Napoli Elinizin Altında

İtalya’nın yazlık rüyası, Hollywood’un sık sık ziyaret ettiği, eşsiz doğal dekor Napoli... Uçarı hayallerin arka planına yerleşen bu şehir, doğal güzelliklerinin üzerine ince ince işlenmiş tarihi ve insanı kuş gibi hafifleten yaşantısıyla göreni de görmeyeni de büyülüyor.

Geçmişe bir türlü yüzünü dönememiş, klasiklerin sevdalısı Napoliten tarzın her bir köşesine yayıldığı bu şehirde, incecik pizzalardan şehrin her noktasına sinen leziz kokular devriye geziyor. Akdeniz’in çevresine yayılan, yatların süslediği panoraması ise zihninizdeki diğer tüm görüntüleri silmeye muktedir.

Zamanın âdeta yavaşladığı bu kentte tüm dertleri bir kenara bırakacaksınız.

Napoli

En İyiler

Grand Hotel Parkers:

Napoli’nin müdavimlerinin artık çok iyi bildiği Grand Hotel Parkers, kurulduğu 1870 yılından bu yana 5 yıldızlı hizmet anlayışını kusursuz bir şekilde devam ettiriyor. Güney İtalya’ya özgü klasik dekorasyonunda mermerin ve ahşabın en şık halini buluşturan Grand Hotel Parkers’ta her kat ayrı bir tarzda döşenmiş. Napoli’nin maviliklere uzanan manzarasına karşı lüks bir konforun içinde yan gelip yatan Grand Hotel Parkers’ın Napoliten tarzından ödün vermeyen restoranı ise bu coğrafyaların lezzetlerini eşsiz bir sunumla önünüze koyuyor. Napoli’nin şahsına münhasır kişiliğiyle özdeşleşen bir yerle karşı karşıyasınız, direnmeniz çok güç!

Excelsior Hotel:

Napoli’nin tarihi merkezinin tam ortasında, tüm klasik güzelliğiyle dikilen bir otel Excelsior… Soylu şıklığını dekorasyonunun her bir köşesine dağıtan Excelsior Hotel’de Napoli’ye stille karşılaşacaksınız. Burada her bir oda ayrı tarzda döşenmiş. Antika mobilyalar ise oteli her bir köşesinde… Napoli’nin efsanevi manzarası ise pencereden baktığınız anda tam karşınızda! Klasik bir Napoli tatilinden beklediğiniz her şeyi burada bulacaksınız.

Grand Hotel Santa Lucia:

Limanın hemen yanı başındaki Grand Hotel Santa Lucia, artık bir Napoli klasiği… Beyazlara bürünmüş dekorasyonunda Napoliten tarzını tüm ihtişamıyla konuklarına sunan otel, lüksü baş köşeye yerleştiriyor. Denizi gören odalarından film setlerini anımsatan manzaraları seyre dalmak mümkün. 3 ayrı tarzda odası ve yine 3 ayrı tarz süiti bulunan otel, her biri ayrı bir dikkat gerektiren detaylarla kuşatılmış. Burası en az Napoli’nin kendisi kadar keşfedilmeyi hak ediyor.

Grand Hotel Vesuvio:

Estetiğin ve sofistike yaşam tarzının, her bir köşesinde hissedildiği bir otel Grand Hotel Vesuvio… Napoli limanının çevresindeki şehirle sembolleşmiş otellerden biri olan Grand Hotel Vesuvio, klasik mimariyi modern tasarımla harmanlıyor. 1882 yılından beri, dünyaca ünlü isimleri ağırlayan bu 5 yıldızlı otelde 21’i süit olmak üzere, 600 adet oda bulunuyor. Dünya jet sosyetesinin Napoli’deki favorileri arasında yer alan Grand Hotel Vesuvio ayrıca konuklarına özel yolcu gemisi hizmeti de sunuyor.

Romeo Hotel:

Napoli’nin liman tarafını mesken edinmiş, 5 yıldızlı otellerinden biri de Romeo… Eşsiz Napoli panoramasına karşı kurulmuş olan otel, tasarımıyla dünya çapında övgü topluyor. Napoli’de sıkça karşınıza çıkacak olan klasik dekorasyonlu ve Napoliten tarzda döşenmiş otellerin aksine Romeo, sizi modern tasarımıyla karşılayacak. Odalarında konfora ağırlık veren Romeo’da ayrıca fitness ve spa hizmetleri de mevcut. Otelin farklı mutfaklardan lezzetler sunan restoranları ise kalbinizi çelmek için tüm kozlarını önünüze serecek.

