Washington Elinizin Altında

Bağımsızlık bildirgelerinin kaleme alındığı, özgürlük hikâyelerinin yazıldığı, kitaplarda görüp okuduğumuz pek çok tarihi karakterlerin siyaset sahnesine atıldığı bir yerdeyiz. Roosevelt’in, Jefferson’ın kelimeleri, Amerika Birleşik Devletleri’nin özünü oluşturan konuşmaları dolanıyor hâlâ sokaklarında...Bilim kurgu filmlerinde başına gelmedik kalmayan Beyaz Saray ve Amerikan Kongre Binası en heybetli duruşlarıyla karşılıyorlar dünyanın dört bir yanından gelen ülke başkanlarını ve siyasetçileri. Bir başkent olmanın getirdiği ciddiyet, kaliteli yaşamayı seven sakinlerinin takım elbiselerine yansıyor âdeta. Her gün bilgisayar ekranının karşısına geçip yaptığımız tüm borsa işlemlerinin madenine iniyoruz; Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu bu şehirde ikâmet ediyor...Washington’da.

Dünyanın en güçlü başkentinin tek yüzü bu değil elbette. Madalyonun diğer yüzü bize sanat galerinden, Pennyslyvania Caddesi üzerinde yapılan gösterilerden, kafelerden, yükselen tatlı kruvasan ve kahve kokularından, butikleri dolduran güler yüzlü insanlardan haberler getiriyor. Washington anıtı ile Amerikan Kongre Binası arasında kalan geniş yeşil düzlük yani National Mall görüp görebileceğiniz en büyük müzeleri ve en geniş arşivleri önünüze seriyor. Görkemli binalar şehri yarıp geçen, insanlarına farklı bir huzur veren Potomac Nehri’yle yumuşayıp gidiyor. Capitol Hill’de geldiğimiz yerde yaşadıklarımızı arkamızda bırakıp şehrin temposuna ayak uyduruyoruz. Bahar aylarında caddeleri süsleyen pembe kiraz çiçekleri de açmışsa durmak gezgin ruhlara yakışmıyor çünkü yürüyüp gidiyoruz.

Washington

En İyiler

St Regis Washington DC:

Kapılarını ilk defa 1926’da Carlton Hotel olarak açan otel yıllardan beri Washington’ın en ünlü caddelerinden birinde The St. Regis Washington, D.C. olarak tüm ihtişamıyla arz-ı endam ediyor. Beyaz Saray ve civardaki en lüks restoranlara birkaç adım mesafede bulunan bu tarihi binada 11 farklı oda ve süit seçeneklerinden birini seçebilir, Washington rüyasını gerçeğe dönüştürebilirsiniz. Siyaset sahnesinin en prestijli başkanlarını, Audrey Hepburn gibi hayranı olduğunuz sanatçıları ağırlamış bu otelde siyasetçilere ve daha nicelerine rastlamak an meselesi.

Four Seasons:

Beyaz Saray’ın gücünü içinizde hissedebileceğiniz kadar yakın bir noktada Four Seasons değişmeyen asil duruşuyla açıyor kapılarını en seçkin misafirlerine. Rezidans ambiyasının yakalandığı 222 oda ve süit seçeneklerinde a’dan z’ye her şey düşünülmüş. Şık ve modern tasarımı, dünyaca ünlü şef Michael Mina imzalı usta pişirme teknikleriyle hazırlanan menüsüyle şehrin ödüllü restoranlarından biri olan Bourbon Steak gerçek gurmeleri davet ediyor. Mina’nın tereyağında bekletilmiş ve odun ateşinde ağır ağır pişirilmiş ödüllü steak tarifi şehrin önde gelen simaları ve sizin için sunuma hazır.

Hay Adams:

Ülkenin en büyük siyasetçilerinin ikâmet ettiği bir bölgede Beyaz Saray’a bir adım ötede harikulâde bir otel: Hay Adams. Hem saray, hem tüm yeşiliyle Lafayette Park hem de St. John’s Kilisesi’ne doğru açılan cephelerinin, 145 oda ve süitle tamamlandığı otelde, misafirler arasında Obama Ailesi’nin de adı geçiyor. Klasik dekorasyonu, gün ışığından doyasıya payını alan geniş odaları ve şehrin en şık fine-dining mekânlarından sayılan The Lafayette'le Hay Adams bir ayrıcalıklar dünyası.

