Varşova Elinizin Altında

Doğu Avrupa’nın senelerce savaşlar arasında savrulup duran ancak her seferinde küllerinden yeniden doğmayı bilen kudretli bir kentinde, Varşova’dayız... Renk renk sıralanmış tipik Polonya evlerinin çatıları eski meydanı tüm misafirperverliğiyle kucaklıyor, sokaklar pek çok kez bombalanmasına rağmen bugün hâlâ dimdik duran Kraliyet Sarayı’na çıkıyor. II. Dünya Savaşı’nın yaralarını çoktan saran kentte UNESCO’nun gözü gibi baktığı bir kültür mirası olan Eski Şehir geleneksel mimarisi, Kültür ve Bilim Müzesi, dar sokakları ve Arnavut kaldırımları her köşe başında eski bir savaş hatırasını yeniden dillendiriyor.

Acının yerini Varşova sakinlerinin neşesi ve tebessümleri almış yine de; dayanışmayı, birlikte yaşamayı ve özgürlük denilen şeyin ne kadar güzel olduğunu en iyi onlar öğrenmişler çünkü her seferinde güzel şehirlerini el birliğiyle yeniden diriltmişler, sevmişler. Biz de, Varşova’nın buz gibi esen rüzgârlarına inat sımsıcak bir dostlukla dolup taşan dükkânlarını, atıştırmalık tezgahlarını ve yerel biraların su gibi aktığı mahalle pub’larını keşfetmeye koyuluyoruz. Avrupa’nın akciğerleri olarak tanınan binbir çeşit bitkinin yetiştiği Lazienki Parkı’nda yürüyoruz, Vistül ırmağının dingin şırıltılarına kulak kabartıyoruz. Neden sonra, ırmakların uğultusu Chopin noktürnlerine karışıyor.

Anlıyoruz ki bu kentte geleneksel ayakkabılar ne kadar renkliyse, bir baladın hüzünlü romantizmi de yaşanıyor...

Varşova

En İyiler

Hotel Bristol Warsaw:

Polonya’da neo rönesans tarzını yansıtan en köklü otellerden biri Hotel Bristol Warsaw. Kapılarını ilk kez 1901’de açtığından beri şehrin kültürel odaklarından da biri olagelmiş; tarihi koridorları Picasso’dan Woody Allen’a pek çok sanatçıyı karşılamış. Bugün tüm asaletiyle şehir merkezini selamlarken ne mutlu ki sanat eseri niteliğindeki binayı hâlâ renkli kültürel faaliyetler sarar durumda. Doğu Avrupa yalınlığının izlerini taşıyan 168 oda ve 38 süitin bulunduğu otelin bir de yıllara meydan okuyan Café Bristol’ü var ki, burada bir akşamüstü kahvesi ile meşhur çilekli keklerden almadan gitmek büyük hata oluyor.

InterContinental Warsaw:

Şehrin göz alıcı yükseklikteki binalarının bulunduğu finans bölgesi, konaklama yıldızlarından biri olan InterContinental ailesini barındırıyor. Varşova’nın soğuk ve yıldızlı gecelerini konforla bütünleşmiş odalarından birinde, üstelik de bulutların üzerinden seyretmek gibisi yok. Ayrıca, her türlü ihtiyacınızın düşünüldüğü otelde modern Polonya mutfağının tadına bakmak için Platter şık bir akşam yemeği fırsatı sunarken, doyumsuz bir sofrayla alınan kalorilerden de 43. katta bulunan muhteşem spor kompleksi sorumlu oluyor.

Mamaison Hotel Le Regina:

Romantik bir Varşova seyahatinin ilk durağı, şehrin en iyi butik otellerinden biri sayılan Mamaison Hotel Le Regina oluyor. Arnavut kaldırımlarının süslediği geleneksel semt, otelin şirin çatıları ve tarihi kemerleri ile yükseliyor. Kapısından girdiğiniz anda sizi karşılayan nostaljik zerafet yerini odalara sinmiş modernizme bırakıyor. 58 oda ve 3 süitiyle şahsınıza özel ilgi gösteren otel aynı zamanda mum ışığında geçirilecek şık bir akşam yemeğinin de sözünü veriyor.

