Dublin Elinizin Altında

Avrupa’nın en batısında yer alan bu küçük ada devletinin hayatımızın bu kadar içinde olması hiç tesadüf değil. İngiltere’nin batısında yer alan bu adadan bize dokunan isimleri arka arkaya sıralarsak Dublin'i hiç görmemiş olsanız bile kbili rkac kere temas ettiğinizi fark edivereceksiniz.

Edebiyatın dahi isimleri James Joyce, Samuel Beckett, Bernard Shaw, Oscar Wilde ve W.B Yeats; müziğin yaşayan efsaneleri U2, The Cranberries ve The Dubliners... Sadece sanatıyla değil bin yıllık pub'ları, dünyaca ünlü biraları ve dahası, sizi bu yeşil ve gözlerden ırak kentte karşılıyor olacak.

Eğer siz de nasıl olmuşta bu küçük kent bu kadar büyük isimlere ev sahipliği yapma başarısını göstermiş diye merak edenlerdenseniz, gelin şehrin kapısını birlikte aralayalım.

Dublin

En İyiler

The Shelbourne Dublin A Renaissance Hotel:

The Shelbourne Dublin için şehrin en ayrıcalıklı oteli dersek abartmış olmayız. Asil duruşunu, hiçbir zaman ödün vermediği lüks hizmet anlayışıyla birleştiren The Shelbourne’ün koridorları iki yüzyıllık bir geçmişe kadar uzanıyor. William Thackeray ve Elizabeth Bowen gibi büyük yazarları ağırlamış olması bakımından edebiyat tutkunlarının bir tür mabet olarak gördüğü otel, 1922 yılında İrlanda anayasasının taslağının hazırlandığı yer olarak da tarihe geçmiş ayrıca. Dublin’in yeşilin her tonuna bürünmüş parkı St. Stephen’s Green’e doğru açılan manzarası, sofistike dekorasyonu ve konforu dinginlikle buluşturan odalarıyla The Shelbourne, size Dublin’i en iyi yaşatacak yerlerin başında geliyor.

The Merrion Hotel:

Stil sahibi bir şıklığı üzerinde taşıyan, değerli sanat eserleri ve antikalarla donatılmış seçkin bir yer The Merrion Hotel. Kuzeyin soğuk çizgilerini ferah iç mekânı ve incelikli dekorasyonuyla yumuşatan The Merrion, 2006 yılında restore edilmiş 4 tarihi evin içine yerleşmiş. Aydınlık 142 odasıyla şehrin yeşilliklerini seyre dalan The Merrion Hotel’in 2 Michelin yıldızlı restoranı Patrick Guilbaud’nun eşsiz bir gurme deneyimi sunduğunu ayrıca belirtelim. Eğer tercihinizi İrlanda mutfağından yana yapacaksanız da The Cellar Restaurant, yine The Merrion içindeki gurme noktalarından biri... Buraya gelmişken sizi rahatlığın kollarına alıp baştan aşağı tazeleyecek spa bölümünün hizmetlerinden de faydalanmayı unutmayın. The Merrion’un Dublin seyahatinizi özel bir deneyime dönüştüreceği şimdiden belli, değil mi?

Dylan:

Dublin seyahati sırasında tercihini butik otellerden yana kullanacakları, 'ihtişam' kelimesinin birebir karşılığı olan Dylan ile tanıştıralım. Klasik ve gösterişli bir dekorasyona sahip olan Dylan, odalarında konforu ve şıklığı bir arada sunuyor konuklarına. Şehrin prestijli bölgelerinden Victorian Street üzerinde bulunan otelin özel gurme deneyimlerine doğru açılan restoranıyla kokteyl barı da tüm övgüleri hak ediyor. Konuklarının tüm ihtiyaçlarını önceden düşünüp hazır eden Dylan, lüksü zahmetsizce karşınıza koyacak.