Mandarin Oriental, Washington D.C:

Capitol Hill’de eşsiz bir Washington siluetine dahil oluyor, Washington’ın dillere destan otellerinden olan Mandarin Oriental. Kalite ve konfordan ödün vermek istemeyen misafirleri 347 oda ve alabildiğine geniş 53 süit bekliyor. Asya ve Amerikan tarzı ayrıntıların kullanıldığı ve Feng Shui ilkelerine göre donatılmış odalarda baştan aşağı yenileniyor, kötü enerjiden arınıyorsunuz. Üstelik seyahatlerini yemek şöleniyle taçlandırmak isteyenler, yine şehrin en iyileri arasında yer alan ünlü restoranı CityZen ile karşılanıyor.

W Washington Hotel:

Beyaz Saray’ın yanı başında, terasından Washington’un tüm ikonik binalarını kuşbakışı görebileceğiniz yıldızlı bir konfor sunuyor W Washington Hotel. Şehrin en eski oteli olarak kabul edilen bu görkemli bina 2009’da devralınmış, geleneksel çizgilere sanat ve teknolojinin bir arada kullanıldığı bir anlayış yerleştirilmiş. Siyah, kemik ve pastel tonların hâkim olduğu 317 oda ve süitte varaklı aynalarla modern ayrıntıların kombinasyonu özel bir konaklama deneyimi sunuyor. Çok daha özel bir seyahat için VIP süitlerini seçeceğiniz takdirde otelle önceden yazışmanız gerekiyor.

The Willard Intercontinental Washington:

Amerika tarihinin yazıldığı başkent Washington’da bir tanıklık hikâyesi: The Willard Intercontinental Washington. Şehrin 1818’de kurulan en eski oteli olmakla beraber adı sık sık Amerikan Bağımsızlık Bildirgesini kaleme alan efsanevi kişilik Thomas Jefferson ile birlikte anılıyor. Beyaz Saray’ın bir blok ötesinde saray atmosferinin hâkim olduğu bu tarihi otelde tek bir gece bile paha biçilemez, üstelik Thomas Jefferson özel süitinin ünü dünyanın dört bir yanına yayılmışken...

Jefferson DC:

Jefferson DC’nin Washington’ın en ünlü butik otellerinden biri olması eskilere dayanıyor. 1955’te restora edilip otel olarak kapılarını açan göz alıcı binada toplam 95 oda ve süit ile sizi lobby’nin tam üstündeki cam tavan göz dolduruyor. En şık restoranlardan biri kabul edilen Plume’den odalardaki ince ayrıntılara kadar pek çok şey Amerika’nın kurucu 'baba'sı olarak anılan Thomas Jefferson’ın seçimlerini ve zevklerini yansıtıyor.

Capella Hotels:

Hem tarihi doku hem de şık butiklerle süslenmiş Georgetown’da, dünya üzerindeki birçok adresten sonra, kapılarını sizler için açıyor Capella Hotels. Sıcak ahşap tonlarının ağır bastığı iç dekorasyonu, hemen yanında konumlandığı C&O kanalının dinlendirici görüntüsüyle birleştiğinde başka bir dünyaya giriveriyorsunuz burada. Şıklık yarışına giren 49 akıllı oda ve süiti tepeden tırnağa teknolojik ayrıntılarla donanmış. Çok özel tariflerin sunulduğu restoranı The Grill Room’daysa Michelin yıldızını hakkıyla taşıyan şefimiz Jakob Esko dillere destan steak tartare ile çıkıyor huzurlarınıza.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Park Hyatt Washington:

Park Hyatt Washington şehrin en şık ve rağbet gören otellerinden biri. Konuklarının her türlü ihtiyacına cevap veren modern ile klasik tarzın kombin edildiği toplam 216 oda ve süitinin yanında Washington gurmelerini bir fırsat daha bekliyor: Blue Duck Tavern. 2013’te The Washington Post tarafından yılın en iyi fine-dining restoranı seçilen mekân Obama çiftinin 17. evlilik yıldönümüne de ev sahipliği yapmış bulunuyor.

The Inn at Little Washington:

Virginia Washington’ın pek bilinmeyen eski ve pastoral yerleşim birimlerinden biri. 1978’de bu eski semtte başlayan hazırlık çalışmaları The Inn at Little Washington’ı en ilgi çekici ziyaret noktalarından biri yaptı. Avrupa Rokoko’suyla Amerikan kültürünün harmanlandığı iç mekân misafirlerine her anlamda bir zaman makinesi deneyimi yaşatıyor. Şatafattan, süsten ve antikalardan hoşlanan romantik kişilerin rüyaları, otelin kapısından geçtikleri andan itibaren birer birer gerçek oluyor. Eski dünyaya has dramatik ayrıntılarla süslenmiş özel yemek salonunda ise gurme misafirler en özel tariflerin tadına bakarken kadehleri için 14.000 şişelik muhteşem şeçkiden bir şarap seçiliyor.