Sheraton Warsaw Hotel:

Hugo Boss, Burberry gibi lüks markaların sıra sıra dizildiği Three Crosses Square’de eski bir yıldız daha: Sheraton Warsaw Hotel. 1996’dan beri tarihi muhitin en güzel köşelerinden birini tutmuş otelde kusursuz bir konaklama tecrübesi yaşatmak için hazır bekleyen 50 oda ve süit Polonya Parlementosu ve Lazienki Royal Park’ın duru güzelliklerine açılıyor. Üstelik hareketin tükenmek bilmediği kafe ve barlar mahallesi otel kapılarından sadece 15 dakika uzakta bulunuyor.

Polonia Palace:

Eski bir radyodan ajansları dinliyoruz sanki; savaş yıkıntılarının arasında hayatta kalmayı başarabilmiş bir bina Varşova tarihine tanıklık etmeye devam edebileceğini duyuruyor. Göz alıcı balo salonu, restoranı, klasik tarzda döşenmiş Fransız balkonlu oda ve süitleri ile Polonia Palace şehrin kültür ikonlarından biri olmaya devam ediyor. Kültür ve Bilim Sarayı’na açılan yüzü geçmişi yaad ederken, otelin 2005’te yaşadığı renovasyon modernizme uzatılmış eli de simgeliyor.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Hotel Rialto:

Agatha Christie’nin izlerini takip ederken yolunuz Hotel Rialto’ya düşüyor zira Varşova’nın bu ilk butik oteli, antika mobilyaları ve retro havasıyla klasik bir dedektif hikâyesinin lezzetini sunuyor. Savaş öncesi dönemin ruhunu yansıtan 33 oda ve 11 süiti konuklara nostaljik bir deneyim yaşatırken, otelin bünyesindeki Salto restoran 2013’te Polonya’nın en iyi şefi seçilen Martin Gimenez Castro ile modern Güney Amerika mutfağının en lezzetli deniz mahsulü tabaklarını müdavimleriyle paylaşıyor.

H15 Boutique Aparments:

Söz konusu Varşova’nın en trendy konaklama noktalarından biri haline gelen H15 Boutique Apartments ise kapılarından girmeden hemen önce gördüğünüz yüzüne aldanmamanızı öneriyoruz. 19. yüzyılın ihtişamlı oymalarıyla bina Sovyet Elçiliği’ne ev sahipliği yapmış olsa da günümüzde 24 lüks apartman dairesi ve hip konseptleri ile dekorasyon dergilerinden fırlamış gibi görünüyor. Odaların tamamına yakın bir kısmında oturma odası ve mutfağın bulunması Varşova yolcularını ev sıcaklığına davet ediyor aynı zamanda.

Between Us:

Beyazlara bürünmüş bir minimalizmin en şık kavalyesi olan incelik sahibi ahşap mobilyalar, odanın içini aydınlatan zarif avizeler ve boydan boya uzanan aynalı dolaplar fuşya rengiyle bütünleşiyor. Baştan aşağı zevkle döşenmiş bu odalar Between Us’da sizi bekliyor. 19. yüzyıldan kalma bir binanın sunduğu bu zarif modernizm ise şehrin kült noktalarından biri haline gelmiş Miedzy Nami Café ile nefes alıyor.

Novotel Varsawa Centrum Hotel:

Şehrin tam merkezinde hem kültürel gezi noktalarına hem de alışveriş cennetlerine sadece 5 dakika mesafede bulunması Novotel’in en büyük cazibesi. Yalın tarzda döşenmiş 773 odası şehrin en pratik ve işlevsel seyahatinin fırsatını sunuyor. Çocuklar için düşünülmüş video ve oyun odaları ise minikleri olduğu kadar geniş aileleri de rahatlatıyor.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Alegloria:

Şehrin önde gelen şeflerinden Magda Gessler, Polonya mutfağının modern füzyonlarını beğeniye çıkarıyor Alegoria’da. Gastronomik tatların yaratımında olduğu kadar iç dekorasyon konusunda da başarısını kanıtlayan şef, 18. yüzyılın izlerini taşıyan restoranıyla geleneksel tatları bambaşka bir havaya sokuyor. Trzech Krzyzy Meydanı’ndaki mekân, çilek ağaçları ile ferahlarken sofralar geleneksel borş çorbası ve Polonya usulü mantı ile dolup taşıyor.

