Seul Elinizin Altında

'Sabah sakinliğinin şehri' olarak bilinen Seul, içinden çıkılmaz adres sistemi ve lisan bariyerleri sebebiyle keşfe gelenleri bırakın sakinleştirmeyi cinnet geçirme noktasına bile sürükleyebilir demiş bir bilge seyyah... Hak vermesine veriyoruz ama sırf bu yüzden de gidip görmemeyi, köşelerine saklanmış gizli hazineleri keşfetmemeyi, cıvıl cıvıl sokaklarında alışveriş yapmamayı göze alacak değilsiniz ya, bu 10 milyondan fazla Güney Koreli'ye ev sahipliği yapan başkenti!

İyisi mi biraz bolca vakit bırakarak planlamalı Seul seyahatinizi. Modern ile geleneksel olanın, teknolojik ile tarihi olanın birbirine girdiği, kaynadığı, kaynaştığı bu şehirde ne de olsa yemeklerini tatmak isteyeceğiniz onlarca restoran, ziyaret etmek isteyeceğiniz onlarca müze, tınılarıyla dans etmek isteyeceğiniz onlarca bar ve kulüp sizi bekliyor.

Seul

En İyiler

Ritz Carlton Seoul:

Psy sayesinde hepimizin neredeyse doğduğumuz mahalle kadar iyi bildiğimiz Gangnam mahallesinde yer alan Ritz Carlton konfor ve lüks konusundaki tescilli uzmanlığını Seul'da da konuşturuyor. Ziyaretçileri dev sütunların karşıladığı bu 375 odalı, 6 restoran seçenekli muhteşem otelin şehir manzaralı modern odalarında Uzakdoğu'ya has misafirperverliği her detayda yakalayacaksınız. Şehrin hareketliliği sizi yorduğunda dinlendirici, dinçleştirici bir mola vermek için güneşlenme terası bulunan kapalı yüzme havuzu ve saunaya gidebilir, yoga derslerine katılabilir veya açık golf egzersiz alanından yararlanabilirsiniz. Molanız gün ortasında değil de gün sonunda olacaksa The Ritz Bar'da canlı performanslar eşliğinde içkinizi yudumlamak da güzel bir alternatif olacaktır.

The Shilla Seoul:

Seul'de konaklarken lüksten mahrum kalmak istemeyenlere ideal bir adres sağlayan The Shilla, bir alışveriş pasajının yanı sıra Kore, Çin, Japon, Fransız ve dünya mutfağından lezzetler sunan 5 farklı yemek mekânına ev sahipliği yapıyor. Yemeklerin lezzetine karşı koyamayıp fazla kaçıranlar ise açık/kapalı havuz, spor salonu, golf sahaları ve fitness kulübünden faydalanabilir, hatta yoga ve aerobik derslerine katılabilirler. Sıcak renklerle döşenmiş, tablo gibi manzaralar sunan odalarını terk etmek zor gelecektir; ama bu konuda da çok cazip bir teklifi var, The Shilla'nın: sizi Dongdaemun ve Myongdong alışveriş bölgelerine ücretsiz olarak götürüp getiriyor.

Conrad Seul:

Yeouido'nun merkezindeki güzel Han Nehri'ne bakan 5 yıldızlı Conrad Seul'un geniş ve lüks odalarında Apple marka eğlence sistemleri eğlencenizin dört dörtlük, Nespresso makinesi kahvenizin ağzınıza layık olmasını garanti altına alırken otelin spa bölümü de hem bedeninizin hem de ruhunuzun dinginleşip dinçleşmesinden sorumlu. Karnınız mı acıktı; hiç problem değil! Otel içinde yer alan 37 Bar and Grill'de sulu bir hamburger, Zest Restaurant'da uluslararası bir mutfak veya Atrio'da İtalyan spesiyaliteleri sizi bekliyor.

Seoul Park Hyatt:

Park Hyatt İstanbul'dan da yakınen bildiğimiz şıklık ve konfor uzmanı Park Hyatt, Seul'da da sevenlerini hayal kırıklığına uğratmıyor. Ağırlıklı olarak doğal meşe ve taş kullanılmış olan şık konuk odalarının ve süitlerin hepsi boydan boya şehir manzaralı. Odanızdan çıkmayı ancak otelinizden çıkmamayı tercih ettiğiniz akşamlar için ızgara et ve deniz ürünleri ile ev yapımı makarnalarda uzman kabul edilen Cornerstone, otantik Kore ve Batı yemekleri uzmanı kabul edilen The Lounge veya sake ve soju barıyla taze sashimi ve suşinin uzmanı Timber House emrinize amade.

