Vancouver Elinizin Altında

Yaşça pek küçük kalsa da insanlık tarihine geçen diğer şehirlerden çok daha fazlasını yapmaya muktedir Vancouver. Yaşam kalitesinin en yüksek olduğu şehirler sıralamasında her sene ilk 5’te arz-ı endam eden bu şehrin, koca koca gökdelenlerine ve yoğun kent yaşantısına rağmen sürekli huzurlu ve güleryüzlü kalabilmesinde, hiçbir zaman doğadan elini eteğini çekmemiş olmasının payı büyük olsa gerek. “Bir şehrin havası nasıl bu kadar temiz olabilir?” diye sorduğunuzu şimdiden duyar gibiyiz.

19. yüzyılda Avrupalıların kıtaya ulaşmasıyla birlikte şekillenmeye başlayan Vancouver, yüzlerce farklı milletten insanın yaşadığı dev bir kültür sentezi... Tam da bu yüzden Vancouver’da neredeyse ütopik denilebilecek, millet, din, ırk gibi ayrılıkların olmadığı 'zengin' bir yaşam söz konusu.

İşte, bu sözünü ettiğimiz zenginlik Vancouver’ı başka açılardan da geliştirmiş ve ticaret, kültür, sanat, gastronomi gibi alanlarda kocaman bir merkez haline getirmiş. Tüm bu merkezlerin ortasında yükselen gökdelenlerin hemen ilerisinde ise yemyeşil parklar, bahçeler uzanmakta. Yeşille bu kadar iç içe yaşayan bir kentin sırtı kolay kolay yere gelmez!

Vancouver’ın kötü bir yanı da var elbette: bu şehir bünyeyi rahatlığa ve huzura o kadar alıştırıyor ki geri dönmek istemiyorsunuz.

Vancouver

En İyiler

The Sutton Place Hotel:

Bir Vancouver klasiği olan The Sutton Place’in, Condé Nast Traveler, Travel & Leisure gibi önemli yayınların en iyi oteller listesinde sıkça yer aldığını söylemekle başlayalım söze. Şehrin tarihinde ve rutin işleyişinde kendine has bir yer edinen The Sutton Place, Avrupai havası ve sofistike duruşuyla farkını ortaya koyuyor. Ferah mı ferah odalarında sade bir şıklık yaratan otelin konumu da sağladığı konfor ve hizmetler kadar bahsedilmeyi hak ediyor. Kapısından çıktığınız anda kendinizi başta birbirinden gösterişli butikleriyle meşhur Robson Caddesi olmak üzere pek çok önemli merkezin tam ortasında bulacaksınız. Otelin her biri apayrı bir gurme keyfi sunan restoranları da ayrıca denenmeli...

The Wedgewood Hotel and Spa:

Klasik dekorasyonundaki detaylar üzerinden 19. yüzyıl Avrupa’sına has bir atmosfer yaratan Wedgewood, nev'i şahsına münhasır otellerden. 83 odalı bu butik otel, 25 yıl önce kapılarını açmış bir aile işletmesi aslında; haliyle 5 yıldızlı devasa diğer otellere göre daha samimi bir ortamı var. Şehrin gösterişli caddelerinden Robson Street üzerinde yer alan Wedgewood’un yaşattığı spa ve gurme deneyimleri de ayrıca çok meşhur. Otelin içindeki Bacchus Restaurant & Lounge ise yıllardır şehrin en iyileri listelerinde sıralanıyor. Pierce Brosnan, Bill Cosby, George Michael gibi isimleri ağırlamış olan Wedgewood, Vancouver’ı özel bir şekilde yaşamak isteyenler için ideal!

Pan Pacific:

Modern tasarımında rahatlığı ve lüksü öne çıkaran bir otel Pan Pacific. Limana doğru uzanan ve yeşilliklerle mavinin iç içe geçtiği bir manzaraya bakan odalarında, sadeliği en yeni teknolojilerle birleştiren Pan Pacific, Vancouver’ın klasik otellerinden biri... Otelde, 3 ayrı restoranın sunduğu lezzetler bir yana, buranın dev spa kompleksinin bünyeye yaydığı dinginliği mutlaka yaşamak gerek. Pan Pacific’in her detayı özenle düşünen kaliteli hizmet anlayışına hayran kalmamak elde değil.

