Prag Elinizin Altında

Prag, Avrupa’nın en sevilen şehirlerinden biri. Tarihinin verdiği olgunluk ve ağırbaşlılıkla çok kendi halinde bir şehir olmasına rağmen, hiç yalnız kalmıyor. Bu duruşuyla yüzyıllardır sanatçılara ilham veriyor, hayallerinin peşinden giden genç öğrencilere kucak açıyor. Böylece kendisi de hep genç ve güncel kalabiliyor. Bir tablodan fırlayıp gerçek olmuş gibi görünen nehir ve çevresi, dar ve taştan sokakları, kırmızı çatıları, avant garde mimarisi, köprüleri ve gece ışıklı siluetiyle büyüleyici bir şehir.

İlham arayanlar, âşık olanlar, ince göz ve damak zevkleri peşinde koşanlar, dev bir mıknatısla şehre çekiliveriyorlar. Hatta bazen Prag bu çekim işini öylesine ileri götürüyor ki New York, Paris ve Londra sevdalılarının gönlünü çelip kendine âşık ediyor. Başta bahsettiğimiz ağırbaşlılığı bir yana, yere bakan yürek yakan bir şehir Prag aynı zamanda. Bizden söylemesi, siz de dikkatli olun ki Prag’dan Türkiye’ye ayrılık acısıyla değil, güzel anılarla dönün!

Prag

En İyiler

Boscolo Hotels:

19. yüzyılın sonlarında tamamlanan bina uzun yıllar banka olarak hizmet vermiş. Prag’ın en iyi otellerinden biri olarak yükselen ihtişamlı art nouveau cephesinde bankanın tabelasını hâlâ görebiliyorsunuz. Eski bir banka binasından çok saraya benzediği de söylenebilir. Klasik iç mekân tasarımının özellikleri minimalist bir stille uyarlanmış. Cucina adlı restoranı ve Inn Ox adlı lounge’unun yanı sıra bir de Cigar Bar’ı var ki kendisini Prag’da görülmesi gereken yerler arasına not düşebilirsiniz. Otelin en şık köşelerinden biri burası. Spa’sı da sarnıçları andıran bir tasarıma sahip. Ayrıca Boscolo, golf oynamak, romantik bir Prag tatili yapmak, ailece şehri gezmek, gurme bir tur yapmak isteyenler için özel paketler sunuyor.

Mandarin Oriental:

Mandarin Oriental, Prag oteller rehberinin en büyüleyici üyelerinden elbette. 14. yüzyıldan kalma bir manastır binasına yerleşmiş. Binanın özellikleri sayesinde oluşan atmosfer gerçekten çok etkileyici. Odaların kimi şehre, kimi avludaki şirin bahçeye bakıyor. Tasarımda klasik çizgileri modern bir yorumla buluşturmuşlar. Prag’ın en iyi restoranlarından biri olan Essensia’da Asya ve Çek mutfağından lezzetler tadabilirsiniz. İlaveten, iki katlı geniş spa’sında çok çeşitli terapi ve masaj seçenekleri bulunuyor. Üç ayrı spa süiti de spa meraklılarını şımartmak üzere düşünülmüş.

Kempinski Hotel Hybernska:

17. yüzyıldan kalma ihtişamlı bir binada bulunan Hybernska, Prag’ın en iyi otellerinden bir diğeri. Bu tarihi dış dokunun aksine, iç mekânlar oldukça modern bir zevkle tasarlanmış ve retro dokunuşlar eklenmiş. Duvarlarda dikkat çeken sanat eserleri bulunuyor. Daha fazlasını görmek isterseniz, otelin sanat galerisini gezebiliyorsunuz. Ayrıca otel, Prag’da ne yapılır, nerede gezilir merak edenler için de ayrıntılı bir katalog sunuyor. Otelin 3 restoranı, barı, lounge’u ve mini pastanesi de harika lezzetleriyle konuklarını bekliyor.