Banyan Tree Club:

Banyan Tree Club, diğer alternatiflerden farklı olarak oldukça küçük ve butik bir otel. Yeşillikler arasında, Namsan Dağı manzaralı, modern bir çizgiye sahip 34 geniş odası,her spa severin gönlünü fethedecek çeşitlilikte kürler sunun bir spa'sı, açık ve kapalı havuzları ve fitness imkânları bulunuyor. Ayrıca Granum Dining Lounge'da uluslararası mutfaktan çıkma parmak yedirten cinsten yemekleri deneyebilir; canınız odanızın manzarasının tadını çıkarmayı istiyorsa yemeklerinizle baş başa da kalabilirsiniz!

Bunlara Da Bakmaya Değer

Lotte Hotel:

Lotte Hotel'in bütün güzel özelliklerini sıralamaya başlamadan evvel içindeki Saon de Thé'de 33 çeşit çay servis edildiğini söylersek herhalde baştan büyükçe bir grubun kalbini fethetmiş oluruz! Ama diyelim ki sizin çayla aranız o kadar iyi değil; o zaman bilmelisiniz ki Lotte Hotel'in şehir manzaraları ve modern odalarında tüm ihtiyaç duyacaklarınız ve duymayacaklarınız sizin namınıza düşünülmüş ve yerli yerine yerleştirilmiş. Ayrıca otel restoranlarında yöresel spesiyalitelerin yanı sıra Fransız, İtalyan ve Çin dahil çeşitli mutfakların tadını çıkarabilirsiniz. Gününüzü otelde değil de şehirde mi geçirdiniz, o zaman da akşam yemeği öncesinde kapalı yüzme havuzunda yüzmenin veya saunada ter atmanın keyfini çıkarabilirsiniz. Şehri kendi başına turlamak yerine bir bilenin görüşleri doğrultusunda hareket etmeyi tercih edenler için oteldeki tur masası, günübirlik geziler düzenliyor ve her türlü danışmanlık veriyor.

Marriott Hotel Seoul:

Yaklaşık 500 odası olan JW Marriott, ziyaretçilerinin tüm ihtiyaçlarını mükemmel bir şekilde karşılamayı aklına koymuş. 24 saat oda servisi gibi bildik hizmetler bir yana 11 farklı restoranı, kapalı yüzme havuzu, fitness kulübü; tırmanışı duvarı, dalış havuzu, kapalı golf ve squash kortu gibi saymakla bitmeyecek çeşitlilikte altyapıyı, konuklarının memnuniyeti için seferber ediyor. Burada konaklayıp aradığınızı bulamamak gibi bir şeyin söz konusu olmayacağının garantisini veriyoruz!

IP Boutique Hotel:

Popüler bir semt olan Itaewon'da, Seul Kulesi ve Namdaemun Pazarı'na 10 dakikalık kısa bir sürüş mesafesinde yer alan IP Boutique Hotel, 133 odasının her birinde şıklıkla konforu, sanatsal duvar resimleri ve ayna gibi detaylar kullanarak zarif bir şekilde buluşturmuş. Otel, karnı acıkan misafirlerini gün boyunca batı yemeklerinden oluşan bir açık büfeyle hizmet veren Café Amiga'da ağırlarken şehri gezmeye doyamayanları ise otelin gezi masası tatmin edici geziler organize ederek mutlu kılıyor. Sizin için mutlu son, bir fincan mis kokulu kahve ise o zaman da Deli Amador'da fırından yeni çıkmış hamur işleri eşliğinde mis kokulu kahvenin tadını çıkarabilirsiniz.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

The Barn:

İşte et-sevenlerin çok beğeneceklerinden emin olduğumuz bir adres: The Barn. Özellikle kuru-dinlendirme yöntemiyle hazırladıkları etleriyle nam salmış olan The Barn'da öğle yemekleri 12:00 ila 18:00, akşam yemekleri ise 18:00 ila 22:00 arasında servis ediliyor. The Barn'ın meşhur şefi Ho Park, et yemeklerinde kullanılabilecek en iyi sosun hardal olduğunu duşündüğünden menüsüne, farklı etlerle deneyebileceğiniz farklı hardal çeşitlerini de dahil etmeyi ihmal etmemiş.