The Clarence:

Dublin’le özdeşleşmiş yerlerden biri The Clarence. Şehrin ilk butik oteli olarak bilinen The Clarence, 1992 yılında İrlanda’nın müzik dünyasına kazandırdığı en büyük gruplardan U2’nun solisti Bono ile gitaristi Edge tarafından devralınmış ve geçirdiği yenilenme sürecinin ardından konuklarını ağırlamaya 5 yıldızlı hizmetiyle devam etmiş. Sade bir şıklığı odalarına taşıyan The Clarence, ev konforuna sahip bir yer. Toprak renklerine bürünmüş olması ise buraya ayrıca dinginlik katıyor. Hikâyesi olan yerleri seviyorsanız ve Dublin seyahatiniz için lüks bir konaklama arıyorsanız The Clarence’ı es geçmeyin deriz.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Brooks Hotel:

Yurtdışındayken dostane bir misafirperverliğin özlemini mi çekiyorsunuz? O zaman Dublin’e yolunuz düşerse Brooks Hotel hayalini kurduğunuz konaklamayı sağlayacak. Sıcakkanlı konuk severliğinin yanı sıra odalarında ayrıca evinizdekiyle yarışacak bir konfor yaratan Brooks Hotel, şehrin en hareketli noktalarından Grafton Street’e sadece birkaç dakika uzaklıkta. Bu arada, Brooks Hotel içindeki Francesca’s Restaurant’ın lezzetli yemeklerini mutlaka denemeli ve Jasmine’s Bar’daki viski tadımlarını kaçırmamalısınız!

Morrison:

Minimal şıklığın öne çıktığı çağdaş dekorasyonunda konuklarını ağırlayan Morrison, Dublin’in ünü tüm dünyaya yayılmış butik otellerinden biri... Şehrin modern karakterini yansıtan Morrison’ın oda ve süitleri konuklarının tüm ihtiyaçlarına göre en son teknolojilerle donatılmış. Şehir merkezinin hemen yanı başında bulunan Morrison, şıklığı ve rahatlığı birleştiren stiliyle olduğu kadar, bünyesinde bulundurduğu gurme noktalarıyla da ünlü.

The Marker Hotel Dublin:

Lüksle konforun birleştiği özel adreslerden biri The Marker Hotel. Modern tasarımında seçkin bir şıklığa sahip olan The Marker Hotel, konuklarına yüksek standartlara sahip bir konaklama sunuyor. Dublin’in kültürel merkezlerinden Docklands’te bulunan otelin rahatlığa ve tazeliğe açılan spa ve wellness alanları da mevcut. Şehrin tam ortasında ama kendini her türlü gürültüden ve koşuşturmadan ayrıştırabilmiş bir yer...

The Dawson:

The Dawson’un özenli konuk severliği sayesinde evinizdeki hissi Dublin’de de bulacaksınız. Tasarımında klasik Fransız ve Fas stillerini birleştirmesiyle sıradışı bir ambiyans yaratan The Dawson’ın ihtişamlı bir şıklığa sahip olduğunu da ayrıca belirtelim. Oda ve süitlerinde lüksle konforu zahmetsizce bir arada sunan otelin içindeki spa alanıyla komple yenilendiğinizi hissedecek, Faat Baat ve The Dawson Brasserie adlı restoranlarında birbirinden lezzetli gurme deneyimlere doğru yol alacaksınız. Kim demiş gösterişle rahatlık bir arada olamaz diye?

Number 31:

Dublin’in en iyi kahvaltı servisi yapan oteli olarak ünlenen Number 31, şehrin tarihi ve modern kimliklerini bünyesinde harmanlıyor. Sadelikle döşenmiş odalarında konfora öncelik veren Number 31’ın İrlanda’nın ünlü yeşilliklerine açılan arka bahçesi bünyeye huzur ve dinginlik yayıyor. St. Stephen's Green’den 5, Grafton Street’ten ise sadece 10 dakika uzaklıkta bulunan Number 31, merkezi konumu sebebiyle de sıkça tercih ediliyor: buradan şehrin tüm önemli yerleri yürüme mesafesinde. İrlandalı ünlülerin de sıkça tercih ettiği adreslerden olan Number 31, Dublin seyahatinizi mutlu anılarla dolduracak.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Hatch & Sons:

Sanki birinin mutfağına misafirliğe gelmişsiniz hissi yaratıyor Hatch & Sons. Son derece sağlıklı lezzetleri doyurucu porsiyonlar halinde sunan Hatch & Sons’ın menüsünde taptaze malzemelerle hazırlanmış salatalar ve İrlanda’ya özgü “blaa” ekmeğiyle yapılmış çeşit çeşit sandviçler ağırlıkta. Buranın mis gibi tatlılarının gününüzü şenlendireceğini de ayrıca belirtelim.

