Santiago Elinizin Altında

Ant Dağları’nın karlı yamaçları Pasifik Okyanusu’na açılıyor tüm endamıyla. Ancak ulu dağların serin gölgeleri, uzayıp giden kumsalların kavurucu kumuna erişemiyor çoğu zaman. Şehrin tepelerine çıkıp seyre koyulduğunuzda daha iyi anlıyorsunuz Latin Amerika topraklarında günbatımının ne demek olduğunu. Her noktasında farklı bir yeniliğin beklediği cıvıl cıvıl, rengârenk sokaklarında kaybolmaya karar verdiğinizde ise görkemli gökdelenleri ve 19. yüzyıldan kalma Avrupai binalarıyla eklektik bir armoni çıkıveriyor karşınıza.
Belki de daha önce hiç görmediğiniz türde balıkların, midyelerin, türlü deniz mahsullerinin sunulduğu, ziyaretçisinin hiç eksik olmadığı Mercado Central, cafcafını ve neşesini elinden bırakmıyor hiç. Şehrin irili ufaklı tüm noktalarına yayılmış salaş barları sizi, asma yapraklarının altında, damağınıza okyanus serinliğini taşıyan meşhur Pisco Sour’larla karşılıyor. Pisco demişken, Santiago’da üzümler kutsal meyve mertebesinde seyrediyor. Dünyanın en lezzetli şarapları burada üretildiğinden tesadüfen sığındığınız bir barda tüm duyularınızın harekete geçmesi an meselesi, bizden söylemesi!

Santiago

En İyiler

Ritz Carlton:

Santiago’nun en seçkin ailelerini ağırlayan muhiti Las Condes’de yükselen Ritz Carlton, şehrin karmaşasından döndüğünüzde en lüks ihtiyaçlarınızın karşılanacağı yegâne adreslerden. Pasifik Okyanusu ile karlara gömülmüş efsanevî Ant Dağlarının arasında sizi konuk etmeye hazır, klasik detaylarla döşenmiş 205 oda ve süiti bu gizemli şehre yaptığınız geziyi unutulmaz kılıyor.

Grand Hyatt:

Şehrin merkezinde finans bölgesinde kayak pistleriyle okyanusa açılan plajların arasında ayrıcalıklı bir hizmet sunuyor Grand Hyatt. Santiago’nun en iyi spa merkezi burada; üstelik günlük spor faaliyetlerini aksatmak istemeyen müşterileri ayrıca tenis kortları ve serin bir havuz bekliyor. Farklı bir kentte golf oynamak ya da şarap bağlarını keşfe çıkmak da mümkün, Grand Hyatt elverişli konumu sayesinde hepsini hallediyor. Toplam 310 odasıyla ayrıntılı bir konuk severlik gösteren otelin 16. katta bulunan lounge’u özel oda sahipleri için ayrılmış.

W Santiago:

Ant Dağları’nın dumanlı manzarasına karşı şehrin en hip otellerinden: W Santiago. Her zamanki W şıklığı, 196 oda ve süitinde Avrupai modern çizgileri bırakmadan Latin Amerika’nın çeşnilerini iç dekorasyonuna yansıtmayı ihmal etmemiş. Ünlü tasarımcılar Tony Chi ve Sergio Echeverria imzalı son teknolojiyle donanmış farklı oda seçenekleri arasında yüzlerini Ant’a dönmüş olanlar en çok tercih edilenlerden.

The Aubrey:

Santiago’nun bohem hayatını, hip restoranları, butik dükkânları ve avant-garde sergileriyle en iyi şekilde tanıtan semt Bellavista’da yer alan The Aubrey, butik otel sevenler için yapılabilecek en doğru tercihlerden biri. İspanyol tarzı büyüleyici bir mimari, Ortaçağ'ı andıran sütunlar, dünyanın en büyük ve egzotik bahçesi ve Metropolitan Park’ın yeşillikler diyarına açılan 15 süitiyle otelde unutulmaz bir Şili hatırası yaşamak hiç zor değil. Büyük otellerin hareketi yerine daha fazla huzur ve kişisel ilgi bekleyen misafirler bilhassa balkon ya da teraslı seçeneklere yönelebilirler.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Hotel Plaza San Francisco:

Hotel Plaza San Francisco, Santiago’nun en dinamik muhitlerinden birinde ağırlıyor misafirlerini. Burada kendinizi evinizdeymiş gibi hissedebilir, bölgenin sakini gibi pazar günleri kurulan bit pazarını keşfe çıkıp kafe ve sergilerle dolu mahalleyi yakından tanıyabilirsiniz. Hotel Plaza San Fransisco klasik tarzda döşediği 14 adet süitiyle sizleri rahat ettirmek için özel bir ilgi gösteriyor.