Butcher&Wine:

Varşova’da protein yüklü doyurucu bir öğün geçirmek isteyenlerin ilk durağı Butchery&Wine oluyor. Tüm sanatını çeşitli bölgelerden temin ettiği muhtelif et seçenekleri üzerinde gösteren ödüllü restoran, açık mutfağı ve modern ambiyansıyla kalabalık bir buluşma noktası aynı zamanda. Ahşap tahtaların üzerinde tam istediğiniz kıvamda pişmiş etlerin yanına ideal sosu bulmak için yardıma hazır olan ekibe sormak yeterli.

BoatHouse:

Merkeze 10 dakika uzaklıkta bulunmasına rağmen Polonya’nın en büyük nehri Vistula’nın kenarına kurulmuş bu güneşli bahçe, Michelin rehberinin tavsiyeleriyle dünyanın en iyi restoranları listesine girmiş olan Boathouse’a ait. Nehir kenarında şöyle bir yaz sofrası kurmak içinse, Akdeniz mutfağının leziz seçenekleri arasından, çıtır patates kabuğu içine doldurulmuş yengeç eti ve risotto ile servis edilen Boathouse sole’u sipariş etmeniz en doğru karar olur.

Restaurant 99:

Varşova’nın en lüks otellerinin bulunduğu muhite bir adım uzaklıkta en az muhit kadar şık olan bir mekân Restaurant 99. Uzun yıllardır kaliteli bir müşteri kitlesini ağırlayan restoranda her damak zevkine göre muhtelif seçenekler mevcut. Karbonhidrat ağırlıklı bir öğün için makarnalara yönelebileceğiniz gibi şehirdeki en iyi steak’lerin tadına bakmayı da tercih edebilirsiniz. Daha özgün tatları deneyecek olanlara ise, şeflerimiz geleneksel tarifleri dünya mutfağının ayrıntılarıyla harmanlayarak modern sunumlar yapıyorlar.

Kitchen Restaurant:

Kabul ediyoruz hamburger sözünü duymak bile iştahımızı açıyor, ama ya kalorisi? Kitchen Restaurant’da bunu dert etmeye hiç gerek yok. En sağlıklı Angus bifteklerinin tam 16 gün boyunca yaşlandırılmasıyla hazırlanan hamburger etleri taptaze ekmekler arasına giriyor, patates kızartmaları ise bitkisel yağda kızarıyor. Size de gönül rahatlığıyla etin ve Kitchen Restaurant’ın rüstik ambiyansının keyfini sürmek kalıyor.

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

U Fukiera:

Klasik Polonya mutfağının en iyi ve en eski temsilcisi olan U Fukiera sizi önce yeşilliklerle süslenmiş kemerli pencereleri ve renkli girişiyle karşılıyor. Ardından Naomi Campbell ve Henry Kissinger gibi ünleri ağırlamış olan masalardan birine yerleşiyorsunuz. İster günlük güneşlik avlusunda isterseniz de tarihi iç mekânında oturuyor olun, aristokratik esintileri hissediyorsunuz. Menüsüne gelince, sosisle yapılan 'zurek' veya ızgara domuz parçalarının taçlandırdığı Doğu Avrupa tariflerini es geçmemenizi öneriyoruz.

Atelier Amaro:

Varşova’nın ilk Michelin yıldınızı alan ünlü restoranın şefi Wojciech Modest Amaro, gurme konuklara en yeni pişirme teknikleriyle hazırladığı klasik Polonya tariflerini sunuyor. Atelier Amaro’da menüler à la carte olmamakla birlikte, seçtiğiniz herhangi bir menünün her porsiyonunda deneysel bir yolculuğa çıkacağınızdan da kuşkumuz yok. Bizim Amaro favorimize gelince, hakkımızı defne yapraklı ringa balığından yana kullanmayı tercih ettik diyebiliriz.