Four Seasons Vancouver:

Four Seasons zincirinin şıklığı ve kaliteyi öne çıkaran hizmet anlayışını Vancouver’a taşıyan bir oteldeyiz şimdi de. Eşsiz limanın ve kıyıyı saran dağların manzarasını karşısına alan Four Seasons Vancouver, klasiklerden ve lüks alışkanlıklarından vazgeçemeyenler için ideal. Toplamda 372 oda ve süiti bulunan Four Seasons’ın deniz ürünleri konusunda şehrin en iyileri arasında gösterilen bir restoranı ve konuklarına tazelik katan bir spa merkezi de var. Vancouver seyahatinizi daha da prestijli kılmak için elindeki tüm kozları seferber ediyor Four Seasons...

L’Hermitage:

Vancouver’ın butik tasarım otellerinden biriyle karşınızdayız: L’Hermitage. Şehrin tam merkezinde yer alan L’Hermitage, klasik 5 yıldızlı otellerden ziyade farklı seçenekleri denemek isteyenlerin seyahat rezervasyonlarını yaparken mutlaka göz atması gereken bir otel. Şehrin gösterişli caddeleri Richards ve Robson’ın birleştiği köşede yer alan L’Hermitage, modern tasarımında şık ve sade bir stil yaratıyor. Otelin aydınlık mı aydınlık odalarında ise konfor elbette ki baş köşede... L’Hermitage’ın konuk severliği ise size kendinizi evinizdeymiş gibi hissettirecek cinsten.

Rosewood Hotel Georgia:

Rosewood Hotel Georgia, modern tarzdaki dekoruyla misafirlerine her tür konforu kusursuz bir şekilde sunuyor. Vancouver’ın en ünlü otelleri arasında sayılan Rosewood, sadelikle döşenmiş odalarında lüks anlayışını, en yeni teknolojiler sayesinde zirveye taşımış. Otelin merkezi konumu ise şehrin tüm önemli noktalarını yakınınıza getiriyor. Rosewood’un spa merkezinin ve yemek yemeği sanat haline getiren restoranlarının da burada geçireceğiniz günleri dört dörtlük kılacağını şimdiden söyleyelim.

Bunlara Da Bakmaya Değer

St. Regis:

Merkezi konumu sayesinde şehrin tüm önemli yerlerine yürüme mesafesinde bulunan St. Regis, kapılarını ilk kez 1913 yılında açmış ve 2008 yılında, geçirdiği restorasyon ve yenilenme sürecinin ardından tekrar hizmet vermeye başlamış. Odalarını evinizdeki rahatlığı yaratacak şekilde tasarlayan ve dekore eden St. Regis, tercihini klasik otellerden yana kullananların Vancouver’da kalabileceği ideal yerlerden biri. Şehri tam merkezinden keşfe dalmak için daha iyi bir yer olamazdı herhalde!

Hotel Le Soleil Vancouver:

Gösterişli dekorasyonunda sofistike bir atmosfer yaratan Hotel Le Soleil Vancouver, Avrupa’daki otellere özgü bir stile sahip. Odalarına Paris otellerinin klasik duruşunu taşıyan Hotel Le Soleil’de 119 oda ve süit bulunuyor. Buranın konukları için her şeyi gözeten misafirperverliği ise ayrıca artı puanı hak ediyor. Hotel Le Soleil’in içinde eksiksizce donatılmış bir fitness merkezi, sizi rahatlığın kollarında sallayan bir spa salonu ve Hint mutfağından lezzetler sunan bir restoran bulunduğunu ayrıca belirtelim. 