Bunlara Da Bakmaya Değer

Palazzo Caracciolo:

Palazzo Caracciolo, Napoli’nin, geçmişi 13. yüzyıla kadar uzanan ve dünya mirası listesinde yer alan tarihi merkezinde bulunuyor. Şehrin ikonlaşmış binaları arasında sayılan bu otel, MGallery grubunun bir parçası. Vaktiyle şehrin ünlü ailelerinden Caracciolo’ya ait olan bu otel, yenilenmiş dekorasyonuyla içinde bulunduğu bu tarihi dokuya zahmetsizce dahil oluveriyor. Sade ve modern dekorasyonunda hem şıklığı hem de rahatlığı yakalayan Palazzo Caracciolo’da sizi zaman içinde yolculuğa çıkaracak hayallere dalacaksınız.

Hotel Art Resort Galleria Umberto:

Napoli’nin en meşhur galerilerinden Galleria Umberto’nun bir parçası olan Hotel Art Restort’un sadece 6 odası bulunuyor. Napoliten-barok stilinde döşenmiş odaların her biri ünlü bir sanatçıya adanmış. İçinde bulunduğu galeriyle uyumlu olarak her tarafı sanatla kaplı olan bu otelin şıklığı duvarları süsleyen tablolarla tamamlanıyor. Binbir renkle ve işlemeyle donatılmış bu dört yıldızlı otelin mottosu ise müşterilerini kendi evinde gibi hissettirmek...

Terminus Napoli:

Star oteller zincirine ait olan Terminus Napoli, Napoli’nin tarihi merkezinin birkaç dakikalık mesafesinde, konuklarını Akdeniz’e özgü misafirperverlikle karşılayan dört yıldızlı bir otel. Sade dekorasyonunda sofistike bir tarz yakalayan bu otelde yumuşak renkler üzerinden romantik bir atmosfer yaratılıyor. Napoli’nin tarihi dokusuna yakışacak şekilde etrafı donatan heykeller ise buranın havasını daha da güzelleştirmiş. Konforu ön plana çıkaran Terminus Napoli’de evinizdekine çok yakın bir hissiyatı yakalayacaksınız.

Hotel Constantinopoli 104:

Sıcakkanlı atmosferinde sizi evinizde gibi hissettirmeye kararlı bir yer Hotel Constantinopoli 104. Napoli’nin tarihi bölgesinde yer alan antikacılar sokağındaki bu otel, iki katlı bir villa aslında. Sade ve renkli dekorasyonunda Napoliten tarzın klasik ihtişamından uzak dursa da geçmişin izlerinden kopmuş bir yer değil burası. Otelin limon ağaçlarıyla kuşatılmış bahçesiyse bünyeye huzur yayıyor âdeta. İki ayrı tip odası bulunan Hotel Constantinopoli 104, Napoli’nin en sevecen noktalarından biri.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Umberto:

1916 yılından bu yana hizmet veren Umberto, şehrin meşhur trattoria’larından biri olarak anılıyor. Napoli’nin pizzayı başköşeye yerleştiren mutfağından lezzetler sunan menüsü ve ünlü somelyelerin övgüler yağdırdığı şarap seçkisiyle burası bir tür Napoliten tatlar diyarı... Yemek ve şarap üzerine düzenlediği atölyelerle de uluslararası bir üne kavuşan Umberto, Napoli’deki mutlaka denemesi gereken yerlerden biri...

Anhélo:

Modern dekorasyonunda sade bir şıklık yakalayan Anhélo, Napoli’deki en özgün kafelerden biri. Klasik Napoli ağırbaşlılığından uzak tasarımı kapısından girenlerin içini ferahlatıyor. Çeşit çeşit çay ve taze kahveyi menüsüne dahil eden Anhélo’nun tezgahlarından göz kırpan kurabiyeleri ise görene de yiyene de mutluluk veriyor. Kahvaltı ve öğle yemeği için genç şef Fabio Potenza’nın elinden çıkma zengin bir menü sunan Anhélo’da hafta sonları da akşam yemeği servisi yapılıyor. Pazar günleri hazırlanan İngiliz kahvaltısı ise midede şenlik yaratıyor âdeta. Son bir bilgi daha verelim: Burada içeceğiniz kahveler bizzat Anhélo’nun yapımı.

Ristorante Napoli Mia:

Ristorante Napoli Mia’nın büyük bir özenle hazırlanmış hafif lezzetler dünyasına hoşgeldiniz. İtalyan mutfağından geleneksel tatları kendine özgü bir şekilde yorumlayan ünlü şef Antonella Rossi, eşsiz ve kusursuz bir sunumla sofraları donatıyor. Mekânın beyazlara bürünmüş sadeliğinde yemeklerle ve dostlarınızla baş başa, çok keyifli vakit geçirebilirsiniz. Ristorante Napoli Mia, tüm sıcakkanlılığıyla gününüzü güzelleştirmek için sizleri bekliyor.