Chimera:

Ortaçağ'dan kalma bir içki mahzeni mum ışığında en sofistike yemeklerin yendiği şık bir restorana dönüşürse ne olur? Gotik üslubundan taviz vermeyip tuğla duvarların korunduğu, kuytu masalarda caz tınılarına sohbet sesleriyle karşılık veren konukların ağırlandığı Chimera olur elbette. Burada kuzu, tavşan ve ördek ızgaralarla tamamlanan ana yemekler 14. yüzyılın şölen havasını yansıtmaktan geri durmuyor. Hem midelerin hem de gözlerin doyduğu bu ziyafete restoranın mahzenlerinde hazır tuttuğu geniş şarap ve bira seçkisi eşlik ediyor.

Platter:

Platter restoran, şehrin en genç ve başarılı şeflerinden biri olan Karol Okrasa ile ününü her geçen gün katlıyor. Şefimizin çocukluk hatıralarından çekip çıkardığı en renkli ve romantik tatların sıcak bir modernizmle harmanlandığına tanık oluyoruz. Okrasa’nın füzyon mutfağı ile otantizm arasında yakaladığı kusursuz denge, Polonya’ya özgü tariflerin geniş kalabalıklara ulaşmasını sağlıyor.

Tamka 43:

Varşova gastronomi haritasında önemli bir yer teşkil eden Tamka 43 restoran, moleküler mutfak konusunda uzmanlaşmış Michelin yıldızlı şefi Robert Trzópek ile deneysel tariflerin en seçkin örneklerini sunuyor. Chopin’in temsil ettiği romantik akıma karşın modernist tarzda inşa edilmiş müzesinin içinde bulunan mekânda hayal gücünüzü zorlayacak bileşimler hayat kazanıyor. Burada her çeşit kombinasyonu bulmak mümkün olduğu gibi vejetaryen konukların da bir şaheserle karşılaşacağı kesin; kereviz, kestane ve yer mantarından oluşan özel tarifleri bunun başlıca kanıtı olsa gerek.

Concept 13:

Varşova’nın en seçkin alışveriş noktası Vitkac’ın içinde yer alan ünlü konsept mağaza Likus Concept Store, müdavimlerini en az giyim konusunda gösterdiği ilgiyle karşılıyor. Herhangi bir kafenin çok ötesinde bir zevkle döşenmiş olan Restaurant Concept 13 yoğun bir alışveriş turunun ardından rahatlayıp lezzetli atıştırmalıklar eşliğinde güzel bir kadeh şarap yudumlayabileceğiniz ideal bir nokta.


Atıştırılmalı!

Blikle Café:

Her Avrupa şehrinin kendine has ruhunu yansıttığı, samimiyetiyle ünlü bir kafesi vardır; Varşova’nınki de Blikle... 1869 yılının kente armağanı olan ve eski güzelliğinden ödün vermeyen kafe, bugün hâlâ Polonya’nın en iyi paczki’lerini yapmakla övünüyor. 'Donut'a olan benzerliğiyle tanınan bu geleneksel hamur tatlısı yapım aşamasında alkolle pişirildiği için ortaya çok daha hafif bir lezzet çıkıyor. Charles De Gaulle’ün uğramadan edemediği Blikle’nin romantik Venedik tarzı dekorasyonunu görmek için bile denemeye değer diyoruz.

E. Wedel:

Varşova’nın soğukları yerli insanların tebessümlerine ve el yapımı muhteşem çikolatalara elbette dayanamıyor. Geleneksel Polonya evleri nasıl ki Arnavutkaldırımlı sokakları rengârenk donatıyor, kalpleri ısıtan çeşit çeşit çikolatayı da 160 yıldan daha uzun bir süredir E. Wedel üretiyor. Bu büyük mirasın sunduğu trio’lar şehir turunuzu tatlandırmak için eşsiz bir fırsat.

