Roma Elinizin Altında

Bütün yollar Roma’ya boşuna çıkmıyor. Burası dünyanın en eski büyük şehri. Şu an hayranlık duyduğumuz pek çok şehir dutluk, köy, kasaba ve benzeri bir haldeyken Roma, önemli bir ekonomi ve düşünce merkeziydi. O yüzden de her bölgenin yolu bir şekilde gerçekten de buraya çıkıyordu.

Hal böyle olunca şehirde bir tarihi eser ve sanat eseri enflasyonu da yaşanıyor. Kaldığınız süre boyunca kaç kilise gezebilir, kaç tabloya bakabilir, kaç freskoya bakıp sağlam bir boyunla dönebilirsiniz? Daha fenası kaç pizza ve kaç tabak makarna yiyebilir ve bunların ne kadarını şehri gezerken yakmayı umabilirsiniz? Planlarınızı iyi yapın ve Roma’ya vardığınızda hepsini bozmaya hazır olun! Bütün bu kalabalığa ve uzun öğle tatillerine rağmen, şehrin nasıl bu kadar hızlı hareket edebildiğine şaşıracaksınız. Merak etmeyin sizin de bu hıza karışmanıza gerek yok. Siz, bir çeşmenin kenarında oturup sakin sakin dondurmanızı yiyebilir veya bir otelin terasından Chianti’nizi yudumlayabilirsiniz. Ve o anda bir şeye çok sinirlenmiş ve acele acele küfretmekte olan bir Romalının aksine, şehrin ne kadar güzel olduğunu düşünebilirsiniz.

Roma

En İyiler

Rome Cavalieri:

Waldorf Astoria zincirinin bir parçası olan otel, Roma şehir rehberinin en iyilerinden aynı zamanda. Girişten itibaren misafirlerini görkemli bir mimari ve dekorla karşılıyor. Masaların detaylarındaki motifler, yüksek şömineler ve zengin sanat koleksiyonuyla tam bir sarayı andırıyor. Odaların büyüklüğü 50m2’den başlıyor ve 200m2’ye kadar çıkıyor. Sütilerde oturma alanlarına ek olarak giyinme odaları ve özel çatı terasları bulunuyor. Banyolar mavi İtalyan mermeri ve armatürler de Swarovski kristali kaplı. Restoranı La Pergola, İtalya’nın en ünlü restoranlarından biri ve 3 Michelin yıldızlı. Açık kapalı yüzme havuzu ve spor salonu da hizmete açık. Ayrıca spa, pilates ve yoga uzmanlarından da randevu alınabilir.

Hotel de Russie:

Roma yürüyüş rotalarının vazgeçilmezi İspanyol Merdivenleri’ne bakan heybetli yapısı hemen dikkati çekiyor. Dışarıdan korunaklı bir kale gibi görünse de, Roma’nın sıcağının ve kalabalığının tam ortasında bir vaha. Otelin arka tarafında bahçesinde bir zamanlar Picasso’yu veya Jean Cocteau’yu portakal koparıp yerken görmek mümkünmüş. Lüks anlayışını ve şıklığın tarifini baştan yazmış olsalar da, dekorda 20. yüzyıl esintilerinden vazgeçmemişler. Konfor konusunda diğer Roma otellerinden çok ileride bir anlayışları var. Mesela yastığınızın materyalini bile bir menüden seçebiliyorsunuz. Mutfakta da oldukça iddialı olan Russie’nin martini'si çok meşhur.

Hassler:

Roma tatilinde nerede kalınır, henüz karar veremediyseniz Hassler’ın tam bir Roma rüyası olduğunu belirtelim. 82 odası ve 14 süitin her biri farklı tasarlanmış. Kimi rustik, kimi modern ve minimalist, kimi art deco bir görünüme sahip kimi de rococoyu yansıtıyor. Her zevke göre bir stil bulmak mümkün. Antikalar ve tablolar, odaların dekorundaki ortak nokta. Otelin Michelin yıldızlı ünlü restoranı panoramik bir Roma manzarasına sahip. Menüsü Fransız damak tadının İtalyan yeme alışkanlıklarına uyarlanmış bir versiyonu. Otellerde film çekmeyi seven yönetmenlerden biri olan Woody Allen’ın Roma’daki favori otelinin Hassler olduğunu da eklemek gerek.

