Münih Elinizin Altında

Savaşlar ve yıkımlarla dolu geçmişini ardında bırakıp yeniden dirilen, Güney Bavyera’nın başkenti, Oktoberfest’in ana yurdu Münih...

Akıp giden zamanın karşısında mağrur bir şekilde dikiliveren Münih, Almanya’nın en güçlü şehirlerinden biri.

Bir kere burası ticaret ve teknoloji merkezi: BMW ve Siemens gibi markalar buradan çıkma. Bunun yanı sıra ülkenin sanat gündeminde de Münih’in payı büyük; Almanya’daki en çok galeriye ve müzeye ev sahipliği yapan kent burası. Özellikle 19. yüzyılda, Bavyera krallarının Münih’i bir kültür sanat başkenti haline çevirme çalışmaları günümüze kadar ulaşmış. Şehirde görülecek onlarca müze var. Ülkenin en büyük üniversitesi Ludwig Maximillian da yine Münih’te yer alıyor.

Bir taraftan koskoca bir tarihe diğer taraftan da dünyaya yön veren, yenilikçi bir karaktere sahip Münih. Gotik ve barok mimarilerinin en güzel örnekleriyle dolu sokaklarında gezinirken, yüzünü geleceğe dönmüş, daima istikrarlı bir şekilde ilerleyen bir kentle karşı karşıya olduğunuzu göreceksiniz.

Münih

En İyiler

Bayerischer Hof:

1841 yılında, Kral Ludwig I tarafından verilen bir emir üzerine inşa edilmiş Bayerischer Hof. Bu bilgiyi verdik ki köklerindeki soyluluğun getirdiği lüks ve konfor anlayışı hakkında bir fikir oluşsun zihninizde. Yüzlerce yıl boyunca ünlü Volkhardt ailesi tarafından işletilen otel, şehrin tam ortasında, tarihi ve kültürel merkezlerin hemen yanı başında yer alıyor. 60’ı süit olmak üzere 340 odası bulunan Bayerischer Hof’un hem yerel hem de uluslararası mutfaklardan lezzetler sunan Michelin yıldızlı restoranı Atelier ise ayrıca keşfedilmeli.
 

Mandarin Oriental Munich:

Sade dekorunda lüks, konfor ve stil üçlemesini başarıyla kotarmış bir yer Mandarin Oriental. Merkezi konumu cazibesine cazibe katan otelin, şehir manzarasına ve Münih’in vazgeçilmezi bira bahçelerine bakan 25 süiti ve 48 odası bulunuyor. Fransız ve Asya mutfaklarını lezzetli bir şekilde harmanlayan, Michelin yıldızlı Restaurant Mark’s ile sizi rahatlatmak için seferber olan spa ve fitness salonları, Mandarin Oriental’in baştan çıkarıcı diğer kozları...

Hotel Vier Jahreszeiten Kempinski:

Kempinski zincirinin sınır tanımayan hizmet anlayışını Münih’e taşıyor Hotel Vier Jahreszeiten. 11 ayrı kategoride odası bulunan otelin dekorasyonunda geleneksel ve modern tarzlar bir arada kullanılmış. Ruhunuzu ve bedeninizi tazelemeye kararlı spa hizmeti, fitness salonu ve restoranlarıyla Hotel Vier Jahreszeiten Kempinski, konaklamanın çok daha fazlasını vaad ediyor. Münih seyahatini birkaç seviye yükseltmek isteyenlere duyurulur.

Sofitel Munich Bayerpost:

Münih’teki oteller arasında, modern tasarımı ve dekorasyonuyla farkını ortaya koyuyor Sofitel Munich Bayerpost. Bavyera stili eski bir postanenin restore edilmesiyle oluşturulmuş otelin iç tasarımı avangart mimarinin ve ileri teknolojinin peşinden gidilerek baştan yaratılmış. Fransız stili ise dekorasyonun her bir köşesinde... Spa’dan restorana, 5 duyuya hitap eden her türlü hizmet mevcut. Sadelikle döşenmiş odalarında zahmetsizce konforu yakalayan otelin her biri ayrı bir tarzda dekore edilmiş özel süitlerinin dışında 3 ayrı kategoride odası ve 4 ayrı kategoride de süiti bulunuyor.

