kadınlara nasıl davranacağını kesinlikle bildiğini göreceksiniz.

Buddha Bar Hotel:

Paris’in en ünlü caddelerinden biri olan Saint Honoré’nin köşesini tutuyor Buddha Bar Hotel, gerçek Buddha karizmasını da beraberinde taşıyarak. Nostaljik bir 18. yüzyıl konağının baştan sona yeniden döşenerek tamamlandığı lüks otelde neo-Asya stilin yakıcı kırmızı tonları hâkim alışılageldiği gibi. Paris’in en iyi otelleri arasında yer bulan Buddha Bar Hotel’in 56 oda ve süiti, lounge barı, efsanevi sushi setleri şehirdeki tutkunlarını arıyor.

Mama Shelter:

Paris’in en genç ve deyim yerindeyse ‘hip’ oteli. Modern ve sıradışı tasarımıyla ön plana çıkıyor. Odaların duvarlarında koyu renkler, banyolarda tersine beyaz kullanılmış. Odalarda dolap yerine açık raflar tercih edilmiş. Televizyon yerine de hem TV, hem DVD oynatıcı, hem de bilgisayar işlevi gören klavyeli ve kumandalı 24 ekran iMac’ler konmuş. Tek kusuru 20. bölgede olması… Şehir merkezine uzaklığı şimdilik can sıkıcı gibi gözükse de, 20. bölgedeki değişime tanıklık etmek hiç de fena bir fikir değil. Zira bu bölge, artık New York’da mutlaka görülmesi gereken bir yer olan Meatpacking Bölgesi’ne benzer bir değişimden geçme yolunda.

Jules & Jim:

Burası da Paris şehir rehberinde keşfedilmesi gereken Centre Pompidou yakınlarında bir tasarım harikası. Çok genç ve dinamik bir tasarımı var. Modernizmin mekân algısıyla, retro akımını çok başarılı bir şekilde harmanlamışlar. Malzeme olarak ahşap ve cam, renk olarak da toprak tonları ağırlıklı olarak kullanılmış. 8 katlı binanın üst katlarından geniş bir Paris panoraması görülüyor. Oda tiplerine de ‘Jules’, ‘Jim’ ve ‘Sous Les Toits’ (çatıların altında) gibi sempatik isimler verilmiş.

Öğle Durakları

L’Avenue:

Gastronomi ve otelcilik konusunda öncü olan Costes grubuna ait mekân, Avenue Montaigne’in yıldızı olmayı uzun süredir sürdürüyor. Bordo rengin hâkim olduğu dekorasyonda küçük masalar, alçak koltuklar dikkat çekiyor. Menüsünde Fransız mutfağına ait lezzetli seçenekler sunuluyor. Seçkin bir ortamda Paris’te öğle yemeği yemek için oturulduğunda etraftaki masalarda ünlü simalara rastlamak mümkün.

Auberge Flora:

Fransız bistro tarzıyla öne çıkan Auberge Flora, 11. arondismanda dünya mutfağından et, balık tarifleri, deniz mahsullü tabaklarıyla ön plana çıkıyor. Flora Hanım’ın ev sahipliğini yaptığı bu sıcakkanlı mekânın bir de otel bölümü mevcut. Paris restoranlar rehberinde kendine yer bulan bu zarif adresin menüsü günün her saati tercih edilebilir. Flora imzalı tapas seçkisi, akdeniz usulü ahtopot salata ve T-bone steak gibi seçenekler ise Paris’te alışveriş turuna ara vermek için keyifli bir bahane.

Chez Prune:

Fransız kültürünün şehre kattığı en keyifli şey belki de her sokağa ayrı bir hava katan kafeleridir. Paris’te öğle yemeği için o kafelerden birini tercih edecek olursanız seçiminiz Chez Prune olsun. Genci yaşlısı demeden her nesilden insanı bir araya getirebilen Saint Martin Kanalı da dile gelse öyle buyururdu herhalde. Paris’te ne yenir sorusunun cevabını sormak değil keşfetmek isteyenler bu yüksek tavanlı loş ışıklı tarihi kafeyle birlikte et ve “apéro” olarak adlandırılan aperatiflerin tadına bakabilir.