Play Pot:

Kendini bir 'Boonsik restoranı' - pahalı olmayan ve genellikle sokak standlarında satılan yerel Kore yemekleri - olarak tanımlayan Play Pot, Lim Tae Hee tasarım stüdyosunun elinden çıkma. Her ne kadar bugüne kadar Lim Tae Hee'yi tanımamış olsak da Play Pot'a bakar bakmaz bir ustanın imzasını taşıdığını hissetmiştik. Menü derseniz kısaca sokak yemeklerinin bir gurme dokunuşu ile değiştirilmesi, yorumlanması olarak tarif edebiliriz. Ancak daha çok konuşup iyice kafanızı karıştırmayalım; iyisi mi gelin kendiniz tadın. Bu arada 'carbonara tteokbokki' ve 'shrimp fries'i denemeyi de sakın ihmal etmeyin!

Allo Paper Garden:

Çok sofistike olmayan, biraz kıyıda köşede kalmış, saklanmış, sıcacık bir yer Allo Paper Garden. Vintage masaların ve iskemlelelerin yerleştiği o zarif bahçesinde çok lezzetli makarnalar üzerine de tadı damağınızda kalacak bir crème brulée yemeyi sakın ihmal etmeyin!

Galbi Restoranları:

Koreliler de bizler gibi barbekü seven bir millet; hatta belki bizden de daha çok seviyorlar! Hangi köşeye dönseniz karşınıza bir barbekü restoranı yani 'galbi' çıkıyor. "Sayılı günümüz var, gelmişken en iyisinde yiyelim," diyenler için işte üç favori adres:

Mapo Sutbul Galbi:

Şehrin 'trendy' bölgelerinden Apgujeong yakınlarında, Nonhyun bölgesindeki bu galbi, 24 saat açık ve Kore'nin meşhur simalarının da favori noktalarından. Bu sebeple bazı masaların ünlülere ayrılmış olduğuna şahit olabilirsiniz. Ancak 250'ye yakın oturma kapasitesi ile elbette sizi de oturtabilecekleri bir köşe bulacaklardır. Siz siz olun sakın kalabalığın sizi yıldırmasına izin vermeyin ve 'wang-seng-galbi'yi denemeden eve dönmeyin!

Byeokje Galbi:

Geleneksel olsun ancak şıklığından da bir eksiği olmasın isterseniz doğru adres Byeokje Galbi. Sabah 11:00 akşam 22:00 arasından 'fine-dining' konsepti ile galbi hazırlayan restoran, şehirdeki en iyi adreslerden biri olarak rüşdünü ıspatlayalı bayağı oldu. Hiç tereddüt etmeden yer ayırtabilir, muhteşem lezzetteki yemeklerinin tadını çıkarabilirsiniz.

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

La Categorie:

"Bize sadece bizi bilenler gelsin," demenin bir başka yolu La Categorie. Dışarıdan bakıldığında şehrin crème de la crème restoranını çatısı altında barındırdıği hiç ama hiç belli olmayan bir binada, ne bir işaret ne bir tabela: La Categorie'ye Hoşgeldiniz! Baş şef Lee Hyungjun'un yönetimindeki mutfaktan Fransız füzyon mutfağı olarak tarif edilebilecek bir mutfağa has yemekler çıkıp geliyor sofranıza. Batı mutfağının Korelilerin damak zevkine uyarlanmış halleri de denebilir. Eğer La Categorie'de bir akşam yemeği yiyecek olursanız 'Lobster Bisque'' ısmarlamanızı şiddetle tavsiye ederiz. Ufak bir hatırlatma; restoran çok revaçta olduğu için rezervasyon yaptırmak akıllıca olur.

Elbon - The Table:

Seul'un en şık ve yeni alışveriş komplekslerinden Elbon'da yer alan The Table'da meşhur şef Choi Hyun Seok imzalı bir mutfağın sihrine tanık oluyorsunuz. Seul'un en meşhur İtalyan restoranı La Cucina'da 12 yıllık deneyimi arkasına alan Seok The Table'da ızgarada pişirilmiş etten ıstakoza uzanan bir yelpazade birbirinden lezzetli yemekler sunuyor ziyaretçilerine. Güzel bir alışveriş sabahından sonra zil çalan karınları memnun etmek için ideal!