La Minerve:

La Minerve, 17. yüzyılda inşa edilmiş, Pantheon’a bakan bir malikânede yaşayan ve en iyi Roma otellerinden biri olan La Minerve 6 farklı tip süitte ağırlıyor misafirlerini. Stendhal Süit’in tavanı, İtalyan şapellerinin tavanlarını andıracak şekilde yapılmış. Roma manzaralı terasta, Minerve Roof Garden öğle ve akşam yemekleri için açık.

Hotel d’Inghilterra Rome:

17. yüzyılda aristokrat bir ailenin evi olan bina, 1800’lerden beri otel olarak kullanılıyor. Bir zamanlar Mark Twain, Hemingway, Elisabeth Taylor ve Gregory Peck gibi isimleri ağırlamış olan mekân, Roma oteller rehberinin ilk duraklarından. Şimdilerde seçkin tasarımı ve hizmet anlayışıyla kraliyet ailelerinin üyelerini ve ünlüleri ağırlamaya devam ediyor. 5 tip odasının ve 7 tip süitinin dekorunda farklı stiller ön plana çıksa da, hepsinin ortak özelliği çok şık olmaları. Bu klasik Roma otelinin restoranı Şef Antonio’ya emanet edilmiş. Otelin bir de Bond Bar isimli bir barı var. Masif ahşap barı, deri koltukları ve martinileriyle, isminin hakkını veriyor.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Hotel Indigo:

Roma gibi bir şehre adım atıp da onlarca otel arasından gönlünüze göre olanı bulmakta güçlük mü çekiyorsunuz? Haklısınız, Roma'nın otelleri hayatı kolaylaştırmıyor insana... O zaman gözlerinizi hemen Hotel Indigo'ya çevirin! Taş binaların süslediği sanat kokan bir sokakta yerini tutan Hotel Indigo ahşap panjurları şık iç dekorasyonu ile Roma’da nerede kalınır denince ziyaret edilen başlıca duraklardan biri. Kâh Caravaggio tablolarının kâh 60'ların İtalya’sından ünlü simaların süslediği 64 oda ve süit seçenekleri tura, Roma’da görülmesi gereken yerlerden biri olan Piazza Navona’dan başlamak isteyenleri bekliyor.

Il Palazzetto:

İspanyol merdivenlerinin tepesinde, sadece iki üç adım uzağındaki tarihi bir 'küçük saray'da kalmak, yaşanabilecek en özel deneyimlerden biri olsa gerek. Asilzade bir aileye ait olan binayı, Hotel Hassler’in başkanı ve yöneticisi Roberto E. Wirth alıp 4 butik odalı bir otele çevirmiş. Otelin 4.katındaki restoranında kahvaltı, öğle ve akşam yemeği hizmeti veriliyor. Bahar ve yaz aylarında ise bu servis teras katına taşınıyor. Roma’da görülmesi gereken yerler listesini bir çırpıda tamamlayabilecek kadar yakında İspanyol merdivenleri, Barcaccia çeşmesi ve Roma çatıları manzarasına karşı akşamüstü bir kadeh prosecco içmeyi ihmal etmeyin.

Babuino 181:

İspanyol Merdivenleri’nin etrafında pek çok tarihi bina bugün lüks Roma otelleri olarak kullanılıyor. Babuino’nun konumu da dış görüntüsü de bunlara yakın olsa da, hizmet anlayışı ve iç dünyası bambaşka. Bu klasik otellere nazaran çok daha sade ve modern bir görüntüsü var. Babuino’nun kapısından girdiğiniz anda, Roma’nın tarihsel dokusundan çıkıp bir anda çağdaş İtalyan stiliyle karşılaşıyorsunuz. Toprak tonlarının sakinleştirici etkisi, sakin ve rahat mobilyalar, Babuino’yu Roma’da nerede kalınır diye soranlara tavsiye edilebilecek bir mekân kılıyor.