The Winding Stair:

Kuzey ülkelerinin atmosferini taşıyan dekorasyonunda İrlanda mutfağına özgü lezzetlerle karşılıyor konuklarını The Winding Stair. Basit tatlar üzerinden oluşturulmuş kallavi menüsüyle şık ve kaliteli bir öğle yemeği için ideal bir adres olan The Winding Stair’in kitaplarla çevrili huzur dolu mekânında sıcacık bir kahve eşliğinde saatlerinizi geçirebilirsiniz. Bu arada bu kitaplar dekorasyonun bir parçası değil, The Winding Stair oldukça geniş bir koleksiyonu olan bir kitabevi ayrıca. Sade şıklıktan ve samimi mutfaklardan vazgeçemeyenlerin favorisi olacak burası.

Salt Café:

Avoka Food Market’ın içerisinde yer alan Salt Café hemen yanı başında bulunan pazarın taze ürünleriyle donatıyor sofralarını. Mevsimlik olarak değişen menüsünde yerel mutfaktan tariflere yer veren Salt Café, Dublin’in modern ve dinamik yüzünün temsilcilerinden… Günün her öğününe özel bir menü hazırlayan kafede güzel bir ziyafet çektikten sonra kendinizi, marketin sizi saran renkliliğine ve çeşitliliğine bırakabilirsiniz.

Coppinger Row:

Rahat ve keyifli ortamında Akdeniz dokunuşlarıyla hazırlanmış bir menü sunuyor Coppinger Row. Öğle yemeği için orijinal ve doyurucu seçenekler hazırlayan Coppinger Row’un yemekleri kadar kokteylleri ve tatlıları da övgüye layık. Buranın özellikle 'panna cotta’sını denemeniz gerektiğini de ayrıca belirtelim. Günün her saatinde zengin alternatiflerle ağırlayacak burası sizi.

Fade Street Social:

Gurme zevkleri ve yemek sevgisini hayatının başucuna koymuş insanların mekanı Fade Street Social. Yerel ve taze ürünlerle hazırlanmış, sade ama bir o kadar da doyurucu bir menüye sahip olan bu kafenin dekorasyonu da yemeklerinin stilini taşıyor: abartıdan fersahlarca uzakta duran gösterişli ve karakterli bir duruş. Odun ateşinde pişirilmiş kırmızı ve beyaz et spesiyallerini menüsünün başköşesine yerleştiren Fade Street Social’ın zengin kokteyl, bira ve şarap seçkisine sahip olduğunu da ayrıca belirtmemiz gerek.

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

Chapter One :

Dublin’in Michelin yıldızlı restoranlarından Chapter One, Şef Ross Lewis’in elinden çıkma, İrlanda mutfağına ait lezzetlerle donatıyor sofraları. Mevsimin öne çıkan tatlarına göre sürekli yenilenen menüsünde gelenekselleşmiş tarifleri yenilikçi sunumlarla hazırlayan Lewis, farklı gurme deneyimlerinden hoşlananların kalbini kolayca fethediyor. Ferah ve şık mekânında konuklarına dinginlik yayan Chapter One’ın duvarlarını ise şehrin öne çıkan sanatçılarının eserleri süslüyor. Seyahatlerini özel gurme deneyimleriyle taçlandırmayı sevenler, Dublin’de gideceği yerler listesine Chapter One’ı da eklemeyi ihmal etmesin.

