Toronto Elinizin Altında

Dünyanın tüm renklerini bir arada sunmaya muktedir bir kent Toronto. Modern zamanların gökdelenlerle yükselttiği bir kent olsa da hiçbir zaman elini eteğini doğadan çekmemiş, yoğun şehir yaşantısına kendini kaptırıp kibarlığı ve hoşgörüyü unutmamış, 'yarı ütopik' bir diyar…

Geniş caddeleri, her biri özel bir mimarinin ürünü olan gökdelenleri, gurme restoranları, ışıltılı mağazaları, her daim aktif galerileri ve ünlü gece kulüpleriyle burası aynı anda pek çok farklı kozu birden elinde bulunduruyor. Hem de bunları zahmetsizce, kargaşa ve gürültü yaratmadan sunuyor sınırları içindeki herkese.

Toronto’nun nüfusundaki çeşitlilik bu şehrin yaşantısını da çoklu kılıyor. Burada farklı kültürlerin bir arada sergilediği uyumu görünce şaşırmamak elde değil. Zaten Toronto’yu eşsiz kılan da bu kültürel zenginliği ve bunların yanı sıra her daim kendini hissettiren hoşgörüsü.

Evet, Toronto’dan bahsederken sanki kocaman bir hayali anlatıyormuşuz gibi gelebilir ilk anda ama dünyanın en yaşanılası kentleri sıralamasında her yıl üst basamaklarda bulunan bu kenti gördükten sonra bize hak vermeniz fazla uzun sürmeyecek.

Toronto

En İyiler

Fairmont Royal York:

Toronto’nun artık bir tür klasik haline gelmiş otellerinden Fairmont Royal York. Zaten şehre adım attığınıza gözünüze ilk çarpacak binalardan biri burası olacak. 1929 yılında kapılarını açan Fairmont Royal York’un tarihi ve ihtişamlı mimarisi burayı eşsiz bir yer haline getirmiş. Otelin dış cephesindeki harika detayların izlerini iç dekorasyonunda da bulmak mümkün. Evet, 1365 odanın hepsi de klasik ve sade dekore edilmiş olabilir ama otel lobisiyle yemek salonu tüm heybetiyle önünüzde açıldığında büyülenmiş gibi hissedeceksiniz kendinizi. Merkezi konumu sayesinde şehrin pek çok bölgesine sadece birkaç dakika uzaklıkta olan Fairmont Royal York misafirlerinin tüm ihtiyaçlarına göre servis sağlıyor.

The Hazelton Hotel:

Klasik 5 yıldızlı otellerden çok daha farklı ambiyansıyla öne çıkıyor The Hazelton. Buranın çağdaş iç dekorasyonu şık detaylarla donatıyor tüm oteli. Eşsiz sanat koleksiyonu ise The Hazelton’ı daha da sofistike kılıyor. The Hazelton 62 odası ve 15 süitinde lüksü ve konforu zahmetsizce bir araya getiriyor. Oldukça kapsamlı bir spa merkezi bulundan otelin Fransız ve İtalyan mutfaklarından lezzetler sunan restoranı ONE ise Toronto’nun en meşhurlarından. Şehrin en gösterişli bölgelerinden Yorkville’de bulundan The Hazelton size özel bir Toronto deneyimi yaşatacak.

Park Hyatt Toronto:

Toronto’nun en sofistike bölgelerinden Yorkville’de bulunan Park Hyatt, çağdaş tasarımında lüksü öne çıkarıyor. Birinci sınıf bir hizmet anlayışına sahip olan otelin odaları konforu başköşeye koyan sade bir dekorasyona sahip. Fitness ve spa salonlarıyla misafirlerini sağlık ve rahatlıkla sarıp sarmalamayı kendine görev belleyen otelin, leziz mi leziz gurme deneyimlerine açılan 3 ayrı restoranı da bulunuyor. Park Hyatt’ın 18. kattaki teras barı ise kaliteli bir içki eşliğinde Toronto manzarasını seyre dalmak için ideal!