The Augustine:

Augustine, Prag şehir rehberinin olmazsa olmazlarından Wallerstein Bahçesi, Prag Kalesi ve St. Thomas Manastırı’nın çevrelediği 13. yüzyıldan kalma tarihi bir komplekste bulunuyor. Sizi Prag’ın geçmişte kalmış otantik atmosferinde karşılıyor. Otele doğru yaklaşırken at arabanızdan yeni inmişsiniz gibi hissetseniz bile, içeri girdiğinizde modern ve teknolojik konfor sizi sarıp yeniden bugüne getiriyor. Otelin restoranı Lichfield, slow food akımını destekleyen Prag restoranlarından biri. Bunun yanı sıra, manastıra ait eski bira üretim atölyesi de şu an otelin bünyesinde ve bira üretimine hâlâ devam ediyor. The Augustine’de kalmıyor olsanız bile, St. Thomas Brewery Bar’ı atlamayın, buraya bira tadımına mutlaka gelin.

Aria Hotel:

Aria Hotel de Prag’da keşfedilmesi gereken otellerden biri. Bahçe içinde bohem bir malikâne havası taşıyor. İç tasarımını Versace mağazalarının bir kısmının tasarımını yapmış olan mimarlar hazırlamış. Otelin her katı farklı bir müzik türünden esinlenilerek hazırlanmış. Beethoven, Mozart ve Billie Holiday isimli süitler ve odalarda geniş bir müzik arşivinin kayıtlı olduğu iPod’lar, Aria’nın bohem havasına hoş bir melodi ekliyor. Restoranı Coda, sinema salonu, müzik odası, bahçesi ve spa’sı da yoğun bir Prag gezisinin ardından sizi rahatlatmak için hazır oluyor.

Bunlara Da Bakmaya Değer

MaMaison Riverside:

Ma Maison Prag oteller rehberine üç ayrı alternatif sunuyor. Bunlardan biri otelden ziyade bir rezidans. Daha çok iş için şehirde bulunan ve uzun süre kalacak olanların tercih ettiği bir alternatif. Riverside ve Pachtuv Palace ise benzer tarzlara sahip iki ayrı otel. Her ikisi de klasik çizgilere modern bir yorum getirmişler. Pachtuv sunduğu hizmetleriyle çok daha lüks bir otelcilik anlayışı sunuyor. Restoranı Amade, Prag’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Şık ortamı ve usta şefleriyle not edilmeyi hak ediyor. Günün herhangi bir öğünü için uğrayabilirsiniz.

Alchymist Hotel:

Alchymist, Prag otelleri listesinde 3 şubesiyle birlikte yerini alıyor. Bunlardan Alchymist Grand Hotel & Spa şehrin tarihi meydanının biraz dışında bulunuyor. 16. yüzyılda şehrin zengin burjuva aileleri için sıra sıra yaptırılmış olan evlerden birinde bulunuyor. Sekiz tip odasının her biri evin geçmişteki gösterişli havasını yansıtacak şekilde tasarlanmış. Otelin mutfak konusundaki başarısı ise Prag’da keşfedileceklerden. Aquarius, sarayların yemek odasını andıran bir atmosferde Akdeniz mutfağından lezzetleri bir araya getiriyor. Café Barocco, masallardaki şatolardan fırlamış bir pasta ve kurabiye salonu. Dekoruyla, masaj teknikleriyle ve ritüelleriyle spa’sı da insanı bir anda hayali bir Bali gezisine taşıyıveriyor. Ancak yine de kararınızı vermeden önce Alchymist Prague Castle Suites’in sarayları andıran ortamında sunduğu lüks konaklama seçeneklerine de bir göz atmanızı tavsiye ederiz.

Maximilian Hotel:

Prag’ın en iyi otelleri arasında yerini alan Maximilian’ın binası, 1920’li yıllarda Çek mimarlık tarihçisi Karel Teige tarafından tasarlanmış. Bina modern ve düz hatlarla tamamen yenilendikten sonra, 1995 yılından hizmete açılan Maximilian, tarihi dış görünümünün aksine oldukça çağdaş bir stile sahip. Otelin restoranı yok ancak içinden çıkmak istemeyeceğiniz, Prag’da yapılacaklar listesine eklenmesi gereken Planet Zen isimli bir spa’ya sahip. Sağlık, rahatlama ve güzellik için üç ayrı kategoride pek çok masaj ve terapi seçeneği sunuyor. Romantik bir hafta sonu için gelen çiftler için özel paketler de mevcut.