Osteria della Mattonella:

Adını, duvarlarını süsleyen eşsiz güzellikteki fayanslardan yani 'matonella'dan alan bu küçük mekânda binbir çeşit lezzetle kuşatılacaksınız dersek abartmış olmayız hakikaten. Bir kere buranın mercimek ve brokoli çorbaları başlı başına birer ziyafet... Kalamarlı spaghettisi ise buranın mutlaka denenmesi gereken spesiyalitesi. Tüm bunların yanında, seramik bir bardakta servis edilen Napoli’ye özgü yerli şaraplarla birlikte seyahatinizin en güzel anlarını burada geçirdiğinizi fark etmeye başlıyorsunuz. Buraya sadece doymak için değil, farklı tatlar denemek için de gelmeli...

Pizzacılar

L’Antica Pizzeria Da Michele :

Evet, burası önünden defalarca kez geçseniz de fark etmeyeceğiniz türden bir yer ama görünüşe aldanmamak gerektiğine dair söylenen hayat dersi niteliğindeki sözlere bir kez daha hak vereceksiniz. Sadece Napoli’nin değil dünyanın en iyi pizzacıları sıralamasında hep en üstlerde yer alıyor Da Michele... “Eat, Pray and Love” filminde Julia Roberts’ın arkadaşıyla birlikte pizza yediği sahne burada çekilmiş mesela. Her ne kadar ortam sıradan bir yemekhaneyi hatırlatsa da önünüze gelen pizzanın lezzeti aklınızı başınızdan alacak nitelikte. Ta 1870 yılından beri açık olan bu aile işletmesinin pizzalarının bağımlısı çok!

Pizzaria Di Matteo:

Duvarlarını dünyaca ünlü isimlerin burada yerken çekilmiş fotoğraflarının süslediği, yine dışarıdan fark edilmeyecek kadar köhne ama rüya ötesi lezzette pizzalarıyla artık bir klasik kabul edilen bir Napoli efsanesi Pizzeria Di Matteo... Burada önünüze gelen pizzalar sadece dumanıyla bile aklınızı başınızdan almaya muktedir.

La Pizzeria Brandi:

1780’den beri bıkıp usanmadan leziz pizzalar yaratan bir Napoli harikası: La Pizzeria Brandi. Vakti zamanında kraliçelere bile pizza hazırlamış olan bu köklü mekân, Napoli’deki diğer ünlü pizzacılar arasında, yenilenmiş dekorasyonu ve restoran ambiyansıyla farklı bir yerde duruyor. Fırından yeni çıkmış pizzalarının bünyeye yaydığı hissiyat ise tarifsiz.

Akşam Yemeği İçin En İyi Adresler

Ciro a Mergellina:

Napoli’nin yıllanmış gurme restoranlarından biri Ciro a Mergelina... Deniz mahsüllerinden, İtalyan mutfağının vazgeçilmezi makarnaya, pizzadan et yemeklerine uzanan menüsüne bakarken uzun mu uzun bir listeyi karşınızda bulacaksınız. O yüzden karar vermek zor! Birkaç kuşağın devraldığı bir aile işletmesi olan Ciro a Mergellina, ferah ambiyansında ağırlıyor konuklarını. Restoranın şarap menüsünün es geçilmemesi gerektiğini de ayrıca belirtelim.

Trattoria da Cicciotto:

En taze deniz mahsülleriyle masaları donatan bir yer Trattoria de Cicciotto... Napoli’nin klasik ferah ambiyansını mekânına taşıyan bu trattoria, 1942 yılında kapılarını açmış. Istakozlu makarnaları bilhassa denenmesi gereken bu restoranın şarap menüsü de oldukça özenli bir şekilde oluşturulmuş. Bir Akdeniz ülkesinde olduğunuzu sonuna kadar hissedeceksiniz burada.

La Cantinella:

Napoli’nin en ünlü restoranlarından biri olan La Cantinella’nın menüsünde yok yok desek yeridir. Şampanyalı ve balkabaklı risotto’dan ıstakozlu ev yapımı makarnaya burada seçenek çok... Yenilenen dekorasyonunda sofistike duruşunu koruyan La Cantinella’nın ayrıca sigara odası ve piyano barı da var. Napoli’nin elitlerinin nerede buluştuğunu merak ediyorsanız, adres burası...

