Venedik Elinizin Altında

Adının romantizmle özdeşleştiği bir kent Venedik… Yavaş yavaş süzülen gondolları, kocaman bir tabloyu anımsatan Büyük Kanal’ı, yüzlerce yıllık ihtişamı ile palazzo’ları, nice hikâyeyi barındıran daracık sokakları ve köklü bir tarihe tanıklık etmiş piazza’ları görünce gel de romantikleşme!

Ancak bu güzel ne yazık ki büyük bir tehlikenin ağzında. Adriyatik Denizi’ne doğru uzanan 118 ada üzerine kurulu bu şehir, yavaş yavaş üzerindeki tüm eşsiz güzelliklerle birlikte suların altına gömülüyor. 1987 yılında Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilen Venedik ise geleceğine dair çizilen bu karanlık ve soğuk tabloya aldırmadan, kanallar arasında akıp giden zamanın peşinde, tüm uçarılığıyla kendi rutinini yaşamaya devam ediyor âdeta.

Yüzlerce köprü ile birbirine bağlı, iç içe geçmiş sokakların devasa meydanlara açıldığı Venedik’te yüzlerce yıllık bir medeniyetin ve kültürün önünüze serildiğini göreceksiniz.

Venedik

En İyiler

Hotel Cipriani:

San Marco Meydanı’nın eşsiz manzarasını karşısına alan, bir taraftan Venedik’in tarihi mirasının hemen dibinde ama diğer taraftan da şehrin kalabalığından uzak, Giudecca Adası’nda kendi köşesine çekilmiş bir yer Hotel Cipriani. Venedik’e has hafif renklerle donatılmış bir dekorasyona sahip bu otel, sunduğu dört dörtlük hizmetiyle şehrin klasikleri arasında yer alıyor. Şehrin panoramasına doğru uzanan restoranları ve barlarında Venedik’in keyfini sürebilir, otelin içinde yer alan Casanova Wellness Center’da rahatlığın kollarına uzanabilir, lüks ile konforun iç içe geçtiği bir konaklamanın tüm avantajlarından faydalanabilirsiniz. Venedik tatilinizi zirveye taşımanın yolu Hotel Cipriani…

Aman Canal Grande Venice:

Büyük Kanal üzerindeki 16. Yüzyıldan kalma palazzo’lardan birinde bulunan Aman Canal Grande Venice, eşsiz mimarisiyle sanki geçmişe götürüyor konuklarını. Büyük Kanal’ın tüm romantizmini ve tarihini içeriye taşıyan bu otel, Venedik rüyasını gerçek kılıyor. Neo-rönesans ve rococo stillerinin öne çıktığı Aman’da, konforu modern eşyalarla sağlanmış 24 ayrı oda bulunuyor. Günbatımında eşsiz bir manzara sunan terası, kanalların arasında masalsı bir diyar hissi yaratan bahçeleri ve özel salonlarıyla burası size kendinizi eski soyluları gibi hissettirecek. 

The Giritti Palace:

Geçirdiği restorasyonun ardından 2013 başında tekrar kapılarını açan Giritti Palace, Venedik klasiklerinden biri... Büyük Kanal’ın yanı başında arz-ı endam eden Giritti Palace, restorasyona rağmen tarihi dokusundan bir şey kaybetmiş değil. Kapısından içeri girdiğiniz anda kendinizi 16. yüzyıla doğru ışınlanmış gibi hissediyorsunuz. 82 odası da modern eşyalarla, Venedik stiline bağlı kalınarak döşenmiş otelin 10 ayrı süiti bulunuyor ve her bir süitin adı, Hemingway, Ruskin, Somerset, Guggenheim gibi tarihte yer etmiş kişilerden geliyor. Otelin Büyük Kanal’a bakan restoranı ve barı ise gastronomik bir maceraya doğru açılıyor.  

