Marsilya Elinizin Altında

Yılın 320 günü tepesinden eksik olmayan güneşi, sokaklarını renklendiren kozmopolit yaşantısı ve yüzlerce yıllık tarihinin günümüze taşıdığı ihtişamlı mimarisiyle gizemli bir bohem Marsilya... Yatların peşpeşe dizildiği eski limanından Akdeniz’i seyre dalan bu şehir, mavi ile beyazın hâkim olduğu manzarası üzerinden, ihtişamlı kızıl gölgelerle günü deviriyor.

Fransa’nın güney sahillerinin uçarı karakterinden ayrı, tamamen kendine özgü bir yerde duran Marsilya’da denizin ve plajların keyfini çıkarmak için en uygun zaman Haziran – Ekim ayları ama Marsilya’nın tarihle yoğrulmuş diğer kozlarının tadını her mevsimde çıkarabilirsiniz.

Daracık sokaklarından devasa binalarına binlerce hikâye taşıyan bu şehirde aylaklık âdeta bir kural. Limanı çevreleyen restoranlarda birbirinden çeşitli lezzetlerle tanışmadan ya da Fransız mutfağının yıldızlarından Bouillabaisse’i tatmadan dönerseniz Marsilya’nın gurme ruhunu çok kızdırırsınız, aman dikkat!

Buranın her köşesinde ayrı bir hikâye saklı, siz gözünüzü ve kalbinizi açın yeter...

Marsilya

En İyiler

Le Petit Nice - Passédat:

Le Petit Nice - Passédat, sizi Marsilya’ya aşık etmek için kolları sıvamış bir çöpçatan gibi tüm hünerlerini ortaya dökmeye hazır. Marsilya’nın mavi ve beyaz renklerinin iç içe geçtiği manzarası üstüne kurulu olan Le Petit Nice - Passédat, Akdeniz sahillerinin atmosferiyle uyumlu mimarisi ve dekorasyonunda size dört dörtlük bir konfor sunuyor. Konuklarını aylaklığa davet eden otelin ayrıca baştan çıkarıcı bir yüzme havuzu ve golften biniciliğe kadar kapsamlı spor imkânları da mevcut. Relais & Chateaux oteller zincirine bağlı olan Le Petit Nice - Passédat’nın restoranı ise sadece Marsilya’nın değil, tüm Fransa’nın en iyilerinden biri... Kısaca hem Marsilya’yı tüm yönleriyle yaşamak hem de kapsamlı bir tatil yapmak isteyenlerin mutlaka deneyimlemesi gereken bir yer burası.

Hotel Sofitel Marseille Vieux Port:

Marsilya’nın eski limanını önüne alan Hotel Sofitel Marseille Vieux Port, 5 yıldızlı hizmet anlayışı gereği, restorandan spa’ya kadar sizleri rahat ettirmek için tüm detayları düşünüyor âdeta. Tarihi mimarisini modern bir tasarımla donatan otelin farklı tipteki odaları sadelikle döşenmiş. Şehrin tarihçesinden ve denize dair mitolojilerden etkilenilerek dekore edilen otelde mavinin dokunuşlarını her yerde görebilirsiniz. Marsilya’nın büyüsünden çıkabildiğiniz anlarda bir masaj ya da bir kokteyl eşliğinde Hotel Sofitel Marseille Vieux Port’un kollarında rahatlamaya bırakın kendinizi.

InterContinental – Hotel Dieu Marseille:

Tarih ve doğal güzelliklerin iç içe geçtiği Le Vieux Port bölgesi’ne tepeden bakan Hotel Dieu Marseille, lüksün her bir tarafa sindiği kusursuz bir tatil vaat ediyor konuklarına. Çağdaş dekorasyonunda stilize bir sadeliği tercih eden Hotel Dieu Marseille, InterContinental oteller zincirine bağlı. İhtişamlı ve ışıltılı mimarisiyle Hotel Dieu Marseille, şehrin sembolleşmiş yerleri arasında sıralanıyor. Ayrıca çevreci hareket Green Engage’in de bir üyesi olan Hotel Dieu Marseille, su ve enerji tüketiminin yanı sıra, atık kontrolü konusunda da duyarlı bir şekilde ilerliyor ve konuklarına bunları esas alan bir hizmet sunuyor. 