Villa Laetitia:

Roma’nın en iyi otellerinden art deco tarzında inşa edilmiş olan villa, Anna Fendi’nin elinde stil sahibi bir otele dönüşmüş. 4 tipte toplam 14 odası var. Her biri ayrı bir tarza sahip. Hemen hepsi ünlü bir moda tasarımcısına, yönetmene veya yazara gönderme yapıyor. Odaların hepsinde mutfak bölümü bulunuyor. Bazıları terasa ve limon ağaçlarının ve yaseminlerin olduğu bahçeye açılıyor. Roma tatilini hem şehir merkezinde hem de huzurlu ve stil sahibi bir ev içinde geçirmek isteyenler için ideal. Burası çoğunlukla tasarımcıların ve sanatçıların tercihi oluyor.

Leon’s Palace:

19. yüzyıldan kalma bir sarayda, 56 odasıyla köklerinden kopmadan post-modernizme taşınmış olan otel Roma’da görülecek adreslerden. Tüm tasarım ve dekor, bir enstalasyon çalışması gibi düşünülerek ve ayrıntılara anlamlar yüklenerek yapılmış. 4 tip odanın tümü stil olarak aynı. Değerli metaller ve beyazın fütüristik görüntüsü tüm odalarda hemen dikkat çekiyor. Ortak alanlar ise yüksek tavan ve geniş alanlarla sarayın neo klasik görüntüsünü takip ediyor. Bar ve lounge alanlarının yanı sıra Roma’da kahvaltı ve öğle yemeği nerede yenir, pek düşünmeye fırsat verilmiyor.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Armando al Pantheon:

Roma’nın en turistik yerlerinden biri olan Pantheon’a yakın mesafesi Armando al Pantheon’un otantizminden kaybettirmiyor yine de. İnsanların birbirine çoğu zaman adıyla hitap ettiği bu salaş İtalyan restoranında sığır kuyruğu, kuzu pirzola ve tabii ki makarna gibi seçeneklere yürüyüş rotanıza iyi bir mola vermeden ayrılmayın.

Cul de Sac:

Geleneksel İtalyan mutfağının otantik tarifleri 1977’den beri bu nostaljik Roma restoranında müdavimleriyle buluşuyor. Roma’nın şarap barı konusundaki öncülerinden Cul de Sac, duvarlarına sinmiş geçmişi ve onları süsleyen yüzlerce şarap şişesiyle gurme damakları tatmin etmeye hazır. Özel makarna tabaklarının yanında uzayıp giden bol seçenekli kavdan yapılacak bir seçim Roma rehberine eklenmeli.

Primo al Pigneto:

Roma’da başka nereye gidilir diyenlerin dikkatine...Mekânın ismi, bulunduğu mahalle Il Pigneto’dan geliyor. Burası bir zamanlar mütevazı gelirli insanların oturduğu bir mahalle iken uzun zaman önce geçirdiği dönüşümle restoranların ve tasarım atölyelerinin yerleştiği bir yer haline gelmiş. Primo al Pigneto, Roma’nın en ünlü restoranlarından biri ve mahallenin tarihini de çok iyi yansıtıyor. Masa ve sandalye seçimlerinde dikkat çeken farklılıklar özensiz bir karışıklıktan ziyade, stil sahibi bir şıklık yaratmış. Menüsü de oldukça modern ve sofistike.

Pizza Ré:

Pizza denince Napoli’nin Roma’dan çok daha önde olduğu söylenir. Pizza Ré, Napolili bir pizzacı ve Roma’da üç şubesi var. Roma’nın en iyi pizza restoranlarından biri olarak kabul ediliyor. Pizzaların hamurlarını elde açıyorlar ve meşe odunuyla ısıtılan fırınlarda pişiriyorlar. Taze mozarella sunabilmek için, Roma mutfak alışverişini günlük yapıyorlar. Domates ve mozarella kullanımına göre pizzaları 'kırmızı' ve 'beyaz' olarak ikiye ayırıyorlar.