Benoit:

Bir bistro yalnızca bir bistro değildir, hele ki söz konusu Paris ise köklü bir gelenektir. İşte bu köklü geleneğin asırlık mirasçılarından Benoit midesine düşkün misafirleri ilk günkü heyecanıyla karşılıyor. Rue Saint Martin’in şık köşesinde konumlanan mekân yıllardır sunduğu Fransız spesyaliteleri ile Paris rehberinde Michelin yıldızı almaya hak kazanan tek bistro da aynı zamanda.

Pny:

Özel olarak üretilen etlerle büyük porsiyon hamburgerlerin bambaşka bir lezzete dönüştüğü Pny’de farklı hayvan kesimlerinden patates kızartmasına kadar tüm süreç doğayla bütünlük içinde işliyor. Paris şehir rehberinin en işlek noktalarından biri olan restoran, “en iyi hamburger” listenizde mutlaka bir fark yaratacak.

La Fontaine de Mars:

Paris’in en iyi brasserie’lerinden biri. 1908’den beri aynı adreste hizmet veriyor. Haftanın her günü açık olan mekân, kırmızı beyaz kareli masa örtüleriyle Fransız bir anneannenin evi rahatlığında ve lezzetinde. Bu mütevazı ve samimi mekânı tercih eden isimler arasında Obama’lar olduğunu da ekleyelim.

Bistro Volnay:

Burası modern Fransız bistrosu’nun sözlükteki karşılığı. Tarzıyla Paris rehberinde de gözde bir mekân haline gelmiş. 200’ün üzerinde şarap seçeneğiyle, bir Paris gezisinin olmazsa olmazı.

La Cigale Recamier:

Paris’de keşfedilmesi gereken Saint-Germain-des-Prés semtinde, Paris’in en iyi suflelerini yapan, klasik bir Fransız bistrosu. Sade dekorasyonuyla, sıcak ve ev hissi veren bir ortam sunuyor. Cumartesi günleri şehrin yerlilerinin akınına uğruyor. Öğlen 12:00’dan 14:30’a, akşam 19:30’dan 22:30’a kadar servis veren mekân, pazar günleri kapalı oluyor.

Akşam Yemeği İçin

Chez Georges:

Takım elbiseleri ve esaslı Fransız nezaketinden payını alarak servise çıkan garsonlarıyla Chez Georges Paris’in en iyi restoranlarından biri, sunum geleneklerine sahip çıkabilmiş sayılı mekânlardan aynı zamanda. Konuklarını ünlü Fransız yemeklerinden oluşan uzun bir seçkiyle karşılayan Chez Georges, Paris’te şık bir akşam yemeği için en uygun adreslerden. Üstelik bu zengin mutfağın klasiklerinden olan tartarı denemeden masadan ayrılmamanızı tavsiye ederiz.

Spring:

Genç ve becerikli şefimiz Daniel Rose’un kısa bir süre içinde Paris restoranlar rehberine giriş hikâyesi Şikago'da doğup üniversite için Paris’e gelmesiyle başlıyor. Sadece yemek yemeyi sevdiği için yemek yaptığını söyleyen Rose’un mevsim malzemeleriyle hazırladığı geleneksellik kokan Fransız yemeklerinden oluşan seçkisi ona nihayetinde Spring’i açtırmış. Paris’te nerede yenir henüz karar veremediyseniz hem öğle hem de akşam yemeği için uygun tarifler bulabileceğiniz bu sıcakkanlı mekân sizin için ideal.

Le Chateaubriand:

Le Chateaubriand, ismini borçlu olduğu yemek kadar şatafatlı bir yer ancak klasik Fransız mutfağı tarifleri sunduğunu söyleyemeyiz. Aksine Paris’in en iyi restoranlarından biri olarak anılan mekânı bu derece popüler yapan, kapılarında saatlerce beklemeye razı onlarca müdavimle dolup taşıran tanıdık lezzetleri alışılmadık yöntemlerle harmanlayıp, sunuyor olması. Paris’te keşfedilecekler listesine eklemeniz gereken çiğ mürekkep balığı salatası ve peynir kremasıyla birlikte sunulan çiğ dana eti bu lezzetlerden yalnızca küçük bir kısmı.

L’Arpege:

Paris kültür turlarının başlıca duraklarından biri olan Les Invalides’in görkemli havasını soluyabileceğiniz kadar yakın bir noktada geleneksel Fransız mutfağının ünlü tariflerini sunmaya devam eden 3 Michelin yıldızlı restoran l’Arpage Paris’te akşam yemeği için biçilmiş kaftan. Tüm yemeklerin nasıl bu kadar lezzetli olabildiğini soracak olursanız cevabı, tüm malzemelerin şehir dışında kendilerine özel olarak tahsis edilen deneysel bir bahçede ünlü şef Alain Passard’ın talepleri doğrultusunda yetiştiriliyor olmasında yatıyor.