Trump Hotel Toronto:

Kapılarını Ocak 2012’de açan Trump Hotel, Toronto’nun yenilerinden sayılır. 276,9 metre yüksekliğindeki ihtişamlı bir gökdelende bulunan Trump Hotel’in 260 odası ve 109 özel dairesi bulunuyor. Gösterişli dekorasyonuyla lüks hizmet anlayışını birleştiren otelde spa ve fitness alanları, kapalı yüzme havuzu ve bir de şeflerin elinden çıkma lezzetler sunan STOCK Restaurant Bar & Lounge bulunuyor. Toronto’ya tepeden bakmak için buradan daha iddialı bir yer olabilir mi?

Shangri-La:

Shangri-La zincirinin Toronto halkası olan bu otel Asya kültürünün dinginliğini yaşamak isteyenler için ideal bir yer. Uzakdoğu stilinde dekore edilmiş otelin sadelikle ve işlevselliği öne çıkararak döşenmiş. Tabii konuklarının konforunu da unutmadan... Kusursuz bir hizmet anlayışı benimseyen otelde bünyeyi rahatlattıkça rahatlatan spa bölümü, en son teknolojilerle donatılmış fitness salonu ve sporla dinlenmeyi bir arada sunan kapalı bir yüzme havuzu da bulunuyor. Toronto’nun ortasında size kendinizi bambaşka bir diyardaymış gibi hissettirecek Shangri-La...          

 

Bunlara Da Bakmaya Değer

Thompson Hotel:

Rahat ve sıcak ambiyansıyla size kendinizi evinizdeymiş gibi hissettirecek bir yer Thompson Hotel. 2010 yılında açılmış olan otel, şehrin finans ve eğlence merkezlerinden King West Village’da bulunuyor. Studio Gaia tarafından tasarlanmış olan otelin 102 odası da konforun ağırlıkta olduğu bir stilde döşenmiş. Modern bir şıklığa sahip olan Thompson Hotel’in odaları, yerden tavana kadar uzanan pencereleri sayesinde daha da ferah bir hal almış. Thompson Hotel’de, İtalyan, Amerikan ve Japon mutfaklarından lezzetler sunan üç ayrı restoran var. Otelin gurme konuklarına duyurulur!

Hôtel Le Germain:

Her tarafından rahatlık akan Hôtel Le Germain, konuklarını sıcakkanlı bir misafirperverlikle ağırlıyor. 6 farklı kategoride odası olan otelin tüm odaları sadelikle döşenmiş. Odaların sunduğu konfor ise gerçekten baştan çıkarıcı: tüm Toronto seyahatiniz boyunca buradan çıkmak istemeyebilirsiniz. Oteldeki tüm odaları süsleyen laleler ve Torontolu fotoğrafçı James Lahey’in eserleri buraya dinamizm katmış. Butik otellerin sempatik havasından vazgeçemeyenler için ideal bir otel burası...

Templar Hotel:

Çağdaş tasarımıyla Toronto’nun kimliğini en iyi yansıtan otellerden biri Templar Hotel. Minimal bir anlayışla dekore edilen otel 27 süitten oluşuyor. En yeni teknolojilerle donatılmış otelde şıklık kadar konfor da ayrı bir öneme sahip. Burada mutfağını şef Roberto Fracchioni’nin yönettiği Monk Kitchen’ın sıradışı dekorasyonu ve lezzetleriyle gurmeleriyle ilginç bir gurme deneyimi sunduğunu da ayrıca belirtelim.

Windsor Arms:

Windsor Arms, 28 süitiyle konuklarına kendini özel hissettiren bir yer. Klasik dekorasyonunda nostaljik bir hava yaratan Windsor Arms’ın bulunduğu binanın tarihi 1927 yılına kadar uzanıyor. Dekorasyonunda 1920’ler Fransa’sından çokça etkilenen otel konuk severliğini spa salonlarına, özel yapım çayların ikram edildiği çay salonuna ve önünüze krallar gibi sofralar kuran restoranlarına da taşıyor. Tabii otelin her bir yanına yayılmış gösteriş ve şıklıktan vazgeçmeden... Burasının seyahatinizi apayrı bir deneyime dönüştüreceğini önceden tahmin etmek hiç de zor değil.