Alfredo:

Dünyaca meşhur yemek 'fettuccine'nin ismini, Roma’nın en ünlü restoranlarından biri olan Alfredo’dan aldığını biliyor muydunuz? Bu tarihi restoranın spesiyali artık tüm dünyada tanınıyor ve pek çok restoranın menüsünde bulunuyor. Alfredo’nun karısı Ines 1908 yılında doğum yaptığında iştahsızmış ve gücünü toplayamıyormuş. Alfredo, karısını güçlendirecek ve aynı zamanda hoşuna gidecek bir şey ararken fettuccine’yi uydurmuş. Bugün restoran III. Alfredo tarafından idare ediliyor. Alfred Hitchcock, Clark Gable, Frank Sinatra, Orson Welles, Peter Sellers, Ringo Starr, Sophia Loren burayı tercih eden dünyaca ünlü isimlerden birkaçı. Türkiye’den de Enis Fosforoğlu ve Sakıp Sabancı’yı ağırlayan mekân Roma’da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Ne de olsa bir yemek tarifi kolay bulunmuyor!

Urbana 47:

Urbana 47, 2008 yılında Monti’de açıldı. Kolezyum’un ilerisindeki bu bölge, dar sokaklarıyla biliniyor. Roma’da gezilmesi, ziyaret edilmesi gereken yerlerden olan bölge bir süredir bu dar sokaklar, restoranlar, galeriler ve butiklerle dolup taşıyor. Burada Roma restoranları arasında seçim yapmakta zorlanabilirsiniz. Urbana 47 de bunlardan biri. Restoran, yerel malzemelerle daha sağlıklı beslenme akımı olarak özetlenebilecek lokavor akımının örneklerinden biri; dolayısıyla cheeseburger’i bile gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz!

Akşam Yemeği

Trattoria Al Moro:

Roma’nın ünlü restoranlarından biri. Müdavimlerinden biri olan Fellini, restoranın sahibini, Satyricon adlı filminde oynatmış. Fellini, repliklerini ezberlemediği için adama menüyü saydırmış ve replikleri dublaj esnasında eklemiş. Restoran artık oğlu Franco’nun ellerine teslim. Kendisi kapıda misafirleri karşılıyor, daha doğrusu kapıdan kovuyor. Bunun bir test olduğunu unutmayın ve kapıda ısrarlı olun. Unutmayın, bu ünlü Roma restoranı hakkında “Al Moro’nun kapısından kovulmadan Roma’ya gitmiş sayılmazsın” gibi deyimler bile türemiş durumda.

Agata e Romeo:

Roma’nın en iyi restoranlarından bir diğeri olan Agata ve Romeo, mutfakta harikalar yaratan bir karı koca. Restoranı da beraber işletiyorlar. Kızlarının da iyi bir tatlı aşçısı olarak yetiştiği söyleniyor. Mutfakta yaşayan bu çılgın aile, İtalyan ve Fransız yemeklerini yeniden yorumlayıp, klasik tabakları bambaşka yerlere taşıyorlar. Şarap seçkileri de oldukça geniş. Kararınız yeniliklerden yanaysa Agata e Romeo’yu Roma’da gidilecek yerler listenize ekleyebilirsiniz.

Osteria Boncompagni:

Osteria, girişinden itibaren ferah bir atmosfere sahip. Masa sandalyelerden, şarap dizili raflarına kadar her yerde açık renk ahşap malzeme kullanılmış. Doğrusu hem şık hem de sakin duran mekân Roma’da gidileceklerden. Tavandan sarkan sarı ışıklı çıplak ampuller bu ortama çok yakışmış. Fiyatları çok uygun. Şehrin genç nüfusunun sevdiği ve sık geldiği bir yer.

Ristorante Nino:

Ahşap duvar kaplamaları, beyaz ceketli garsonlarıyla tipik Roma restoranlarından. Çoğunlukla da sanatçıların ve yazarların tercih ettiği bir yer. Tom Cruise ve Katie Holmes düğünden önce Roma’da akşam yemeğini aileleriyle burada geçirmişler. Bu haber restoranın bazı hayranlarını memnun etmemiş olsa da hâlâ sadık bir kitlesi var. ‘T-bone steak’ spesiyallerinden biri.