Opus Hotel:

Vancouver’ın sıcakkanlı mekânlarından biriyle tanışmaya hazır mısınız? 96 odalı küçük bir tasarım oteli olan Opus, canlı renge bürünmüş odalarında konuklarına kendilerini iyi hissettirmeye kararlı. Opus’un 6 ayrı tarzdaki odalarının hepsi kategorilerine göre farklı farklı renklere boyanmış. Minimal bir tasarıma sahip odalarda şıklık kadar konfor da öncelikli bir yere sahip. Tüm detaylar sizin rahatınıza göre ayarlanmış dersek yeridir: ısıtmalı parkeler, ergonomik koltuklar ve daha nicesi! Bu şahsına münhasır kentin tadını çıkarmaya apayrı bir havası olan bir otelde konaklayarak başlamak isterseniz eğer, sizi Opus’a doğru alalım.

The Burrard:

1956 yılında açılmış olan The Burrard, geçirdiği yenilenmelerin ardından günümüzde artık taptaze bir duruşla ağırlıyor konuklarını. Sakin renklerin kullanıldığı sade dekorasyonlu odalarında enerjik bir ambiyans yakalamayı başaran The Burrard nostaljik karakterini çağdaş detaylarla tamamladığından, bugüne ayak uydurmakta zorlanmayan ama geçmişinden de vazgeçmeyen bir kimlik yaratabiliyor kendine. Vancouver’ın en ilginç otellerinden birinde eğlenceli birkaç gün geçirmek niyetindeyseniz, nereye geleceğiniz belli oldu demektir. 

The Loden:

Çağdaş mimarisinde sofistike bir şıklık yakalayan, Vancouver’ın en havalı otellerinden birisi The Loden. Boylu boyunca uzanan pencerelerin aydınlattığı modern tasarımlı odaları ve özel mermerden yapılmış banyolarıyla burası stil sahibi bir zevki yansıtıyor. Şehrin diğer butik otelleri arasında apayrı bir yerde duran The Loden’da fitness salonu ve spa merkezi bulunduğunu da ayrıca belirtelim. Konuklarının Vancouver’da edineceği güzel anıları pekiştirecek özel bir sihri var burasının!

 

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler 

Meat & Bread:

Bu küçücük dükkânın kendi alanında dev bir isim olduğuna inanmak ilk başta biraz zor gelebilir ama Meat & Bread’in o pek meşhur etli sandviçlerinden yiyince ne kadar haklı olduğumuzu anlayacaksınız hemen. Taptaze ekmekler ve ev yapımı özel hardallarla hazırlanmış sandviçlerini yemek her yerde keyifli olacaktır ama Meat & Bread’in modern tasarımlı mekânında, hoş ambiyansında bu keyif katlanarak artıyor diyebiliriz. Buranın ev yapımı hardalının kavanozlar halinde satıldığını da belirtelim.

Craft Beer Market:

Vancouver’ın taze mekânlarından biri Craft Beer Market. Adından da anlaşılacağı üzere biralarıyla öne çıkan Craft Beer Market, Kanada’nın en geniş fıçı bira seçkisine sahip. Menüsüne birbirinden lezzetli hamburger ve sandviçleri ekleyen restoranda ayrıca makarna, salata, çorba gibi seçenekler de mevcut. Bu arada, Craft Beer Market’ın bulunduğu bina tuz blokları kullanılarak yapılmış tarihi yerlerden biri. Restoranın kurulma aşamasında bina da bir restorasyon sürecinden geçmiş ve günümüzdeki halini almış. Çeşitli biralar tatmak ve doyurucu bir öğle yemeği yemek için olduğu kadar bu sıradışı mimariyi görmek için de Craft Beer Market’a uğramanız gerek.

Restaurant Chez Michel:

Fransız brasserie’lerinin klasik lezzetlerini tatmak isteyenleri Chez Michel’e alalım! Zarif sunumlar eşliğinde konuklarını ağırlayan Chez Michel’in öğlen yemeği menüsünü deniz mahsulleri şenlendiriyor. Restoranın şarap ve tatlı menüsü ise başlı başına birer deneyim... Gurme zevklerin peşinden gitmeyi seviyorsanız eğer kaliteli servisi ve iştah kabartan yemekleri sayesinde Chez Michel’den mutlu ayrılacaksınız, bizden söylemesi...