Le Reve:

İçinizi ısıtan Fransız mimarisi ve her dakika ihtiyaçlarını karşılamak için hazır bekleyen misafirperver bir ekip Le Reve Boutique Hotel’de ev konforunu vaat ediyor. Fransız balkonları, kendi kendinize kalabileceğiniz samimi lobby’si gerçek bir malikânenin elbette olmazsa olmazlarından. Oda seçeneklerine gelince, yine romantik Fransız esintilerinin hâkim olduğu 31 oda nostaljik mutluluğun teknolojiyle kesiştiği anları simgeliyor.

Hotel Ismael 312:

En çok ziyaretçi alan semtlerden Lastarria’da rahat mı rahat bir butik otel: Hotel Ismael 312. Kapısından girip de lobby’de davetkâr koltukları ve ilginç kitaplarla süslenmiş kitaplığı görünce anlıyorsunuz buranın bir farklı olduğunu. Şehirli ve modern bir atmosferle döşenmiş 44 odası Santiago’nun en büyük parklarından birine Parque Forestal’a dönmüş yüzünü. Misafirler yaz sıcaklarının tadını bahçedeki havuz kenarında çıkarabilirler.

Director Hotels:

Santiago’nun en seçkin ailelerinin mesken tuttuğu Vitacura’da şık bir bina ile karşılıyor sizi Director Hotels. Semtin en kaliteli butiklerine, lüks markaların şubelerine yakınlığıyla otel, alışverişi kutsal sayan konuklar için ideal bir mekân. Modern tarzda döşenmiş 96 odasıyla hizmet veren otelden çıktığınız anda şehrin en ışıltılı alışveriş güzergâhı ayaklarınızın altında. Üstelik elinizde torbalarla döneceğiniz anı bekleyen serinletici bir havuz var.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Linguria:

Linguria, Santiago’da en iyi Pisco Sour kokteyllerini içebileceğiniz hip bir nokta. Üstelik, her daim tıklım tıklım dolu olan mekânda sıcak havalara serin içkilerle kadeh kaldıranların arasında Gael Garcia Bernal’ın da adının anılması Liguria’yı daha da popülerleştiren nedenlerden. Buraya gelip et ağırlıklı tabaklardan restoranın imza yemeklerinden 'cazuela' (sığır/tavuk eti yahnisi) ve 'pinchos de ostiones’u (ızgara midye ve karides şiş) tatmadan dönmemenizi öneririz.

Le Flaubert:

Santiago’nun ünlü semtlerinden Providencia’da bulunan Le Flaubert misafirlerine güneşli günlerin Fransız zerafetini sunuyor. Zarif detaylarla tamamlanmış mekânda soğan çorbası, coq au vin, ördek gibi Fransız mutfağının en sofistike tariflerini bulmak mümkün. Cıvıl cıvıl şehir insanlarını izlemenin keyfine vararak yiyeceğiniz öğünü geniş egzotik bitki çayı seçkisiyle de tamamlayabilirsiniz.

Donde Augusto:

Santiago’nun gündelik nabzını tutabileceğiniz en hareketli noktalarından birinde uluslararası düzeyde ün salmış ziyaretçilerin mutlaka uğradığı bir yer: Donde Augusto. Santiago’da balık ve deniz mahsullerinin satıldığı kocaman bir pazar alanı olan Mercado Central’in içinde bulunuyor restoran. Özellikle öğle saatlerinde masa bulmakta zorlanılan mekânda bir kere sofra başına geçtikten sonra yerel balık ve midye tariflerinin tadına bakıp pazarın eğlenceli curcunasının keyfine varın.

Tiramisu:

Santiago sokaklarını karış karış arşınlarken araya çıtır çıtır hamur üstüne bol malzemeli sıcacık pizzalara kim 'hayır' diyebilir? Üstelik, Tiramisu adlı restoran dillere destan tarifleriyle kapılarını açmışken... Şehrin en iyi pizzacılarının başında sayılan mekânda çoğu zaman açılma saatinden önce bile uzun bir kuyruk ile karşılaşılıyor. Restoranın pizza konusundaki ününü duyan herkes taş fırında pişen kuşkonmazlı pizza, beyaz pizza ve sınırsız kombinasyonlarda sipariş edilebilecek alternatifler için tumturaklı bir bekleyişe giriyor.