Da Enzo 29:

Çok dar bir sokakta ve birkaç masalık ufak bir yer. Ancak tipik bir Romalı. Mavi beyaz kareli örtüleri, ahşap ve hasır karışımı sandalyeleri ve menüsüyle burası çok mütevazı, ziyaret edilmesi gereken bir Roma restoranı. Bu ufak tefekliğe aldanmayın. Yemeklerin lezzeti ve fiyatların düşüklüğü nedeniyle pek çok Romalı gurme hayranı var. Bu kadar az masa varken yer bulmak zor olabilir.

Enoteca

Türkçe’ye 'şarapevi' olarak tercüme edebileceğimiz enoteca’lar geniş şarap segmentleri nedeniyle gurme tadımcıların merakla takip ettiği bir konsept. Ancak buraların ve güzel şarapların tadına varabilmek için iddialı degüstatörler olmaya gerek yok elbette. Sadece ortamın tadını çıkarmak ve güzel bir şarap tatmak isteyen herkesin Roma’da ziyaret etmesi gereken, sohbet dolu yerler buraları.

Enoteca Antica:

İspanyol Merdivenleri’ne yakın bu enoteca, 1842’den beri sanatçıların uğrak yeri. Taş duvarları ve uzun ahşap barıyla Avrupa’nın antik hanlarına benzer bir görüntüsü var. Roma’da yapılacaklar listesine şarap alışverişi ve tadımı ekleyebileceğiniz gibi, hafif bir öğle yemeği de yiyebilirsiniz burada.

Enoteca Ferrara:

1998’de açılan bu Enoteca Ferrara, 4 kata yayılmış 6 farklı yemek odasından oluşuyor. Roma restoranlar rehberinde çoğunlukla şarap seçkisinden ötürü tercih edildiği için, yemek biraz geri planda kalabiliyor. Ancak yenilikçi ve lezzetli bir yemek menüleri var. Kırmızı ve beyaz şarap için ise kitap kalınlığında iki ayrı menüleri var. Şarap satışı da yapılıyor.

La Pergola:

Roma Cavalieri oteli kentteki tek 3 Michelin yıldızlı restoranı La Pergola’yı büyük bir gururla ağırlıyor. İster günbatımı ister şehrin ışıltılı siluetine tanık olmak için gidin, burada mumlarla bezenmiş şık sofranızı İtalya’nın en leziz porsiyonları ve 60.000 şişelik geniş şarap mahzeninden sunulan kadehler süslüyor.

Il Paggiaccio:

Roma’nın en ünlü meydanlarından Piazza Navona, iki Michelin yıldızlı gurme Roma restoranı Il Paggiaccio ile bir kat daha canlanmış. Kısa bir dünya turunun ardından soluğu burada alan şefimiz Anthony Genovese’in elinden basitliği temel alan sofistike tatları denemek paha biçilemez... Il Paggiaccio ile Rönesans’ın doğduğu şehirde geleneksel tatların deneysel dokunuşlarına tanık olacaksınız.

Atıştırmalıklar

Cafe Greco:

Via Condotti’de 1760 yılında açılmış olan bu tarihi kafe, yüzyıllardır yazarları, politikacıları ve sanatçıları ağırlıyor. Stendhal, Goethe ve Henrik Ibsen, Roma’nın espresso adresleri arasından burayı tercih eden yazarlardan bazıları. Birkaç küçük salondan oluşan kafe, küçük yuvarlak mermer masaları ve ahşap sandalyeleriyle otantik atmosferini koruyor. Bugün artık sürekli fotoğraf çekip, şaşkınlıkla etrafı seyreden turistler bu hissi biraz bozsa da burada bir kahve molası Roma gezisinde yapılması gereken etkinliklerden.

Giolitti:

Bir Roma ve hatta İtalya spesiyali olmaktan artık çıkıp, tüm dünyaya yayılmış bir dondurma ismi. Hatta İstanbul’da da şubeleri var. Sevdiği, bildiği bu tadı kaynağında yeniden keşfetmek isteyenlere, Roma’da iki şubesi olduğu duyurulur.