Maenam:

Ünlü şef Angus An’ın Gastropod’u kapattıktan sonra 2008’de açtığı yeni restoranı Maenam, Tay mutfağından lezzetler sunmakta. Restoranın şık ama bir o kadar da rahat dekorasyonu sayesinde mekânın ambiyansı iyice keyifli bir hale gelmiş. Önünüze özenli sunumlar eşliğinde konulan tabakların lezzetleri bu sıcakkanlı ortam sayesinde daha da artıyor sanki. Tay mutfağı söz konusu olduğunda Vancouver’daki en iyi restoranlar arasında sıralanan Maenam’da yemeklere geniş bir içki menüsü de eşlik ediyor.

Fable Kitchen:

Kanada mutfağından geleneksel lezzetleri kendine özgü sunumlarla konuklarına ikram eden Fable Kitchen, son derece eğlenceli bir dekorasyona sahip. Burada her öğün için ayrı bir menü bulunuyor. Öğle yemekleri için ise her güne özel çorbalar taptaze hazırlanıyor. Menüsüne vejetaryen seçenekleri de ekleyen Fable Kitchen’ın tatlıları ise sunumuyla da lezzetiyle de apayrı bir macera... Eğer kalori hesabı yapmıyorsanız, tatlının ardından bir de buranın enfes kokteyllerinden ısmarlayarak öğle yemeğini mutlu sonla kapatın!

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

Wildebeest:

2013’te Vancouver Magazine tarafından şehrin en iyi restoranı seçilen ve tasarımıyla ödüle layık görülen Wildebeest, basit ve sade sunumlarıyla zengin gurme deneyimleri vadediyor. 19. yüzyıldan kalma bir binanın içinde yer alan Wildebeest’in her katı farklı konseptte. Şef Wesley Young’un mutfağını yönettiği Wildebeest’in menüsünde gastronomik maceralara açık olanların ağzını sulandıracak bir dolu seçenek mevcut. Yemeklerin, kişiye özel tabaklar halinde değil de aile yemeklerinde olduğu gibi ortaya servis edildiği Wildebeest, akşam yemeğinizi özel bir gurme deneyimine dönüştürecek.

Vij’s:

Evet şehrin en popüler restoranlarından biriyle karşınızdayız. Her daim kalabalıkların doldurduğu Vij’s için rezervasyon yaptırılamıyor; erkenden gelip yer kapmanız gerekiyor. Ancak sofraya oturup önünüze konulan lezzetleri birer birer tatmaya başladığınızda tüm bu uğraşa değdiğini anlayacaksınız: Hint mutfağı konusunda Vij’s şimdiye dek deneyimledikleriniz arasında en iyisi olabilir. Daha 'Hint mutfağı' dediğimiz anda kalbiniz heyecanla atmaya başladıysa eğer, Vancouver’da gidilecek yerler arasına Vij’s’in adını ekleyin mutlaka!

Cioppino’s:

Eğer İtalyan mutfağının bünyeye mutluluk yayan lezzetlerine sevdalıysanız, Vancouver’a geldiğinizde ilk uğramanız gereken yerlerden biri Cioppino’s. 2008 yılında sahibi ve şefi Giuseppe 'Pino' Posteraro’nun Vancouver Magazine tarafından 'yılın şefi' ödülüne layık görüldüğü Cioppino’s zamanla bunun yanına pek çok ödül daha eklemiş. İtalyan mutfağından lezzetlere kaliteli şarapların eşlik ettiği Cioppino’s’ta keyifli bir akşam yemeği geçireceğiniz önceden garanti...

Blue Water Cafe:

Vancouver’ın ilk deniz mahsülleri restoranıyla tanıştıralım sizleri: Blue Water Cafe. Buranın Japon mutfağından bolca esinlenen zengin menüsünde buz üzerinde servis edilen deniz böceklerinden sushi ve sashimi çeşitlerine kadar bolca seçenek var. Mutfağı için “Doğu, Batı ile buluşuyor” tanımlamasını yapan restoranın yemekleri kadar geniş şarap seçkisi de denenmeye değer. Ahşapla çevrilmiş ve yumuşak renklere bürünmüş restoranın sıcak atmosferi ise yemeklerden aldığınız zevki başka boyutlara taşıyacak.