The Fairfax at Embassy Row Hotel:

The Fairfax at Embassy Row Hotel, Washington’ın en eski ve zengin muhitlerinden Embassy Row, bugünkü adıyla Massachusetts Avenue’de klasik kültürün temsilcisi olarak duruyor. Amerikan tarihinin en ilgi çekici mimari örneklerine rastlayabileceğiniz caddede otel, 259 oda ve süitiyle şıklık ve konforun adresi. Elverişli konumu size Dupont Circle’a yapılacak kolay bir geziyi ve 'eski şehri' yakından tanıma fırsatı veriyor.

Loews:

Loews, dünyanın dört bir yanından gelen konuklarını senelerin verdiği bir vakurlukla karşılıyor. Efsanevi Başkan John F. Kennedy’nin bizzat açılışını yaptığı otel kimleri ağırlamamış ki? Elizabeth Taylor, Frank Sinatra ve niceleri Loews şıklığına ortak olmak için gelmişler vakt-i zamanında. Klasik tarzda döşenmiş 356 odası ve 9 süitinde Avrupa esintilerini ve Mısır işi çarşafların konforunu hissedebilirsiniz.

Brunch & Kahvaltı İçin En İyi Adresler

Belga Café:

Belçika kökenli şef Bart Vandaele, mutfak alanında yükselen yıldızların arasında yer alıyor. Belga Café aslında Brüksel’de ara sokaklarda her an karşınıza çıkan sıcak bir atmosfere sahip olan salaş kafelerden esinlenmiş. Aynı misafirperver ambiyansı yakalamayı başaran restoranda özel tarifler, geleneksel Belçika tariflerinin Amerika üslubuyla yorumlanışını sergiliyor. Brunch listesiyle kulaktan kulağa yayılan Belga Café’de Belçika usulü sosisli ve patatesli waffle’lar ziyaretçilerin favorisi.

Bistro Bis:

Washington’ın en elit semtlerinden Capitol Hill’de Fransız mutfağının en seçkin örneklerini veren Bistro Bis’de kahvaltı keyfi bambaşka. Kapılarının açıldığı günden bu yana şehrin en önemli politikacılarının ve ünlü simaların ortak uğrak noktası olan mekânda özel yumurtalı tariflerden İngiliz muffin’lerine, taptaze meyve kaselerinden ev yapımı granola’ya kadar zengin bir liste söz konusu. Sabah 07:00 itibariyle başlayan güneşli kahvaltı seansları şehir turuna hızlı başlamak için iyi bir fırsat.

Masa 14

“Best Brunch” ödüllü mekân Masa 14, Washington’ın en hip noktalarından biri olmaya devam ediyor. Endüstriyel çizgilerin yansıdığı mekân uzun saatler sürecek gurme bir deneyim için ideal. Fazlasıyla popüler hale gelmiş menüsüne gelince, birden çok başlık altında sayısız seçenek sunan geniş bir listeyle karşılaşıyorsunuz. Yaratıcı tabaklar gördüklerinde dayanamayan ziyaretçiler Masa 14’ün mini tabaklarda servis edilen Latin-Asya füzyonlarını mutlaka denemeliler.

Busboys and Poets:

Afro-Amerikan kültürünün yaygın olduğu 'U Street Corridor' olarak bilinen bölgede “Yemek yerken konuşulmaz,” diyen büyüklerimizin aksi istikâmetinde yürüyenler var: Busboys and Poets. Adını şiir yazabilmek adına otobüs şoförlüğü yaparak yaşamış Langston Hughes’den alan mekânın tek istediği insanların hem bir araya gelip uzun uzadıya sohbet etmesi hem de gündelik meseleleri paylaşırken güzel yemeklerin tadını çıkarmaları. Restoranın içinde bulunan kitap rafları ve geniş kadife koltuklar da bu amaca hizmet eder nitelikte davetkâr. Cumartesileri, pazarları ve resmi tatillerde sabah 9’da başlayan brunch faslı, tam vaktinde orada olabilecekleri çağırıyor; zira servis saatleri arasında müşteri kabul edilmiyor.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Osteria Morini:

Soho ve New York’dan sonra Osteria Morini konuklarını Washington’da ağırlamaya devam ediyor. Mekânın ambiyansı diğer iki şubenin tarzını taşıyor olsa da başkentin etkileri de hissedilmiyor değil. Restoranda özellikle İtalya’nın Emilia-Romagna yani aslen Bologna olarak bilinen bölgesine has pişirme teknikleri ve tariflerinin sunulduğu restoranda konuklar öncelikle füme et ve crostini gibi başlangıçların tadına bakıyor. Ardından gelen İtalyan peyniri ve İtalyan jambonu ile doldurulmuş ev yapımı cappeletti'lere diyecek söz bulamıyoruz.