Mercure Marseille Centre Vieux Port:

Şehrin tam merkezinde, hem tatilcileri hem de iş için yollarda olanları düşünen, konforu ve lüksü bir arada sunmaya muktedir bir yer: Mercure Marseille Centre Vieux Port. İhtişamla bezeli bir dekorasyondan ziyade tercihini rahat ve sade olandan kullanan otelin spa ve güzellik hizmetlerinin yanı sıra, büyük ve kapsamlı toplantı odaları da mevcut. Hatta Marsilya içinde iş toplantıları söz konusu olduğunda da akla ilk gelen adreslerden biri. Şehirde gezmeye gelenler için ise, şehrin tam merkezinde yer alıyor olması burayı cazip kılan özelliklerden bir tanesi. Marsilya’nın tarih kokan sokaklarını gezmekten yoruldunuz mu? Mercure Marseille Centre Vieux Port size istediğiniz huzur ve sakinliği sunmaya çoktan hazır.

Radisson Blu Hotel:

İki ayrı binaya yayılan Radisson Blu Hotel, Marsilya’nın hiç eksik olmayan güneşini odalarına taşıyor. Modern bir tasarımın eseri olan odalarında rahatlığı zahmetsizce yakalayan Radisson Blu Hotel, restoranı, brasserie’si ve barıyla gurmeler için de pek çok seçenekle dolu. 189 odalık otelde ayrıca 11 ayrı toplantı odası da bulunuyor. Farklı tipteki odalardan bilhassa Vieux Port Room adındakiler, eşsiz Marsilya manzarasını içeriye taşıyor. Açık yüzme havuzu da olan otel ayrıca fitness ve spa merkezlerine de sahip. 

Bunlara Da Bakmaya Değer

Mama Shelter Marseille:

Rahatlığı başköşeye taşıyan modern dekorasyonuyla Mama Shelter, yolu Marsilya’ya düşeceklerin çoktan radarına girmiş olsa gerek. Paris, Bordeaux, Lyon ve İstanbul’da da şubeleri bulunan Mama Shelter’ın arkasındaki isimler, şahsına münhasır Fransız filozof Cyrill Aouizerate ile Club Med’in kurucu ortaklarından Trigano ailesi… Gösterişten ziyade tasarımın incelikli detaylarına önem veren bu butik otelde Mama Luxe, Mama Double, Mama Deluxe, Mama Family ve Mama Suite olmak üzere beş ayrı oda mevcut. Toplantı salonu ve sıradışı tasarım ürünlerinin satıldığı mağazayı da sınırları içine katan Mama Shelter’ın, birkaç kilometre uzaklıkta, sadece misafirlerine ayrılmış bir plajı da bulunuyor. Ünlü şefler Alain Senderens ile Jerome Banctel’in dünya mutfaklarından lezzetler sunduğu restoranı ise Mama Shelter’a gelmek için yeterli bir sebep… 

Grand Hotel Beauvau Marseille Vieaux Port:

Marsilya’ya ait fotoğraflarda en çok arz-ı endam eden manzaralardan biri eski liman bölgesi ya da Fransızca adıyla Le Vieux Port. İşte artık klasikleşmiş bu manzaranın tam ortasında, eski zamanların ihtişamını yaşatmaya devam eden bir yer Grand Hotel Beauvau Marseille Vieaux Port... Louis Phillipe ve Napoléon III dönemlerine ait mimarisiyle şehrin sembolik mekânları arasında sayılan Grand Hotel Beauvau Marseille Vieaux Port, 17. yüzyılın karakteristik tasarımını odalarına taşıyor. 73 odası bulunan bu otelin antika dekorasyonu içinde sizi bir tür zaman yolculuğuna çıkaracağını söylersek abartmış olmayız. Otelin terasından masmavi sulara ve mis gibi Provence havasına uzanan manzarayı tasvir etmeye ise sayfalar yetmez!