La Stanza del Gusto:

1991 yılında açılmış olan La Stanza del Gusto, Napoli’deki diğer pek çok büyük restorana göre oldukça farklı... Şehrin geri kalanına göre oldukça genç kalan restoranın dekorasyonu da bir o kadar modern ve sıcakkanlı... Buranın en çok peynirleri meşhur. İtalya’nın pek çok farklı yöresinden peynirleri çeşitli şaraplar eşliğinde tatmak mümkün. Mekânın duvarını süsleyen kocaman karatahtada yazan menüyü okuyunca şaşırmamak elde değil çünkü hep buranın icadı yemek adlarıyla karşı karşıyasınız. (Mesela bira ve tiramisunun birleşiminden yaratılmış birramisu) Yemekler ise deniz ürünlerinden makarnaya kadar çeşitleniyor. Restoran ve tadım salonu ayrı ayrı katlarda bulunan La Stanza del Gusto sizi eşsiz tatlarla tanıştırmaya kendini adamış bir yer.

Alfa Romeo Chiaro:

Napoli’nin boylu boyunca denizi seyre dalan noktalarından birinde bulunuyor Alfa Romeo Chiaro. Ayrıca bir de bar ve lounge bölümleri olan Alfa Romeo Chiaro’nun restoran bölümünde Akdeniz ve İtalyan mutfaklarının tüm incileri mevcut. Eşsiz bir sunumla önünüze konan makarnalardan incecik hamurla yapılmış pizzalara kadar bu coğrafyaya özgü canınız ne çekiyorsa Alfa Romeo Chiaro’da bulabilirsiniz. Güzel bir Napoli akşamının keyfini sürmek için Alfa Romeo Chiaro’da rezervasyon yaptırmayı unutmayın.

Atıştırmalı!

Storico Gran Caffe Gambrinus:

Parıltılı ışıklarla donatılmış gösterişli mekânında, görüntüsüyle bile başınızı döndürecek çeşit çeşit tatlılar ve ev yapımı çikolatalarla konuklarını karşılıyor Storico Gran Caffe Gambrinus. İçinde kocaman bir tarih barındıran bu kafe, şehrin edebiyat ve sanat gündemi içinde de önemli bir yere sahip. Duvarları birbirinden değerli tablolarla kaplı bu mekân edebiyatın ünlü isimlerinin buluşma yeri olagelmiş her daim. Oscar Wilde’dan Jean-Paul Sartre’a kimler kimler geçmemiş ki buradan! Kısacası bir taraftan önünüzdeki nefis tatlıya gömülmüşken diğer taraftan da edebiyat ve sanat dolu bir ortamla kuşatılacaksınız Storico Gran Caffe Gambrinus’ta.

Il Vero Bar Del Professore:

60’ın üzerinde kahve çeşidiyle artık bir Napoli efsanesi haline gelmiş bir yer Il Vero Bar Del Professore... Hatta o kadar ki “Pizza ve makarnadan sonra bir de Il Vero’nun kahvelerini denemeden Napoli’den dönülmez” deniyor, şehrin en iyi kahvesinin burada olduğu lafları ortalıkta dolaşıyor! Kısacası, Napoli’deki gurme turunuzu Il Vero’da içeceğiniz bir kahveyle tamamlamanız şart!

Scaturchio:

Sürekli Napoli’nin pizzalarına methiyeler düzüldüğünden tatlılar ikinci planda kalıyor ama bu şehri yoğun kreması ve yumuşacık hamuru ile sarıp sarmalayan sfogliatella da övgü üstüne övgü toplamayı hak ediyor. Napoli’de en iyi sfogliatella yenilecek yerlerinden biri Scaturchio... Önündeki kalabalık şevkinizi kırmasın. Bu ünlü tatlıya kafayı takmış tek kişi siz değilsiniz çünkü. Biraz sabredin ve sonrasında kendinizi sfogliatella’nın rüya gibi kremasının içine bırakın!

La Sfogliatella Mary:

Napoli’de en iyi sfogliatella yenilecek yerlerden biri de La Sfogliatella Mary. Galleria Umberto içinde yer alan bu küçük büfe o kadar meşhur ki sfogliatella yemek isteyenlerin oluşturduğu kuyruk hiç eksilmiyor. Ama beklemeye değer, bizden söylemesi...

Arenile Reload:

Napoli’nin en büyük konser ve parti mekânlarından birine hoşgeldiniz! Eğer şehrin müzik gündemini merak ediyorsanız, Napoli’ye doğru yola çıkmadan evvel Arenile Reload’un programına bakmayı unutmayın sakın. Her hafta sonu dünyaca ünlü müzisyenleri ve DJ’leri ağırlayan Arenile Reload’un hem açık hem de kapalı iki ayrı mekânı bulunuyor. Napoli’nin hareketli gecelerini yaşamak isteyenlere duyurulur...