Il Gelato di San Crispino:

Biraz daha yerel bir dondurma tadı yakalamak isteyenler San Crispino’yu tercih edebilirler. Burası Roma’nın en iyi dondurmacısı ilan ediliyor. Turistler kadar Romalılar da buraya akın ediyorlar. Dondurmanın tadını bozduğunu iddia ederek külahta servis yapmıyorlar.

Gelateria dei Gracchi:

Roma’da ziyaret edilecek yerlerin başlarına geçen dondurmacılardan biri daha Gelateria dei Gracchi, San Crispino’dan da daha az bilinen bir yer. Bu yüzden şehrin ahalisi burayı daha çok tercih edebiliyor. Ancak Roma’da iyi dondurma yapıp ünsüz kalmak ve turistlerin akınına uğramamak pek mümkün değil. Bu durum burası için de geçerli. Mevsime göre, dondurma çeşitleri de değişiyor.

Gilda:

Gilda denince aklınıza ilk Rita Hayworth’ün canlandırdığı karakter geliyorsa doğru iz üstündesiniz. Gilda Bar’ın sahne arkasındaki dev panoda Hayworth’ü malum siyah elbisesiyle görüyoruz. Restoranı da bulunan Gilda, esas gece kulübü için tercih ediliyor. Roma’da gece ilerledikçe kalabalıklaşan kulüpte şampanya ve meyveli shot'lar tercih ediliyor.

Micca Club:

Micca, Roma’nın kabare kulüplerinden biri. Stillerini ‘vintage’ ve ‘retro’ olarak özetliyorlar. Bürlesk şovların yanı sıra, caz grupları da sahne alıyor. Sahnenin hemen önünde de dans pisti var. Micca, dekoru ve kokteylleriyle oldukça havalı. Belli bir kıyafet kuralı olmamasına rağmen herkesin çok şık giyinip geldiğini eklemekte fayda var.

La Cabala:

La Cabala, Hosteria dell’Orso adlı restoranla ve Pianobar adlı lounge barla aynı binada bulunuyor ve aynı gruba aitler. Parke yerleri, antik koltukları ve Roma’nın tarihi görüntüsüyle nostaljik bir görüntü yaratsa da, ışık oyunları ve canlı müziğiyle bir yandan da çağdaş bir duruşu var. Perşembe, Cuma ve Cumartesi akşamları en kalabalık olduğu günler.

Rhome:

Roma şehir rehberinde sunduğu İtalyan yemekleriyle yer alan Rhome, ilerleyen saatlerde gece kulübü olarak hizmet veriyor. Hem de Roma’nın en popüler gece kulüplerinden biri oluyor. DJ’lerin yanı sıra dünyaca ünlü müzik grupları da zaman zaman burada sahne alıyor.

Salotto 42:

İtalyan bir sanatçıyla, İsveçli bir mankenin yıllarca dünyayı gezdikten sonra açtıkları, Roma’da ziyaret edilmesi gereken bu mekân, gündüz kafe, akşam ise gece kulübü olarak çalışıyor. Her ikisi de karşılaştıkları tasarım akımlarından ve mekân konseptlerinden etkilenerek, kendilerine özgü bir konsept oluşturmuşlar. Hâl böyle olunca moda ve sanat dünyasından isimlerin de sevdiği bir yer haline gelivermiş.

Alışveriş

Via Condotti:

Roma’da bir alışveriş cenneti arıyorsanız Via Condotti tam size göre. Valentino, Bulgari, Prada, D&G, Cartier, Fendi ve Gucci gibi moda devlerinin mağazalarını burada bulmak da, ara sokaklarda yerel modacıların butiklerini keşfetmek de mümkün.

Spazio If:

Carla ve Irene Ferrara’nın bir araya getirdiği ürünleri bulabileceğiniz mağaza. Roma tatiline bir son vermeden önce aksesuardan ev dekorasyonuna pek çok türde ürün bulabilirsiniz. Hepsi Sicilya’da elde yapılıyor. Her üründen ya bir tane ya da sınırlı sayıda üretiliyor. Mağazanın tasarımı da sanat galerisi gibi.