Pidgin:

Şık restoranların ayrıca rahat da olabileceğini, iyi yemeğin illa ki törensel bir sunum gerektirmediğini kanıtlamak için yola koyulduğunu açıklayan Pidgin, basit ve sade sunumlarıyla harikalar yaratıyor. Menüsünde Asya mutfağından seçeneklere yer veren Pidgin’in çağdaş tasarımlı aydınlık dekorasyonu ise yemeklerin lezzetini tamamlıyor âdeta. Yemek yemenin özel bir deneyim olması gerektiğini düşünen herkesin Vancouver’a gelmişken Pidgin’de bir akşam yemeği programı yapması şart bizce!

Atıştırmalı! 

Café Crêpe:

Evet, adından da anlaşılacağı üzere bilhassa krep severlerin uğraması gereken bir yer Café Crêpe. Şehrin en canlı caddelerinden Robson Street üzerinde bulunan Café Crêpe’in çeşit çeşit krepleri tatlı ve tuzlu olmak üzere ikiye ayrılıyor. Burada her damak zevki için ayrı bir seçenek olduğunu söylersek abartmış olmayız. Taze kreplerin mis gibi kokuları eşliğinde burada güne güzel bir mola verebilir, Vancouver turunuz için enerji toplayabilirsiniz.

Caffe Artigiano:

Mekânına İtalyan kafelerinin klasik güzelliğini taşıyan Caffe Artigiano, rahat ve sıcak atmosferinde kahveyi bir tür sanat haline getiriyor. 2000 yılında kapılarını açmış olan bu keyifli kafenin kahve yanında sunduğu ikramları da oldukça çeşitli tabii ki. Dumanı üstünde bir kahve eşliğinde rahatlamak, sevdiklerinizle sohbet etmek ya da güzel bir kitaba gömülmek için ideal bir yer Caffe Artigiano.

Matchstick Coffee Roasters:

Modern tasarımlı ferah mı ferah mekânında kahve keyfini kat kat artırarak konuklarına sunuyor Matchstick Coffee Roasters. Kendi açıklamalarına göre, ünlü somelyelerin şaraba gösterdiği ilgi ve özenin aynısı burada kahveye gösteriliyormuş. O yüzden sadece vakit geçirmek için değil, güzel sunumlu kaliteli bir kahve içmek için de mutlaka uğramanız gerek buraya. Kahvenizin yanına günlük olarak hazırlanan tatlılardan sipariş etmeyi de unutmayın sakın!

 

The Queen’s Republic:

Ünlü DJ’lerin performanslarıyla hareketlenen, dans pistinin sabahın ilk ışıklarına dek kalabalık kaldığı bir kulüp The Queen’s Republic. Şehrin en popüler eğlence mekânları arasında yer alan The Queen’s Republic’i ünlüler de sıkça tercih ediyor. Kulübün şimdiye dek ağırladığı konukları arasında Pamela Anderson, Jessica Alba gibi isimler de var. Kaliteli eğlence anlayışı ve şık ortamıyla her geçen gün kendisine yeni müdavimler edinen The Queen’s Republic özellikle dans etmeyi ve geceyi hareketli geçirmeyi sevenler için doğru bir seçenek...

The Emerald:

Vegas tarzı eğlenceyi Vancouver’a taşıyan The Emerald, kapılarını 2013 Eylül’ünde açmış. Gösterişli ışıklar altında parlayan The Emerald’da kadehler bol bol şampanyayla dolduruluyor. Barının dışında lounge ve yemek bölümleri de bulunan The Emerald’ın bir de kabare salonu var. Çeşit çeşit kokteyller ve kaliteli içkiler eşliğinde ışıltılı bir gece geçirmek isteyenlerin Vancouver’daki adresi The Emerald...