Au Vieux Panier:

Her bir odası birer sanat eseri niteliğinde olan Au Vieux Panier, son yıllarda yeniden yükselişe geçen Panier bölgesinin sakinlerinden biri... 17. yüzyıldan kalma bir binaya kurulmuş olan Au Vieux Panier’nin beş ayrı odası farklı bir sanatçı tarafından tasarlanıp dekore edilmiş. Au Vieux Panier’yi sıradışı kılan ise bu odaların her sene en baştan dekore ediliyor olması... Şehrin en eski semtlerinden birinde bir taraftan tarihle kuşatılırken, diğer taraftan da her sene kendini yeniden yaratan bir dekorasyonun içinde bulacaksınız kendinizi.

Hotel Alizé:

Akdeniz’e açılmadan evvel marinaya demirlemiş yatları ve eşsiz bir Marsilya görüntüsünü önüne alan bir otel Alizé... Şehrin en turistik bölgelerinden Le Vieux Port’da bulunuyor olması burayı cazip kılan noktalardan biri. Le Canebiere, Rue Saint Ferréol ve Rue Grignan gibi yerler sadece birkaç adım ötenizde... 18. yüzyılda inşa edilen binasıyla Marsilya’nın hemen girişinde asırlardır nöbet tutan Alizé olmasaydı şehrin bir yönü hep eksik kalırdı sanki. Rahatlığı esas alarak dekore edilmiş odaların fiyatları 79 Euro’dan başlıyor. Hafta sonları için uygulanan özel tarifede ise fiyatlar 69 Euro’ya kadar inebiliyor. 

Hotel Logis Edmond Rostand:

Sadeliğin kuşattığı, gelenlere kendilerini her zamankinden daha iyi hissettirmeye odaklanmış, her bir köşesine konforun sindiği Hotel Logis Edmond Rostand, 15 odası ve 19 mobilyalı dairesiyle her türlü konaklama için müsait. Minimal döşenmiş odalarında bünyeye dinginlik yayarken, farklı stillere göre tasarlanmış stüdyolarında her türlü ihtiyacı göz önünde bulunduruyor. Üç yıldızlı otelin kafesi ise eşsiz çayları ve pastalarıyla ayrıca keşfedilmeye değer. Yine bu kafede otel müşterileri için ücretsiz kahvaltı servisi yapılıyor. Dekorasyona ara ara serpiştirilmiş kırmızılar ise hem oteli hem de kafeyi iyice mutlu bir yer haline getiriyor.

Öğle Yemeği Durakları 

Le Vieux Clocher:

Panier ve Le Vieux Port’un hemen arasındaki Place des Augustines’de bulunuyor Le Vieux Panier. Sakın ola ki mütevazı dekorasyonuna bakıp yemekleri hakkında bir fikre varmaya kalkışmayın çünkü Le Vieux Panier zengin menüsüyle hem Marsilyalıları hem de şehre gelen turistleri kendine çeken bir yer. Buranın spesiyalitesi ise ev yapımı pizzaları... Kendinize menüden damak tadınıza göre bir pizza seçin ve yanına da bir şarap söyleyin. Marsilya seyahatinizin bir anda daha da güzelleştiğini hissedip bize teşekkür edeceksiniz.

Café des Épices:

Marsilya’nın modern yüzünün temsilcilerinden biri Café des Épices... Renkli renkli masa ve sandalyelerin süslediği bu kutu gibi küçük mekânda şef Arnaud Carton de Grammont, günlük olarak seçtiği malzemelerden harikalar yaratıyor. Sabah ve akşam ayrı ayrı menüler sunan bu restoranda, klasik Fransız mutfağından, şefin ellerinden çıkma yenilikçi spesiyalitelere kadar geniş bir seçki ikram ediliyor konuklara. Her çarşamba günü ise konuk bir şef ağırlıyor Café des Épices... İtalyan mutfağından Fas yemeklerine, o gün artık ne çıkarsa bahtınıza...

Maddie les Galinettes:

Marsilya’nın meşhur spesiyalitesi bouillabaisse’i tatmak istiyorsunuz ama bunu küçük bir restoranda, pek de pahalıya kaçmayacak bir şekilde yapmayı tercih ediyorsunuz, öyle mi? O zaman sizi Maddie les Galinettes’e alalım. Michelin yıldızlı restoranlara taş çıkaracak menüsü ve kalitesiyle bu dostane mekânda yerel mutfağın keyfini sürebilirsiniz. Le Vieux Port’un romantik manzarasına bakan masaları ise Maddie les Galinettes’in bonusu... 