The Charles Hotel :

Münih’in çağdaş yüzünün temsilcilerinden The Charles Hotel ile tanıştıralım sizleri. Burası sade ve modern mimarisiyle sofistike bir şıklığa sahip. Rocco Forte Hotels zincirinin Münih halkası olan The Charles Hotel’in duvarları ise 19. yüzyılda yaşamış ve şehrin yetiştirdiği en büyük sanatçılardan biri sayılan Franz von Lenbach’a ait orijinal tablolarla donatılmış. Şehrin en dingin alanlarından eski botanik bahçesinde yer alıyor The Charles Hotel… Buradaki konaklamanızın size nasıl huzur vereceğini hayal edebiliyorsunuz değil mi? Yine bu botanik bahçesinin sonsuz yeşilliğine bakan odalarında konukları için her türlü detayı düşünüyor The Charles Hotel. Konforu burada geçirdiğiniz her saniyede hissedeceksiniz.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Cortiina Hotel:

Buranın her bir noktasına doğallık hâkim… Bir kere tüm odalar koyu meşe ağacından yapılmış mobilyalarla döşenmiş. Banyoların tamamında doğal taşlar kullanılmış. Odaların başköşesine de taze saksı çiçekleri kurulmuş. Eşyaların ve nevresimlerin temizliğinde kesinlikle çamaşır suyu ve türevi ürünler kullanılmıyor. Hal böyle olunca, Cortiina Hotel’in sizi doya doya dinlenmeye ve yenilenmeye beklediğini söylersek abartmış olmayız. Burası baştan aşağı sağlıkla kuşatılmış bir yer. 8 ayrı kategoride odası bulunan Cortiina evinizin bir parçasıymış gibi hissettiriyor. Tam şehrin merkezinde böylesine rahat ve dış dünyanın koşuşturmasından yalıtılmış bir yer bulmak ise ayrıca hayret verici.

Eurostars Grand Central Hotel:

Şehir merkezinde, her türlü konforu müşterilerine sağlayan 4 yıldızlı bir otel burası. Modern iç tasarımında, önceliği rahatlığa vermiş Eurostars Grand Central Hotel. 214 odası ve 8 süiti bulunan otelin ayrıca 3 kişilik odaları ve daha uzun konaklamalar için stüdyoları da mevcut. Konferans salonlarından hamama, burada her talebin bir karşılığı var âdeta. Yenilikçi anlayışını dekorasyonuna da taşıyan Eurostars Grand Central Hotel, iş seyahatleri için de romantik kaçamaklar için de Münih’teki ideal adreslerden biri…

Torbreau:

1490 yılında açılmış, sadece Münih’in değil, muhtemelen tüm Bavyera’nın en eski oteli Torbreau. O zamandan beri her şeyi dört dörtlük düşünen hizmet anlayışını devam ettiriyor olması ise hayranlık verici. 4 yıldızlı Torbreau, tahmin edileceği üzere pek çok kez restorasyondan geçmiş ama dış cephedeki gotik tasarımlar varlığını sürdürüyor. Otelin dekorasyonu ise sade ve klasik bir şıklığa sahip. Şehrin tam merkezinde yer alan Torbreau size Münih’i en iyi şekilde keşfetme fırsatını sunuyor.