Buddha Bar Hotel Prague:

Buddha Bar Hotel, harika manzarası ve başarılı konseptiyle şehrin dikkat çeken Prag otellerinden biri. Buddha Bar severlerin özellikle beğeneceği bir tarza sahip. Aralarında büyüklükleri dışında çok büyük bir fark olamayn 3 ayrı tip oda mevcut. Esas uzmanlıklarını yeme-içme konusunda konuşturan otel, Prag’da nerede yenir diye sorulursa diye cevabını hazırlamış. Kahvaltı bile Siddharta Café’de bambaşka. Spa’ya Tayland’ın hem geleneksel mimarisinin özelliklerini, hem de masaj tekniklerini başarıyla taşımışlar.

Fusion Hotel:

Fusion Hotel, ünlü Prag otellerinden bir diğeri, şehrin hip noktası. Endüstriyel bir stili var. Odalarda dolap yerine uzun elbise askıları ve varilden bozma gibi duran tabureler tercih edilmiş. Üçayaklı stüdyo ışıkları ve duvarlardaki çizimler de, otelin stilini pekiştirmiş. Otelin içinde Prag şehir rehberine eklenmesi gereken 3 durak daha var: Soup in the City’de Çek mutfağında önemli bir rolü olan çorbalara geniş yer verilmiş. Çorbaların yanı sıra salata ve sandviç seçenekleri de mevcut. Epope ise tamamen Çek mutfağına odaklanmış durumda. Barı 360o’da ise Prag’da gece hayatının, canlı müziğin ve kokteyllerin tadını çıkarabilir, nargile içebilir ve dünyanın herhangi bir noktasına ücretsiz olarak görüntülü arama yapabilirsiniz. Fusion’un, şehrin uygun fiyatlı ve en sevilen otellerinden biri olduğunu da son bir not olarak eklemek isteriz.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Francouzka Restaurace:

Prag yürüyüş rotasını tamamladıktan sonra rahatlatıcı bir mola için adresiniz malum. En ücra köşesine kadar göz alıcı bir art nouveau tarzla kuşatılmış Francouzka Restaurace, sizi daha kapılarını açtığı anda kraliyet mensubu gibi ağırlıyor. Şık ve tumturaklı bir öğle yemeğinin, Prag’da görülmesi gereken adresi bu tarihi mekânda Fransız spesyalitelerinin tadına bakarken daha da önemli oluyor.

Kogo Havelska:

Havelska, Prag’ın en iyi restoranlarından biri. Öğlen iş yemekleri için ve akşam romantik yemekler için Prag’da nerede yenir diye merak ediyorsanız burası ideal. İtalyan mutfağının ön plana çıktığı menüsüne eşlik eden oldukça zengin bir de şarap menüsü bulunuyor. Bunların yanı sıra Havelska, kahvaltısıyla da çok iddialı bir yer. Günün herhangi bir öğününde şık ve resmi atmosferinin keyfini çıkarabilirsiniz.

Aromi:

Sekiz metrelik upuzun barı ve tuğlalardan örülmüş duvarlarıyla sevimli bir atmosfere sahip olan Aromi, Prag’da gidilmesi gereken restoran adreslerinden. Çağdaş görünümünün içine Ortaçağ tavernalarını çağrıştıran ufak detaylar gizlenmiş. Oldukça sade bir menüsü var. Tamamı İtalyan mutfağının en gurme lezzetleri arasından seçilmiş başlangıçlar ve tatlılar dahil 26 seçenek sunuyor. Şarap menüsü ise çok daha uzun ve menüdeki gurme tatlara uygun bir şekilde düzenlenmiş.

Cestr:

Prag restoranlar rehberinin sevilen üyelerinden Cestr, aslında özel olarak yetiştirilen bir Çek sığırı cinsine verilen isim. Restoran bu tür için özel olarak geliştirilmiş yöntemleri yeniden keşfetmiş ve otantik kesim teknikleri kullanıyor. Prag’da keşfedilecekler arasında yer alan mekânda kırmızı et yemeyenler için günlük, taze balıklardan hazırlanan seçenekler de sunuyorlar. Ancak elbette deniz ürünlerinden çok kırmızı et seçeneklerini denemekte fayda var. Özenle kesilen ve pişirilen biftekler, özel sosu, buharda pişirilmiş sebzeler ve baharatlı patates kızarması ile tahta üzerinde servis ediliyor.