Ca’Sagredo Hotel Venice:

Travel+Leisure dergisinin 2013’ün en iyi 500 oteli sıralamasına dahil ettiği Ca’Sagredo Hotel Venice için ihtişam sözcüğünün somut karşılığı diyebiliriz. Venedik palazzo’larından birine kurulan Ca’Sadredo, şatafatlı dekorasyonunda rahatlığı da ihmal etmiyor. Zarafetin, her yerinde hissedildiği bu otel 5 ayrı tarz odadan ve 4 süitten oluşuyor. Geçmişi 15. yüzyıla kadar dayanan bu otelin L’Avoca isimli restoranı ise Büyük Kanal’ı boydan boya görüyor. Menüsündeki Venedik’e özgü lezzetlerle şaraplar da cabası...

Hotel Danielli Venice:

Angelina Jolie ile Johnny Depp’i başrollerine taşıyan The Tourist filminin de çekildiği, geçmişi 14. yüzyıla dek uzanan tarihi bir binayı kendine mesken edinmiş bir otel Hotel Danielli Venice. Palazzo’ların görkemini üzerinde taşıyan Hotel Danielli Venice, en güzel Venedik manzaralarından birine sahip: Büyük Kanal, San Marco Meydanı ve ötesi... Hele ki otelin teras restoranı öyle bir manzaraya bakıyor ki, aklınızı tabaktakilere vermeniz çok zor. Ulaşımın özel deniz taksisiyle yapıldığı Hotel Danielli, Venedik’i en güzel deneyimleyebileceğiniz adreslerden biri...

Luna Hotel Baglioni:

Venedik’in tarihi güzelliklerinin hemen dibinde, geçmişten sahneleri yaşatan Luna Hotel Baglioni, konuklarını masal evlerini anımsatan dekorasyonunda ağırlıyor. Venedik’in 5 yıldızlılarından olan bu otel, lüks ile konforu birlikte sunuyor. Şehrin romantik kimliğini üzerine geçiren ve Neo-Rönesans stilini yansıtan Luna Hotel Baglioni’nin ünlü restoranı The Canova ise, Venedik tatilinizin en lezzetli anlarını yaşatacak size. 

Centurion Palace Venezia:

Venedik’in tarihi dokusunun içinde, tüm modernliğiyle dikilen bir otel: Centurion Palace Venezia. Sade dekorasyonunun içinde renkli bir şıklık yakalayan otelin bir tarafı kanala diğer tarafı ise şehrin gizemlerle yüklü daracık sokaklarına bakıyor. Şehrin tarihi merkezine çok yakın bir mesafede yer alan Centurion Palace Venezia'nın sınırları içinde, kanalın üzerine uzanmış Antinoo’s Lounge & Restaurant da bulunuyor. Adım adım Venedik’in güzelliklerini keşfe dalmak için iyi bir başlangıç noktası burası...

Bunlara Da Bakmaya Değer

Palazzina Grassi:

2008 yılında hizmet vermeye başlayan Palazzina Grassi, Philippe Starck’ın ellerinden çıkmış dekorasyonuyla Venedik’in modern yüzünü temsil ediyor. Büyük kanalın yanı başında, şehrin tarihi binalarından birini mesken edinen otelin odaları ise beyaz rengin hâkimiyetinde, sınırsız bir konfor yaratıyor. 6 farklı tipte odası ve süiti bulunan Palazzina Grassi’de yemek yemek de ayrı bir deneyim. Menüsünü sürekli yenileyen ve değişime açık bu restoranda bir taraftan açık mutfakta yemeklerin hazırlanışını izlerken diğer taraftan da İtalyan mutfağından lezzetleri tatmaya koyulabilirsiniz.

Ca Maria Adele:

Klasik Venedik stilini, otantik detaylarla süsleyen, sıradışı bir dekorasyonun sahibi Ca Maria Adele, şehrin çağdaş sanatla harmanlanmış bölgesi Dorsoduro’da yer alıyor. Venedik’in önemli merkezlerine sadece birkaç dakikalık uzaklıkta yer alan Ca Va Maria Adele’de deluxe odalar ve süitlerin dışında, farklı konseptlere göre dekore edilmiş 5 ayrı tipte oda da bulunuyor: Sala del Doge, Sala del Noire, Sala Orientale, Sala dei Mori, Sala del Camino. Sizi dostane bir misafirperverlikle karşılayacak olan Ca Maria Adele, rahat kollarında yoğun şehir turu öncesi bir güzel dinlendirecek. 