Cafe Milano:

Washington’ın karakteristik tablosuna akıcı güzelliğiyle dahil olan Potomac Nehri etrafında iş dünyasının yıldızları Georgetown’da yaşıyor. Bu beyaz yakalı elitin en sık uğradığı yerlerden birindeyiz: Café Milano. İtalyan butik tarzı döşenmiş iç mekânda ünlü opera sanatçısı Placido Domingo baş köşeyi taçlandırırken İtalya’nın güney sahillerine özgü tarifleriyle öğününüzü şenlendiriyorsunuz. Pek tabii, buranın Washington olduğunu ve arka masanıza her an bir NBA starının oturabileceğini unutmadan!

Westend Bistro:

Ritz Carlton Washington’ın tescillenmiş yıldızı Westend Bistro başkente gelip de görmeden denemeden dönülmemesi gereken yerlerden biri. Üstelik restoranın ünlü şefi Eric Ripert’ın yanına şöhretli bir isim daha eklenmişken: Devin Bozkaya! Çocukluğunu Türkiye’de büyükannesiyle geçiren ünlü şefin elinden uzmanlık alanı olan balık spesiyalitelerini denemenizi öneririz.

2Amys:

2 Amys, artık resmi kabul edilen Napoli pizzasının mirasına renk atan restoranlardan. Şehirde en lezzetli pizzaların yenilebileceği adreslerin başında gösterilen 2Amys’de masalar ayrıca İtalyan şaraplarıyla tamamlanıyor. Restoranı Cumartesi günü ziyaret etmeyi planlayan misafirlere özellikle 16:00 itibariyle gitmelerini tavsiye ederiz; zira enfes İtalyan spesiyalitesi 'porchetta' bugüne özel olarak hazırlanıyor.

Ben’s Chili Bowl:

Suits dizisinin esrarlı bakışlı aktörü Gabriel Macht’ın arada elinde gördüğümüz hot dog bize bu yemeğin ne kadar lezzetli olabileceğini hatırlatır. Bu klasik tadın en geleneksel porsiyonuysa Washington’da Ben’s Chili Bowl’da yeniyor. Dillere destan sosisi, burger eti ve ev yapımı chili sosu şehrin yerel lezzetini 1958’den beri gururla taşıyor. Pek çok tarihsel olaya sahne olmuş U Corridor’da bulunan mekân şöhretini Bill Cosby’den sonra Obama’nın da ziyaretiyle katlamış.

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

Oval Room:

Beyaz Saray’ın tarihi buluşmalarına sahne olan “Oval Office”den sonra şehrin en meşhur “oval” odası Oval Room. Washington’da her gün yıldızlar geçidine sahne olan restoranın sahibi Ashok Bajaj ise mutfak alanında en iyi girişimci seçilmiş. Geleneksel yemeklerin modern sunumlarının sergilendiği mekânda onca seçenek arasında kararsız kalabilecekler için harika bir tavsiyemiz var. Havuç dilimleri ve midyelerin balık suyuna yatırıldığı bir tabakta füme Hindistancevizi etkisi ve assolist kaya balığı sofistike bir akşam yemeği için eşsiz bir deneyim.

Wolfgang Puck:

Ünlü şef Scott Drewno’nun menüsü Wolfgang Puck’da Lady Obama’nın da favorisi. Alt katı lounge üst katı ise birinci sınıf bir fine-dining mekânı olarak kullanılan restoran Newseum Gazetecilik Müzesi içinde yer alıyor. Sofistike bir akşam yemeği için Asya usulü hazırlanan spesyallerden yabanmersinli ördek tabağınızı 300 markadan oluşan zengin şarap seçkisiyle taçlandırabilirsiniz.