Cafe Savoy:

Cafe Savoy, 1800’lerde yapılmış bir mekânda, 1940’larda hizmet veren bir lokanta görünümünde. Kesinlikle bu zamandan değil gibi bir görünse de lezzetler tam da bugünün tatlarını ve zevklerini yansıtıyor. İnsanın başını döndüren kahvaltı menüsü Prag’da keşfedilmesi gereken bir zenginlikte. Öğlen gidecek olursanız günlük menüsünde tanıdığınız yemekler bulacaksınız. Ancak gurme menüsüne göz atarsanız, Cafe Savoy’un füzyon formülleriyle de tanışabilirsiniz.

Grand Cafe Orient:

Şehirdeki kübist rüzgârların en şiddetli estiği yerlerden biri de burası. Prag’ın kübik tarzıyla dikkat çeken binalarından birinin girişinde bulunuyor. O zamanlar sanatçıların ve entelektüellerin Prag’da nereye gidilir denilince gösterdikleri zamanın popüler mekânı 10 sene hizmet verdikten sonra 1920’lerde kapatılmış. 2005 yılında orijinaline sadık kalınarak yeniden açılmış. Avrupa’nın bohem havalı, sanatçıların gelip gittiği kafelerini dolaşmayı seviyor, bunlara nostaljik Prag kafelerini de eklemek istiyorsanız mutlaka uğrayın.

Akşam Yemeği

Kalina:

Prag restoranlar rehberine Kalina ile birlikte bir yıldız daha ekleniyor. Yetenekli şefimiz Miroslav Kalina özgün bir ilhamla yarattığı sofraları 'yeni Prag mutfağı' olarak tarif ediyor. Yeni dokunuşlarla sunulan bu geniş seçkinin içinde Fransız spesyallerinden ördek kızave, Çek mutfağından özel tariflerin başında ise yazlık sebzeler ve mantarla servis edilen, tüm sırrının pişirmesinde saklı olduğunu bildiğimiz uykuluk geliyor. Özellikle sakatat sevenler için Prag’da mutlaka görülmesi gereken bir adres.

Vzatisi:

Prag’da başka nerede yenir diye soracak olursanız resmi bir atmosferde esprili bir üsluba sahip olan mekân Vzatisi’yi önerebiliriz. Menü Hint ve İtalyan yemeklerinden oluşuyor. Oldukça geniş bir şarap ve şampanya menüsüne sahip. Aralarında Çek şaraplarından da seçenekler bulunuyor. Öğlen 12:00-15.00 arasında, akşam ise 17:30-23:00 arasında açık.

Le Terroir:

Damaklarına düşkün olanlar için Prag’da keşfedilmesi gereken bir isim olan Şef Jan Puncohar, büyük bir tutkuyla ülkenin en iyi çiftçilerini ve üreticilerini arayıp buluyor. Buralardan topladığı malzemelerle hazırladığı yemekleri, duvarları taştan örülmüş, kemerli bir salonda sunuyor. Menüde yalnızca birkaç seçenek var. Her birine harcanan zamanı ve gösterilen özeni siz düşünün! Yemek menüsünün tersine uzunca bir şarap menüsü mevcut. Fransız peynirlerinden oluşan tabağı da oldukça başarılı.

U Modre Kachincky:

Prag restoranlarından U Modre Kachincky ilk bakışta antikalarıyla dikkat çekiyor. Koltuklar, aynalar, tablolar, birkaç büfe ve bir de piyanodan oluşan dekorundaki tüm parçalar antika imiş. Av etinde oldukça iddialı olan U Modre Kachincky’de ördek seçeneklerinden birini denemenizi tavsiye ederiz.