The Keefer Bar:

Güzel müzik ve kaliteli kokteyller eşliğinde keyifli bir gece geçirmek isteyenleri The Keefer Bar’a alalım. The Keefer Bar’da çeşitli malzemeler kullanılarak özenle hazırlanmış kokteyllerin yanında Asya mutfağından atıştırmalıklar da sipariş edebilirsiniz. Buranın eğlenceli atmosferinde gecenizin giderek daha da renklendiğini hissedeceksiniz.

UVA Wine Bar:

Eğlenceli bir geceden kastınız, sakin bir ortamda kaliteli içkiler içmekse Vancouver’da gideceğiniz yer belli: UVA Wine Bar. Çağdaş ve sade dekorasyonlu mekânında oldukça geniş bir şarap seçkisi sunan UVA Wine Bar, bunların yanına çeşitli kokteyller de eklemiş. İçkiyle birlikte taze peynir ve şarküteri ürünlerinin yer aldığı lezzetli atıştırmalıklara da yer veren UVA Wine Bar, rahat ve samimi bir gece vaad ediyor konuklarına.

Alışveriş

Holt Renfrew:

'Lüks' dendi mi alışveriş konusunda Vancouver’ın akla gelen yerlerinin başında, ışıl ışıl dekorasyonu ve modern tasarımıyla Holt Renfrew geliyor. Dünyaca ünlü markaların birkaç kata yayıldığı Holt Renfrew’da kozmetikten çantaya, giyimden aksesuara kadar pek çok farklı ürün bir arada satılıyor. Stiline kalite ve şıklığı taşımaktan vazgeçmeyenlerin toptan paketleyip eve götürmek isteyeceği bir yer burası.

Harry Rosen:

Ünlü erkek giyim markalarını bir araya toplayan Harry Rosen’da her stile hitap eden şık bir parça bulmak mümkün. Pijamadan paltoya, mayodan aksesuara kadar pek çok farklı ürünü bulabileceğiniz Harry Rosen’da gardırobunuzu baştan sona yenilemek için güçlü bir istek duyacaksınız.

Shop Neighbour:

Tasarım kıyafetlere ve aksesuarlara yer veren Shop Neighbour, kalbi sadelikten ve orijinallikten yana erkekler için cennetten bir köşe sayılabilir. En yeni trend’leri birbirinden şık parçalarla takip eden Shop Neighbour’da sadece erkek giyim ürünleri satılıyor. Bunların dışında mağazada, dergi ve bazı dekorasyon eşyalarına rastlamak da mümkün.

One of a Few:

Farklı ülkelerden tasarımcıların kıyafetlerini satan One of a Few, her mağazada bulunmayacak türden parçalara yer veriyor. Üzerinizdeki kıyafetleri bir başkasında da görmekten hoşlanmıyorsanız veya orijinal stillerden yanaysanız One of a Few’dan kolay kolay çıkamayacaksınız demektir. Her biri ayrı bir tasarımcının imzasını taşıyan kıyafetlerin yanı sıra aksesuar ve ayakkabılar da burada mevcut. Nostaljik havalı mağazanın sempatikliği ise apayrı bir hikâye...

Lulumon:

1998 yılında kapılarını açan Lulumon, içinde bir de yoga stüdyosu bulunduran bir spor giyim mağazası. Bilhassa yoga yapanlar ve koşucular için her sezon birbirinden kapsamlı koleksiyonlar çıkaran Lulumon’da giyim dışında farklı spor eşyaları da satılıyor. Burada kadınlar için de erkekler için de seçenekler mevcut. 

Old Faithful Shop:

Anneannelerimizin döneminden kalma eşyalar çağdaş tasarımlarla Old Faithful Shop’ta yerini alıyor. Kilden ya da emayeden yapılmış sürahiler, kahve öğütücüleri, şirin kupalar, ekmek kesme tahtaları ve daha bir sürü eşya, bir yandan modern diğer yandan da nostaljik olabilen stilleriyle burada bekliyor sizleri. Mağazada ayrıca tasarım ve yemek üzerine dergiler de satılıyor. Old Faithful Shop’ta bizim favorimiz emaye kupalar oldu, gideceklere tüyomuz olsun...