Le Diplomate:

Le Diplomate Parizyen kafelerin sıcaklığını, Seine Nehri’nin romantizmini ve St. Germaine’in çiçekli bahçelerini Washington’a taşıyor adeta. Güneşli günlerde kaldırım üstü masalarında oturup şehrin hiç durmayan temposunu gözlemleyebileceğiniz mekânda Baudelaire olmak işten değil. Seçkin Fransız spesyallerini bulabileceğiniz Le Diplomate romantik bir akşam yemeği için de ideal bir nokta. Le Diplomate, 2013 yılının en popüler restoranı ilan edilirken, müdavimlerine kusursuz kaz ciğeri, salyangoz, deniz mahsullü spesiyaliteler ve yumuşacık ev yapımı ekmekleriyle hizmet veriyor.

The Bombay Club:

Sayısız politikacının ve senatörün yıllardır uğramaktan vazgeçmedikleri restoran The Bombay Club, Washington’da elit bir Hint sofrasına konuk olmak isteyenleri ağırlıyor. Sadece adı bile başlı başına bir marka haline gelmiş Ashok Bajaj, şehrin en iyi ve eski restoranlarından birinin daha başında. Kapısından kırmızı halının üzerinde yürürcesine gireceğiniz mekânda ünlü şef Nilesh Singhvi damak tadını baharattan yana geliştirenlerin gözdesi. Bu lüks restoranın menüsüne yeni eklenen spesiyalitelerin arasında chili ve zencefilli ördek kebap da var artık.

Central Michel Richard:

Kentin en canlı caddelerinden birinde yerini almış olan Central Michel Richard krem tonlarının hakim olduğu yüksek tavanlı iç mekânı ile aydınlık bir buluşma noktası. 1975’de ABD’ye göç eden şefi Michel Richard ise o günden bu yana kendi kültüründen getirdiği Fransız tariflerini Amerikan üslubuyla harmanlıyor. Canlılığını her an saklı tutan restoran karakterini şefin duvarda asılı duran Warholvari portresiyle de ele veriyor. Günün her saatinde uğrayabileceğiniz Michel Richard samimi bir sohbet ve lezzetli bir akşam yemeği için ideal.

Minibar:

Obama Ailesi’nin müdavimi olduğu bir restoran daha: Minibar. Amerikan mutfak kültürüne tapas formülünü ve küçük porsiyonları taşıyan usta şef José Andrés’in bu popüler mekânı, anlaşılan o ki romantik akşam yemekleri için doğru bir tercih. 2012’de yılın şefi seçilen Andres’in usta ellerinden muhtelif deneysel tariflerin zevkine varabilirsiniz Minibar’da.

Table:

Washington’ın en iyi restoranları arasına giren Table’da şimdiye kadar mutfak ve sunum sanatına dair öğrendiğiniz herşeyi bir kenara bırakmaya hazır olun. Gün gibi açık misafirperver mutfağı bir bölümünde yemekhaneyi andıran geniş ahşap masaları ve restoranın tümüne hakim olan rustik ambiyans usta şef Frederik De Pue’nün yemek anlayışına da fazlasıyla yansıyor. Basitlikten yana tavır alan Table yeni tatlara ve deneysel tariflere açık olan gurmeleri bekliyor.

Atıştırılmalı!

Cafe Bonaparte:

Washington’da yapılan en iyi kreplerin altında Cafe Bonaparte’ın imzası var. Krep ve kahve için en iyi adreslerden biri seçilen kafede Crepe Suzette favori seçeneklerden. İç mekândaki Avrupa esintileri size tipik bir Paris ambiyansını yaşatırken kulağınıza çalınan Edith Piaf melodileriyle başka bir dünyaya geçiş yapabilirsiniz. Elbette bunda, mis kokulu çileklerin ve Fransız vanilya aromasının da katkısı büyük olacaktır.

The Sweet Lobby:

Kentin en hip duraklarından birinde Capitol Hill’de minicik ve rengarenk bir dükkan: The Sweet Lobby. Özel giyim butikleriyle hayatın dopdolu aktığı bu semtte güneşli bir öğleden sonrası için harika bir plan. Kalplerle süslenmiş taptaze cupcake’ler ve gökkuşağı renklerinin hepsini hamurlarında birleştirmiş sayısız çeşitteki makaron tatlı tutkunlarını bekliyor. Aradığınız her türlü aromayı bulabileceğinize eminiz zira bu ağızda eriyiveren eşsiz makaronlarda mangodan çay aromalarına kadar her ayrıntı düşünülmüş. Üstelik formunuzu korumaya da engel değil hiçbiri, The Sweet Lobby glütensiz üretiyor hepsini.