Azul Profundo:

Dünyanın en büyük parklarından biri sayılan Metropolitan Park’ta, Cerro San Cristóbal’in tepesinde tüm büyüsüyle dikilen Meryem Ana heykeli selamlıyor şehri. Bu büyük parkın içinde keşfedilecek pek çok şey var, gastronomi de buna dahil elbette. Azul Profundo, duvarlarına taşıdığı okyanus mavisi ve ahşap masalarının samimiyetiyle parkın içinde açılan ilk restoran tarihte. Kılıçbalığından, köpekbalığına ve daha bir çok deniz mahsulü tarifine kadar deniz mutfağıyla ilgili her şeyi bulmak mümkün burada.

Bar The Clinic:

Santiago’nun uğranabilecek en iyi noktalarına bir yenisi daha eklenmiş 2013’de: Bar The Clinic. Adının özgünlüğünü, geçmiş zamanda Pinochet’nin The London Clinic’de tutuklanması hikâyesine borçlu. Restoranda herkesin damağına hitap edebilecek geniş bir menüsü ve akşamüstü bir birayla soluklanabileceğiniz yeşilliklerin içinde samimi bir avlu mevcut. Latin Amerika’nın sol görüşlü barmenleriyle şehrin ahvali üzerine ayak üstü laflama keyfi de cabası.


Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

Astrid y Gaston:

Dünyanın en inovatif şefleri arasında yer alan Peru kökenli Gastón Acurio’nun Madrid’den sonraki ikinci şubesi de Santiago’da. Metropolitan Bölgesi’nde bulunan ünlü restoranın namının süratle yayılmasının en büyük sebebi ise elbette Şili ve Peru’ya has tarifleri modern şekilde harmanlanması. Mekâna girerken sizi klasik tarzda kornişlerin karşılıyor olması yanıltmasın, içeriye daha çok modern bir hava hâkim. Zengin Şili şarap listesinden zevkinize uygun bir şişe seçerken fasülye ve pirinçten yapılan geleneksel tarif tacu-tacu ile sunulan süt domuzu ızgaraya göz atmayı ihmal etmeyin.

Aqui Esta Coco:

Güney Amerika mutfağının en gurme örneklerinin denenebileceği bir restoran Aqui Esta Coco. Özellikle deniz mahsullerine zaafı olan kâşiflerin, bizim 'eşkina' olarak tanıdığımız 'corvina'yı veya Hindistancevizli sos ve ıspanak ile servis edilen Patagonya midyelerini mutlaka tatmalılar. Burada da restorana giriş, Roma’yı andıran mermer sütunları arasından ancak bu defa sizi içeride eski bir kayıktan dönüştürülmüş masa üzerinde Santiago'nun belki de en orijinal yemekleri ağırlıyor olacak.

Ky:

Ky, Santiago’nun her daim akına uğrayan, en hip buluşma mekânlarından biri. Hem bar hem de restoran olarak hizmet verilen yerin Buddha Bar konseptli iç dekorasyonu ve menüsü mekânın sahibi ve şefi olan Juan Pablo İzquerdo’dan soruluyor. Avenida Peru’nun gizli saklı bir köşesine yerleşmiş, kapısındaki basit tabela dışında hiçbir işareti bulunmayan restoranda akşam yemeğinizi Güney Asya’nın en güzel porsiyonları ve Güney Amerika’nın en sıcakkanlı insanlarıyla birlikte yaşayabilirsiniz.

Ichiban:

Japon mutfağının benzersiz sushi kültürü, Ichiban'la Santiago’nun genç ve dinamik nüfusunun kodlarına işleniyor. Finans merkezine yakın bir noktada bulunan bistro’da 'Kyoto roll' unutulmazlardan. İki katlı, ferah ve beyazlara bürünmüş modern iç mimarisiyle yenilikçi bir hava estiran restoran, ayrıca şehirde en iyi sushi’nin adresi olarak adlediliyor.

Europeo:

Europeo, zamanın en hızlı aktığı bölgelerden biri olan Vitacura’da akşam yemeği öğünlerini modern Avrupa mutfağı ile taçlandırmak isteyenleri bekleyen şık bir nokta. Restoranın şefi Francisco Mandiola’nın esas uzmanlık alanı ise vitamin deposu Fransız mutfağı. Bu tek katlı geniş ve samimi mekânda kaz ciğeri, Fransız usulü ördek ve geyik gibi en sofistike tarifleri bulabilirsiniz.