The Drake:

Evinin rahatlığını Toronto’ya taşımak isteyenler fazla zahmet etmesin zira The Drake size her türlü konforu sağlamak için hemen oracıkta bekliyor olacak. Şehrin konsept otellerinden The Drake, tüm detayları özenle seçilmiş odaları ve orijinal dekorasyonuyla stil sahibi bir yer. Tüm bunları ve otelin çağdaş duruşunu gördükten sonra buranın tarihinin 1890 yılına kadar uzandığını duymak sizi biraz şaşırtabilir ama The Drake o zamandan bu yana sürekli yenilenen ve farklı konseptlerle konuklarının karşısına çıkan bir otel. Toronto’da geçireceğiniz günleri apayrı bir yere taşımak için The Drake’in harika bir alternatif olacağı şüphesiz.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Wish:

Sade ve özenli sunumuyla yemeklerin lezzetini kat be kat artıran bir restoran Wish. Buranın beyazlara bürünmüş ferah ve sevimli mekânı ise size öyle yemeğini bir keyfe dönüştürüyor. Burada brunch ve akşam yemeği de servis ediliyor. Öğle menüsünde ise ağırlık sağlıklı ve taze atıştırmalıklar, makarnalar, hamburgerler ile türlü et seçenekleri mevcut. Wish’te yemeğe oturmuşken şarap menüsüne ve bol çeşitli kokteyl listesine bakmayı ihmal etmeyin!

Nota Bene:

Nota Bene o kadar popüler bir restoran ki öğle yemeğinde masaları bir an bile boşalmadığından, gelmeden çok önce rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Torontoluların iş arasında ve öğle yemeklerinde sıkça tercih ettiği Nota Bene son derece şık bir ambiyansa sahip. Öğle yemeği menüsünde klasik seçeneklere yer veren Nota Bene’de kırmızı et sevenler için de beyaz et tutkunları için de alternatifler mevcut. Cuma günlerine özel olarak burada Fish & Chips servis edildiğini de ayrıca belirtelim. Öğle yemeğini kaliteli bir mekânda hakkını vererek yemek isteyenler için ideal bir yer Nota Bene.

Sotto Sotto:

Öğle yemeği için tercihiniz İtalyan mutfağından yanaysa sizi Sotto Sotto’ya alalım. Şık dekorasyonuyla cazibesine cazibe katan Sotto Sotto, Brad Pitt, Blake Lively, Rihanna gibi ünlüleri de ağırlayan bir restoran. Restoranın menüsünde oldukça lezzetli ve zengin makarna çeşitleri mevcut. Buranın nefis risotto’ları ise iki kişilik porsiyonlar halinde servis ediliyor. Bu yüzden paylaşacak şekilde sipariş etmeniz gerekebilir. Sotto Sotto için Toronto’nun en iyi İtalyan restoranlarından biri dersek abartmış olmayız.

Origin:

Klasik tarifleri sıradışı sunumlarla masanıza getiren Origin, gurme söz konusu oldu mu kalbi değişikliklerden yana atanlar için ideal. Öğle yemeğinizi renklendirecek Origin’in menüsü her damak tadına uygun seçeneklere sahip. Buranın atıştırmalıklarında mozzarella’ya apayrı bir yer ayrıldığını da belirtelim. Menüdeki tatlılar ise en az yemeklerin kendisi kadar övgüyü hak ediyor!

Patria:

Baştan söyleyelim: Patria, Toronto’nun en iyi 10 restoranı arasında arz-ı endam ediyor. Çağdaş dekorasyonuyla son derece şık bir duruş sergileyen Patria birbirinden lezzetli tapas’ları ve sangria’sıyla meşhur. Tek seferde pek çok farklı tadı bir arada tatmak isteyenlerin kolay kolay terk etmek istemeyeceği bir restoran Patria. Burada servis de yemeklerin kendisi de kusursuz!