Chez Etienne:

Marsilya’nın 'bouillabaisse' ve deniz mahsülü sunan restoranlarından sonraki diğer ünlü lezzet durakları, pizzacıları... İşte Chez Etienne, Marsilya’daki bu pizzacıların en çok övgü toplayanlarından. 'Pizzacı' olarak geçse de Chez Etienne’in menüsünde et ve deniz ürünlerinden oluşan yerel yemekler de bulunuyor. Telefonu olmayan, rezervasyon yapılmayan, kredi kartı geçmeyen bir yer Chez Etienne... Bu otantik mekânda dumanı üstünde pizzalara kendinizi bırakmak ise her Marsilya seyahatinin bir şartı.

Les Gamins:

Marsilya’da gençlerin en sık gittiği yerlerden biri Notre-Dame du Mont. Birazdan sözünü edeceğimiz Les Gamins, işte burada yer alıyor. 50’lerin nostaljisini yapan vintage dekoruyla sıcak bir atmosfer yakalan Les Gamins’in hamburgerleri meşhur. Gastrohamburger anlayışıyla taze ve sağlıklı tabaklar hazırlayan Les Gamins’de vejetaryenler için de seçenekler mevcut. Marsilya’nın yerel tatlarından zevk almadıysanız, büyük fast-food zincirlerinin zevksizliğinden kaçıyorsanız, nereye gideceğiniz belli oldu.

Akşam Yemeği Durakları

Chez Fonfon: 

Birinin adını söyleyince diğerlerini çağrıştıracak kadar birbiriyle özdeşleşmiş bir üçlü Marsilya, Chez Fonfon ve 'bouillabaisse'. Marsilya’nın Fransız mutfağına hediyesi 'bouillabaisse’in en iyisi Chez Fonfon’da yenir, bunu en baştan belirtelim. Yine de bouillabaisse’e odaklanıp Chez Fonfon’un menüsünü donatan diğer balık yemekleriyle birbirinden taze deniz ürünlerini es geçmek yazık olur. Özellikle restoranın diğer spesiyalitesi olan kilde balığa da bir şans verin mutlaka. Bu arada, yediklerinizin tadı damağınızda kaldıysa, Chez Fonfon’un dükkânından restorana ait spesiyalitelerle birbirinden kaliteli şarap ve şampanyaları satın alabilirsiniz.

Miramar:

Marsilya’da bouillabaisse’iyle meşhur tek bir yer olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bouillabaisse denince parmakların size göstereceği yerlerden bir diğer adres de Miramar. Deniz mahsüllerini menüsünün başköşesine yerleştiren, Michelin ödüllü bu gurme restoranda ayrıca et ve tavuk yemekleri de sunuluyor. Tabii, incelikli bir sunum eşliğinde... Fransız restoranlarına sade özgü dekorasyonunda kırmızılara bürünen Miramar’ın 300 farklı seçenek sunan şarap listesine de ayrıca bakmak lazım.

Le Petit Nice Passédat:

Namı Marsilya ve hatta Fransa sınırlarının da ötesine almış yürümüş bir yer Le Petit Nice Passédat. 3 Michelin yıldızlı şef Gérald Passédat’nın yemek tutkusuyla donattığı bu restoran aynı zamanda bir otel olarak da konuklarını ağırlıyor (Hotel hakkındaki detaylı bilgileri Marsilya önerilerimiz arasında bulabilirsiniz). Restoranın menüsünde ise Passédat’nın deniz ürünleriyle yarattığı harikalar bulunuyor. Yemek sanatını yine kendisi gibi şef olan babasından öğrenen Passédat, yeni lezzetler tatmanın keyfini güler yüzlü bir hizmet eşliğinde yaşatıyor konuklarına. Restoranın Akdeniz’in maviliklerine açılan manzarasının hissettirdikleri ise insana şiir yazdırır.