Le Caprice:

İş hayatının vazgeçilmezlerinden, kahvenin yanında belki de en iyi giden şey kruvasan. Washington 14th Street’de bulunan Le Caprice ise bu işin ustalarından. Kafede kendi yapımları olan ekmekler, sandviçler de sunuma hazır fakat bu mekânın en göz alıcı özelliği kendilerini ödüle götüren kruvasanları. Bu sıcak ve samimi kafede, ağızda eriyen bir kruvasana, bir fincan kahve eşlik ettiğinde “Amerikan rüyası”nı içinizde hissediyorsunuz.

The Rye Bar:

Capella Washington D.C Hotel’in en az kendisi kadar ün salmış restoranı The Grill Room ve özel bar bölmesi The Rye Bar ile tanışın. Georgetown’un şık ambiyansında güneşi batırdıktan hemen sonra boğazınızı ılık ılık yakacak bir viski kadehi için neler yapılmaz ki? Geleneksel kültürün bir parçası haline gelmiş bu içkinin üreticiliğini bizzat ülkenin kurucusu olarak anılan Thomas Jefferson da ele almıştı. Ahşap parkelerin üzerine serilen geniş koltuklar ve koyu klasik tonlar The Rye Bar’a bu sert içkiyi sunmak için gerekli atmosferi fazlasıyla sağlıyor.

Arsenal at the Blue Jacket:

Çikolata tutkunları Willy Wonka’yla tanışacak olsa ne hissederlerse, dünyanın öbür ucuna da gitse birayı masanın baş tacı yapacaklar için de Washington’daki Blue Jacket aynı hissiyatı veriyor. Tadabileceğiniz onlarca çeşitte bira devasa bir fabrikada sizi bekliyor gibi burada. Gerçek bir fabrikayı andıran bu mekânın adı ise gönüllü olarak askere yazılmış kişilerden ve zamanında ucuz olduğu için gemi kazanı olarak kullanılan bira fıçılarından ilham alıyor. Dolayısıyla siz de geminizi Blue Jacket limanına çekip usta şeflerinin ellerinden çıkan şarküteri seçeneklerine göz gezdirirken saatler boyu yudumlamaktan yorulmayacağınız bira hangisi tespit edebilirsiniz.

Birch and Barley:

Logan Circle’da şefimiz Kyle Bailey yönetiminde şık akşam yemeği konsepti ile bira kusursuz bir şekilde harmanlanıyor. Birch and Barley’nin sıcak ambiyansı klasik tariflerin en özel yorumları ve 555 çeşidi aşan farklı bira alternatifiyle bambaşka bir hal alıyor. Siz de ayrıntılı bir tadımlık tabağı yanında, karar vermekte birazcık zorlanacağınız birayı düşünmeye başlayabilirsiniz.

Josephine:

Josephine, şehrin en ünlü gece mekânlarının başında geliyor. Üst sınıflara mensup kişilerin ve gençlerin sıkça uğradığı gece klübü adını Bonapart’ın tutkulu aşığı Josephine’den alıyo. Baştan aşağı siyahlara gömülmüş duvarları aydınlatan eflatun avizeler ve çok yönlü aynalar bize bu ikilinin arasındaki karanlık arzuyu yeniden hatırlatır nitelikte. Josephine’de en iddialı bir o kadar da sade takımınızı giyip ünlü DJ’lerin ritmleriyle geceye devam edebilirsiniz.

Midtown Partyplex:

Geceye özel kokteyller ve hareketli danslarla girmek isteyenler Midtown Partyplex’i es geçmiyor. Connecticut ve M triangle olarak düzenlenmiş çok katlı lounge mekânın artık bir de yaz aylarını coşkuyla karşılayacak hiç bitmeyen gecelerin eseri olacak dinamik bir teras katı var. Kırmızı ışıklarla süslenmiş şık barın hemen arkasında St. Matthew Katedrali’nin kubbesini görüyor olacaksınız. Washington’ın parıltılı gecelerinde, Midtown’u tıklım tıklım dolduran 20 yaş üstü gençlerin hayat enerjisine kendinizi kaptırabilirsiniz burada.

Alışveriş

Wink:

Kentin hip duraklarından M Street üzerinde giyim stiliniz ne olursa olsun aradığınız her şeyi bulabileceğiniz bir butik Wink. DVF, Trina Turk, Black Halo ve Ella Moss gibi bilinen markaların dışında özgün markaların ürünleri de beğenileri toplamaya devam ediyor. Bu ufak mağazadan bu kadar geniş bir koleksiyon nasıl çıkar diye şaşırmayın, kadınlar için iç çamaşırlarına kadar en şık parçaları seçen Wink’in iç görüsü, başarısı da burda yatıyor zaten. Unutmadan, Amy Adams’ın film setinde Wink’e giriş yaptığı da kameralardan kaçmamış...