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

Canoe:

Sadece Toronto’nun değil, tüm Kanada’nın en iyi restoranları arasında sayılıyor Canoe. TD Bank Tower binasının 54. katında, eşsiz şehir manzarasına karşı gerçek bir gurme deneyimi yaşatıyor burası. Canoe’nın son derece sade ve stil sahibi bir dekorasyonu var. Bu da burayı daha da prestijli kılıyor. Restoranın menüsünde ise klasik lezzetlerden hoşlananlara da farklı tatlar denemek isteyenlere de cazip gelecek pek çok seçenek mevcut. Çikolataya menüsünde apayrı bir yer veren Canoe’de, özel hazırlanmış çikolata soslu mercimek salatası ya da çikolatalı biftek gibi orijinal yemekler de bulunuyor. Restoranın şarap menüsü ise, dünyanın dört bir tarafından zengin bir seçki sunmakta.

Opus:

Sade dekorasyonlu mekânında belli lezzetlere odaklanmış bir menü sunuyor Opus. 'Fine dining' konusunda Toronto’daki en iyi adreslerden biri olan Opus’un şarap konusundaki gösterdiği özen ve emek karşılığında 2013’te ödüle layık görülmüş. Dünyanın 73 farklı ülkesinden 2500 çeşitte 52 bin şişelik bir şarap seçkisine ne kadar ödül verilse az... Orijinal sunumları sayesinde Opus’taki yemekler özel birer deneyim halini alıyor. 

Sassafraz:

Açıldığı günden bu yana Torontoluların favori mekânları arasında yer alan Sassafraz’ın kıymetini ünlüler ve turistler de çok iyi biliyor. Çağdaş tasarımının şıklığını tabaklarının eşsiz sunumuyla pekiştiren Sassafraz, şehrin gösterişli semtlerinden Yorkville’de bulunmakta. Menüsünü en taze yerel malzemelerle hazırlayan Sassafraz yemekleri için “Fransız etkileşimli Kanada mutfağı” tanımlamasını yapmış. Kaliteli mekânının da menüsünün de başköşesine yerleştiren restoranın neden bu kadar ünlü olduğunu kapısından içeri adımınızı attığınız anda anlayacaksınız zaten.

North 44:

Yemeklerinin lezzeti ve sunumu kadar mekânının şıklığıyla da dikkatleri üzerine çeken North 44, şehrin en ünlü restoranlarından biri. Şef Sash Simpson’ın mutfağını yönettiği North 44’un klasik tarifleri iştah kabartıcı tabaklar halinde önünüze geliyor. Fransa’dan Şili’ye uzanan çeşitleriyle oldukça zengin bir şarap menüsüne sahip restoranın kokteylleri de akşam yemeği keyfini birkaç adım öteye taşıyacak cinsten. Toronto’nun bir gastronomi merkezi olarak kimliğini daha yakından tanımak isteyenlerin planlarına North 44’ta yenilecek bir akşam yemeğini de eklemesi lazım.

Vaticano Italian Restaurant:

Ünlü isimlerin sıkça tercih ettiği Vaticano, İtalyan şef Felice Vacca’nın yönetimindeki mutfağıyla konuklarına unutulmaz bir yemek keyfi yaşatıyor. Şef Felice Vacca’nın sempatik kişiliği sayesinde sıcacık bir ambiyansa bürünen Vaticano’da yemekler günlük en taze malzemelerle hazırlanıyor. İtalyan mutfağı tutkunlarının kolay kolay unutamayacağı Vaticano’da dünyaca ünlü bir aktörle ya da müzisyenle karşılaşırsanız imza istemeyi unutmayın!

Atıştırılmalı!

Sam James Coffee Bar:

"En iyi espresso İtalya’da içilir," diye düşünüyorsanız Sam James’inkileri içtikten sonra bir daha düşünün. Sam James’in 2008 yılında ödüle layık görülen baristasının elinden çıkan kahvelerin lezzeti Toronto’da pek meşhur. Şehrin batı kesimindeki en iyi kahveci olarak bilinen Sam James, rahat ve sempatik mekânıyla kahve keyfini ikiye katlıyor. Güne lezzetli ve sıcak bir mola vermek isteyenlere duyurulur...

Lit Espresso Bar:

Kavrulmuş kahvesiyle meşhur olan Lit, güzel bir espresso eşliğinde enerji toplayabileceğiniz bir yer. İsterseniz buranın lezzetli kahvesinden paket halinde satın alabilirsiniz. Lit’in ferah mekânı ise kahve keyfini uzun uzun yaşamak isteyenler için rahat bir ortam sunuyor.