Woo Vintage:

Bir vintage tutkunun halinden yine bir vintage tutkunu anlar... Eğer bu söze katılıyorsanız ve siz de vintage’dan vazgeçemeyenlerdenseniz Vancouver’a geldiğinizde Woo Vintage’a uğramanız gerek çünkü mağazanın sahibi Natalie, vintage’ın önemini sizin kadar takdir ediyor. Burada 1940 ve 1950’lerden itibaren her döneme ait bir kıyafet bulabilirsiniz. Kıyafetlerin çeşitliliği ise çocuk giyimden gece elbisesine kadar uzanabiliyor.

Macleod’s:

Kitapları seviyorsanız hele bir de ikinci el kitaplara sevdalıysanız Macleod’s sizi içine hapsedebilir. Vancouver’ın en büyük ikinci el kitapçısı olan Macleod’s’ta raflar her türden yüzlerce kitapla kaplı. Bunun üstüne söyleyecek tek sözümüz var: Vancouver’a gelir gelmez hemen Macleod’s’a koşun ve tüm rafları birer birer karıştırın!

Görülmesi Gereken Yerler

Museum of Vancouver:

Evet, Vancouver’ı şöyle bir baştan sona dolaştıktan sonra daha iyi tanıyacaksınız ama şehrin tarihine ve yapılanmasına dair detaylı bilgiler edinmek için Museum of Vancouver’ı gezmeyi de ihmal etmemelisiniz. Geçmişi sadece birkaç yüzyıl öncesine kadar gidebilen bu görece yeni şehrin tarihi bir müzesinin olması şaşırtabilir ilk başta ama unutmayın her şeyin bir başlangıcı ve her şehrin de bir hikâyesi vardır... Museum of Vancouver’da belirli dönemlerde eğlenceli sergiler düzenlendiğini de belirtelim ayrıca.

Vancouver Art Gallery:

Kanada’nın 5. en büyük sanat galerisi olan Vancouver Art Gallery, 10.000 eserden oluşan geniş bir koleksiyona sahip. 1931 yılında kurulan galeride 17. yüzyıldan kalma, Hollandalı ressamların tablolarını bulunduran özel bir koleksiyon da yer alıyor. Vancouver’a gelen sanat severlerin ilk görmesi gereken yer bu galeri...

Capilano Suspension Bridge Park:

Kendinizi yemyeşil ağaçların sarmaladığı Indiana Jones vari bir diyarın ortasında bulmak ister misiniz? Cevabınız evetse sizi Capilano Suspension Bridge Park’a alalım. Parkın doğal güzelliği sizi huzur ve tazelikle kucaklayacak. Bu güzelliklerin oluşturduğu nefes kesici manzarayı yerden yüzlerce metre yükseklikteki tahta köprülerden izlemek ise apayrı bir deneyim. Park’ta ayrıca, bu bölgenin ilk sakinlerinden kalma totemleri ve izleri de göreceksiniz. 

VanDusen Botanical Garden:

Dünyadaki en iyi botanik bahçelerinden biri sayılan VanDusen’i tüm doğa tutkunlarının gezmesi gerekiyor. Buraya gelirken fotoğraf makinanızı yanınızda getirmeyi unutmayın! Göreceğiniz bitkilerin çeşitliliğini ve bir arada sergilediği güzel manzarayı sürekli seyretmek isteyeceksiniz çünkü. VanDusen’de ayrıca, belli konseptlerde yapılmış parkların sevimliliği de içinizi huzurla dolduracak.

Roedde House Museum:

Vancouver’ın batısında yer alan Roedde House Museum, yüzlerce yıllık bir nostaljiyi günümüze taşıyor. 1893 yılında Viktoryen stilde yapılmış olan ev, 1976'da restorasyondan geçtikten sonra müze olarak kapılarını ziyaretçilere açmış. 19. yüzyılın gündelik yaşantısını ve bu ihtişamlı mimariyi yakından görmek için Roedde House’un yolunu mutlaka tutmalısınız. Pazar günleri ziyaretçilere nostaljik takımlarda çay ve bisküvi de ikram ediliyor. Zaman yolculuğunu tam anlamıyla yaşamak için belki ziyaretinizi bir pazar gününe denk getirirsiniz.