Aqua Palace:

Venedik’in tarihi bölgelerinden Castello’da yer alan, 4 yıldızlı Aqua Palace, sıcakkanlı odalarında ağırlıyor konuklarını. Şehrin kanallarını seyre dalan bu dört yıldızlı butik otelde, eskiyi canlandıran ama günümüzle de bağlarını koparmayan bir dekorasyon hâkim. Ortaçağ’dan kopup gelmiş sahneler yaşamak, tipik bir Venedik seyahati geçirmek için ihtiyacınız olan tüm ambiyansı ve konforu size sağlayacak Aqua Palace. 

DD724:

Venedik’teki tercihiniz palazzo’lardan değil de butik otellerden yanaysa, DD724 sizi sıcacık misafirperverliğiyle bekliyor. Minimal dekorunda konuklarının ihtiyaçlarını önceden düşünüp hazırlanmış DD724, Dorsoduro’da yer alan bu butik otel; Guggenheim Müzesi ve Galleria dell’Academia gibi şehrin önemli sanat noktalarının çok yakınında. Ve bölgenin sanatla iç içe geçmiş dokusuna uygun bir şekilde tasarlanmış. Otelin içinde sanat yayınlarının yer aldığı bir de kitaplık bulunuyor. 7 odalı bu küçük otelin Venedik’in ambiyasında kendine ne kadar rahatça yer edindiğini görünce hayran kalacaksınız.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler 

Harry’s Bar:

Cipriani zincirinin Venedik’teki halkası olan Harry’s Bar, sıcakkanlı ve kaliteli atmosferiyle farkını ortaya koyuyor. Dünyanın en iyi restoranları arasında sıralanan Harrys’s Bar’ın samimi ortamı burayı hem turistler hem de şehrin yerlileri için vazgeçilmez kılıyor. İster küçük atıştırmalıklar isterseniz de dostlarınızla muhabbetin şenlendireceği uzun yemekler için tercih edilebilecek bir yer burası. Öğle saatlerinde lezzeti garantili bir mekânda keyifli anlar yaşamak istiyorsanız listenizin en başına Harry’s Bar’ı ekleyin. Yemek öncesi bir 'bellini' ısmarlamayı da ihmal etmeyin!

Osteria di Santa Marina:

İtalya’ya özgü bir içtenlikle karşılanacaksınız Osteria di Santa Marina’da. Sevimli dekorasyonunda sizi evinizde gibi hissettiren bu küçük restoranda Venedik mutfağına özgü deniz mahsüllerini ve ev yapımı makarnaları deneyebilirsiniz. Şarap menüsü de uzun uzun incelenmeye değer. Yemeği isterseniz tatlı seçeneklerinden biriyle ya da güzel bir kahveyle şenlendirmeyi de bir düşünün mutlaka. Osteria di Santa Marina’ya havalar güzelken gelirseniz, Venedik’in ruhunu içinize çekebileceğiniz, meydana bakan dış mekânına oturun.

Ai Cacciatori:

Venedik spesiyalitelerini tadabileceğiniz, kanal boyunca uzanan dostane mekânlardan biri Ai Cacciatori... Küçük mekânını güzel havalarda kanalın yanına kadar genişleten bu restoran şehrin en eski sakinleri arasında yer alıyor. Venedik mutfağına özgü lezzetleri menüsüne taşıyan restoranın manzarası, Giudecchini adasından eşsiz panoramaya doğru açılıyor. Başta balık olmak üzere, birbirinden lezzetli deniz mahsüllerini tadabileceğiniz Ai Cacciatori’de meşhur Venedik aperatiflerinden 'spritz'i ve 'cicchettare'yi de denemeyi unutmayın. 