Brick Street Bakery:

Şehri turlarken yolunuz Distillery’ye düşerse Brick Street Bakery’e de mutlaka uğramalısınız. Burada tatlı ve tuzlu pek çok hamur işi çeşidi, mis gibi kokular eşliğinde pişiriliyor. Hepsini yemek isteyeceksiniz, bizden söylemesi...

Gece Kuşlarına

One:

Hazelton Hotel’in içinde bulunan One için şehirdeki en popüler bar diyebiliriz. Özellikle film festivalinin düzenlendiği dönemlerde dünyaca ünlü isimlerin doldurduğu One’ın kokteyllerinin de bu popülerlikteki payı büyük. Headless Horseman adlı kokteyl bunların en meşhuru... Burada ayrıca birbirinden lezzetli atıştırmalıklar ve tatlılar da servis ediliyor. Geceyi şık bir barda, kaliteli içkiler eşliğinde geçirmek isteyenlerin adresi burası.

Barchef:

"Food And Wine" dergisinin dünyanın en yenilikçi 7 barı arasında gösterdiği Barchef, iki usta barmenin ellerinden çıkma harika lezzetteki kokteylleriyle ağırlıyor konuklarını. Dünyaca ünlü isimlerin de çok geçmeden keşfettiği Barchef, ilginç sunumlarıyla da şaşırtmayı başarıyor. Geceyi kaliteli ve farklı içkilerle canlandırmak isteyenlerin güzergahlarına eklemesi gereken bir yer Barchef.

Parts & Labour:

Çağdaş dekorasyonuyla Parts & Labour, isteyenlere upuzun masalarda içki keyfi, isteyenlere de güzel müzikler eşliğinde bolca dans sunuyor. Gündüzleri restoran olarak konuklarını ağırlayan Part & Labour geceleri şehrin en hareketli mekânına dönüşüyor. Şehrin enerjik ve genç adreslerinden biri Parts & Labour.

Reposado Tequila Bar:

Toronto’nun en çok tekila çeşidi Reposado Tequila Bar’da bulunuyor. Ayrıca birbirinden lezzetli tapas’lara da menüsünde yer veren Reposado, hem tekila severlere hem de damak tadına düşkünlere son derece keyifli bir gece yaşatıyor.

Switch:

Haftanın belli günlerinde düzenlediği etkinlikleriyle iyice hareketlenen, kaliteli müziğin başköşede olduğu bir yer Switch. Toronto’nun en popüler kulüplerinden biri olan Switch, şehrin genç kesimleri tarafından sıkça tercih ediliyor. Buranın kaliteli müziğine şık dekorasyonuyla birbirinden güzel içkileri de eklenince eğlence de katlanarak artıyor. Switch’te keyifli bir gece geçireceğiniz garanti...

Ya Başka?

Alışveriş

Maison Birks:

Takı tasarımı konusunda dünyaca ünlü bir marka Maison Birks. Montréal’de 1879 yılında kurulan marka, zamanla Kanada’ya ve Amerika’ya yayılmış. Şık ve kaliteli takılarının yanı sıra kol saatleriyle de meşhur olan Maison Birks’in mağazalarını elbette ki Toronto’da da bulmak mümkün. Takıda zarafete ve lüks detaylara önem verenlerin aklında bulunsun!

Smythe:

Modern ve bir o kadar da nostaljik tasarımların markası Smythe... Şehirli kadınların vazgeçemeyeceği bir dolu parçayı koleksiyonlarına dahil eden markanın en çok ceketleri meşhur. Kanada’nın giyim konusunda öne çıkan isimlerinden Smythe’i Cambridge düşesi Kate Middleton da sıkça tercih ediyor. Toronto’da alışveriş turu yaparken, gerektiğinde spor, gerektiğinde de resmi bir duruş yakalayabilen Smythe ceketlerini de denemeyi ihmal etmeyin. 