Poom Seoul:

Poom Seoul'da yemek demek prensip demek; şakaya gelir yanı yok, ciddi iş kısacası! İlk olarak odak, zamanında ülkenin elit kesimlerinin evlerinde, malikanelerinde sunulan geleneksel mutfağın - bir nev'i saray mutfağının - yeniden yaratılması; ikinci odak ise mevsimsellik; başka bir deyişle Kore'de mevsimlerin birbirlerinden gayet belirgin çizgilerle ayrılıyor olmasından kaynaklanan mevsimsel malzeme değişimlerine titizlikle sadık kalarak yemek pişirilmesi... Nasıl, daha okurken siz de ciddileştiniz değil mi? Ama bu gözünüzü korkutmasın, mutfak arkasındakiler ne kadar ciddi olursa orayı ziyaret edenler de o kadar mutlu ayrılır!

La Cucina:

Bir kolu ta Amerika'ya kadar uzanan, her vantusundan ayrı lezzet akan bir İtalyan lokantası La Cucina; hatta şehrin en meşhur İtalyan lokantası. Öyle ki, orada çalışmış, mutfağında mürekkep yalamış bir şef demek, çok ama çok iyi bir şef demek. Öğlenleri 12 ila 2 buçuk; akşamları 6 ila 10 arasında hizmet veriyor. Kore yemeklerine bir ara vermek istediğinizde muhteşem makarnalarının tadına bakmayı düşünebilirsiniz.

Doore:

Sekiz adet küçük yemek odasından oluşan Doore'da yemek yiyebilmek için önce Doore'u bulmanız gerekir! Kore atasözü gibi geliyor kulağa değil mi! Ancak gerçekten de Insa-dong'un arka kısmına saklanmış olan bu restoranı bulmak için neredeyse gerçeküstü güçlere ihtiyaç duyuyor insan. Lakin yemeğin lezzeti iyi olmaya görsün; her yere gidilir, her adres bulunur! Doore'nin sahibi Lee Sook Hee 23 yıl önce annesinden devraldığı restoranda ağırlıklı olarak klasikleri sunuyor; taviyemiz soğanlı krep (pajeon) ve haşlanmış tavuk (chilhyanggae).

Atıştırılmalı!

Dropp Organic Coffee:

Kahvenin ve baristalığın ciddiye alındıği bir şehirde adınız diğer kafelerin arasından sıyrılıyorsa bu işinizi iyi yaptığınızı gösterir! Ve evet, Dropp Organic Coffee kesinlikle bu işini iyi yapanlar grubundan. Buam-dong'da yaşayan Dropp Organic Coffee, arzu ederseniz gazetenizi ve şehir rehberinizi sükunetle okuyabileceğiniz sakin sessiz bir vaha... Hem de mis gibi kahve kokan bir vaha.

Bloom and Gouté Cafe:

Sinsadong bölgesindeki Garosugil son dönemde gittikçe artan bir popülerliğin keyfini sürüyor. Birbiri ardında açılan dükkânlar, sanat stüdyoları ve atölyeler, restoranlar, barlar ve kafeler... Bu kafelerin içinde bir tanesi var ki çok lezzetli tatlılar ve kahveler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda çiçekçi olduğu için misafirlerini evlerine uğurlarken ellerine de mis gibi bir buket tutuşturuyor. Otel odanıza çiçek götürmeyi düşünmeseniz de Bloom and Goûté'a gelip eggs benedict'li ve fırından taze çıkmış kiş'li bir kahvaltı edebilirsiniz. Tatlı sevenleri de ihmal etmeyelim; söylentiye göre dondurmalı brownie, çikolatalı pasta ve havuçlu kek de muhteşemmiş!

Take Out Drawing:

İşte yine bir kombinasyon ancak bu seferki çiçekçi değil sergi salonuyla kol kola girmiş bir kafe. İki kata yayılmış olan Take Out Drawing'de karnı acıkanlar benzersiz fırın mahsullerini yiyip organik içeceklerin tadına bakarken sanat düşkünleri de bu 'organik, çok-fonksiyonlu kültür alanı'nın ev sahipliği yaptığı sanat projelerine göz atabilirler.

B28:

B 28, canlı performanslara ev sahipliği yapan bir caz kulübü. Şehrin prestijli barlarından bir tanesi olarak bilinen mekân, kapılarını 20:00'da açıyor ve 22:30 civarlarında gecenin programı başlıyor. Kendine has bir takipçi kitlesi olduğundan rezervasyon yaptırmakta fayda var.