Restaurant Michel:

Akdeniz’in tazeliklerini sofralara taşıyan bir aile restoranındayız şimdi de. 2007 yılında Michelin yıldızına layık görülen Restaurant Michel, balık ve deniz mahsüllerinden oluşan menüsünü hazırlarken elli küsur yıllık bir aile geleneğini devam ettiriyor. Şehrin 'bouillaibaisse' yenilecek en iyi adresleri arasında sayılan restoranın diğer kozları arasında balık çorbası, bourride ve ızgara balık çeşitleri de bulunuyor. Burada sadece yemeklere gömülüp etrafınıza bakmayı ihmal etmeyin. Dünyaca ünlü bir yıldızı da burada yemek yerken görebilirsiniz çünkü.

L’épuisette:

Denize doğru uzanan kayalıkların üzerine kurulmuş, beyaz ve mavi renklerin kuşattığı L’épuisette, yemekleri ve ambiyansıyla gerçek bir Akdeniz rüyası yaşatıyor. 55 yıldan beri konuklarını aynı hizmet anlayışıyla ağırlayan L’épuisette, ünlü şef Guillaume Sourrieu’nün elinden çıkma, baştan sonra deniz mahsüllerinin yer aldığı bir menüye sahip. L’épuisette’in kadrosuna 2008 yılında katılan şarap uzmanı Bruno Dukan’ın seçkisinden şaraplar da ayrıca denenmeli. Söz konusu Dukan’ın seçkisiyse, pek de alışık olmadığınız tatlarla karşılaşacağınızı şimdiden söyleyelim. 

Atıştırmalıklar & Tatlılar

Les Arcenaulx:

Damak tadınıza ve kitaplara düşkünseniz Les Arcenaulx sizin için rüya gibi bir yer diyebiliriz. Kitapların başköşeye kurulduğu bu kafede, sıcak içeceklerin (çayları mutlaka denenmeli!) ve şarabın yanı sıra öğle ve akşam yemekleri servisi de yapılıyor. Yeme-içmenin dışında, kafenin içinde yer alan üç farklı kitaplığın arasında mekik dokuyabilir, eski kitaplardan modern yayınlara uzanan bu seçki arasından gönlünüze göre olanı bulup sayfalar arasında kaybolabilirsiniz. Güzel bir kitaba, dumanı üzerinde tüten bir çaydan daha iyi ne yakışabilir ki!

Le Glacier du Roi:

“Dondurmanın en iyisi Roma’da yenir” klişesine yenik düşmediyseniz, sizi Marsilya’nın krallara layık dondurmacısına davet ediyoruz: Le Glacier du Roi. Tarihi 14. Louis zamanına kadar uzanan Le Glacier du Roi, Louis’ye Marsilya gezisi sırasında ev sahipliği yapan Lencher ailesine ait. Buranın adı (Türkçede “Kralın Dondurmacısı”) ve logosu da buradan geliyor zaten. Pastadan şekerlemeye, burada dondurma kullanılarak pek çok çeşit tatlı hazırlanıyor, lezzetli aromalardan dondurmalar servis ediliyor. Marsilya’nın 'navette' isimli meşhur kurabiyesiyle hazırlanan Le Glacier du Roi’ya özel dondurma Le Navetissimo’ya ayrıca bayılacaksınız.

Four de Navette:

Marsilya ile özdeşleşmiş tatlardan biri de 'navette' adı verilen bisküvi... Haliyle, seyahatini gurme keşifleriyle tamamlamak isteyenlerin mutlaka navette’i tatması gerekiyor. Marsilya’daki pek çok fırında bulabilirsiniz ama Four de Navette’tekiler diğerlerinden özel bir yerde duruyor. Neden mi? Anlatalım: 1781 yılında kurulan Four de Navette, Marsilya’nın en eski fırını. 200 küsur yıldır da bu fırının lezzetli navette’lerinin tarifi gizli tutuluyor. O yüzden burada yediğinizin tadını başka bir yerde bulmanız zor. Küçük bir tarih ve gurme turuna çıkmak isteyenlere duyurulur...