Ca’ D’Oro (Alla Vedova):

Venediklilerin 'Alla Vedova' olarak bildiği Ca’ D’Oro, sevimli bir aile işletmesi. İtalyan trattoria’larının tüm özelliklerini bünyesinde bulunduruyor. Yalnız burası oldukça küçük bir yer olduğu için yer bulabilmek için gelmeden önce rezervasyon yaptırmanız ya da sırada beklemeniz gerekebilir. Burada iki tür servis yapılıyor. Masaya oturmayı tercih ederseniz bir aperatif ve bir ana yemeğin dahil olduğu menüyü almak zorundasınız. Tapasvari lezzetler için ise bar kısmında kalabilirsiniz. Şehrin yerlileri ikinciyi, turistler ise birinciyi tercih ediyor, bilginize...

Venice Acqua Pazza:

Tarih kokan San Marco Meydanı’nın eşsiz manzarasına bakan, sevimli mi sevimli bir terasta öğle yemeğine davetlisiniz. Venice Acqua Pazza klasik pizza seçeneklerinden Amalfi kıyılarından taze balık ve deniz mahsülleri çeşitleriyle tıka basa doldurmuş menüsünü. Yalnız buraya yemeğe gelmeyi düşünüyorsanız ve mevsimlerden de yazsa, şortla giremeyeceğinizi hatırlatalım. Ama merak etmeyin, üzerinizde şort varsa ve Venice Acqua Pazza’yı da illa denemek istiyorsanız, sizi kapıdan göndermeye kıyamayan görevliler yedek bir pantolon vereceklerdir. Evet, restoranın böyle bir servisi de var... 

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

The Met:

Hotel Metropole içerisinde yer alan The Met, gurme deneyimlerin peşinde olanların mutlaka radarına girmesi gereken bir restoran. Venedik’in Michelin yıldızlılarından olan restoranın sade ve sofistike dekorasyonu burada yemek yemeyi daha da keyifli hale getiriyor. Venedik mutfağından tarifler bulabileceğiniz The Met’te akşam yemeği özel bir deneyim olacak. San Marco meydanından birkaç adım uzaklıktaki The Met’e deniz taksiyle gelmek de mümkün.

Da Fiore:

Da Fiore’nin şöhreti Venedik sınırlarına taştı, tüm dünyayı sardı desek yeridir. O kadar ki burada yer bulabilmek için birkaç hafta önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Ayrıca özel bir kıyafet uygulaması var; illa smokinle gelmeniz gerekmiyor, günlük kıyafetlerle de gelebilirsiniz ama şort ya da kısa gömlek katiyen olmaz! Biraz nazlı olduğunu biz de kabul ediyoruz ama tüm bunlara değiyor, inanın. Venedik’in en iyi restoranı olduğu konusunda herkesin hemfikir kaldığı, Michelin yıldızını yakasına takmış Da Fiore’nin özellikle karidesli risotto’su ölmeden önce mutlaka tadına bakılması gereken yemekler arasında... 

Ristorante Al Covo:

Deniz mahsülleri söz konusu oldu mu adı Venedik’in en iyileri arasında sayılan Ristorante Al Covo, önceden rezervasyon yapılması gereken restoranlardan... Ayrıca çarşamba ve perşembe günleri tüm gün kapalı. Küçük ve sıcacık dekorasyonuyla Al Covo gerçekten mutlu hisler yaratıyor bünyede. Tabii yemeklerinin de bunda payı büyük. Venedik’te pek çok restoranda karşınıza çıkan kıyafet kuralı daha yumuşak bir şekilde olsa Al Covo’da da var. Baylardan buraya gelirken şort ya da sandalet türü kıyafetleri giymemeleri 'rica' ediliyor.  

Corte Sconta:

Venedik’in gurme güzelliklerinin arasında kendine takdire şayan bir yer edinen Corte Sconta, deniz ürünlerinden makarnaya uzanan bir menüye sahip. Bu ikisinin birleştiği mürekkep balıklı spaghetti gibi lezzetler ise mutlaka denenmeli... Yalnız, yaz aylarında gelirseniz Corte Sconta’yı kaçırabilirsiniz çünkü Temmuz ve Ağustos aylarında burası kapalı. Diğer zamanlarda da pazar ve pazartesi ekibin tatil günleri...