H’Otello F’22 Munich:

Işıl ışıl ve modern dekorasyonuyla, Münih’in tasarım otelleri arasında âdeta parlıyor H’Otello F’22 Munich. Merkezde olsa da şehrin sakin ve sessiz sokaklarından birini kendine mesken edinen otelin samimi atmosferi bünyeye sıcaklık yayıyor. En taze lezzetleri önünüze seren zengin kahvaltısı ise sıkı bir şehir turu öncesi enerji ve mutluluk depolamanızı sağlıyor. Tercihini büyük otellerdense, sıcakkanlı köşelerden yana kullanmak isteyenlere duyurulur.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Theresa:

Izgara söz konusu oldu mu şehrin en iyilerinden biri Theresa… Tabii ki ızgara zihinlerde kırmızı etle özdeşleştiğinden aklınızda da bu yönde birtakım fikirler oluşmaya başlayabilir ama durun! Theresa bir grill restoranı olsa da dünya mutfaklarından pek çok lezzeti menüsüne dahil etmiş. Ravioli’den ıstakoza neler neler yok ki! Pastel renkler ve vintage eşyalarla donatılmış iç dekorasyonu ise burayı ayrıca sevme nedeni. Sevimli ve rahat mekânında sizi güzel kokularla sarıp sarmalayacak Theresa. Hem gözünüz hem mideniz şenlenecek.

La Baracca:

Ev ortamının rahatlığı düşünülerek dekore edilmiş La Baracca. İtalyan mutfağından lezzetleri menüsünde bir bir sıralayan La Baracca’da elbette bol bol pizza ve makarna çeşidi mevcut. İtalyan mutfağının klasik aperatifleri ise başlı başına övgüleri hak ediyor. Ferah ortamında öğlen yemeğini ziyafete dönüştüren, şehrin en şahsına münhasır restoranlarından biri La Baracca. Münih rotanızın bir yerine dahil edin mutlaka.

Kaisergarten:

Münih’in yerlileri tarafından sık sık tercih edilen bir yerle karşınızdayız: Kaisergarten. Dev ağaçların şenlendirdiği 'bira bahçesi' o kadar popüler ki önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Malumunuz bira bahçeleri Oktoberfest’in yurdu Münih’in vazgeçilmez mekânları… Bunların en ünlülerinden olan Kaisergarten sadece bira bahçesinden ibaret değil. Buranın restoran kısmı da oldukça geniş. Deniz ürünlerinin baş rolde olduğu tabaklardan dumanı tüten brovnilere kadar uzanıyor menüsü. Yemeklerin lezzeti ise efsane… Münih’te Münih’i tam anlamıyla yaşamak için ilk uğramanız gereken yerlerden biri Kaisergarten. 

Kochspielhaus:

Kochspielhaus’tayken sıradan tatları unutun; burada en taze ürünlerden en sıradışı sunumları bulacaksınız. “Kochspielhaus” adı gurmelerin kulağına çalınmıştır çoktan zaten. Bohem şıklığın öne çıktığı Glockenbach’taki mekânında farklı lezzet deneyimlerine doğru yol alıyorsunuz. Risotto’dan levreğe kadar çeşitlenen menüsünü farklı kılan ise en başta da söylediğimiz gibi, çeşitli detaylarla lezzetlendirilmiş eşsiz sunumları… Bu arada ayrıca söyleyelim, Kochspielhaus’tasabahları zengin bir kahvaltı menüsü hazırlanıyor. Ne yapıp edip bir şekilde bir öğününüzü buraya denk getirin.

Schwalbe:

Leziz mi leziz bir hamburgerin yanında iyi bir birayı mideye indirmek için nereye gideceğinizi düşünüyorsanız sizi buraya alalım. Schwalbe’nin schnitzel’leri ise şimdiye kadar yediklerinizin en lezzetlisi olabilir, söyleyelim. Hele bir de buraya havalar güzelken gelirseniz huzurlu bahçesinin keyfini de sürebilirsiniz yemekle birlikte. Perşembe, cuma ve cumartesi günleri DJ performansları da düzenleniyor ayrıca. Nasıl, Alman rüyasının gerçekleştiği bir yer değil mi Schwalbe?