Restaurant Patrick Guilbaud:

Dublin’in 'fine dining' alanında öne çıkan sayılı restoranlarından biriyle karşınızdayız. Orijinal sunumları ve sofistike servisiyle yemeği bir sanata çeviren Restaurant Patrick Guilbaud’nun, Dublin’deki tek iki Michelin yıldızlı restoran olduğunu da belirtelim. Yerel ürünlerden evrensel lezzetler yaratan restoranın ünü elbette Dublin sınırlarının da ötesine yayılmış. Mutfak konusundaki uzmanlığını bir de yemek kitabına taşıyan Restaurant Patrick Guilbaud, şık akşam yemeği planlarının Dublin’deki vazgeçilmez adreslerinden… Yemek yemek içindir mottosunun peşinden gidenlere duyurulur!

Thornton’s Restaurant:

St Stephen’s Green’in yeşilliklerini seyre dalan mekânında sofistike bir gurme deneyimi yaşatan Thornton’s Restaurant, aynı zamanda da sahibi olan şefi Kevin Thornton’ın elinden çıkma, sanat eseri niteliğindeki sunumlarla ağırlıyor konuklarını. Sadece salı ve cumartesi günleri arasında 18:00’dan 22:00’a kadar akşam yemeği servisi yapan Thornton’s, bilhassa tadım menüsüyle gurmelere küçük bir ziyafet yaşatıyor. Vejetaryenler için de özel bir menüye sahip olan restoranın şarap seçkisiyse sayfalarca uzuyor. Minimal tasarımlı dekorasyonunda sofistike bir şıklık üzerinden oldukça samimi bir ambiyans yaratan Thornton’s’tan güzel anılarla ayrılacağınızı söyleyelim.

Shanahan’s On The Green:

Tarihi dokusunu hâlâ üzerinde taşıyan 250 yıllık bir binanın içerisinde yer alıyor Shanahan’s on the Green. Angus etiyle hazırlanmış spesiyaliteleriyle kırmızı et konusunda şehrin en iyileri arasında gösterilen Shanahan’s On The Green, yemekleri kadar incelikli sunumlarıyla da övgülere layık. Klasik dekorasyonunda ağırbaşlı bir şıklığa sahip olan restoran, kalitesi herkesçe kabullenilmiş servisi ve garantili lezzetleriyle akşamını emin ellere teslim etmek isteyenleri çok mutlu edecek bir restoran.

The Market Bar:

Eski ayakkabı fabrikasının renove edilerek restorana çevrilmesiyle ortaya çıkmış The Market Bar. George Street’in hemen yanı başında yüksek tavanlarıyla dikkat çeken binanın içinde geniş ve düze bir alana yayılmış mekan aynı zamanda bar olarakta hizmet veriyor. Akşam yemeğini eğlenceli ve hareketli bir ortamda yemeyi tercih edenlere tavsiyemiz olan The Market Bar’da menü tapas yani İspanyol mutfağı ağırlıklı. Eski fabrika olmasından dolayı farklı bir atmosfere sahip olan mekân hem ferah dekorasyonu hem de hareketli atmosferiyle özellikle Dublin gece hayatını merak edenlerin geceye başlamaları için doğru nokta olabilir.
Atıştırmalı!

Leo Burdock:

Yüz yılı aşmış tarihiyle 'fish & chips' denince Dublin’de akla ilk gelen yer Leo Burdock. Dublin’de tam 4 farklı adreste hizmet veren Leo Burdock’a tarih boyunca ünlü müzik gruplarından, Hollywood ünlülerine, devlet başkanlarından yazarlara kadar kimler uğramamış ki! Dublin’e gelip fish & chips yemeden dönmek olmaz, Leo Burdock’a uğramadan dönmek hiç olmaz. Sabahın ilk saatlerine kadar açık olan Leo Burdock’un hemen her saat önünde kuyruk görmek mümkün.