Lida Baday:

Torontolu tasarımcı Lida Baday’in Toronto ve New York’ta iki mağazası bulunuyor ama bunlar dışında Toronto’da pek çok alışveriş merkezinde de markaya ait parçaları bulabilirsiniz. Lida Baday’in spor bir şıklığı öne çıkaran tasarımları son derece minimal bir stile sahip. Günlük giyiminde sadelikten vazgeçemeyen kadınların mutlaka radarına alması gereken bir marka Lida Baday!

Harry Rosen:

Kanada’nın erkek giyim konusunda en ünlü markalarından biri Harry Rosen... Toronto çıkışlı olan marka, her stile hitap edecek parçalara yer veriyor koleksiyonunda. Burada spor ceketleri de bulabilirsiniz, şıklığıyla dikkati çeken kumaş yelekleri de... Şehir yaşantısının günlük koşuşturmasına rağmen stilinden vazgeçmeyen erkeklerin mutlaka tanışması gereken bir marka Harry Rosen.

Blossom Lounge:

Blossom Lounge, sattığı ürünler kadar mekânıyla da büyük ilgi gören bir mağaza. Çağdaş tasarımlı ferah mekânı alışveriş keyfinizi artıracak orası kesin ama burada satılan eşyalara da bayılacaksınız. Parfümden kitaba, çantadan muma kadar bir sürü farklı ürünü bulabilirsiniz Blossom Lounge’da. Burayı diğer mağazalardan ayıran ise tüm bu ürünlerim orijinalliği ve şıklığı. Toronto’da alışveriş yaparken güzergâhınıza burayı da eklemeyi ihmal etmeyin. Muhtemelen eliniz boş çıkmayacaksınız.

Mini Moche:

Toronto’nun en renkli semtlerinden Distillery’de bulunan Mini Moche, organik malzemelerden üretilmiş çocuk kıyafetleri satan bir mağaza. Burada aynı zamanda Adidas gibi markaların çocuklar için ürettiği koleksiyonlar da bulunuyor. Çocuklar için kıyafet alışverişi yapmak planlarınız arasındaysa, ne yapıp edip Mini Moche’a uğramanız gerek. Sağlıklı, rahat ve dayanıklı kıyafetleri bir arada sunan bir yer burası...

Görülmesi Gereken Yerler

Royal Ontario Museum:

Farklı dünya kültürlerinden eserlerin yanı sıra doğa tarihinden de eşsiz parçalara yer veren bir müze burası. Buraya eserler kadar müze binasını görmek için de gelmeli; özellikle Art Deco tarzdaki iç tasarımıyla Kanada’nın en güzel binaları arasında sayılıyor. Her yıl 1 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlayan Royal Ontario Museum, 6 milyon parçaya ve 4 ayrı galeriye ev sahipliği yapıyor. Eskiyle yeniyi birleştiren bu devasa müze, Toronto seyahatiniz sırasında mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri...

Art Gallery of Ontario:

80.000 eserin bulunduğu koleksiyonuyla Art Gallery of Ontario, 1. yüzyıldan günümüze kadar uzanıyor. Kanada sanat tarihinden eserlerin yanı sıra Barok ve Rönesans'tan da pek çok parçaya yer veren galeri, sadece dönemsel olarak değil, farklı sanatsal üretimleri kapsıyor olması açısından da oldukça geniş bir alana yayılıyor. Sanat ve sanat tarihi tutkunlarının muhtemelen Toronto’ya geldiklerinde ilk uğradığı yerlerden biri burası...

Museum of Contemporary Canadian Art:

Çağdaş sanatın Toronto’daki en mühim merkezlerinden biri Museum of Contemporary Canadian Art. Hem Kanada’dan hem de dünyanın pek çok farklı ülkesinden sanatçıların eserlerine yer veren, kalıcı koleksiyonunun yanında, belli dönemlerde sergilere de ev sahipliği yapan müze, güncel sanat gündeminin önemli aktörlerinden... Müzede düzenlenen sergilere dair detaylı bilgi almak için etkinlik programına göz atmayı unutmayın.

CN Tower:

Yapımı 1976 yılında tamamlanan CN Tower, Toronto’nun sembolü olarak biliniyor. 2010 yılına kadar şehrin en yüksek binası olarak rekorunu elde tutan CN Tower, yılda 2 milyon küsur kişi tarafından ziyaret ediliyor. Toronto’nun eşsiz manzarasını CN Tower’a çıkıp seyretmek bir Toronto klasiği haline geldi artık. Kulenin kendisini ise şehrin dört bir yanından görmek mümkün.