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

181 First:

Olimpiyat köyüne yakın, devasa bir kulenin tepesine dikilmiş, tüm şehri ayakları altına alan bir yer 181 Restaurant. Adı da yerden tam 181 metre yukarıda olmasından geliyor. Restoranın mutfağında Almanya’daki gurmelerin gurusu sayılan ünlü şef Otto Koch var. Sadece 10 çeşidin bulunduğu menüsüyle harikalar yaratıyor desek yeridir. Klasik lezzetlerden sıkılmış, deneysel tatların peşinde olanlar için ideal adres burası. Münih’in en güzel manzaralı yerlerinden birinde, güzel bir akşam yemeği için de tabii ki…

Les Deux:

Münih’in en şık restoranı nerede diye mi soruyorsunuz? Ünü Münih sınırlarını da aşan Les Deux, sofistike mekânında şehrin en iyi menülerinden birini sunuyor. Mekanındaki duruşunu yemeklerin sunumuna da taşıyan Les Deux, ünlü şef Johann Rappenglück komutasında harikalar yaratıyor. Fransız ve Japon mutfaklarının harmanlandığı eşsiz menüsüne 500 çeşitlik bir şarap seçkisi eşlik ediyor. Seyahatlerinin gurme yönünü taçlandırmayı sevenlere duyurulur.

Cocoon:

Asya mutfağını Avrupai dokunuşlarla şekillendiriyor Cocoon. Haliyle burada tadacaklarınız farklı deneyimlere doğru yola çıkaracak sizleri. Sadece kusursuz sunumla önünüze gelen yemekler değil, şarap menüsü de Cocoon’da geçireceğiniz anların keyfini pekiştirecek. Buranın ferah ve modern tasarımı bünyeye rahatlık yayarken leziz mi leziz yemeklerle kuşatılmış olmak zaten öyle kolay kolay unutulacak gibi değil. 

Tantris:

Münih, dünya mutfaklarının hepsine kolu uzanan bir gurme cennetiyse Tantris de bu cennetin zirvesinde duruyor. 2 Michelin yıldızlı Tantris, işinin ehli gurmelerin tavsiyeleri arasında birinci sırada hep. Her seyahati yeni tatlar keşfetmek şeklinde yorumlayanların uzun süre dilinden düşüremeyeceği bir yer burası. Dekorasyonunda kırmızı ve siyah renklerin hâkim olduğu restoran, bu sektörde 40 küsur yıl geçirmiş. Bu 40 yılın getirdikleri ise Tantris’in hem yemeklerinde hem de hizmet anlayışında tüm gösterişiyle kendini belli ediyor.

Spatenhaus:

Münih’e gelmişken klasik Alman mutfağını ve geleneksel Bavyera lezzetlerini tatmak istiyorsanız, sizin için en doğru adreslerden biri Spatenhaus. Kuffler grubunun bir üyesi olan Spatenhaus’un iç tasarımı ve dekorasyonu da tabii ki Bavyera’ya özgü bir stile sahip. Şehirde keyifli bir gece geçirmek ve yerel yemekleri deneyimlemek için, gidilecek yerler listesine Spatenhaus’u da ekleyin!

Atıştırmalı!

Bar Giornale:

Bar Giornale’nin eğlenceli ortamı her saat için uygun. Buraya kallavi bir sabah kahvaltısı için de keyifli bir akşamüstü içkisi için de uğrayabilirsiniz. Atıştırmalıkları ise gün içinde enerji toplamak ve mideye lezzetli birkaç şey indirmek için ideal. Şehir turuna bir es vermek için nereye gitsek diye düşünmüyorsunuz hala, değil mi? 

Cafe Luitpold:

Her Avrupa şehrinin, adıyla özdeşleşmiş ve artık klasik haline gelmiş bir kafesi vardır mutlaka. İşte, Cafe Luitpold Münih için aynı önemi taşıyor. Çeşit çeşit taze kahvesi ve birbirinden leziz tatlılarını tadarken etrafınızı saran kalabalık masaların tam ortasında kendinizi sanki bu şehrin yerlisi gibi hissedeceksiniz.