Peumayen:

Latin Amerika’nın ilk yerli kabilelerinden olan Mapuçelerin dilinde, 'hayallerin yeri' anlamına gelen Peumayen’de bu topraklardan çıkan asırlık mutfak sanatını deneyimliyorsunuz. Şimdilerde şehrin bohemyasının sık sık uğradığı bir muhit olan Bellavista’da bulunan mekâna girdiğiniz anda sizi otantizm dolu ambiyans, yerli halkların ruhunu yansıtan renkli eşyalar ve ahşap döşemelere yansıyan loş bir ortam karşılıyor. Daha önce hiçbir yerde tatmadığınız yemekler burada incelikli bir pişirme veya marine tekniğiyle gerçekten 'hayal' tadında oluyor. Sakatat yiyebilen konukların ayrıca eğilmeleri gereken seçeneklere ve çiğ balık severler için muhteşem ceviche'ye dikkat çekiyoruz!


Atıştırılmalı!

Casa Gaho:

Bir evin salonu kadar rahat ve konforlu olan bu küçücük kafede okyanustan çıkan taptaze ürünler sunuluyor. Cana yakın mekânda enfes parmesan peynirli mideyelerinizi sipariş etmeden önce teftişinize Şili’nin dinçleştirici kokteyli pisco sour ile başlayabilirsiniz. Tercihini balıktan yana kullanacak olan konuklar Pablo Neruda’nın favorilerinden olan geleneksel balık yahnisi yani, 'caldillo de congrio' ile devam edebilirler pek tabii.

La Superior:

Mevzu bahis sandviç olunca kimileri bu basit gözüken yemeğin sokakta karşımıza çıkan pek çok sıkıcı örneğinin aksine ne kadar lezzetli olabileceğini tahmin edebilir; edemeyenler içinse La Superior var! Şili’nin Santiago’sunda dünya üzerinde en orijinal tatlarla donanmış farklı sandviç çeşitlerini egzotik bir Güney Amerika yorumuyla deneyebilirsiniz. La Superior, bu anlamda kentin en işlek noktalarından biri olmakla beraber 'chacarero' yani et, avokado sosu, ince dilimlenmiş sebzeler ve fasülyeden oluşan bir karışımı var ki o hepsini önüne çıkıyor.

Paula A.:

Şansa ve bir o kadar da azme olan inançlarını kaybetmeyenlerin dikkatine sunulan geleneksel bir nokta: Paula A. Hayatlarında en az bir kere piyango bileti alanlar, Eminönü’ndeki Nimet Abla’nın kültürel belleğimizde nereye düştüğünü bilirler. İşte Paula A. da Güney Amerika’nın hiç değişmeyen lezzeti puf böreğini andıran şekliyle empanadas’ların en sıcak çıktığı yer. Küçük mü küçük bir büfenin önünde karşılaşacağınız kuyruğu görünce Eiffel Kulesi’ne çıkacağınızı sanabilirsiniz ama biz mutlaka bekleyip denemenizi öneriyoruz.

Club La Feria:

Latin Amerika’nın egzotizmiyle dinamik şehrin elektro sound’u birleşiyor Club La Feria’da. Mekân açıldığından bu yana, misafirlerine gerçek elektro müziği ve kaliteli ses sistemiyle kulak vermenin keyfini yaşatıyor 15 yıldan bu yana. Tony Mass ve Marcelo Umana ekolünü takip eden ekip şimdilerde Felipe Valenzuela, Andre Butano ve Alejandro Vivanco gibi isimlere dikkat kesiliyor. Loş kırmızı ışıkların ve pırıltılı avizelerin süslediği bu kulüpte geceyi havuz başında şehir ışıklarını seyrederek geçirmek de mümkün.

Bar Constitucion:

Santiago’nun giderek daha da canlanan semtlerinden biri olan Bellavista’da karşılıyor bizi Bar Constitucion. Yerini bulamayıp kaybolma ihtimaliniz pek düşük, zira herkes bu kulübün gece hayatı için en ideal adreslerden biri olduğunu biliyor. Günlere göre farklı DJ setlerle sahneye çıkan mekânın en çok ilgi gören programı cumaları “Freestyle Club” ve cumartesileri “Ultrabailables”. İster cuma günü yorgunluğunu şarkılara gönlünüzce eşlik ederek geçirin, isterseniz de bir diğer programda vücudunuzu kavuran ritimlere kulak verin.