La Degustation:

Prag’da ne yenir sorusuyla baş başa kaldığınızda işin içinden çıkamıyorsanız Degustation sizin için tüm bu “farklı tatları aynı anda keşfetmek” konusunu bir çırpıda hallediyor. Yemeklerini çok küçük porsiyonlarda tadımlık olarak sunuyor. Böylece peş peşe pek çok tabak tadabiliyorsunuz. Hatta neredeyse menüdeki yemeklerin yarısını bir oturuşta tadabiliyorsunuz. Her tabağın ayrı ayrı lezzetli olduğu restoranlarda bu sistem çok hoş oluyor çünkü böylece hiçbir yemekte aklınız kalmıyor. Yemekten sonra da kahve ve çay seçenekleri arasında kaybolmaya hazır olun.

Atıştırmalıklar

Kavárna Obecní Dum:

Her Avrupa ülkesinin kendi ruhunu yansıtan tarihi bir kafesi vardır, işte o Prag’da mutlaka görülmesi gereken nokta ise Kavárna Obecní Dum. Kentin salaş sokaklarında yapılan uzun bir yolculuğun ardından burada kendinizi 1900’lü yılların esintilerine bırakıp kahvenizi yudumlayıp geleneksel tatlıların tadına bakmak hem keyifli hem de nostaljik bir deneyim olacak.

Au Gormand:

Au Gourmand, insanın önce sadece gözlerinin kararacağı, ardından da tüm benliği ile tam bir kurabiye canavarına dönüşebileceği bir yer. Ekler, brownie, tart çeşitleri, cheesecake’ler arasında karar vermek Prag’da yapılacaklar konusunda belki de en çok güçlük çekilen madde olacak. Öğlen sandviç, salata ve kiş seçenekleriyle hafif bir yemek de yiyebilirsiniz.

Duplex:

Prag’da gece hayatının devam ettiği Duplex’te her akşam başka bir tema, yani her akşam parti yapmak için ayrı bir bahane var. Oldukça kalabalık oluyor. DJ’lerin performansları ve dans şovları da bu kalabalığın coşkusunu daha da arttırıyor.

Le Clan:

Genelde konutların bulunduğu Vinohrady’de bulunan Le Clan, VIP kurallarını tanımıyor ve VSP (Very Strange People) olan herkese kapısını açıyor. Sadece bu özelliğiyle bile Prag barlar rehberinin en sıra dışı ismi olmaya hak kazanıyor Le Clan. Yer altındaki tüneli de gazetecilere yakalanmadan eğlenmek isteyen isimler için burayı çok cazip bir hale getiriyor. İsimleri açıklanmasa da Queen Latifah ve Bruce Willis’in eğlenmek için Le Clan’ı seçtiği biliniyor. Prag’ın en iyi gece kulüplerinden olan mekânın 2:00’da açıldığını ve sabaha hatta bazen öğlene kadar da açık kaldığını belirtelim.

M1 Lounge:

Prag’ın en ünlü gece kulüplerinden bir diğeri de M1. DJ’lerin R&B, hip hop, house ve indie türlerine ağırlık verdiği bir yer. Pazartesi günleri hariç, her gün saat 18:00 gibi açılıyor ve 04:00’a kadar açık kalıyor. Kıyafet kurallarını oldukça ciddiye alıyorlar. Spor kıyafetlerle içeri girmek pek mümkün değil.

Radost FX:

Pazar ve pazartesi günleri kapalı olan popüler Prag barlarından Radost FX, haftanın diğer her günü için ayrı bir parti düzenliyor. Oymalı tavanına küçük küçük aynalar yerleştirilmiş. Işıltılı ve hoş bir atmosferi var. Daha sakin bir gece geçirmek isteyenler lounge ve chill-out ağırlıklı bir playlist’e sahip olan lounge kısmını tercih edebilirler.

Bugsy’s:

Bugsy’s o klasik barlardan biri. Dapdar bir koridor gibi uzanıyor. Bir duvar boydan boya bar ve karşısındaki duvarda da sıra sıra küçük yuvarlak masalar dizilmiş durumda. Bugsy’s’in Prag gece hayatına dair keşfedilmesi gereken özelliği aslında DJ’leri değil, her biri usta birer miksolog olan barmenleri. Kokteyl gurmelerinin mutlaka denemesi gereken bir yer.