Gece Kuşlarına

Schumann’s:

Eğlence hayatı söz konusu oldu mu Schumann’s bir Münih klasiğidir diyebiliriz. Ünlü modellerden sporculara kadar pek çok ismin de favorileri arasında yer alan bir bar burası. Güzel müzik eşliğinde keyifli vakit geçirmek için ideal olduğu bu kadar çok tercih ediliyor olmasından anlaşılıyor olsa gerek. Hareketli kulüpler yerine usta eller tarafından hazırlanmış bir içki eşliğinde muhabbet etmeyi seviyorsanız, bir de gece hayatını şehrin yerlileri gibi yaşamak istiyorsanız Schumann’s doğru bir karar…

Heart Beat:

Münih’in en sofistike restoranlarından biri olan Heart Beat, akşamları yemek servisinin sonlanmasıyla birlikte şehrin en ünlü kulüplerinden birine dönüşüyor. Mutfaktaki marifetlerini kokteyllerine de taşıyan Heart Beat de eğlence ünlü DJ’lerin performanslarının olduğu gecelerde ikiye katlanıyor. Şehrin en şıklarını ve en ünlülerini ellerinde içkileriyle görebilirsiniz Heart Beat’te.

Gamsei:

Sıradışı dekorasyonuyla bar dışında her şeye benzeyen Gamsei’ın kokteylleri o kadar başarılı ki ödül üstüne ödül alıyor. Bir miksoloji uzmanının ellerinden çıkma içkilerin servis edildiği bu kokteyl barda, her yerde bulabileceğiniz sıradan kokteylleri değil de özel hazırlanmış, geneli Bavyera’dan çıkma lezzetlerle yapılmış kokteylleri tadabilirsiniz. Gece hayatında da gurme zevklerden vazgeçemeyenlerin, iyi bir kokteylin özlemiyle yanıp tutuşanların mutlaka uğraması gereken bir yer Gamsei.

Edmoses Bar:

Bol danslı uzun bir gece yaşamak istiyorsanız Münih’te gidilmesi gereken ilk adreslerden biri Edmoses Bar. R&B ve hip hop ağırlıklı müziklere yer veren Edmoses’ta geceler DJ performanslarıyla daha da hareketleniyor. Buradaki etkinliklerden haberdar olmak için programına göz atmanızda fayda var.

Bayerische State Opera:

Eğlenceli vakit geçirmeyi sanatsal aktiviteler üzerinden tanımlıyorsanız Bayerische State Opera’nın programı kalbinizi fethedecek. Hatta bize göre her halükarda burada bir konser, opera ya da bale gösterisini izlemeniz gerek. Bayerische State’in ihtişamlı salonunun film dekorlarını andıran parıltılı ve ihtişamlı dekoru Münih’in kendine has güzellikleri arasında çünkü. Harikulade müzik de bunların cabası…

Alışveriş

AKOG – A Kind of Guise:

Pek çok farklı tasarımcının kıyafetlerini bir arada bulabileceğiniz, her yerde kolay kolay bulamayacağınız parçaların satıldığı bir mağaza AKOG ya da açılımıyla A Kind of Guise. Sade iç tasarımı sayesinde gözünüzün gönlünüzün açılacağı dükkanında kadınlar için de erkekler için de koleksiyonlar mevcut. Sade ve şık Alman stilinin günümüzdeki tasarımlarıyla tanışmak isterseniz, alışveriş turu atarkan A Kind of Guise’a da uğramalısınız.

Off&Co:

Off&Co, kendi tasarımlarının yanı sıra günümüz Alman tasarımcılarının da kreasyonlarına yer veriyor. Eğer üzerinizdeki kıyafetleri bir başkasının üstünde de görmekten hoşlanmıyorsanız ve orijinal stillerin peşindeyseniz buradan eliniz kolunuz torbalarla dolu çıkabilirsiniz, biz şimdiden haber verelim.