Queen of Tarts:

Bu küçücük kafenin Dublin’de tadabileceğiniz en güzel elmalı, böğürtlenli, çikolata parçacıklı ev sahipliği yaptığını söylersek sizi şaşırtırmıyız. Sadece kurabiye değil elbette, envayi çeşit tart, sandviç ve çay seçeneklerinin de bulunduğu Queen of Tarts, yemek sonrası tatlı birşey atıştırmak ya da öğleden sonra soluklanıp küçük birkaç atıştırmalığın tadına bakmak isteyenler için harika bir alternatif. İsteyenlere paket servisi de yapan Queen of Tarts yakın bir geçmişte eski kafesinin hemen yanı başına aynı isimde ama çok daha büyük bir metrekareye sahip ikinci kafesini açtı.

Lillies Bordello:

Bir gece kulubünden daha çok bir müzeyi ya da bir kütüphaneyi anımsatan atmosferiyle hemen dikkat çeken Lillies Bordello, Dublin gece hayatının olmazsa olmazlarından. Haftanın 7 günü açık olan Lillies Bordello özelikle bar tutkunlarına hitap eden atmosferi sayesinde Dublinli'lerin katılacakları etkinliklere gitmeden önce ya da etkinlik sonrası uğradıkları bir durak olmuş. Duvarında asılı yüzlerce resim eseri ise bu büyüleyici atmosferi tamamlayan bir öge olmuş.

The Workmans Club:

Dublin gece hayatının tüm hafta boyunca açık olan bir diğer adresi ise The Workmans Club. U2’nun sahibi olduğu The Clarence otelin hemen yanı başında yer alan ve her gece saat 3’e kadar canlı bir performansın yer aldığı kulüpte indie müzikten 80’lere, r&b’den tekno müziğe uzanan her türlü müzik türünü canlı olarak seyretmek mümkün. Farklı müzik zevklerinin tamamına hitap eden kulübün web sitesini ziyaret edip hangi canlı performansların yer aldığını öğrenebilirsiniz.

The Wright Venue:

Son derece modern bir kompleksin tamımını kapsayan devasa bir kulüp The Wright Venue. Sadece büyüklüğü değil dikkat çeken; tasarımıyla da çeşitli ödülleri kazanmış olan mekânın içinde 4 farklı kulüp bulunuyor. Ana sahnenin yer aldığı bölüm hem büyük bir gece boyunca kalabalığa ev sahipliği piste hemde yanlardan bu piste açılan balkonlara sahip. Gece pistte dans etmekten yorulanlar yukarı çıkarak hem performansı daha rahat izleyebilir, hem de enerji toplamak için biraz nefeslenebilir. Ana sahnenin yanı sıra The Wright Venue’nün içinde Purple Room isimli, gotik tasarımıyla daha çok bir caz kulübünü andıran bir ikinci oda. Bir kulüpten daha çok bir barı andıran The Backstage bölümü ve VIP konuklar için ayrılmış olan VIP Suites isimli bir bölüm yer alıyor.

The Academy:

Bu 3 katlı binanın her bir katında farkli bir sahne yer alıyor. Giriş katında yer alan ana sahne daha çok bilindik grupların canlı performanlarına ve haftasonları düzenenlenen DJ'li partilere ev sahipliği yaparken alt katta yer alan sahnede yeni grupların performanslarını seyredebiliyorsunuz. En üst katte yer alan sahne yani Green Room ise her gece DJ performanslarının canlı olarak izleyebileceğiniz ve dans edebileceğiniz bölüm.

Madison:

Dans meraklıları için yaratılmış küçük ve samimi bir kulüp Madison. Perşembe – cumartesi geceleri açık olan kulüp hemen her haftasonu temalı bir partiye ev sahipliği yapıyor. Dublin gece hayatına yeni katılan Madison Club dans düşkünleri için iyi bir alternatif olarak öne çıkıyor.

Pub Cenneti:

Dublin kuşkusuz 'pub' kültürünün öne çıktığı bir kent. Bin yılı aşkın tarihiyle hemen her köşesinde tarihi pub’ları görebileceğiniz kent, bira düşkünleri için âdeta bir cennet. Size önerimiz, vakit buldukça pub’lara uğrayıp farklı biralardan deneyerek hem farklı pub'ları görmeniz, hem de yeni bira lezzetleri keşfetmeniz.