Cantina do Spade:

Burası tarihin en ünlü playboy’u Casanova’nın yemeğe çıkardığı kadınlarla gittiği restoran...  Düşünün artık ne kadar eski! Lezzetli 'cicchetti'leri yani İtalyan usulü atıştırmalıkları ise Cantino do Spade’yi efsaneleştiren bir diğer özelliği. Venedik’in nice hikâyeyi yüklenmiş ara sokaklarından birinde yer alan bu restoran ilk bakışta paylaştığından çok daha fazlasına sahip!

Da Romano:

Burano adasında yer alan Da Romano prenseslerden ressamlara kimleri kimleri ağırlamamış ki! Eh, bu kadar kişinin burayı seçmesi de boşuna değil. 1910 yılında ilk kapılarını açan bu şirin trattoria’nın Venedik mutfağından lezzetleri sıralayan spesiyaliteleri o kadar meşhur ki Da Romano şehrin prestijli birkaç restoranı listesinde; küçücük mekânına rağmen devasa bir yer kaplıyor. Siz buraya doğru yola çıkmadan hatırlatalım, restoran salı günleri kapalı...

Atıştırmalı!

Caffe Rosso:

Burası için tüm Venedik tarihine şahitlik etmiş bir yer dersek en ufak bir abartı olmaz. Eşsiz kokuların yükseldiği bu kafede akşamüstü oturup prosecco eşliğinde panini’leri ya da bruschetta’ları tadabilir, binbir çeşit ve renkteki tatlıları güzel bir kahve eşliğinde mideye indirebilirsiniz. Gününüze enerji katmak için ideal bir lezzet durağı burası... Pazar günleri kapalı olduğunu unutmayın!

Pasticceria Rizzardini:

Ta 1742’den beri açık olan, Venedik’in klasikleri arasında yerini almış bir yer Rizzardini... Harika lezzetteki tatlıları ve hamur işleriyle her geçen gün ününe ün katıyor Rizzardini. Krapfen adlı kremalı çörekleri özellikle çok meşhur. Bir espresso eşliğinde mutlaka tatmalısınız!

Pasticceria Tonolo:

Venedik’in tarihi düşünülürse yeni bile sayılabilecek olan Tonolo, 1953 yılında açılmış; açılmasıyla şehrin en iyi tatlılarının sahibi unvanı isminin önüne oturuvermiş. Muhteşem pastaları San Marco’nun tarihi güzellikleri kadar ilgiyi hak ediyor bizce. Tatlı kriziniz tuttuğunda ya da Venedik’in lezzetleri peşinde bir tura çıktığınızda, gideceğiniz adresler arasına Tonolo’yu da ekleyin. 

Naranzaria:

Burası aslında bir lokanta fakat hayatın erken bittiği Venedik’te lezzetli kokteyller içmeye ya da zengin şarap kavından tatmaya devam etmek istiyorsanız Naranzaria doğru adres sizin için. Büyük Kanal’ın yanı başında romantik bir Venedik gecesi yaşatan, şehrin büyüsünü hissettiren bir yer yer burası...

Skyline:

Hilton Oteli’nin terasında yer aldığını söylersek önünüze serilecek manzaranın güzelliğini tahmin edebilirsiniz herhalde değil mi? Otelin barında, usta ellerin hazırladığı kokteyllerin keyfini ışıl ışıl Venedik’i seyrederek çıkarmak Venedik tatilinizin zirve noktalarından biri olacak. 

Al Vapore:

Venedik’te caz dinleyebileceğiniz bir yer mi arıyorsunuz? Çok aramayın, gitmeniz gereken yer Al Vapore... Cazın usta isimlerini dinleyeceğiniz keyifli bir akşam geçirmek istiyorsanız buraya mutlaka uğramalısınız. Tabii gelmeden önce mekânın programına göz atmanızda fayda var. Samimi ve müzik dolu bir gece geçireceğinizi biz şimdiden garanti ediyoruz. 