 

La Caravelle: 

Marsilya’nın Notre Dame de la Garde katedralini de yanına alıp Akdeniz’e doğru uzanan manzarasına karşı kadeh kaldırmak isteyenler için ideal adreslerden biri La Caravelle. Misafirperver ve sakin ambiyansında konuklarını ağırlayan bu barda ister birbirinden lezzetli kokteylleri deneyin isterseniz de Fransa’nın iddialı şaraplarının tadına baktın. Buraya sadece manzarası için bile gelmeye değer, bizden söylemesi.

La Part des Anges:

Fransa’ya geldim güzel bir şarap içmeden dönmem diyorsanız ya da zaten şarap hayatınızın vazgeçilmez bir kısmını oluşturuyorsa Marsilya’da doğruca La part des anges’a gitmeniz gerek. Sade dekorasyonunda lafı dolandırmadan şaraba getiren La part des anges’da sakin bir gece geçirebilir, çeşit çeşit şarabı deneme imkanı bulabilirsiniz.

Bar de la Marine:

Marsilya’nın bir ikon haline gelmiş mekanlarından Bar de la Marine, geçmişteki ruhunu kaybetmeden müşterilerini ağırlamaya devam ediyor. İhtişamlı mimarisiyle Vieux Port’ta arz-ı endam eden Bar de la Marine’i gitmeseniz bile Love Actually filmini izlediyseniz birazcık tanıyor olabilirsiniz. Hani Colin Firth’ün birkaç kelime Portekizce parçalayıp aşkını ilan ettiği bir sahne vardı ya, işte orası Bar de la Marine’in ta kendisi!

Métal Café:

Adında “metal” sözcüğünün geçiyor olması buranın sadece metal müzik çaldığını düşündürmesin size... Métal Café, Marsilya’nın en popüler gece kulüplerinden biri. Danstan caza kadar pek çok farklı müzik seçkisine yer veren Métal Café’de, konser çıkışı birer içki eşliğinde yorgunluk atmaya gelmiş ünlü müzisyenlere de rastlayabilirsiniz. Şehrin en çok konuşulan mekânına hoş geldiniz!

Le Trolleybus:

Marsilya gece hayatının en hareketli olduğu mekânlardan biri Le Trolleybus... Aynı anda hem kulüp hem bar hem de konser salonu olarak konuklarını ağırlayan Le Trolleybus’te müzik hiç susmuyor dersek yeridir. Vieux Port’taki eski tersanelerden birinde yer alan Le Trolleybus’ün mekanı ise dekoruyla ayrıca dikkate değer. Le Trolleybus varken, dans ve müzikle geçecek hareketli bir gece için nereye gideceğiniz konusunda kararsız kalmanıza gerek yok.  

Alışveriş

Marsilya’da alışverişe sıra geldiğinde mutlaka uğramanız gereken caddelerin başında Rue de la Tour, Rue Grignan, Rue Saint Ferreol, Rue Lulli, Rue Paradis ve küçük tasarım butiklerinin yer aldığı Cours Julien geliyor. Bu arada Marsilya’ya kadar gelmişken ünlü Marsilya sabunundan ve yine bu şehirle özdeşleşmiş pastisten birkaç şişe depolamadan dönmek olmaz! Ayrıca şehrin deniz mahsüllerinden taze sebzelere kadar binbir seçenekle dolu pazarlarını da dolaşmak gerek…

Savonnerie Marseillaise de la Licorne:

Lavantaların diyarı Marsilya’ya geldiğinizde sizi önce uçsuz bucaksız deniz ve sonrasında ise meşhur Marsilya sabunu karşılayacak dersek yeridir. Meşhur Marsilya sabunun satıldığı dükkânlara şehrin pek çok yerinde rastlayabilirsiniz ama tabii ki bunlardan özellikle bir tanesi çok ünlü: Savonnerie Marseillaise de la Licorne. Markanın biri Cours Julien’da, diğeri de Le Vieux Port’ta olmak üzere iki ayrı dükkanı bulunuyor. %72 oranında zeytinyağı içeren ve bal, lavanta gibi çeşitli malzemelerle zenginleştirilen bu renkli sabunlardan yanınızda bir bavul dolusu götürmek isteyeceksiniz.