Brazen Head:

1198, yanlış duymadınız Brazen Head 1198 yılından beri şu anda bulunduğu adreste Dublin’in en eski pub’ı olarak hizmet veriyor. Bu kadar tarihi bir mekân olunca elbette tavanlar biraz alçak içerisi ise biraz basık oluyor. İçten birbirine geçen küçük odacıklardan oluşan pub’ın duvarlarında yüzyılları aşkın bir süredir buraya uğramış kişilerin isimlerini ve kendi imzalarını görmek mümkün. Hiç beklemediğiniz bir anda içeriden yükselen yerel şarkılar ise bu deneyimi unutulmaz kılan bir başka faktör olarak öne çıkıyor.

Stagshead:

Tarihi 1770 senesine dayanan bu pub’ı bulmak ismini kitaplarda bulmaktan çok daha zor. Dame Street’de yer alan bir pasajın içinden girilebilen Stagshead’in koyu ahşapla kaplı dekorunun en ilgi çeken objesi elbette pub’a ismini veren geyik kafası. Küçük atıştırmalıkların da servis edildiği Stagshead neredeyse 250 yıl sonra iş çıkışı saatlerinde dolmaya ve Dublinli'lerin buluşma adresi olmaya devam ediyor.

Mulligan’s:

1782 yılında açılan Mulligan’s İrlanda’lılara göre en iyi Guinness birasını servis eden pub. Açıldığı günden bugüne kadar dünyaca ünlü isimleri ağırlamış olan pub’ın en büyük özelliği ise barda herhangi masa ya da iskemlenin bulunmayışı. Pub’ın kurucusu James Mulligan “Gerçek erkek içkisini ayakta içen erkektir,” deyişini kendi pub’ı için bir mottoyo çevirmiş ve bu sebepten Pub’a oturabileceğiniz hiçbir eşyayı sokmamış.

Cafe En Seine:

Gelenkesel pub’lara ara verip modern bir pub’a göz atmaya ne dersiniz? Klasik Fransız brasserie atmosferi sizi yanıltmasın, burası Dublin’in en iyi pub'larından biri. Dışarıda yer alan küçük bahçesi, yüksek tavanı ve geniş ferah salonları burayı tipik İrlanda pub’larından farklı kılıyor. Birayı daha rahat bir ortamda tatmak isteyenlere önerimiz Cafe En Seine.

Guinness Store House:

İsmi İrlanda ile özdeşleşmiş Guinness’in ilk fabrikasının müzeye dönüştürme projesinin bir ayağı olarak fabrikanın en üst katında yer alan bara çevrilmiş. Tamamı camla çevrili olan pub’da hem en taze Guinness’leri içme hem de panaromik manzarası sayesinde Dublin’e yukarıdan bakma şansına sahip oluyorsunuz.

Alışveriş

Brown Thomas:

Dublin’in meşhur alışveriş caddesi Grafton üzerinde gezerken burayı gözden kaçırmanız imkânsız. Enteresan vitrin tasarımlarıyla şehrin en şık ve popüler mağazası diyebiliriz. İçinde neredeyse moda dünyasının tüm ünlü markalarının minik mağazaları bulunuyor. Farklı tasarımlar arıyorsanız İrlandalı tasarımcıların koleksiyonları ilginizi çekebilir. Burası Victoria Beckham, Britney Spears, Rihanna gibi ünlülerin de alışveriş durağı. Bu arada üçüncü katındaki restoran da öğlen yemekleri için çokça tercih edilen bir yer, bizden söylemesi...

Louis Copeland and Sons:

Giyimine düşkün erkekler Dublin’deki bu mağaza tam size göre. Sevdiğiniz pek çok markanın en yeni koleksiyonlarının burada bulabilirsiniz. Ralph Lauren, Paul Smith, Gant, Hugo Boss gibi markaların yanında Louis Copeland’in kendi koleksiyonu da oldukça zevkli. Kendinize özel bir şeyler arıyorsanız, Louis Copeland’in kişiye özel dikiş servisi de var, tek yapmanız kumaşı ve modeli beğenmek, ondan sonra deneyimli ekibin işi.