Bar and Books:

Bar and Books, New York menşeli ve birkaç şubesi olan bir yer. Ahşap kütüphanesi ve deri koltuklarıyla 1960’ların New York şehir rehberinden ışınla transfer edilmiş gibi duruyor gerçekten de. Blues eşliğinde viski veya Martini, Manhattan veya Sour Goody gibi kokteyllerden tatma fikri hoşunuza gittiyse mutlaka uğrayın.

Alışveriş

Leeda:

Leeda Lucie Kutalkova ve Lucie Trnkova adlı iki tasarımcının kurdukları bir moda atölyesi. Hem gündüz, hem gece, hem de işe giyebileceğiniz şeyler tasarlıyorlar. Sokak stilinin radikal ve rahat tavrını alıp, günün her saati giyilebilecek şık bir hale getirmişler. Mağazalarında sık sık moda partileri düzenliyorlar. 

Botas:

Botas 60’lardan beri bez spor ayakkabılar yapan bir marka. Konsept mağazaları Botas 66’da yalnızca kendi ürünlerinin yanı sıra, değişik tasarımlara sahip defterler, çoraplar, diş fırçaları, fotoğraf makineleri, kulaklıklar da bulabiliyorsunuz. 

Moser:

155 yıllık bir cam ve kristal işçiliği tarihine sahip olan Moser, Karlovy Vary’de doğmuş bir isim. Kadeh ve karaf setlerinin zarifliğiyle isminden çok söz ettirir. Hazır buraya kadar gelmişken hem alışveriş yapabilir hem de şehirdeki müzesini ziyaret edebilirsiniz. Hatta yolunuz Karlovy Vary’e düşerse atölye ve müze turu yapabilirsiniz. 

Artel Glass:

Artel, cam tasarımlarda daha genç bir isim. Bu genç ruh tarzına da yansıyor. Moser’e göre daha çağdaş ve renkli bir çizgisi var. Genç olmasına genç belki ama kristalinin ünü New York, Paris, Londra gibi şehirlerde çoktan yayılmış durumda. Şehirdeki iki mağazasından birine mutlaka uğrayın.

Becherovka:

Çek’lerin, formülü sır olarak saklanan meşhur içkisi Becherovka. Çeşitli bitkilerden yapılıyor ve tarçın veya zencefil aromalı çeşitleri bulunuyor. Alkol oranı %38. Genelde soğuk içiliyor. Tonikle karıştırıldığı zaman Becherovka’nın “be”si, toniğin “ton”u ile birleştiriliyor ve “beton” isimli bir kokteyl yapılıyor. Karlovy Vary’de Becherovka’ya adanmış bir de müze bulunuyor.

Czech Marionettes:

Çek kuklaları ve kukla sanatçıları oldukça meşhurdur. Hem kendinize hem başkalarına hediye alışverişi yapabileceğiniz iyi bir kuklacı arıyorsanız bu adresi mutlaka not edin. Fiyatları 30-2300$ arasında değişen kuklalar bulabilirsiniz. 

Minty:

Minty hem bir sanat galerisi, hem de tasarım ürünleri bulup alabileceğiniz bir dükkân. Modern sanat meraklılarının da tasarım ürün avcılarının da görmesi gereken bir yer.

Müzeler

National Museum:

Müzede tarihi 14 milyon parça eser bulunuyor. Sayı gözünüzü korkutup sizi yıldırmasın. Tersine Prag’a her geldiğinizde yeni bir şeyler görmek içi koşa koşa gelebileceğiniz bir yer olarak düşünün. Zaten gece binanın ışıltılı halini görünce, ertesi sabah açıklanamayan bir çekimle burada buluveriyor insan kendini. 

National Gallery:

Galerinin koleksiyonunun büyük çoğunluğu Veletrzni Sarayı’nda bulunuyor. Rönesanstan 20. yüzyıla kadar uzanan geniş bir koleksiyonu var. 19 ve 20. yüzyılların daha geniş yer tuttuğu koleksiyonda Picasso, Rodin ve ünlü Çek sanatçıların eserlerinden parçalar bulunuyor. 