Nanashi:

Gare de L’est bölgesinin Fransız restoranlar rehberine gün geçtikçe daha sık yaptığı katkılardan biri de bölgede açılıp Japon mutfağının en sevilen tariflerinden tofuyu semt sakinleriyle paylaşan Nanashi olmuş. Uzakdoğu’nun bento kültürünü Fransız kültürüne taşıyan bu Paris restoranı her ne kadar Tokyo asıllı olsa da iç mekânın konforlu atmosferi New York esintilerini taşıyor gibi. Paris’te ne yenir merak edenler için Nanashi tavsiyemiz ise kinoa üzerine yatırılmış kızarmış tofu ve avokado püresiyle birlikte servis edilen vejetaryen bento.

Tatlı Atıştırmalıklar

Buvette Gastrothèque:

Paris gezisi boyunca ziyaret edilmesi gereken Moulin Rouge’un bulunduğu Pigalle’de popüler bir kafe Buvette’teyiz. Güneşli bir Montmartre turunun ardından uğrayabileceğiniz mekânda Fransız mutfağının tuzlu atıştırmalıklarının yanında taptaze tatlılarını da bulabilirsiniz.

Pierre Hermé Boutique:

Paris’te keşfedilecekler bitmiyor, bir sürü lezzet var. Bunlardan en özeli Pierre Hermé’nin Saint-Germain-des-Pres’deki pastanesi. Kendisi pastacılığın Picasso’su olarak adlandırılıyor. Farklı parfümlerle yaptığı makaronlar ve pastalardan yemek gerçekten de müthiş bir deneyim.

Popelini:

İtalyan pastacılığına farklı bir yorum getiren Lauren Koumetz, Paris şehir rehberinin bohem köşesi Le Marais’de açtığı küçük dükkânında makaron literatürüne meydan okuyor! Farklı parfümlerle ve özel kremasıyla hazırladığı ‘choux’lar alışılmışın dışına çıkıyor. Günün spesiyalitesi de Lauren’in o günkü yaratıcılığının eseri oluyor.

Berthillon:

Burası, Seine Nehri’nin tam ortasında, turistlerden uzak bir noktada pek çok kişinin hayal gücünü ve damak zevkini farklı boyutlara taşıyan küçücük bir dondurmacı. Paris’te nerede bulunur ki diye arayışları sürdüren tatlı meraklıları için birebir Berthillon. 40’a yakın lezzetteki dondurmalarının önündeki sıranın gözünüzü korkutmasına izin vermeyin; son pişmanlık fayda etmez. Berthillon Temmuz sonundan Eylül başına kadar kapalı.

Angelina:

İşte sıcak çikolata sevenlerin cenneti. Sadece onların mı? Değil tabii ki... Kalori saymaktan vazgeçen, direnmenin kimseye faydası olmadığını kabullenen herkesin cenneti. Krema ve vanilya kokulu kestane püresinin içinden fışkırdığı dev bezeleri görünce zaten en dayanıklılarımızın dahi kalkanları inecektir. Angelina’yı Paris turu boyunca aklınızdan çıkaramayacağınızı tahmin ediyoruz.

Sadaharu Aoki:

Parislilerin dudaklarına tuzlu tereyağıyla pişirilmiş karamelli tart değdiğinden beri efsaneye dönüşen Aoki o zamandan beri her uğrayanı çılgına çevirmeye devam ediyor. Uzakdoğu’dan gelme dokunuşlarıyla ortaya alışılmadık tatlar çıkaran Aoki’ye düşerse yolunuz yeşil çaylı milföyleri Paris’te yapılacaklar listesine hemen almanızı salık veririz.

Gündüz pastaneleri ve brasserileri dolup taşan Paris’in, güneş battıktan sonra, gece kulüpleri kalabalıkların akınına uğruyor.