Club De Jazz:

Club de Jazz, Santiago’da tek katlı bir ev sıcaklığıyla bekliyor gerçek sahiplerini. Onun bahçesinden ve sahnesinden kimler geçmedi ki? Şehirde canlı müzik dinlenebilecek en iyi adres olarak gösterilirken, 1943’den beri getirdiği mirasıyla aynı zamanda Şili’de caz’ın öncülerinden. Herbie Hancock, Club de Jazz sahnesinde “Watermelon Man”i mi çaldı bilemiyoruz ancak onun bastığı yeri mabed belleyecek hedonist ruhların buraya mutlaka gelmesi ve Şili’ye ruh veren bebop’lara dikkat kesilmesi gerekir.

Havana Salsa Restaurant:

Havana Salsa Restaurant ile Şili’de Havana rüzgârları esiyor. Kapılarını ilk defa 1996’da açtığında festival havasında geçen grup yemekleri ve ardından başlayan kıvrak salsa ritimleri ile hayrete düşen Santiago sakinleri artık bu mekânda geçen salsa gecelerini fazlasıyla benimsemiş durumda. Gece hayatı, kabare havasında geçen müzikli ve kostümlü şovları, profesyönel dansçılarıyla ünlü Küba geceleri Santiago’da canlanıyor. İnsanı yerinden zorla kaldırabilecek güçte olan bu latin ritimlerine kendinizi kaptırabilir ve hatta bilen birilerinden adımları öğrenebilirsiniz.

Alışveriş

Central Hall:

Central Hall enerjinin hiç eksik olmadığı başka birçok butik ve sanat galerisiyle dolu Lastarria’da hem dünyaca ünlü markalarını hem de Şili’de yetişen yerli tasarımcıların ürünlerini bir araya getiriyor. 2001’de açıldığından beri burası bağımsız tasarımcıların birlikte çalışıp nefes aldığı moda sahnesinde özgün duruşun sağlandığı bir yer. Geniş bir evin boş salonunu andıran mekânda beğeniye sunulan el yapımı t-shirt’lere bayılabilirsiniz.

Ulises:

Lastarria’nın son yıllarda değişen yüzünün simgelerinden biri Ulises. Semtin keşmekeşini, kalabalığını arkanızda bırakıp kendinizi atabileceğiniz bir sığınak âdeta. Geniş bir Latin Amerika edebiyat seçkisine sahip olan bu cana yakın kitapçıda çalışanlar da en zor soruları cevaplamak için hazır bekliyor.


Görülmesi Gereken Yerler

Cementerio General:

Cementerio General, Şili’nin kültürel ve politik geçmişine ışık tutuyor. İlk olarak 1821’de Bernardo O'Higgins tarafından kurulan mozolyum aynı zamanda şehrin en büyük parklarından biri. İki milyonu aşkın kişinin küllerinin bulunduğu yerde Şili’nin en önemli isimleri de yer alıyor. Başta devlet başkanları olmak üzere 1973’te Pinochet’nin darbesiyle devrilip intihar eden sosyalist devlet başkanı Salvador Allende’nin mezarı da Cementario General’da. Kültür turunuzu tamamladıktan sonra parkın dinlendirici atmosferine katılabilir, palmiyelerin arasında bir yürüyüşe çıkabilirsiniz.

Villa Grimaldi:

Geçmişte darbeler ve silahlı çatışmalara sahne olan Şili’de Pinochet’nin 1973 darbesiyle iktidara gelmesinin ardından ülkede bir dizi insan hakları ihlali yaşanmıştı. Diktatörün 1974 ve 1978 yılları arasında sadece Villa Grimaldi’de yaklaşık 4500 kişiye işkence yaptırdığını ve onlarca insanın öldüğü ya da ortadan kaybolduğu söyleniyor. Bir nevi insan hakları müzesi gibi işlev gören villa bugün artık Şili tarihini yakından tanımak isteyenleri ağırlıyor.

La Moneda:

Türkçe’de 'Darphane Sarayı' anlamına gelen Moneda’nın öyküsü 18. yüzyıla kadar uzanıyor. Joaquin Toesca tarafından gerçek bir darphane olarak tasarlanan bina 1846’da Başkanlık Konutu olarak kullanılmaya başlamış. İçeri girişin rahat olduğu bina, aynı zamanda Pinochet’nin sarayı kuşattığı sırada Allende’nin kendini vurduğu yer. Sarayın bahçesinde bulunan çeşmeye bozuk para atıp barış ve huzur dilemek güzel bir plan olur...