Niagara Şelaleleri:

Toronto insan elinden çıkma güzelliklerle doğa harikalarını bir arada barındıran bir şehir. Niagara Şelaleleri de bu doğal güzelliklerin bir parçası... Şehrin 135 kilometre güneyinde yer alan Niagara Şelaleleri'nin eşsiz manzarasını görmeden dönmek olmaz. Hatta daha sıradışı bir deneyim için, burada helikopter kiralamak bile mümkün. Bu heybetli görüntüyü, nereden izlerseniz izleyin, kolay kolay unutamayacaksınız.

Distillery:

1990 yılına kadar şehrin en büyük damıtma tesisinin bulunduğu, 2000’lere gelene kadar pek çok Hollywood filminin çekildiği, 2003’ten bu yana da şimdiki popülerliğini elde eden tarihi ve sıradışı bir yer Distillery. Şehrin en eski bölgelerinden olan Distillery, pek çok kafe, restoran ve mağazaya ev sahipliği yapıyor günümüzde. New York’taki Meatpacking bölgesine benzetilen Distillery, şahsına münhasır karakteri ve farklı ambiyansıyla mutlaka görülmeli...

Kitaplar & Filmler

90’lı yılların başına kadar şehrin en büyük damıtma tesisine ev sahipliği yapan Distillery, sıradışı atmosferi ve nostaljik mimarisinden dolayı 2000’li yıllara dek Hollywood tarafından set olarak kullanılmış. O yüzden burada 1300 tane film çekilmiş olduğunu söylersek şaşırmayın. Bunların arasında Meg Ryan ve Kevin Kleine’lı "French Kiss" de var, son yılların öne çıkan filmlerinden, başrolünde Ryan Gosling’i izlediğimiz "Driven" da... O yüzden Toronto’nun da rol aldığı filmler uzar gider...

Aman Aman!

Kasım – ocak ayları arasında Toronto’da olacaklar, 1967 yılından beri süren renkli ve bol ışıklı bir etkinliğe şahit olacaklar. Cavalcade of Lights festivali Kasım'ın ikinci haftasından 1 Ocak’a kadar sürüyor. Festival kapsamında Nathan Phillips Meydanı’na dev bir noel ağacı kuruluyor ve her gün, günbatımından gece 11’e kadar, bu noel ağacının üzerindeki süslemeler, ihtişamlı ışıklarla aydınlatılıyor. Kışın ortasında sıcacık bir görüntü yaratan Cavalcade of Lights, 2002’den bu yana kapsamlı bir sokak partisine de ev sahipliği yapıyor.

Eğer noel sezonunda Toronto’daysanız, Nathan Phillips Meydanı’nı gece görmeyi unutmayın!

Kanada’nın en büyük operası Canadian Opera Company Toronto’da bulunuyor. Her yıl 65 ayrı gösteriyi programına ekleyen Canadian Opera Company, ihtişamlı mimarisiyle de görenleri etkiliyor. Toronto’ya gelmişken, burada harika bir oyun ya da konser izlemeden dönmeyin.

Sıkıcı Bilgiler

Toronto kışları oldukça soğuk geçiren bir yer olduğundan, şehir turunuzu rahat tamamlamak için, eğer seyahat zamanınızı belirleme şansınız varsa, planlarınızı ilkbahar ve yaz başına ya da sonbaharın ilk günlerine yapmaya çalışın.

Toronto’da taksi bulmak zor değil ama fiyatları da o kadar ucuz değil. Yine de Toronto çok büyük bir şehir olduğu için taksi bazı durumlarda en kolay ulaşım aracı olabiliyor.

Toronto bisiklet tutkunlarının bayılacağı bir şehir. Bisiklet yolları sayesinde tüm şehri bisikletle dolaşabilirsiniz. Şehrin oldukça gelişmiş Bixi adlı bir bisiklet kiralama sisteminin bulunduğunu da ayrıca belirtelim.