Tierney & Co:

Dublin’in klasikleşmiş mağazalarından biri olan Tierney&Co, kristal meraklılarının uğrak yeri. Pek çok kaliteli kristal markasını burada bulabilirsiniz. Viskinizi yada brendinizi evinizin bir köşesinde geleneksel şekilde sunmak istiyorsanız ünlü İrlanda markası Waterford’un ya da Galway’in koleksiyonlarına bir göz atın.

Irish Design Shop:

El sanatlarına ve tasarıma düşkün 2 arkadaş, Clare ve Laura, bu tutkularını mağazalarında müşteriyle buluşturmak istemişler. Güzel de olmuş, ortaya çok keyifli bir mağaza çıkmış. Burada hem kendiniz hem de eviniz için benzeri olmayan aksesuarlar bulacaksınız. Ayrıca kendi tasarımınız gümüş bir takı yapmak istiyorsanız haftasonları mağazanın üst katında atölye çalışması yapılıyor, kaçırmayın!

Industry:

Endüstriyel tasarımlar sizi cezbediyorsa Industry ender rastlayabileceğiniz bir mağaza. Ev eşyalarından aksesuarlara ve günlük hayatınızı kolaylaştıracak kişisel objelere kadar pek çok şey bir arada bu mağazada. Özenle seçilmiş ürünlerden bazıları yeni, bazıları eski, bazıları endüstriyel ve bazıları da geri dönüşümlü malzemelerden yapılmış. Mağazanın ilginç bir tarafı da satılık olan ürünlerin büyük çoğunluğunun kiralanabiliyor olması.

Article:

Bazı mağazalar vardır ya içerisine girdiğinizde her şey karmaşıktır ama size huzur. Article da o mağazalardan bir tanesi. Bir tarafta kırtasiye ürünleri, başka bir tarafta mutfak aksesuarları, renkli porselen çay takımları, diğer bir tarafta havlular, kokulu mumlar, kısacası evinizi keyifli hale sokacak aradığınız bir sürü şey burada. Bu minik mağazadaki her şeye bakmak incelemek eminiz çok hoşunuza gidecek.

Görülmesi Gereken Yerler

Trinity College & Book of Kells:

Dublin’in merkezinde yer alan Trinity College, İrlanda’nın kuşkusuz en önemli üniversitesi. Halen aktif olarak eğitimin devam ettiği bu tarihi üniversite aynı zamanda İrlanda’nın sembolü olan Book of Kells’e ev sahipliği yapıyor. Üniversitenin içinde yer alan ve en az üniversitenin kendisi kadar meşhur olan, büyüleyici güzellikteki eski kütüphane, ince uzun koridorlarında yüzyıllık el yazması kitapları ve ünlü yazarların heykellerini barındırıyor. Eski kütüpphanenin tam ortasında yer alan cam sehpada ise M.S. 800’lü yıllarda yazılmış ve 4 bölümden uluşan 680 sayfalık bir yazıt olan Book of Kells sergilenmekte.

Guinness Store House:

İrlanda’nın dünyaca ünlü bira üreticisi olan Guinness’in 1759 senesinde kurulmuş olan ilk fabrikası baştan aşağı restore edilerek günümüzdeki müzeye dönüştürülmüş. Tam 7 katta oluşan müzede Guinness’in tarihini, üretiliş serüvenini interaktif videolar eşliğinde gezebiliyorsunuz. Açıldığı günden bugüne İrlanda’nın en çok ziyaret alan yeri olan Guinness Store House’un en üst katında Guinness’i tadabileceğiniz ve Dublin’i kuş bakışı olarak seyredebileceğiniz bir de bar bulunuyor.