La Chascona:

Dilimize çevrilmiş sayısız şiirin sahibi ve modern zamanların en iyi şairlerinden biri olarak kabul edilen Pablo Neruda ve hayatının bir kısmını gizli aşkı Matilde ile geçirdiği evi ziyarete açık. Sahip olduğu üç evden, Neruda Vakfı’nın bulunduğu 'La Chascona' Santiago’da. Mimariye özel bir ilgi duyan, kendi yaşadığı evleri de büyük bir özenle seçen şairin evi büyük bir sanat galerisini andırıyor. Kendisinin ve Matilde’in portreleri ve dünyanın dört bir yanından toplanmış sanat eserleri, üzüm salkımlarının altında kalan serin bahçeli evin duvarlarını süslüyor.

Bağ Turları:

Bu kadar yol gelmişken ülkenin merkezine daha yakın bir yerde konumlanmış ve dünya çapında kalitesiyle ün kazanmış üzüm bağlarını keşfe çıkmak gurmelere layık bir karar olur. Santiago’dan 45 dakika uzaklıkta üretilen enfes şaraplar genellikle Concha y Toro, Errázuriz, Cousiño Macul ve Undurraga gibi bağlarda damıtılıyor. Latin Amerika’nın sunduğu bu maceraperest geziye katılıp, yerel şarapları başka ellere geçmeden önce tatma fırsatını yakalayabilirsiniz.

Valparaiso:

Santiago’ya 90 kilometre uzaklıkta bulunan bu liman kenti ana akım gezi rotalarının dışında kalması nedeniyle hâlâ keşfe açık, özgünlüğünü bozmamış küçük bir şehir. Burada Şili’nin gerçek sokak ruhunu koklayabilir, binaların üzerine yapılan devasa boyutlardaki renkli grafitilerin arasından geçerek Pablo Neruda’nın 3. evinin bulunduğu, hatta adına şiirler yazdığı evi 'La Sebastiana'’yı ziyaret edebilirsiniz.


Kitaplar & Filmler

“Nedir bu toprağın zenginliği?
Gün neden günle kapanıyor?
Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda?”

Dizelerin sahibi, Latin Amerika’nın yetiştirdiği en büyük şairlerden olan Pablo Neruda’nın dilimize kazandırılmış şiirleri sizlere bu toprakların ruhunu verecek. Şehrin sokaklarını gezerken eserlerinin bir kısmını Santiago’daki evinde kaleme aldığını unutmayın!

The Postman:

David Brin’in bilimkurgu alanında verdiği eser Kevin Costner’ın yönetmenliği altında beyaz perdeye yansıyor. Apokaliptik bir dünyada insanlığa gerekecek ilk şeyin postacılık olması hikâyeyi ve tabii filmi ilginç kılan noktalardan biri.

Aman Aman!

Ant Dağları’nın tüm büyüleyiciliğiyle çevrelediği Santiago’yu Cerro San Cristóbal’ın tepesiden izlemek bambaşka bir deneyim. Karlı dağların kavrulmuş kumlarla 1 saatte birleşiyor olmasına başka nerede tanık olabilirsiniz? Şehrin baş döndürücü gün batımlarına tanık olmak, heybetli Meryem Ana heykelini ziyaret etmek hiç de zor değil. Bellavista’dan kalkan fünikülere atlayabilir, pek çok insanın yaptığı gibi tepeyi yürüyerek ya da bisikletinizle tırmanabilirsiniz. Biz en azından yarım gününüzü ayırmayı göze alın diyoruz.

Sıkıcı Bilgiler

Latin Amerika topraklarından elbette sigara ve puro almadan dönmeyeceğinizi tahmin ediyoruz. Üretim şekli, kokusu gibi özellikleriyle tütün sevenlerin akıllarında yer eden bu ürünler için ülke giriş çıkışlarında kısıtlama var, güncel bilgi için seyahat tarihlerinizde kontrol etmeyi unutmayın.

Gittikleri her ülkede farklı lezzetler keşfetmeyi özellikle gastronomi haritalarına yeni yerler eklemeyi seven gezginlerin en çok sevdiği bölümdür bahşiş konusu. Her şehrin kendine has alışkanlıkları olduğu gibi Santiago’da genellikle %10 olarak öngörülüyor.

Aralık'ta Nereye?

Aralık'ta Nereye?

“Santiago”