All Saints:

Amerika’da pek çok şubesi bulunan All Saints farklı tarzı ve sokak modasının en şık parçalarından oluşan kreasyonlarını Georgetown’da beğeniye sunuyor. Mekânın tüm duvarlarını boydan boya kaplayan antika dikiş makineleri alışveriş turunuzu daha keyifli hale getiriyor. İlk önce erkekler için yaratılan bir marka olmasına rağmen artık kadınlar için de şık ve rahatından ödün vermeyecek kombinler tasarlıyor.

Proper Topper:

Proper Topper giysilerini binbir çeşit aksesuarla kombinlemeyi sevenler için ideal bir alışveriş durağı. Bu butik dükkân Washington’ın en şık kadın ve erkek şapkalarını satıyor olmasıyla ünlü. Ancak sadece bu kadar değil, mekânın sunduğu el yapımı takılar, fularlar, saatler ve farklı deri ve kumaşlardan üretilmiş eldivenlerin hepsi sizi bekliyor. Üstelik, Washington’dan ev hediyesi almadan dönmek istemeyenleri de unutmuyor Proper Topper.

Ginger Root Design:

Başkentin moda camiasına farklı bir soluk getiren iki kızıl kadın: Erin Derge ve Kristen Swenson. Washington’da kendilerinin diktiği ve her seferinde tasarımlarına özgün bir stil kazandırmayı başaran tasarımcıların elinden çıkma yelek, elbise ve küçük boyun bağları bulmak mümkün Ginger Root Design’da. Sokak modasının öncü kadınları, hem geri dönüşümlü takımları giyip çıkarmanın keyfini çıkarmak hem de kendi getirdikleri giysilere bambaşka ayrıntılar kazandırmak için gelebiliyor buraya.

Trohv:

Şehirde yapacağınız kapsamlı bir gezi Baltimore, Maryland sınırlarına ulaştıysa, Amerika’nın en eski yerleşim birimlerinden biri olan Takoma Parkı’na da bir yürüyüş gerçekleştirebilirsiniz demektir artık. Bu eski parkın Washington tarafındaysa Elle Décor, Cosmopolitan Style gibi dergilere konu olmuş özgün bir hediyelik dükkânı ilgilileri bekliyor. Trohv’de ev eşyaları, mobilyalar, minik hediyeliklere kadar her şey var. Size kalan “vintage mı yeni mi?” arasında yapacağınız tercih.

Görülmesi Gereken Yerler

Beyaz Saray:

Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk başkanı George Washington konut tercihini tam 1791’de Beyaz Saray olarak belirliyor. O tarihten bu yana nice devlet başkanlarına ve dünyanın dört bir yanından gelen üst düzey politikacılara ev sahipliği yapmış olan saray, günümüzde “Change” sloganıyla iktidara gelmiş Obama ailesini de ağırlıyor. Bu geniş bahçenin ardından ulaşılan görkemli yapının bir bölümü Amerikan tarihine ilişkin benzersiz bir müze olarak da kullanılıyor. Kapılarını mümkün olduğunca çok insana açmak isteyen Beyaz Saray, konuklarını 07:30 ile 11:30 arasında ağırlıyor.

Hirshhorn:

Büyük bir iş adamı olmasının yanında sanata duyduğu ilgi ve geniş koleksiyonu ile Joseph Hirshhorn, Amerika tarihinin en ilginç kişiliklerinden biri. National Mall’da adını taşıyan çağdaş sanat müzesiyse bugün ülkedeki en büyük modern sanat müzelerinin başında geliyor. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrası döneme ilgili olan sanat severlerin mutlaka gidip görmesi gereken bir nokta. Müzeyi saran büyük bahçe ise Rodin, David Smith, Alexander Calder heykellerinin sergilendiği bir açık hava müzesi niteliğinde.

National Air and Space Museum:

Bünyesinde toplam 19 müze barındıran The Smithsonian Enstitüsü’nün en ilginç bölümlerinden biri National Air and Space Museum. Amerika tarihi biraz da uçakların ve ütopik uzay yolculuklarının da tarihi olduğundan müzeyi ziyaret edenlerin sayısı oldukça fazla. İlk defa 1976 yılında kapılarını açan bu tarih kutusu uçaklara, motorlara ve yıldızlara gönül vermiş herkes için ideal adres. Müzede sergilenen ünlü Wright kardeşlerin ilk uçuş denemelerinde kullandıkları kanat mekanizması ve Neil Armstrong’un o tarihi ay yolculuğunu gerçekleştirdiği Apollo 11 tüm ziyaretçilerin listesinde.