My Cup of Tea:

Yarı moda atölyesi yarı mağaza olan My Cup of Tea, yerel tasarımcıların ilk çalışmalarını bir araya getiriyor. Moda danışmanlığı hizmeti de veriyorlar, meraklıları için Roma’da görülmesi gereken yerlerden biri.

C.u.c.i.n.a:

Bir mutfakta olmasını düşündüğünüz her şeyi Roma alışveriş rehberinin bu köşesinde bulabilirsiniz. Pardon, bir İtalyan mutfağında olması gerekecek her şeyi… Tabak bardak takımları, çatal bıçak setleri, her tür tencere-tava, pasta ve makarna yapımında kullanılacak el aletleri, elektronik mutfak gereçleri, önlükler, doğrama tahtaları, kavanozlar ve aklınıza gelebilecek daha başka bir sürü kategoride ürünü şık tasarımlarla buluşturmuşlar.

Society Limonta:

Kumaşlarının dokusu ve renkleriyle dikkat çeken Society Limonta, üretim hayatına 1893 yılında bir tekstil fabrikası olarak başlamış. Dünya çapında 10 merkezde mağazaları bulunuyor. Bunlardan biri de Roma’da gezilecek yerler arasında. Mağazada masa örtüsü ve yemek peçeteleri, nevresim takımları, havlu ve pijamalar bulabilirsiniz.

Müzeler

Söz konusu Roma olunca, gezecek görecek adres bulmak çok. Tersine bir enflasyon olduğu bile söylenebilir. Tarihi kiliseler, binalar, çeşmeler her köşeden fırlıyor. Bunlara alternatif olabilecek Roma müzelerini sıralayalım istedik ama onlardan da önce vurgulamak istediğimiz bir nokta var: Sinema severlere belki de en büyük müjde gezi tutkunlarının da keşfetmekten geri durmayacağı, sinema tarihinin en ışıltılı sahneleriyle donanmış, Roma’dayken mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir eğlence parkı. Cinecitta Studios, dünyada sinema üzerine yapılan ilk tema parkı olmasının yanı sıra Fellini filmleri, Audrey Hepburn ve Elizabeth Taylor gibi isimlerin unutulmaz anlarıyla karşılıyor meraklı misafirlerini.

Maxxi:

Çağdaş sanatın en önemli isimlerinden biri olan Maxxi’nin projesi 1998’de masaya yatırılmıştı. Ancak harekete geçilmesi ve yapılması 10 yıl sürdü. Binanın tasarımı için açılan yarışmada ünlü mimar Zaha Hadid’in projesi seçildi. Ve müze 2010 yılında açıldı. Açılalı kısa bir süre olmasına rağmen, sanat dünyasının ve Roma şehir rehberinin en önemli müzelerinden biri haline geldi. Mutlaka görülmesi gereken bir koleksiyonu var ve çok konuşulan sergilere ev sahipliği yapıyorlar.

Macro:

Roma müzeleri arasına 2002 yılında katılan Macro, modern İtalyan sanatçılarının eserlerine ev sahipliği yapıyor. 1960’lı yıllardan beri İtalyan sanatında iz bırakmış hemen her sanatçıdan bir esere rastlamak mümkün.

Chiostro del Bramante:

Chiostro del Bramante, Rönesans’ın tipik özelliklerini taşıyan, mimari açıdan Roma’da görülmesi gereken bir binada bulunuyor. Raffaello’ya ait freskosu burayı daha da ilginç kılıyor. Roma’nın sanat müzelerinden olan Chiostro del Bramante, çoğunlukla resim ve fotoğraf sergilerini davet ediyor. Bugüne kadar Stanley Kubrick, Miro, Andy Warhol gibi isimlerin eserleri burada sergilendi.

Özel Koleksiyonlar:

İtalyan aristokrat ailelerinin isimleri neredeyse sanatçılarla birlikte anılır. Özellikle Rönesans döneminde sanatçılara verdikleri destekle, sanat piyasasına yön vermiş aileler vardır. Bu gelenek daha sonra da uzun bir süre devam etmiştir. Şimdilerde bazılarının evleri Roma’da gezilecekler arasında sayılan müzelere ev sahipliği yapıyor. Bu evlerin kendileri birer müzeyken, içlerindeki eserler onlara bir de galeri değeri katıyor. Palazzo Massimo, Galleria Doria Pamphili, Galleria Colonna ve Palazzo Barberini bunlardan Roma’da bulunanlar arasında en ünlü olanlar.