La Maison du Pastis:

Marsilya’nın anasonlu meşhur içeceği pastisi duymuşsunuzdur mutlaka. Yemeklerden önce aperatif olarak tercih edilen pastis (suyla karıştırılıp içildiği için hakkında “Fransız rakısı” benzetmesi yapmak yanlış olmaz) şehirde pek çok dükkândan satın alınabilir ama ürettiği 75 ayrı pastis ve absinthe çeşidiyle La Masion du Pastis, alanında birinciliği üstleniyor. Dükkânda ayrıca türlü aksesuarlarla şarküteri ürünleri de mevcut. Dönerken götüreceğiniz hediyeleri düşünüyorsanız, La Maison du Pastis’in şık set’lerine bakmakta fayda var.

Hédiard & Bataille:

Marsilyalıların çok iyi bildiği, turistlerin de Marsilya’yı Marsilyalı gibi yaşamak için uğradığı, şehrin en eskilerinden bir şarküteri Georges Bataille – Hédiard... Fransız mutfağını şenlendiren çeşit çeşit peyniri, taze şarküteri ürünlerini ve kaliteli şarapları buradan satın alabileceğiniz gibi, hemen yanında yer alan restoranda kendinizi gurme zevklerin tadını çıkarmaya bırakabilirsiniz. 

Dromel Ainé:

1760 yılından beri raflarını çikolata ve her türlü şekerlemeyle dolduran bir yer burası... Şehrin en eski çikolatacısı olan Dromel Ainé’nin kestane şekerleri çok meşhur. Dükkânda çeşit çeşit çikolatanın yanında çay, reçel ve bazı baharatların da satıldığını göreceksiniz. Tatlı kriziniz tutmuşken sakın girmeyin, çıkamayabilirsiniz.

Oogie Lifestore:

Şehrin en popüler alışveriş noktalarından biri olmaya aday Oogie Lifestore... Cours Julien’da bulunan Oogie Lifestore’da hazır giyimden aksesuara, kitaptan müzik CD’sine pek çok farklı ürüne yer veren bir konsept mağaza... Bu arada, burasının sadece bir 'mağaza' olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kent yaşamının her alanına dokunmaya kararlı olan Oogie Lifestore’da küçük bir kafe-restoran ve kuaför de bulunmakta...

Görülmesi Gereken Yerler

Le Musée d’Art Contemporain de Marseille:

Daha bahçesine adım attığınız anda sizi Fransız çağdaş sanatının eşsiz örnekleriyle kuşatan Le Musée d’Art Contemporain de Marseille ya da kısaltılmış adıyla MAC, 1960 yılından günümüze uzanan geniş bir koleksiyona sahip. Bu koleksiyonun dışında MAC’de süreli sergilere de denk gelebilir, Fransız çağdaş sanatının temel eserleriyle günümüzde öne çıkan çalışmalarını aynı anda görebilirsiniz.

Centre de la Vieille Charité:

Marsilya’nın en ihtişamlı yapılarından biri La Vieille Charité... 17. yüzyılda inşa edildikten sonra uzun bir süre düşkünler evi olarak hizmet eden, 1968 yılından sonra ise şehrin en büyük kültür merkezlerinden biri haline gelen bir yer burası. Akdeniz’e ait arkeolojik eserlerin sergilendiği bir müzenin yanı sıra Afrika’dan Meksika’ya, dünyanın pek çok farklı yerlerinden sanat eserlerinin bulunduğu koleksiyonlara da ev sahipliği yapıyor La Vieille Charité. Burada ayrıca, sosyal bilimler ve diğer alanlarda araştırmaların yapıldığı merkezlerle arkeoloji üzerine yayınların yer aldığı bir kütüphane bulunuyor.

L’éstaque:

Paul Cézanne’ın eşsiz tablolarına ilham veren manzaraların içinde dolaşmak, Akdeniz’in etrafına dağılmış doğal güzelliklerin yanı başında durmak ister misiniz? 'Cennetten bir köşe' yakıştırmasını sonuna kadar hak eden L’éstaque, Marsilya’nın batısında yer alan bir balıkçı köyü... Masmavi sulara karşı uzanan bu köyün manzarasını gördükten sonra ünlü ressamların neden buraya sık sık uğradığını anlamanız fazla uzun sürmeyecek. Tüm bünyeye yayılan dinginlik de cabası...