Dr. Sun Yat-Sen Classical Chinese Garden:

Hem doğanın hem de zamanın içinde bir yolculuğa çıkarmaya muktedir yemyeşil bir dünya: Dr. Sun Yat-Sen Classical Chinese Garden. Bu devasa bahçe 15. yüzyıl Çin İmparatorluğu’ndan esintilerle düzenlenmiş. National Geographic tarafından 'en iyi şehir bahçesi' seçilen bu bahçe, bambaşka bir dünyaya açılan bir pencere gibi. Gizemli bahçelerle dolu masallara bayılıyorsanız buradan ayrılmak istemeyeceksiniz!

Filmler & Kitaplar

"Better Than Chocolate":

Vancouver’ın sokaklarında eğlenceli bir romantik maceraya hazır mısınız? Maggie, gizli bir aşk hikâyesi yaşamaktadır ama ailesinin onunla birlikte yaşamaya başlamasıyla birlikte işler karışmaya başlar. Vancouver’ın dingin ve sevimli atmosferi eşliğinde komik ilişkiler zincirine tanık olacaksınız Better Than Chocolate’ta.

"Everything’s Gone Green":

Vancouver’da yaşayan, 20’li yaşların sonlarındaki Ryan’ın tesadüfler sonucu karmaşık bir hal alan ve bir o kadar da komikleşen hayatını anlatıyor Everything’s Gone Green. Günümüz Vancouver yaşantısından birebir kareleri izlemek için bu filme göz atmanızda fayda var. Çok eğleneceğiniz garantisini de veriyoruz... 

"Intersection":

Richard Gere ve Sharon Stone’un başrollerinde olduğu Intersection, Les Choses de la Vie adlı Fransız filminin yeniden çekimi. Hikâyenin baş karakterinin geçirdiği trafik kazasının ve kazadan önceki yaşantısına dair detayların anlatıldığı film, Vancouver’da geçiyor. 

Aman Aman

Vancouver’ı gezip görmenin en iyi yollarından biri de tekne turu yapmak. Limandan kalkan tekne turları sadece gündüzleri yapılmıyor; akşamları gün batımını izleyebileceğiniz yemekli turlar da var. Ayrıca bu turlar sayesinde, şehrin sadece su yoluyla gidilebilen güzelliklerini de görebilirsiniz.

Bu arada şehri bir de bisikletle turlamayı ihmal etmeyin. Vancouver’ın neredeyse tamamı bisiklet yollarıyla kaplı. Ayrıca şehrin pek çok noktasından saatlik, günlük ya da haftalık olarak bisiklet kiralayabilirsiniz.

Sıkıcı Bilgiler

Baştan söyleyelim; Vancouver çok ama çok temiz bir şehir... Dolayısıyla şehirde yaşayanlar aynı özenin turistler tarafından da gösterilmesini bekliyorlar. Çöp kutularını görmezden gelmeyin sakın!

Burada yaşayanların önem verdiği bir diğer konu ise insanların birbirine kibar ve saygılı davranması... Vancouver’da “Excuse me”, “Please”, “Thank you” gibi sözleri dilinizden eksik etmeyin o yüzden.

Londra gibi olmasa da Vancouver sık sık yağış alan bir yer. O taze hava ve yemyeşil doğanın en büyük sebeplerinden biri de bu zaten. Vancouverlıların çoğu, artık alıştıklarından, şemsiye bile kullanmıyor bu tür yağışlar sırasında ama siz yine de önleminizi almayı eksik etmeyin.

Sigara içenlerin en zorlanacağı şehirlerden biri Vancouver. Tabii ki kapalı alanlarda sigara içmek yasak ama yasak, açık alanda bile olsa, binalardan 9 metrelik bir mesafeye kadar devam ediyor.