Kafka Müzesi:

Müzenin en ilginç özelliği, var olan ve hayali iki Prag topografisi çiziyor olması. Var olan topografi de Kafka’nın şehirle olan ilişkisine değiniliyor. Hayali topografi de ise yazarın eserlerinde yarattığı Prag’dan söz ediliyor. İkisini yan yana görmek ilginç bir deneyim.

Jewish Museum:

20. yüzyıl başlarında şehrin Yahudi Mahallesi’nde ciddi bir dönüşüm gerçekleştirilmiş. Müze, bu dönüşüm sırasında yıkılan sinagoglardan kalan eserleri koruma altına almak için kurulmuş. 

Bertramka Mozart’s Museum:

Bertramka isimli bu köşk, Mozart’ın sık sık misafir olarak geldiği bir evmiş. 1956 yılında müze olarak ziyarete açılan ev, Mozart’ın ve onu konuk eden Dusek Ailesi’nin anısına yapılmış.

Gitmeden Göz Atılacaklar

‘Les Bien-Aimés’:

2011 yapımı film, aralarında Catherine Deneuve, Milos Forman ve Ludivine Sagnier’nin de bulunduğu geniş bir kadroya sahip. Filmin hikâyesi Paris, Montreal, Prag ve Londra’da geçiyor. Böylece oturduğunuz yerden Prag dahil, tatlı bir Avrupa turu yapabilirsiniz. 

‘Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği’:

Çek yazar Milan Kundera’nın ünlü eseri 1960-70’lerde Prag’da geçiyor. Edebiyat tarihinde de önemli yeri olan romanı, henüz okumadıysanız, seyahat bahanesiyle okumanızı tavsiye ederiz. Ayrıca Philip Kaufman’ın yönetmenliğini yaptığı film uyarlamasını izleyebilir veya Kundera’nın diğer kitaplarına da göz atabilirsiniz. 

Kafka:

Kafka, Prag’ın gurur duyduğu yazarlarından biri. Kitaplarında çoğunlukla şehri olduğu gibi değil de kendi algısında canlandırdığı şekliyle aktarır. Yine de seyahat öncesinde Kafka’nın bir eserini okumak ve bu şehirde yaşamış bir yazar olarak, onun Prag’ı nasıl deneyimlediğini hissetmek ilginç olacaktır.

‘Prague Tales’:

Prague Tales’de Jan Neruda şehrin farklı köşelerinden farklı hikâyeler anlatıyor. Kitabın, kendisinden sonra yetişen genç Çek yazarları da etkilediği söyleniyor. 

Joraslav Hasek:

Prag doğumlu bir başka ünlü yazar ve gazeteci. Hasek esprili dili ve hicivleriyle tanınan bir yazar. 1500 civarında kısa hikâye yazmış üretken bir yazar aynı zamanda. Çoğunlukla ‘The Good Soldier Svejk’ isimli romanıyla tanınır. 

‘The Golem’:

The Golem çok daha az bilinen bir eser. Yeni bir şey keşfetmek isteyenler bu bilim kurgu romanını okuyabilir ve 1920 yapımı filmini, bulabilirlerse, izleyebilirler. 

Aman Aman!

Karlovy Vary, Prag’ın bohem sayfiyesi olarak düşünülmüş ve 1300’lü yıllarda kurulmuş bir şehir. Prag’dan trenle 3 saatte gidebiliyorsunuz.

Şehir baharda çok güzel oluyor.

Şehrin eylül ayında gerçekleşen film festivali ise, dünyanın en prestijli birkaç festivalinden biri. 

Sıkıcı Bilgiler

Prague Ruzyne Havaalanı’ndan şehir merkezine taksiyle gitmek en az yarım saat sürüyor ve 25€ civarında tutuyor. Şehir içinde taksiye binerken dikkatli olun. Genelde taksimetre açmıyorlar. Otelinizden güvenilir bir durak sorup numarasını mutlaka kaydedin. 

Restoranlarda genelde kuver hesaba dâhil ediliyor. Bahşiş için de hesabı yukarı doğru yuvarlamanız yeterli oluyor.

Şehirler ve Yürüyüş Rotaları

Prag

18 saatte “Prag”

Mayıs'ta Nereye?

Mayıs'ta Nereye?

“PRAG”