Gitmeden Göz Atılacaklar

'Roman Holiday':

Gregory Peck ve Audrey Hepburn’ün rol aldığı film, bugün artık bir sinema klasiği olarak kabul ediliyor. Audrey Hepburn bir ülkenin prensesi ve Roma’ya dinlenmek için geliyor. Roma’da muhabirlik yapan Amerikalı bir gazeteciyle tanışıyor. İkisinin romantik hikâyesi anlatılırken şehrin romantik dokusu da vurgulanıyor.

'To Rome with Love':

Woody Allen, Londra, Barcelona ve Paris’ten sonra Avrupa turnesine Roma’yla devam ediyor. Woody Allen ismi herkese – olumlu veya olumsuz! – bir şeyler çağrıştırdığı için, fazla söze gerek duymuyoruz.

'Karşı Pencere':

Ferzan Özpetek’in Roma’da geçen filmlerinden biri. Film, yaşlı bir karakterin geçmişe dönük hatırlamalarıyla İtalya ve Roma tarihine dair göndermeler de yapıyor.

İtalyan Neo-realizmi:

Sinema tarihinin en büyük akımlarından biri olan İtalyan neo-realizmi, aynı zamanda en politik akımlardan biridir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, hayatı olduğu gibi anlatmak istemişlerdir. Çekim yapmak için özellikle sokakları seçtiklerinden, pek çoğu da Roma’da geçtiğinden, Roma turuna çıkmadan önce şehri tanımak için en güzel seçeneklerden biridir. Hikâyeleri genelde hüzünlü olsa da kesinlikle izlemeye değer. En çok da De Sica ve Fellini, filmlerini Roma’da çekmişlerdir.

Aman Aman!

Taksiler ücrette hile yapabiliyor. Ayrıca taksilere bahşiş bırakma âdeti pek yaygın değil. Para üstünü kontrol etmenizde fayda var.

Kahve sipariş etmek espressoya karşılık geliyor. Doppio ise iki shot espresso anlamına geliyor. Öğleden sonra Cappuccino içmek hiç havalı değil.

Şehir bisiklet ve scooter ile dolaşmaya çok müsait. Ayağınızı yerden kesecek bir şey kiralamak hem hayatınızı kolaylaştıracak hem de çok eğlenceli bir Roma gezisi yaşatacak.

Sıkıcı Bilgiler

Ciampino ve Fiumicino Havaalanları’ndan şehir merkezine gitmek taksiyle 35-40 dakika sürüyor. Taksimetrede 40-45€ civarı bir sayı göreceksiniz.

Mağazalar genelde 10:00-19:30 arası açık oluyor. Küçük dükkânlar 13:00-16:00 arasında değişen saatlerde mola verebiliyor.

Pazar günleri hemen hemen her yer kapalı oluyor. Yalnızca birkaç büyük markanın mağazası açık oluyor.

Şehir yaz aylarında turist akınına uğruyor. İlkbahar ve sonbahar gitmek için en iyi dönemler.

Servis ücreti genelde dahil ediliyor. Yine de %10’u geçmeyecek bir bahşiş eklemek hoş karşılanıyor.

Roma Pass, 36€’ya temin edilebiliyor ve 3 gün boyunca geçerli. İlk iki müzede direkt geçiş hakkı tanınıyor. Daha sonraki girişlerde gişede uğrayıp kartınızla işlem yapmanız gerekiyor. Bir diğer alternatif de Roma Pass 48. Bu kart 2 gün için geçerli ve karşılığında 28€ ödemeniz gerekiyor.

İtalya ülke kodu +39, Roma’nın telefon kodu ise 06.

Cep telefonu numaraları için kod gerekmiyor.

Acil durumlarda 113’ü arayın.

Şehirler ve Yürüyüş Rotaları

Roma

18 saatte “Roma”

Mart'ta Nereye?

Mart'ta Nereye?

“ROMA”