Caffe Centrale:

Caffe Centrale, Venedik ruhunun bir parçası haline gelmiş 15. yüzyıl palazzo’larından birinde yer alıyor. Burası aslında hem lounge, hem bar hem de restoran... Sıcakkanlı atmosferinden dolayı Caffe Centrale Venediklilerin favorileri arasında. Elton John, Christina Aguilera gibi ünlü isimleri bile ağırlamış Caffe Centrale. Tabii ki bunda ortamının ve dekorasyonun güzelliği kadar birbirinden kaliteli şaraplarıyla kokteyllerinin de payı büyük. San Marco meydanında bulunan Caffe Centrale, Venedik’in aşırı 'turistik' barlarından haz etmeyenler için doğru bir alternatif denilebilir. 

Il Muretto:

Venedik’te bol hareketli bir gece geçirmek isteyenler, Lido adasındaki tek kulüp Il Muretto’yu bir yerlere not etsin. Tabii buranın sadece Nisan ve Eylül ayları arasında açık olduğunu da göz önünde bulundurarak... Yaz boyunca pek çok partiye ev sahipliği yapan Il Muretto, ünlü DJ’lerin performanslarının olduğu günlerde kalabalıkları kendine doğru çekiyor. 4 ayrı tarzda barı bulunan mekân, şehirde gece hayatının en yoğun yaşandığı yer... 

Alışveriş

Atelier Segalin di Daniela Ghezzo:

İtalyan ayakkabılarının şıklığı ve kalitesi dünyaca ünlü, malumunuz... Eğer orijinal bir tarzın peşindeyseniz ve büyük markalardan ziyade özel tasarımları tercih ediyorsanız sizi Atelier Segalin di Daniela Ghezzo ile tanıştıralım. Şehrin en ünlü ustalarından Rolanda Segalin’in yanında ayakkabıcılık işini öğrenen Ghezzo bu işi ondan devralmış ve Castello’daki mekanında, kadın ve erkek modellerini sıra sıra dizmeye koyulmuş. Özenli bir işin ve kaliteli malzemelerin öne çıktığı bu ayakkabıların fiyatları 650 ile 1300 Euro arasında değişebiliyor. Ayakkabı düşkünlerine duyurulur...

La Casa di Loto:

Giyiminizde orijinalliğe önem veriyorsanız, üstünüzdekilerin aynısını bir başkasında görmeye dayanamıyorsanız vintage’ın nimetlerinin farkına çoktan varmışsınızdır. La Casa di Loto, özenle seçtiği ikinci el kıyafet koleksiyonunda, vintage sevdalılarının aklını başından alacak bir hazine barındırıyor. Dolaplar dolusu rengârenk kıyafetleri, son derece temiz ve korunmuş bir şekilde meraklısına sunuyor burası. Askılar arasında dolaşırken kazaktan gece elbisesine, pek çok farklı parçaya rastlamak mümkün. Buraya geldiğinizde epey vakit geçirmeye hazırlayın kendinizi çünkü bu koca hazinede saklı güzellikleri keşfetmek isteyeceksiniz.

Frette:

Yurtdışı seyahatlerinde nevresim alışverişi yapma fikri biraz garip gelebilir ama söz konusu Frette olduğu için sizi iki kere düşünmeye davet ediyoruz. Venedik’teki mağazasını 1914 yılında açmış olan Frette, İtalyan terziliğinin marifetlerini evlere, odalara taşıyor. Frette imzası taşıyan tasarımların şıklığı o kadar meşhur ki, Titanic, Orient Express gibi büyük oteller bile Frette’nin ürünlerini kullanıyor. Nevresim takımlarından havluya kadar pek çok farklı dekorasyon eşyası üreten markanın fiyatları ise şıklığıyla doğru orantılı...

Venini:

Venedik’e gelmişken şehre özgü Murano camından yapılmış ürünlerden almamak olmaz. Avizeden vazoya, şişeden süs eşyasına kadar, rengârenk Murano camları o kadar çok yerde kullanılıyor ki... Şehirde Murano camlarının satıldığı bir sürü dükkân bulabilirsiniz ama bunlar arasından en şık tasarımlara Venini’de rastlayacaksınız. Atölyesine ve dükkânına uğramadan ayrılmayın Venedik’ten.