Notre Dame de la Garde:

Notre Dame de la Garde katedrali olmasaydı Marsilya’nın silüeti eksik kalırdı. Eski limanın hemen üstünde yer alan Notre Dame de la Garde’ın yapımı 1864 yılında tamamlanmış. 16. yüzyıldan kalma bir kalenin kalıntıları üzerine inşa edilen katedral, Marsilya’nın ve Akdeniz’in üzerinde nöbet tutuyor âdeta. 'Şehrin Koruyucusu' unvanı da buradan geliyor zaten. Yine de siz Notre Dame de la Garde’ı dışarıdan izlemekle kalmayın, bir de bu muhteşem mimariyi içeriden görün!

If Adası:

Monte Kristo Kontu romanında da geçen, üzerindeki büyük şatonun vaktiyle bir hapisane işlevi gördüğü, Marsilya’nın tarihinde sembolik bir yer edinmiş bir yer If Adası. Şimdilerde turistik bir mekân haline gelen If Adası’na Marsilya’dan teknelerle gitmek mümkün. 

Gitmeden Göz Atılacaklar

“Taxi":

Luc Besson’un çılgın maceralara atılan o meşhur taksisi hangi şehrin sokaklarını turluyor sanıyorsunuz? Tabii ki Marsilya! Marsilya’ya gelmeden evvel Taxi serisini izlediyseniz boşu boşuna korkmanıza gerek olmadığını söyleyelim, gerçekten de Marsilya sokaklarını o süratle giden bir Peugeout 406 görmeniz mümkün değil. Ama belli olmaz, değil mi?

“Monte Kristo Kontu”:

Hani tarihin akışını değiştiren bazı romanlar vardır ya, işte Alexandre Dumas’nın ünlü klasiği “Monte Kristo Kontu” bunlardan biri... Marsilya’nın her bir yanını dolaşan, If Şatosu’na hapsolan, sonra intikam tutkusunu tüm Marsilya’ya yayan bir roman “Monte Kristo Kontu”... Günümüze dek pek çok kez sinemaya uyarlanmış, başka hikâyelere ilham olmuş bu romanı Marsilya’ya gelmeden okumanızda fayda var. O zamanın Marsilya’sıyla çok fazla benzerlik göreceksiniz.

Aman Aman

Marsilya’da gezecek yer çok ama eskiden şehre gelen göçmenlerin ilk yerleştiği bölge olan Panier, bilhassa son birkaç yıldır şehrin giderek popülerleşen yerlerinden biri. Daracık sokakları ve renkli binalarıyla burayı yürüyerek keşfetmeyi ihmal etmeyin. Yalnız, Marsilya seyahatiniz için şunu mutlaka belirtmemiz gerekiyor: Kapkaç ve diğer hırsızlık durumları için panik olmayın ama şehirde dolaşırken yanınıza fazla değerli eşya almamaya ve dikkatli davranmaya özen gösterin.

Sıkıcı Bilgiler

Marsilya planlarınızı yaparken Temmuz sonu ve Ağustos ayından uzak durmaya çalışın çünkü bu dönemlerde hava aşırı derecede sıcak oluyor.

Havalimanından şehir merkezine yolculuk karayolundan 25 dakika sürüyor. Havalimanı ve şehir merkezi arası yolculuklar için 20 dakikada bir kalkan shuttle’ları kullanabilirsiniz (şehir merkezinde St Charles tren istasyonundan kalkıyor). Havalimanına taksiyle gitmek ise gündüz tarifesinde 40 Euro, gece tarifesinde 50 Euro tutabiliyor. Bu arada, taksi kullanacaksanız sizi bilhassa arabasına davet eden şoförleri değil, kayıtlı araçları tercih edin.

Şehir merkezinde neredeyse her yere metroyla gitmek mümkün. O yüzden araba kiralama fikrini ikinci plana atmaya çalışın. Eğer araba kiralamak zorundaysanız da kapalı otoparkları tercih edin çünkü araba hırsızlığı Marsilya sokaklarında oldukça yaygın.