Bank Club:

Bank Club şık dekorasyonu ve zevkli müzik seçimleriyle şehrin en hip noktalarından biri olmaya aday. Pek çok bar ve gece kulübünün bulunduğu Mazowiecka muhiti, Bank Club’ın pembelere bürünmüş görkemli sütunları ile eğlence düşkünleri için ayrıca bir cazibe merkezi. Her akşam farklı konseptlerle ziyaretçilerin karşısına çıkmayı başaran mekânda DJ’lerin devraldığı funk gecelerinden müzisyenlerin performanslarını sergileyeceği sahne şovlarına kadar geniş bir alternatifler listesinden keyfinize göre seçim yapmak mümkün. Sınırsız eğlencenin cuma geceleri sabah 05.00’a kadar sürmesi özellikle gece kuşlarının dikkate alması gereken nadide bilgilerden.

Platinium Club:

Tarihi bir binanın içindeki Platinium Club içeriye hâkim olan eski havayı ve gösterişli mermer sütunları lehine çevirmeyi biliyor. Başta iç mekândaki yeşil ve pembelerden oluşan tezat renkler yüksek tavanlardan asılmış kristal avizeler olmak üzere tüm detaylar en 'trendy' New York barlarıyla yarışıyor. Geniş dans pistinin yanında 3 farklı bölmeden oluşan mekânın her odasında farklı bir müzik listesiyle karşılaşıyorsunuz. Özellikle elektro müzik sevenlere ise hafta sonlarında kalabalıkları dans pistinde buluşturan DJ setini öneriyoruz.

Opera Club:

Tarihi boyunca en büyük savaşlara sahne olmuş bir şehir Warsaw ve bu sebeple de pek çoğu hala gizemini koruyan pek çok yeraltı geçidi var. Opera Binası’nın altında artık Opera Club’a ait olan gizemli mekân da bunlardan biri. Uzayıp giden taş koridorları arasında yürüyüp oryantalizmin mistik renkleriyle karşılaşacağınız dans pistine vardığınızda ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız kuşkusuz. Kapısından adım attığınız andan koltuklara geçip elinize nargilenizi aldığınız ana kadar huşu içinde kalan misafirler burada kendilerini mekânın farklı dünyasına kaptırdıkça sabahlara kadar uzayan gecelerden vazgeçemeyecekler.

Alışveriş

Zien:

Polonyalı tasarımcı Maciej Zien 2000’de Zien markasını kurmasının ardından dünyaca ünlü modacıların arasında yerini aldı. Ayrıca, kadın dünyasına dair en incelikli fikirlerin sahibi olan tasarımcı, tiyatro sahnelerinde de harikalar yaratıyor. Kırmızı halı üzerinde bir kuğu edası verecek özgün dikimleri ise bugüne kadar Andie MacDowell gibi pek çok ünlünün tercihi oldu. Sheraton Oteli’ne yakın mesafede bulunan mağazasında tasarımcının son kreasyonlarına alıcı gözüyle bakabilir, her biri rüyayı andıran beyaz gelinliklerin arasında gezinebilirsiniz.

Vitkac:

Varşova’nın en prestijli noktalarından biri olan Vitkac’ı diğer alışveriş mağazalarından ayıran, girişinde sizi karşılayan davetkâr Gucci tabelası ve en lüks markaları bir arada bulma kolaylığı sağlaması olabilir. Tıklım tıklım dolup taşan bir çarşıdan çok şık bir butik oteli andırması bir yana, etrafınızda size rehberlik etmek üzere her an hazır bekleyen ekibi sayesinde keyifli bir alışveriş turu yapacağınızdan emin olabilirsiniz. Bünyesinde Givenchy, Armani, Gucci ve Yves Saint Lauren gibi seçkin markaları barındıran Vitkac, ayrıca ünlü Likus Concept Store’un müze hissi uyandıracak bir asalette döşenmiş restoranında şık bir atıştırmalık öğünü vaat ediyor.