Chez Castel:

Paris gece hayatına ilk olarak 1962’de katılan ünlü gece kulübü Chez Castel 2015 Fashion Week rüzgârıyla birlikte yeniden canlandı. Jean Castel tarafından kurulan mekânda Louis Vuitton’un düzenlediği çılgınlık dozajı yüksek parti, ‘Paris’te gece nereye gidilir?’ sorusu için de rehber niteliğinde. Ancak mekâna sadece belli kriterleri yerine getirenlerin alındığını da belirtmiş olalım. Bu arada karizmatik gece kulübüne esas ünvanını kazandıran şey elbette Fransız müzik tarihinin marjinal ikonlarından olan Serge Gainsbourg’un piyanosu, eklemeden olmaz.

Le Montana:

Paris’te geceyi ünlü modacılar, DJ’ler ve dergi kapaklarından aşina olduğunuz isimlerle geçirmek niyetindeyseniz adresiniz Montana. 2009 Fashion Week ile aynı zamanda açılışını yaparak şehirde sert fırtınalar estiren mekân ilk katında cenneti vaat eden kokteyllerin sahibi barı ve sabahın ilk ışıklarına dek müziğin susmadığı dans pistinden oluşuyor.

Silencio:

Tabirin orijinal hali bu değilse de teşbihte hata olmaz; ‘David Lynch denizden çıksa yerim’ diyenlerdenseniz ünlü yönetmenin sinema-bar konseptini bir araya getirerek yarattığı Silencio sizin için Paris’te mutlaka görülmesi yerlerden biri. Lana Del Rey, Grimes ve Lykke Li gibi ünlü isimlerin de uğrak noktalarından olup, bir sinema salonu, iki bar ve performanslara açık bir sahneden müteşekkil mekân yıllık üyelik sistemiyle işliyor.

La Kiss Room:

Paris’te yapılması gerekenler listesi hazırlamak gerektiğini düşündüğünüzde aklınıza başka bir şehirde yapılabilecek en sıradışı planlar geliyorsa sizi La Kiss Room’a davet ediyoruz. Ancak elinizi birazcık çabuk tutmalısınız çünkü bu Paris’in en ünlü gece kulüplerinden biri olan ilginç mekân yalnızca 1000 geceliğine açık. “Binbir Gece Masalları” kulüp sahiplerinin zihinlerinde yer etmiş mi bilemesek de siz kendi destanınızı yazmaya hazır olabilirsiniz. La Kiss Room’da sadece size özel ayrılmış 1000 aynalı bir odayı kiraladığınızda Hastens yatak ve Ruinart’la dolu buzdolabı da geceye hazırlanıyor.

Badaboum:

Geçmişte Fransız devrimiyle anılmaya alışkın olan Bastille, Badaboum ile birlikte artık tarihi sınırların çok ötesine taşarak Paris gece hayatına yeniden canlı bir soluk kazandırıyor. Akşam 19:30’dan itibaren ahşap bar tabureleri, tapas seçenekleri ve leziz kokteylleriyle geceye başlamak mümkün. Ancak eski efsane Badaboum Paris’te keşfedilmesi gereken en iyi müzik mekânlarından biri aynı zamanda, kaliteli ses sistemi ve başarılı atmosferi gerçek müzik severler için.

Faust:

Her Paris turu yolcusunun mutlaka bir kez daha ziyaret etmek istediği ünlü Alexandre Köprüsü’nün yanı başındaki Faust Eyfel Kulesi’ni arkasına alarak tüm kapılarını Seine Nehri’ne doğru açmış. Paris’te akşam yemeği için tercih edilen şık brasserie tarzında döşenmiş restoranında menü seçenekleriyle masanızı taçlandırdıktan sonra Paris gece hayatına moda şovlarıyla giriş yapan Tunnel’ın kapılarından içeri ilerleyebilirsiniz.

‘Parizyen’ Eğlence Alternatifleri:

Klasik bir Paris gece hayatı deneyimlemek isteyenler, Moulin Rouge, Paradis Latin, Lido ve Chez Michou isimli mekânlardan birini de tercih edebilirler. Ancak buralara gitmeden önce bilet almakta fayda var. Bilete genelde bir içki dâhil oluyor. Yemek servisi de bulunmasına rağmen daha çok yemek sonrası aktiviteleri için tercih ediliyorlar. Abartılı kostümlerin kullanıldığı kabare şovlarıyla, bu mekânlar, geleneksel Paris gece hayatını devam ettiriyorlar.