The Timber House:

Park Hyatt içindeki The Timber House pek çok ödül almış bir bar cenneti. Bu da ne demek diyeceksiniz; hemen açıklayalım: The Timber House içinde bir sushi/sake barı, bir viski barı, bir de kokteyl barı var. Bir tanesi seçmek tabii ki mümkün ancak hazır gelmişken, kokteyl barda çiçeklerle bezenmiş bir kokteylle başlayıp, ardından sushilerle karnınızı doyurup, viski barından da ağzınıza layık bir viski ile geceyi sonlandırmak kulağa hiç de fena gelmiyor, değil mi?

Vinga:

İlk kez 2005'te kapılarını açan Vinga gece hayatına girer girmez ciddi bir hayran kitlesi edinivermiş kendisine. Bir yandan rustik detayları, diğer yandan Grek ambiyansıyla mekân sadece damağa değil göze de hitap ediyor. İsmi Çincede ve Fransızcada 'şarap' anlamına gelen 'vin' kelimesi ve Çincede 'ev, hane' anlamına gelen 'ga' kelimesinin birleştirilmesiyle ortaya çıkmış. 800 civarında şarap bulabileceğiniz Vinga uzun sürecek bir gecenin ilk durağı olarak ideal bir adres. Şarabın yanında bir şeyler atıştırmayı tercih edeceklere de patates ve üzümle servis edilen çıtır tavuğu tavsiye ederiz.

Alışveriş

Åland:

Pek çoğuna göre şehirdeki en eğlenceli, en şık ve en 'tasarım' mağazalar listesinde ilk sıraya oturan Åland, süpermodellerin de favori alışveriş noktalarından biri. Koreli tasarımcıların tasarladıkları kadın/erkek giyim ve aksesuarlara özellikle Myeungdong bölgesinde yer alan ana dükkana gelip göz atmanızı tavsiye ederiz. Mağazanın tasarımı bile tek başına buraya gelmek için yeterli sebep.

Push Button:

Push Button moda takipçilerinin kesinlikle büyüteç altına almaları gereken bir marka. Yarattığı her bir koleksiyonu, Supernormal Stimuli, Moon Crystal Power veya Promise Forever Young gibi yaratıcı ve hayal gücünü harekete geçiren, insanın merakını dizginleyemediği isimlerle tanıtan markanın ürünleri arasında erkek giyim, kadın giyim, gözlük ve çanta gibi aksesuarlar bulunuyor. Arzu ederseniz internet üzerinden de alışveriş yapabiliyorsunuz.

Elbon The Style:

Çatısı altında topladığı altı markadan Andrea Mabiani hariç diğer tümünün eksklusif satış haklarını elinde tutan Elbon The Syle, daha içeri girer girmez, ahşabın ağırlıklı olarak kullanılmasından kaynaklanan sıcak ama bir o kadar da şık ve cazip tasarımıyla, "Evet, alışveriş içın doğru adresteyim!" dedirtiyor. Ondan sonrası size, ne kadar vakit ve para harcamak istediğinize kalmış; Zanellato'nun çantaları da çok şık, LD Tuttle'ın botları da!

Flow:

Biraz Helmut Lang, biraz Diesel diyelim; kısaca hem şık, hem farklı, hem de biraz asi ve bir yandan da sade... Biz hayran olduk; hiç bir şey olmasa o gösterişli deri bilekliklerden bir tane kapmazsanız evde yolunuzu gözleyenlerden birileri muhakkak darılacaktır; bizden uyarması!

Garosugil:

Seul'da alışveriş sevenlerin kalbini fethedecek bölge hiç kuşkusuz Garosu-gil. Sinsa-dong'da yer alan bölgenin adı, ağaçlar dizilmiş sokaklar anlamına geliyormuş. Bölgede bol miktarda minik butikler olduğu gibi alışveriş seanslarınıza ara verebileceğiniz, yorgunluk atıp susuzluğunuzu veya açlığınızı bastırabileceğiniz pek çok kafe de bulunuyor.

Görülmesi Gereken Yerler

Simone Handbag Museum:

Garosugil'i gezmeden dönmeyeceğinize emin olduğumuz için hemen bu müzenin hatırlatmasıyla başlayalım istedik. Dünya çapında bir çanta koleksiyonuna sahip olan müze, sadece çanta severlerin değil müzeler ve müzecilikle ilgilenenlerin de çok ilgisini çekeceğini düşünüyoruz. Alışık olduğumuz antik sanat veya modern sanat veya çağdaş sanat müzelerinden apayrı bir konuya odaklanmış olan bu müzeyi gezmek güzel bir değişiklik olacaktır.