Loft37:

Elle, Bazaar gibi pek çok dergi ekibinin çoktan dikkatlerini çekmiş rüya gibi bir yer Loft 37. El yapımı rengârenk ayakkabı tasarımlarını dünyanın dört bir yanından gelen müşterilerine sunan mağaza, herkesin içinde saklı kalan o çocuk ruhu eninde sonunda ortaya çıkarmayı biliyor. Topuklu düğün ayakkabılarından günlük kreasyonlara sınırsız bir seçkiyle renklenen standlarda hayallerinizdeki çifti bulabilir hatta bizzat kendiniz tasarlayabilirsiniz.

Anko Pottery:

Polonya’nın yüzyıllık geleneklerinden biri olan seramik işçiliği günümüzde hâlâ en değerli eserlerini veriyor. Tamamen elle yapılan seramiklerin çoğunda karşılaştığınız mavi beyaz desenler tavus kuşunun kuyruğuna yapılan bir güzelleme aynı zamanda. Varşova’dan dönerken evlerin baş köşelerini süsleyecek, sevdiklerinizi mutlu edecek el işi göz nuru seramikler yıllardır özgünlük kazanmış olan Anko Pottery’de vitrine çıkıyor.


Görülmesi Gereken Yerler

Kraliyet Sarayı:

Hikâyesine Polonya monarklarının kraliyet konutu olarak başlayan görkemli saray, II. Dünya Savaşı sırasında paramparça edilmesine rağmen bugünlere kadar gelmeyi başarabilmiş. UNESCO'nun dünya kültür mirası listesine alınan tarihi bina, Varşova’da görülmesi gereken ve renkli evlerle kuşatılmış eski şehir merkezinde, tüm kalenderliğiyle ziyaretçilerini ağırlıyor.

Varşova Ayaklanması Müzesi:

II. Dünya Savaşı tarihinin karanlıkta kalan yüzlerinden biri olarak anılır Varşova ayaklanması. Nazi işgalinde olan kentin 1944’de Alman askerlerine karşı çıkardığı halk ayaklanması bugün hâlâ izlerini koruyor. Sayısız tanıklıktan oluşan fotoğraf, belge ve video gibi malzemelerin hepsini bünyesinde toplayan müzede izleyebileceğiniz kısa filmler savaş döneminde geçen gündelik hayatı ve Nazi kurallarını gözler önüne seriyor.

Fryderyk Chopin Müzesi:

Bugün adını soylu bir aileden alan Ostrogski Palace’ın içinde yer alan Fryderyk Chopin Müzesi ziyaretçileri Polonya’nın en sevilen figürlerinden biriyle tanıştırıyor. Efsanevi klasik müzik bestecisinin tüm hayatına ve eserlerine şahit olacağınız müzede sanatçının neden büyük romantikler arasında yer aldığını daha iyi anlayacaksınız. Odaları gezerken kulağınıza çalınan baladlar, kim bilir, belki sizi de o meşhur romantiklerin arasına katacak...

Sanat Müzesi:

Sanat müzesi Varşova’da gelişebilecek her türlü çağdaş sanat hareketini başarıyla destekliyor. Kültür ve Bilim Müzesi’ne yakın bir noktada bulunan 2008 çıkışlı müze görsel sanatlar, grafik tasarım, endüstriyel tasarım ve mimari gibi konularda aynı zamanda ideal bir kaynak. Çağdaş sanat konusuna özel ilgi gösterenlere, müzenin kitapçısını da keşfetmelerini tavsiye ediyoruz.

Polonya Yahudileri Tarihi Müzesi:

Polonya Yahudileri Tarihi Müzesi, Nazi saldırılarının en çok şiddetlendiği nokta olan Varşova Gettosu’nda kapılarını açmış. Tarihi bir ayaklanmaya referans vererek 2013 tarihinde yeşeren müze bugün Yahudiler ve Yahudilikle ilgili herşeyi öğrenebileceğiniz kapsamlı bir kültür merkezi olarak işliyor. Çeşitli film, tartışma ve workshop’ların gerçekleştiği mekândaki 8 galerinin her birinde Yahudi tarihinin farklı bir evresine tanık oluyorsunuz.