J. Lindeberg:

J. Lindeberg aslında Stockholm çıkışlı olsa da Münih’teki dört ayrı mağazasıyla şehrin alışveriş hayatının büyük bir parçasını oluşturuyor. J. Lindeberg, erkekler için de kadınlar için de aksesuardan giyime kadar pek çok parça sunuyor ama özellikle spor bir şıklığa sahip erkek koleksiyonu çok ünlü. Rahatlığı kadar şıklığına da düşkün beylere duyurulur…

Kristina Stöckel by Landpartie München:

Sade, modern ve şık… Eğer bu üç kelimeyi okuyunca kalp atışlarınız hızlanıyorsa, Kristina Stöckel’in elinden çıkma dekorasyon eşyaları ve mobilyalara mutlaka göz atmalısınız. Klasik stilleri antika parçalarla birleştiren Stöckel, lambadan halıya kadar, bir eşi daha olmayan harika parçalar yaratmış. Stöckel’in markası Landpartie’de ayrıca dünyaca ünlü tasarımcıların parçaları da satılıyor.

Görülmesi Gereken Yerler

Deutsches Museum:

Münih’e geldiğinizde herkesin size gitmenizi tembihleyeceği yerlerden biri Deutsches Museum. Dünyanın en büyük bilim ve teknoloji müzelerinden biri olan Deutsches Museum’da, tarihin gidişatını değiştirmiş icatları, günümüz ileri teknolojisinin ilk örneklerini görebilirsiniz. Bilim ve teknolojinin kapsadığı farklı alanlardan 100 bine yakın parçayı (bunların arasında uçak da var, terazi de) şehrin modern mimari örneklerinden biri olan bu müzede görmek mümkün. Deutsches Museum’da ayrıca pek çok etkinlik de düzenleniyor. Özellikle çocuklar için olan etkinliklerin bir hayli eğlenceli geçtiğini de belirtelim.

Lenbachhaus:

4 yıllık bir restorasyon sürecinin ardından geçtiğimiz aylarda tekrar kapılarını ziyaretçilere açan Lenbachhaus, şehrin en önemli müzelerinden… Münih’in en büyük sanatçılarından Franz von Lenbach’ın evinde kurulan bu müze, önce sadece Lenbach’a ait parçaları sergilerken ilerleyen zamanlarda koleksiyonunu genişletmiş de genişletmiş. Şu an müzenin içerisinde Lenbach’ınki de dahil, 6 ayrı koleksiyon bulunuyor. Resimde “Münih Ekolü” diye nitelendirilen 19. yüzyıl akımına ait eserler, 20. yüzyılın başında kurulan avangart sanat topluluğu The Blue Rider’ın imzasını taşıyan tablolar, 1. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan “Neue Sachlichkeit” akımı ile 20. yüzyılın en büyük sanatçılarından Joseph Beuys’un eserleri ve 1945 sonrası çağdaş Almanya sanatından pek çok parça müzede sergileniyor.   

Jüdisches Museum:

1928 yılında yapımına başlanan ama kapılarını 2007 yılında açabilen Jüdisches Museum ya da Türkçe adıyla Yahudi Müzesi, Münih’te yaşamış Yahudilerin hayatlarını fotoğraflar ve eski eşyalar aracılığıyla günümüze aktarıyor. Nice hikâyeye ve hatıraya yer veren müze Münih şehir kültürünün oluşmasında önemli bir rol oynayan Yahudilere bir tür saygı duruşunda bulunuyor.

Haus der Kunst:

Şehrin en önemli çağdaş sanat müzelerinden biri olan Haus der Kunst bünyesinde pek çok sergi düzenleniyor. Ayrıca ön ayak olduğu araştırmalarla çağdaş sanat tarihini günümüze taşıyan Haus der Kunst’ta pek çok farklı bakış açısından, dünyanın dört bir köşesinden eserler izleyiciye sunuluyor. Çağdaş sanata çok yönlü bir şekilde yaklaşan ve müzenin yanı sıra bir paylaşım alanı gibi işleyen bir yer Haus der Kunst. Şehrin Nazi döneminden kalma mimarisi, müzenin Nijerya doğumlu direktörü tarafından yeniden tasarlanınca görülmesi gereken bir yer çıkmış ortaya. Sadece binayı görmek için bile gelinir buraya. 