Carlo Moretti:

Venedik’te Murano ile özdeşleşmiş bir diğer isim ise Carlo Moretti... 1958 yılında Carlo ve Giovanni Moretti tarafından kurulan atölye, o günden bu yana yaptığı tasarımlarıyla büyük bir marka haline geldi. Moretti imzası taşıyan ürünlerin kalitesi kadar orijinal şekilleri ve renkleri de cezbediyor. Yenilikçi tasarımların fanatiğiyseniz Carlo Moretti atölyesine göz atmanızda fayda var. 

Görülmesi Gereken Yerler

Venedik’in en turistik yerleri yürüyerek keşfedilecek kadar birbirine yakın. Büyük Kanal, Rialto Köprüsü, San Marco Kilisesi ve meydanı, Dükler Sarayı, Saat Kulesi ve Hasret Köprüsü küçük bir Venedik turu esnasında mutlaka görülmesi gereken, zaten kendiliğinden karşınıza çıkıverecek yerler. Şehrin tarihi yerlerini gördükten sonra küçük vaporetto’larla Murano, Lido ve Giudecca adalarını gezmeyi, Venedik’in eşsiz panoramasını seyretmeyi de ihmal etmeyin.

Peggy Guggenheim Koleksiyonu:

Büyük Kanal üzerinde yer alan Peggy Guggenheim Koleksiyonu, modern sanata adanmış ilk müzelerden biri... Kübizmden sürrealizme 20. yüzyıl sanatına yön vermiş pek çok akımı kapsayan koleksiyon, Peggy Guggenheim’ın Amerika ve Avrupa’dan topladığı eserlerden oluşuyor. Hem Picasso, Miro ve daha nice büyük ismin eserlerini görmek, hem de koleksiyonun sergilendiği şahane palazzo’yu gezmek için buraya mutlaka gelmeniz gerek. Müzenin salı günleri kapalı olduğunu da ayrıca belirtelim. 

Punta Della Dogana:

Büyük Kanal ile Giudecca Kanalı’nın birbiriyle üçgen oluşturacak şekilde kesiştiği noktada bulunuyor Punta Della Dogana... Haliyle mimarisi de bu üçgene ve etrafını saran güzelliklere uygun olarak şekilleniyor. Bu sıradışı bina geçmişte şehrin en büyük iskelelerinden biriyken, günümüzde artık güncel sanatın sergilendiği bir müze halini aldı. Venedik’e gelmişken, eşsiz güzellikteki mimarisi ve izleyiciye sunduğu koleksiyonuyla burayı da gezilecek yerler listesine eklemeyi unutmayın!

Galleria dell’Accademia:

14. ile 18. yüzyıllar arasında yaşamış ressamların eserlerini görebileceğiniz Galleria dell’Accademia, pek çok farklı dönemden büyük sanatçıların, sanat tarihine geçen çalışmalarını bir arada sunuyor. Sanat severlerin Venedik’te mutlaka görmesi gerektiği müzelerden biri burası... Yüzlerce yıllık sanatı kanlı canlı görebileceğiniz Galleria dell’Accademia’nın mermerlerle donatılmış ihtişamlı binası ise ayrıca övgülere değer. 

Filmler

"The Tourist":

Başrollerinde Angelina Jolie ile Johnny Depp’in yer aldığı, romantik ve macera dolu bir hikâyeyi Venedik’in kanallarına taşıyan bir film The Tourist. Paris’te açılışı yapan, sonra da Venedik’e doğru yola çıkan film boyunca hem heyecan dolu bir hikâyeyi, hem de Venedik’in tüm ihtişamıyla Jolie ve Depp’ten rol çalışını izliyorsunuz. Filmi izledikten sonra acilen Venedik’e gitmeniz gerekebilir, aman dikkat!