Leeum Samsung:

Üç uluslararası çapta mimarın tarzını bünyesinde birleştiren Leeum Samsung müzesi, birkaç yıl süren bir hazırlık döneminden sonra Kore ve dünya sanatından örneklerin sergileneceği uluslararası sanat ve kültür arenası olarak kapılarını açmış. Müze 1, Müze 2 ve Samsung Child Education and Culture Center olmak üzere 3 ana bölümden oluşan müze, kurucusunun vasiyetine uygun olarak, sanata duyduğu aşkı ve bu aşk peşinde topladığı geniş sanat koleksiyonunu halka açmak, bunun yanı sıra geçici sergiler düzenleyerek sanatın sanat severlerle buluşmasına katkı sağlamak üzere kurulmuş. Özellikle Kore sanatına dolu dolu bir bakış atmak isteyenlere kaçırılmaz bir fırsat sunuyor...

AA Design Museum:

İşte gerçek bir tasarım müzesi! En alt katında yani yerin iki kat altında endüstriyel tasarımlarla başlayan koleksiyonun asrın ortasına ait vintage parçalarını bir kat üstünde, İskandinav tasarım işlerini bir diğer katta ve son olarak Bauhaus parçaları ve çağdaş tasarımları ise en üst katta gezebiliyorsunuz. Müzenin çatısı altında ayrıca "aA Life Shop" ve tam da bir tasarım müzesine yakışır bir kafe bulunuyor. Hem müzeyi, hem de kafesini muhakkak görün.

Cheong Gye Cheon Museum:

Resmi olarak 26 Eylül 2005 yılında açılan müzenin dışından baktığınızda ilk anda dikkatinizi çekecek olan cam dış ünite, Seul'un kalbinden geçen Cheonggyecheon nehrini sembolize ediyor. İçine girdiğinizde ise sizi bir kalıcı sergi salonu, bir geçici sergilere ayrılmış sergi salonu, bir oditoryum ve bir de çocuk merkezi bekliyor olacak. Aktif olarak yönetilen müzenin programında sizin orada bulunacağınız tarihlerde neler olduğuna bir göz atmanızda fayda var.

Kitaplar & Filmler

İlk söylenişte aklınızda pek çok Güney Kore filmi ismi uçuşmayacaktır belki ama aslında tahmin ettiğinizden çok daha fazlasını bildiğinizi temin ederiz. Ancak biz onları Güney Kore'den çıkmış veya Güney Koreli yönetmenler tarafından çekilmiş halleriyle değil, Hollywood'un uyarlama haklarını satın almasının ardından piyasaya sürüldükleri halleriyle tanıyoruz; "The Lake House", "My Wife Is A Gangster", "Oldboy", "My Sassy Girl", "A Tale Of Two Sisters" bunlardan sadece birkaçı...
Eğer orijinali bozulmamış Kore filmleri izlemek isterseniz, Kuzey Koreli bir ajanın Seul'da darbe girişiminde bulunması hikâyesini anlatan 1999 yapımı "Shiri"yi seyredebilirsiniz.

Aman Aman!

Şehri yakından tanımak, farklı bölgelerini rehber eşliğinde gezmek isterseniz Seul şehrinin organize ettiği rehberli ve ücretsiz yürüyüş turlarına katılabilirsiniz. Her yerde olduğu gibi burada da inançlar kutsal ve herkesin saygılı davranması bekleniyor. Tapınak ziyaretlerinde doğru davranış kodları çerçevesinde hareket edilmesi gerekiyor.

Sıkıcı Bilgiler

Güney Kore'de alkol tüketiminde aranan minimum yaş 19. Umuma açık alanlarda alkol tüketimi yasak değil ancak alkollü bir haldeyken bir vukuata sebep olunması halinde ister istemez gerekli işlemler takip edecektir.

Seul'un umumi taşımacılık sistemi, oldukça başarılı. Metro hatları sabah 5:30'dan gece yarısına kadar çalışıyor; durak isimleri Çince ve İngilizce olarak da tabelalandırılmış.

Konakladığınız yerin ve gitmek istediğiniz tüm adreslerin yerel dildeki isim ve adreslerinin yazılısını cebinizde bulundurmak sizi olası sıkıntılı saatlerden kurtaracaktır.

Bankalar ve resmi kurumlar 9:00 - 16:00 arasında çalışıyorlar.