National Gallery of Ireland:

Günümüzde 2500’ü aşkın resme, ve farklı mediumlardan 10 bini aşkın sanat eserine ev sahipliği yapan müze, aynı zamanda İrlanda sanat tarihi üzerine en kapsamlı müze olma özelliği taşıyor. İrlanda sanatının yanı sıra Caravaggio, Picasso, Van Gogh, Monet gibi kıta Avrupa’sının önemli sanatçılarının eserlerininde görülebileceğı National Gallery of Ireland haftanın 7 günü açık.

Oscar Wilde House:

İralanda’nın yetiştirdiği en önemli ve ünlü yazarların başında gelen Oscar Wilde’ın doğduğu ve gençlik yıllarını geçirdiği ev 1994 yılınde müzeye çevrilmiş. Sadece organize turla gezmenin mümkün olduğu ev, Merrion Square’de yer alan Oscar Wilde heykelinin tam karşısında. Müze, o dönemi yakından gözlemlemek ve yazarın hayatına daha yakında şahit olmak isteyenlere farklı bir atmosfer sağlamayı başarmış.

Dublin Zoo:

70 hektarlık alana yayılmış olan ve içinde 600 farklı cins hayvanı bulunduran Dublin hayvanat bahçesinde nesli tükenmekte olan cinsleri de görmek mümkün. Dünyanın bilinen en eski hayvanat bahçelerinden biri olan Dublin Zoo, her yıl yaklaşık 1 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor. Şehrin göbeğinde yer alan Phoenix parkının içinde bulunan Dublin hayvanat bahçesinde çocuklara yönelik bilgilendirici ve eğlendirici programlara katılmak da mümkün.

Kitaplar & Filmler

"Ulysses":

Dublin denilince akla ilk gelen kitap elbette ünlü İrlanda’lı yazar James Joyce’un en önemli eseri olarak kabul gören Ulysses. 20. yüzyılın en önemli romanlarından birisi sayılan Ulysess’in 18 bölümden oluşan kitabının tamamı 16-17 Haziran 1904 günü Dublin’inde geçiyor.

"At Swim Two Birds":

Flann O’Brien’ın 1939 tarihli romanı, yazarın en iyi kitabı olarak nitelenmekle beraber aynı zamanda 'meta-fiction' tarzının en iyi örneklerinde biri olarak dikkat çekiyor. Dublin’in meşhur mekânlarının yer aldığı roman edebiyat öğrencisi bir gencin gözünden bize şehri ve kendi dünyasını anlatıyor.

U2:

Dublin denince akla ilk gelen isimlerden bir elbette dünyaca ünlü rock grubu U2. İrlanda’nın dünyaya sunduğu en ünlü grupların başında U2 geliyor, hal böyle olunca Dublin sokaklarında yürürken sıkça U2 parçalarını çalan sokak çalgıcılarının önünden geçiyorsunuz.

Michael Collins:

İrlanda’nın özgürlüğüne hayatını adamış olan Micheal Collins’in hayatı 1996 senesinde Neil Jordan yönetmenliğinde filme çevrildi. Filmde Collins’i ünlü irlandalı sanatçı Liam Neeson canlandırmıştı.

Aman Aman!

Dublin düz bir kent olduğu için bisiklet kiralamak isteyenler için de ideal bir ortam sunuyor. Yanlız tersten trafiğe alışmak zaman alabilir, sokaklar genel olarak çok geniş olmadığı için bisiklet kiralayacak olanların çok dikkatli olması gerek.

Kasım ayından nisan sonuna kadar Dublin’de neredeyse her gün yağış var. Şehri gezmek isteyenlerin yağmura bir de soğuk havaların eklendiği bu aylardan uzak durmalarını öneriyoruz.

Sıkıcı Bilgiler

Dublin’de birçok taksi şirketi faliyet göstermekte. Olası tatsız bir durum yaşamamak adına sarı renkte olan ve taksimetresi olan taksileri tercih edin.

İrlanda’da ve doğal olarak Dublin’de sanılanın aksine Pound değil Euro kullanılıyor.

Havalimanı şehre çok uzak değil ama 25 Euro tutuyor. Şehre 6 Avro karşılığında otobüs ile ulaşmak mümkün.

Haziran'da Nereye?

Haziran'da Nereye?

“DUBLİN”