Alışveriş

Vintage Desire:

Paris’te alışveriş denilince akla ilk gelen alternatif tasarım adreslerinden biri de Le Marais. Onlarca özel tasarım butikleri, 2. el dükkânları ve büyük vintage hazinesiyle alışveriş tutkunlarının Paris’te ziyaret etmeleri gereken yerlerden biri. Marais’nin en güzel vintage adreslerinden olan Vintage Desire ise kürk paltolara, etnik parçalara karşı özel bir hassasiyet besleyenler için biçilmiş kaftan.

Maje Stock:

Paris gezisinden eli boş dönmek istemezken ellerini cüzdanlarına pek yaklaştırmak istemeyenler şehrin 3 farklı noktasına kurulan Maje Boutique outlet’lerle tanışabilirler. Üstelik deri ceketlerden şık elbiselere her yelpazeden kendinize uygun olan parçayı bulabileceğiniz outlet noktaları Paris’te gezilmesi gereken yerler arasında. Mesela güneşli bir Saint Germain yürüyüşünün ardından tesadüfi bir karşılaşmaymış gibi ayaklarını Maje Stock’a doğru çevirebilirsiniz.

Maison Kitsuné:

Palais Royal’in son dönemde ağırladığı en popüler isimlerden biri Maison Kitsuné. Köklü bir giyim ve müzik markası olmasının yanında mağaza giderek daha geniş bir hayat tarzına hitap ediyor müzikten modaya ve dahası kafe işletmeciliğine kadar dokunuyor. Paris şubesinde, yaşamayı seven insanlar için tasarlanan kadın/erkek koleksiyonlarını detaylıca gezdikten sonra kafesinde hiç eksik olmayan dinamizme katılabilirsiniz.

Colette:

Modanın başkenti Paris, alışverişin de cenneti. Paris’te gezilmesi gereken bir yer olan Avenue Montaigne ve Faubourg Saint-Honoré caddelerinde tüm lüks markaların mağazalarını bulmak mümkün. Bunlar arasında Paris’in uzun zamandır en ‘cool’ mağazası olma özelliğini taşıyan Colette’i ziyaret etmek şart.

Merci:

Çok daha farklı bir Paris alışveriş turuna hazırsanız, size önerimiz Merci. Buraya uğramadan alışverişe başlarsanız, dönüşte bavulunuza sığmayabilirsiniz. 2009’da Marais’de açılan 1500 m2’lik bir alana kurulu bu mağaza, vintage ve tasarım giyimin en önemli durağı. Sadece giyimle sınırlı kalmayan mağaza, ev eşyaları ve kitaba kadar pek çok türde ürünü bir arada sunan büyük bir konsept mağaza.

Anouschka:

Paris’te alışveriş etmeseniz bile 1920’lerden, 80’lere, 90’lara uzanan bir moda müzesi gibi gezilmesi gereken bir mağaza. Bir zamanlar mankenlik yapan sahibinin, çeşitli şehirlerden, kendi zevkine göre derlediği bu koleksiyon kesinlikle görülmeye değer.

Kitabevleri:

Eğer gerçek bir kitap kurduysanız 7L sizi pek kesmeyecektir. Bu durumda, Shakespeare & Co. ve Page 189’e bir göz atmalısınız.

Müzeler*

Paris müzeleri, hem binalarının mimari özellikleri hem de barındırdıkları koleksiyonlar ve eserlerle dünya kültürel mirasının hatırı sayılır bir bölümüne ev sahipliği yapıyor. Bunlardan Louvre, Grand Palais, Musée d’Orsay, Petit Palais, Musée Rodin ve Centre George Pompidou ilk etapta akla gelenler.

Musée Nissim de Camondo:

Yukarıda saydığımız örneklerden farklı olarak, bünyesinde daha çok mobilya ve dekorasyon objelerini barındıran mekân Paris alışverişine başka bir yerden başlamak isteyenler için. Parc Monceau kenarındaki bu 18. yüzyıl malikânesinde sergilenen mobilya ve objeler, dönemin mekân kullanım algısını yansıtıyor.

Quai Branly:

Quai Branly, Paris’in genç müzelerinden. Afrika ve Asya’nın yerel kültürü ve sanatı üzerine etnografik bir müze. Geniş koleksiyonunun yanı sıra, dönemlik sergiler de ziyarete açılıyor. Müze, ev sahipliği yaptığı konserler ve film gösterimleriyle de adından söz ettiriyor. Kütüphanesi ve eğitimleri takibe değer. Gün geçtikçe daha da çok tanınan bu müzeyi mutlaka Paris’te gezilecek yerler listenize ekleyin.