MaximilliansForum:

MaximilliansForum, yerin altındaki sıradışı mekânında takı, tasarım, moda ve mimari gibi alanlara yayılan bir sanat merkezi. Burada sergilerin yanı sıra paneller, konferanslar ve çeşitli performanslara da yer veriliyor. MaximilliansForum’un sanat severlerle her daim iletişime ve etkileşime açık tutumu burayı Münih sanat gündeminin baş köşesine yerleştiriyor. Geçmişi 1968 yılına kadar giden bu sanat alanını ziyaret etmeden önce etkinlik programına bakmanızda fayda var.

Kitaplar & Filmler

"San Domingo":

İzleyiciyi Münih’in 1970’lerdeki haline taşıyan bir film San Domingo. Hem bu filmdeki hikâyenin peşinde sadece şehrin sokaklarını değil, o yılların rock müzik sahnesini de yakından görmüş oluyoruz. Ünlü yönetmen Hans-Jürgen Syberberg’in çekmiş olduğu bu filmin hikâyesi zengin bir ailenin çocuğunun, kim olduğunu gizleyerek şehrin hippi topluluğuna katılmasını ve sonrasında gelişen olayları anlatıyor.

"Munich":

Münih’in geçmişi hiçbir zaman aydınlık olmadı. Geçmişine ait kara olaylardan biri de 1972 yılında, Münih Olimpiyat Oyunları sırasında gerçekleşen 11 İsrailli sporcunun ölümüyle sonuçlanan katliam... Ünlü yönetmen Steven Spielberg, şehirle aynı adı taşıyan filminde bu katliamı ve ardında yaşananları anlatıyor.

Aman Aman!

Günümüzde artık dünyanın pek çok yerinde kutlanan Oktoberfest’in doğma büyüme Münihli olduğunu biliyor muydunuz? Ekim sonuna doğru Oktoberfest şerefine şehirde devasa çadırlar kuruluyor ve upuzun masalarda bira keyfi başlıyor. Düzenlenen nice etkinlik de cabası... Hem çeşit çeşit biraları tatmak hem de şehrin en renkli tarafını görmek niyetindeyseniz, seyahatinizi Oktoberfest’e denk getirmenizde fayda var.

Yok eğer seyahatinizi Oktoberfest’e denk getiremiyorsanız ama yine de çeşit çeşit biraları tatmak istiyorsanız sizi şehrin ünlü bira bahçelerinde ağırlayalım öyleyse. Özellikle yazın güzel havalarda, yeşilliklerin arasına kurulmuş bu bira bahçelerinin keyfi bir ayrı oluyor. Hem bira eşliğinde serinlemek hem de Almanya’ya özgü o meşhur sosislerin yani wurst’ların tadına bakmak için bu ünlü bahçelerin güzel bir köşesine kuruluverin!

Sıkıcı Bilgiler

Münih’in kışı gördüğü Aralık ve Mart ayları arasındaki dönemde havalar gerçekten çok soğuk oluyor ama yoğun yağmur yağışı pek sık görülmüyor. Siz yine de bu dönemde gelecekseniz sıkı giyinmeyi ihmal etmeyin.

Almanya’nın pek çok yerinde olduğu gibi Münih’te de demiryolu taşımacılığı oldukça gelişmiş. Uzak mesafelere giderken hem tren hem de metroyu kullanabilirsiniz. Yine de Münih’i gezmenin en güzel yolu bisikletle... Zaten şehre geldiğinizde bisikletin ne kadar yaygın kullanıldığını göreceksiniz.

Münih’te arabayla gezmek ise pek iyi bir fikir değil. Özellikle iş çıkış saatlarinde korkunç bir trafiğin ortasında bulabilirsiniz kendinizi.

Bu arada burada hırsızlık ve türevi durumlardan korkmanıza gerek yok. Münih, Almanya’nın en güvenli ve suç oranının en düşük olduğu şehirlerinden biri. Ancak Oktoberfest zamanı biraz dikkat etmekte fayda var; alkolü biraz (!) fazla kaçırmış gruplarla etrafınız sarılabilir. Ne demişler, şişede durduğu gibi durmuyor...