"Death in Venice" // "Venedik’te Ölüm":

Hem edebiyat hem de bir sinema klasiği Venedik’te ölüm. Thomas Mann’ın 1912 tarihli eseri Der Tod in Venedig, 1971 yılında Morte a Venezia adıyla sinemaya uyarlanmıştı. Kitapta da filmde de Venedik en heybetli haliyle arz-ı endam ediyor ama şehrin o hep övülen romantizminin ve masalsı duruşunun yerini ağır bir melankoli alıyor. 

"Venedik Taciri":

Shakespeare’in ünlü eserinin başrollerinde Jeremy Irons, Al Pacino, Joseph Fiennes gibi ünlü Hollywood yıldızlarının olduğu sinema uyarlamasıyla karşınızdayız. 2004 tarihli bu film, hikâyenin gerektirdiği üzere, yüzlerce yıl öncesinin Venedik’inde geçiyor. Şehir aynı şehir, manzara aynı manzara ama o devrin ihtişamı bambaşka... 

Aman Aman

Eğer Venedik seyahatine ne zaman çıkacağınızı ayarlama imkânınız varsa, Venedik Karnavalı’nın olduğu Şubat ayını ya da Ağustos sonu ile Eylül başı gibi düzenlenen Venedik Film Festivali’nin denk geldiği dönemi seçmenizi öneririz. Şehri maskelerin ele geçirdiği karnaval döneminde havalar pek güzel olmasa da sokakları türlü renklere bürünüyor. Dünyanın en eski festivallerinden biri olan Venedik Film Festivali zamanında ise kültür sanat gündeminin buraya taşındığını göreceksiniz.
Dünya bienalleri arasında apayrı bir yere sahip Venedik Bienali ise iki yılda bir Haziran ve Kasım ayları arasına denk gelecek şekilde düzenleniyor.

Bu arada, Venedik’e hangi dönemde giderseniz gidin, gondol turu yapmadan, San Marco meydanındaki güvercinlere yem atmadan, şehrin klasiklerinden Teatro la Fenice’de bir opera seyretmeden dönerseniz, o seyahat eksik kalır, bilesiniz.

Sıkıcı Bilgiler

Venedik küçük bir yer gibi gözükebilir ama değil. Toplamda 118 adaya yayılan bu şehir küçücük sokaklarıyla aslında kocaman. Gezilerinizi planlarken bunu unutmayın!

Her bir tarafı sularla çevrili bu kentteki en önemli toplu taşıma aracı vaporetto’lar. Adalar arasındaki ulaşım çoğunlukla bunlarla sağlansa da deniz taksi ve hatta deniz limuzini gibi kişiye özel ulaşım araçları da mevcut.

Vaporetto’lar için tek yön bilet 6,5 Euro... Venedik’teki gezilerinizi daha ekonomik bir hale getirmek ve de kolaylaştırmak için, seçtiğiniz zaman aralığı boyunca geçerli olacak ve ücretsiz ulaşım sağlayacak VENICEcard’tan satın alabilirsiniz.

Tabii ki adalar arasında ve kanallarda dolaşırken bir araca binmeniz gerekecek ama onun dışında Venedik en iyi yürüyerek keşfediliyor. Yol boyunca denk gelece güzellikleri de ayrıca düşünün bir de.

Türkçede “gel-git” diye geçen “aqua alta” zamanı sonbahar aylarında gerçekleşiyor. Bu dönemde Venedik’te olacaksanız, şehrin San Marco meydanına kadar sular altında kaldığını, sonrasında ise sanki hiçbir şey olmamışçasına tüm suların geri çekildiğini göreceksiniz.

Venedik’te en çok yağmur Aralık ve Şubat ayları arasında yağıyor. Temmuz ve Ağustos ayları ise yükselen nem miktarı ile birlikte hava bunaltıcı bir hal alıyor. Yaz aylarına bir de etrafı kuşatan turist kalabalığı eklenince (ki bu dönemde şehirdeki turist sayısı milyonları buluyormuş) can sıkıcı bir seyahatin ortasında bulabilirsiniz kendinizi.