* Paris müzeleri çoğunlukla haftanın her günü açık olmakla beraber, pazartesi günleri kapalı olanları da var. Ayrıca açılış ve kapanış saatleri gününe göre değişebiliyor. Planlarınızı yaparken bu ayrıntıyı göz önünde bulundurmanızı öneririz.

Gitmeden Göz Atılacaklar

"2 Days in Paris":

Paris’e gitmeden önce mutlaka izlenmesi gereken bir film. Film New York’ta yaşayan Fransız bir kadının Fransızca bilmeyen kocasıyla Paris’te yaşayan ailesini ziyaret edişini anlatıyor. Filmin, bu çift üzerinden Paris’in nabzını tuttuğunu söylersek abartmış olmayız.

"Paris, je t’aime":

Paris’in her köşesiyle ilgili bir şeyler görmek ve ufak hikâyeler duymak isteyenlere tavsiye edilir.

"Amelie" ve "Midnight in Paris":

Her iki filmi de izleyin ama gitmeden önce değil Paris gezisinden dönünce izleyin. Çünkü bu iki film, Paris’i olduğundan daha masalsı ve büyüleyici gösterme eğiliminde. Beklentilerinizi seyahat öncesinde gerçekçi bir seviyede tutmanızda fayda var.

"Books, Baguettes and Bedbugs":

Jeremy Mercer, adı geçen kitabında, Paris’in tarihi kitapçılarından Shakespeare and Company’nin ve etrafında toplanan büyük yazarların ayak izlerini takip ederek Paris’e gelişini ve artık Le Mistral olan kitabevinin 80’lik sahibi Paris’de keşfedilecek efsanevi isim George’u anlatıyor.

Müzik:

Zaz dışında Fransız müzisyenleri keşfetmek isteyenler de Paris Combo, Charlotte Gainsbourg, Noir Désir veya Danny Brillant gibi isimleri denemeliler.

Aman Aman!

Herhangi biriyle konuşmaya başlamadan önce “Bonjour”unuzu eksik etmeyin. Konuşmaya bu şekilde başlamaya çok önem veriyorlar. Karşılıklı merhabalaşmadan konuşmaya başlamayı kabalık sayıyorlar.

Ne olur ne olmaz, otelin konsierj servisinin numarasını kaydedin.

Henüz yapmadıysanız Seine Nehri’ni bir de bateaux-mouche ile gezin. Turistik ama Paris’te yapılması gereken bir etkinlik. Akşam yemekli olan versiyonu da oldukça keyifli oluyor.

Bir özellik belirtmeden kahve istediğinizde espresso gelecektir. Sütlü kahve için café creme diyebilirsiniz.

Sıkıcı Bilgiler

Paris’te taksi bulmak çok kolay değil. Taksilere bahşiş bırakmaya gerek yok. Çoğunlukla öne yolcu almadıkları için en fazla üç kişi binebiliyor ve bagaj için de ekstra ücret alabiliyorlar.

Charles de Gaulle’den ve şehir merkezine taksiyle gitmek 35-40 dakika ve 50 ila 70 Avro, trenle 45 dakika ve 9,75 Avro tutuyor. Orly Havaalanı’ndan ise geliş taksiyle 40 ila 55 Avro.

Metroya binecek olursanız, değerli eşyalarınıza dikkat etmenizi öneririz.

Bisiklet sistemine genel olarak Vélib deniyor. Her 300 metrede bir park var. Günlüğü 1,70€’ya veya haftalığı 8€’ya bisiklet kiralanabilir.

Pek çok Paris müzesinde geçerli olan Museum Pass’in 2-4-6 günlük seçeneklerin fiyatları 42-56-69€. Belirtilen günler içinde istediğiniz yere istediğiniz kadar gidebiliyorsunuz. Ayrıca size bir de Paris’de görülmesi gereken yerlerin işaretli olduğu bir harita veriliyor.

Restoranlarda hesaba servis ücreti dâhil ediliyor. Yine de birkaç Avro bırakmak hoş olabilir.

Telefon numaraları 01 ile, cep telefonları 06 ile başlıyor. Acil durumlarda 112’yi arayın.

Söz Şehirlerde

Ben Paris

“Ben Paris”

Şehirler ve Yürüyüş Rotaları

Paris

18 saatte “Paris”

Mayıs'ta Nereye?

Mayıs'ta Nereye?

“PARİS”