Copernicus Science Center:

Polonya’nın kayda değer merkezlerinden biri olan Copernicus Science Center, Wisla nehrinin hemen yanı başında bulunuyor. Şehir merkezinden 10 dakikalık bir yolculuk sayesinde ulaşabileceğiniz bilim kompleksinde sizi ilk olarak bir insan robot karşılıyor. Bir müzenin sunabileceğinin çok ötesinde fırsatlar vaat eden merkezde hafta sonları laboratuarlarda gerçekleşen bireysel deneylere katılabilir hem kendinizin hem de çocuklarınızın bilgi birikimini artırabilirsiniz.


Kitaplar & Filmler

"Chopin":

Varşova’nın renkli ama bir o kadar da nostaljik sokaklarında gezerken Chopin noktürnleri gelsin hatırınıza zira bu ünlü bestecinin romantik soloları, karşılaştığınız her mekâna farklı bir hava katıyor, sizi alıp başka dünyalara götürüyor sanki...

"The Pianist":

Varşova Gettosu’nda hayatta kalma mücadelesi veren Polonyalı bir bestecinin günlüklerinden yola çıkılarak çekilen The Pianist, 2001’de gösterime girdiği günden beri en çok izlenenler listesindeki yerini koruyor. Tüm gerçekçiliğiyle tüyler ürperten savaş sahneleri ve piyanistin içinde bulunduğu çaresiz durum bu Polanski imzalı filmde kusursuz bir şekilde izleyiciye aktarılıyor. The Pianist ile en iyi aktör dalında Oscar’a kavuşan Adrien Brody’nin yıkık evinde havada gezdirdiği parmaklarıyla piyano çaldığı sahne akıllardan hâlâ çıkmış değil...

"The Foreigner":

Steven Seagal’ın yönetmenliğini üslendiği The Foreigner tek başına hareket eden bir ajanın giriştiği çarpışmaları konu alıyor. 'Light' filmleriyle akıllarda kalan yönetmen film boyunca doğrudan çekim yöntemiyle çalışırken arka planda görkemli Varşova sahneleri akıyor.


Aman Aman!

Kentin pek çok semtinde hazır bulunan bisikletlerden birine atlayıp güneşli bir günde kendinize Varşova’nın yemyeşil parklarından birinde gezinerek sağlıklı bir armağan verebilirsiniz. Şehrin akciğerlerinden biri sayılan Lazienki Park hem tabiatıyla nefes açıcı hem de saray bölmeleriyle tarihi bir keşif sunuyor. Üstelik yaz aylarında parkta organize edilen Chopin konserleri açık havada klasik müzik dinleme keyfini yaşamak isteyen kalabalıklarla dolup taşıyor.

Varşova’nın en büyük üniversitesi ayrıca Avrupa’nın en büyük bahçelerinden birine de ev sahipliği yapıyor. Binbir çeşit bitkiyi ilgiyle izleyebileceğiniz ve kente tepeden bakabileceğiniz çatı katındaki bahçenin kapıları alkol sokmamak kaydıyla herkese açık.

Eski şehir merkezindeki Kültür ve Bilim Müzesi, hem Polonya’nın en yüksek binası hem de Varşova’nın tarihi sembollerinden biri. Eski şehir merkezinde bulunan görkemli binada tiyatrodan konser alanına kadar pek çok aktivite için ayrılmış 3000 oda bulunuyor. Bugüne dek Marlene Dietrich, Cesaria Evora ve Rolling Stones gibi yıldızları ağırlayan mekânda bulutların üzerinde bir konser deneyimini mutlaka yaşamaya çalışın.


Sıkıcı Bilgiler

Her ülkede sıklıkla taksilerde maruz kalabileceğiniz turist tarifesine yakalanmamak için havaalanından şehir merkezine yapılacak bir yolculuğun 25-30 dakika ve 35-50 zloti tuttuğunu bilmek işinize yarayacaktır.

Tipik bir Doğu Avrupa ülkesi olan Polonya’da kışların epey soğuk geçtiği konusunda sizleri şimdiden uyarıyoruz. Şehrin tarih kokan sokaklarını arşınlarken yarı yolda yağmura veya sert iklime yenik düşüp otele geri dönmek zorunda kalmamak adına tam teşekküllü bir bavul hazırlamak hayat kurtarabilir.