Hill:

General Foods’un kurucusu, Amerika’nın en elit kişiliklerinden biri Marjorie Merriweather Post sanat eserleriyle dolu evini ve eşsiz çiçeklerin süslediği bahçelerini halka açmış. Çarlık Rusya döneminden ve 18. yüzyıl Fransız antikalarından oluşan geniş seçki Hillwood’daki evinde sergileniyor. Kapılarını 10:00 ile 17:00 arasında ziyaretçilere açan müzede egzotik çiçeklerin sarmaladığı bahçelerde uzun bir yürüyüş ve müzenin kafesinde güneşli havanın tadını çıkarmak da alternatifler arasında elbette.

Theodore Roosevelt Adası:

Theodore Roosevelt Adası, Amerika’nın tarihi başkanlarından Roosevelt anısına yapılmış bir park. Potomac Nehri’nin üzerindeki adaya gerçek ve doğal bir orman havası verilmiş. Arabaya ve bisiklet geçişlerine kapalı olan adaya Arlington, Virginia üzerinden bir yaya geçidiyle ulaşabiliyorsunuz. Washington’ın hızlı temposundan uzaklaşmak isteyenler, Potomac Nehri’nin ferahlatıcı etkisini şehrin çok sesliliğine tercih edecekler için harika bir arınma tesisi Teodore Roosevelt Adası.

Kitaplar & Filmler

"Earth Vs. The Flying Saucers": Klasik mi klasik bir Amerikan filmi: 1956 yapımlı Earth Vs. The Flying Saucers. Bilim kurgu kuşağının en ilginç hikâyelerinden olan filmde uzaylılar bilim adamı Russel Marvin ve eşiyle iletişime geçip 56 gün içinde Washington’da toplanacak dünya liderleriyle gezegenin işgali için pazarlık yapmaya girişirler. Soğuk savaş dönemine ve McCarthy’nin “kızıl” düşmanlığına ait ayrıntıları fark edebileceğiniz film eşsiz bir Washington güzellemesi.

"Burn After Reading": Herkesin kendi başının çaresine bakmaya alıştığı bir kentte neler olabilir siz düşünün! 2008 yılında Cannes Film Festivali’ne aday olan kapkara bu mizah filmi, tabii kiCoen kardeşlerden. Başrollerini Brad Pitt, George Clooney ve John Malkovich’in paylaştığı “Burn After Reading”de CD satarak geçinen grubun eline bir gün bir CIA dosyası geçtiğinde başlarına neler geldiğini Coen kardeşlerin sarkastik yaklaşımıyla seyrediyoruz.

Aman Aman!

Gökleri delen gökdelenler, tüm ülkenin kontrolünün sağlandığı Beyaz Saray, hayatın durmak bilmediği geniş caddeler ve keşfedilecek onlarca butik ve kafeyle Washington’ın sizin için eşsiz bir keşif gezisi olacağına şüphemiz yok. Eğer uçuş biletleriniz Nisan ayında denk geliyorsa kentin bir de unutulmaz karelere sahne olan bahar karşılamasına denk gelebilirsiniz. Ne de olsa caddeler boyunca yerlerini almış kiraz ağaçları bu aylarda büyük bir şenlikten sorumlu oluyor. Açılan binlerce kiraz çiçeğinin altında şehrin havasını solumak, doğanın güzelliklerine hayran kalmak yapılacak en iyi şey olacak.

Sıkıcı Bilgiler

Washington’a gerçekleştireceğiniz uçuşları metro ulaşımının bulunduğu tek havaalanı olan Reagan National Airport üzerinden yapmanızı tavsiye ediyoruz; zira diğer havaalanlarından şehre ulaşım 40 dakikayı bulurken, RNA ile merkezdeki Capitol Hill’e 10-15 dakikada ulaşmak mümkün oluyor.

Elbette tahmin ediyoruz, bu kentle ilgili ne zaman hayallere dalsanız aklınıza ilk Beyaz Saray gibi efsaneleşmiş yerler geliyor. Amerika’nın resmi sembolleri olmuş bu mekânların ziyaretiyse doğaçlama bir planla pek mümkün olacakmış gibi değil. O yüzden siz siz olun, başkenti bu ikonik noktaları ziyaret etmeden dönmek istemiyorsanız, varış tarihinizden en az 2 ay evvel konsolosluğa başvurunuzu yapın.