Fonoteca:

Fonoteca 1991 yılında kapılarını açtığında sadece küçük bir plak dükkânından ibaretmiş. Sonrasında ise sahiplerinin müzik tutkusu burayı büyütmüş, yanına bir kafe eklenmiş ve dünyaca ünlü caz müzisyenleriyle DJ’lerin performanslarına yer veren bir mekân haline gelmiş. Güzel müziğin peşinden gidiyorsanız Napoli’de Fonoteca’yı bulmanız zor olmayacak.

Blues Tone Napoli:

Pazartesi hariç haftanın her günü ayrı bir etkinliğe yer veren, müzikten dansa, her türlü eğlence anlayışına göre şekillenen programıyla Blues Tone Napoli, şehrin en popüler mekânlarından biri. Genellikle caz ve blues ağırlıklı konserlere rastlamak mümkün burada. Napoli sokaklarına taşan partileriyse ayrıca ünlü. Ne istediğinize göre karar verip Blues Tone Napoli’nin programından bir gün seçmeniz yeterli!

Pescheria Mattitucci:

Dr Jeckyll - Mr Hide misali, sabah başka, akşam başka kimliklere bürünen bir yer Pescheria Mattitucci... Gündüzleri nezih ve sevimli bir balıkçı olan mekân, 20.00’dan sonra bara dönüşüyor. Bu gizli eğlencenin ünü ise çoktan Napoli sınırlarını aştı bile. Hem Akdeniz’in eşsiz lezzetleri eşliğinde güzel bir gün geçirmek isteyenlerin, hem de geceye sıradışı bir barda devam etmeyi planlayanların yollarının kesişeceği bir yer burası.

Alışveriş

Deliberti:

Napoli’de dünyaca ünlü tasarımcıları nerede bulacağınızı mı merak ediyorsunuz? Öylese sizi Deliberti’ye alalım. Alexander Wang’den Chloé’ye, Fred Perry’den Vans’e, pek çok tasarımcı ve markanın ürünlerini burada bulabilirsiniz. Bu arada, Deliberti’nin Napoli’de 9 ayrı şubesinin olduğunu da söyleyelim. Siz aramasanız bile Deliberti sizi bulur.

Marinella Napoli:

20. yüzyılın başlarında Napoli’de kurulan, önce erkekler için ürettiği aksesuarlarla harikalar yaratıp övgüler toplayan, sonrasında ise kadın koleksiyonunu bünyesine katan bir yer Marinella. Köklü bir aile işletmesi olan markanın saatten kravata, çantadan fulara uzanan aksesuarlarını satın almak ve hazır Napoli’ye gelmişken buraya özgü bir markadan alışveriş yapmak isteyenlerin gözü Marinella mağazalarında olsun.

Cliento 1780:

Erkek giyimde klas sözcüğünü sonuna kadar hak eden bir marka Cliento 1780. Adından da anlaşılacağı üzere 1780 yılında kurulmuş bu marka. Napoli’nin şıklığına şıklık katan markalardan biri olan Cliento 1780, tahmin edeceğiniz gibi şehrin en eskilerinden... Deri çantadan kravata, gömlekten parfüme, erkek giyim ve aksesuarı konusunda geniş bir koleksiyona sahip olan Cliento 1780, sipariş üzerine dikim de yapıyor.

Ex-Voto Boutique:

Küçük mekânında büyük büyük isimlere yer veren bir butik Ex-Voto... Napoli’nin en genç ve dinamik mağazalarından biri olan Ex-Voto’da modaya yön veren tasarımcıların ünlü koleksiyonlarından parçalar bulabilirsiniz. Hem erkek hem de kadın giyimde pek çok markaya yer veren Ex-Voto Boutique’te, Comme des garçons’dan Jean-Paul Gautier’ye pek çok tasarımcının adını görmek mümkün.

Nennapop:

Bir eşi daha olmayan, başka kimsenin üzerinde göremeyeceğiniz tasarımlardan yana mı atıyor kalbiniz? O zaman Nennapop doğru adres... Kadınlar için çantadan paltoya, ayakkabıdan elbiseye kadar pek çok farklı ve renkli ürüne yer veren bu dükkânda seçim yapmak zor. Neyse ki Nennapop’un çalışanları son derece sıcakkanlı da her şeyi uzun uzun inceleyerek dükkânda hoş vakit geçirebiliyorsunuz.

Görülmesi Gereken Yerler

Napoli’ye ayak bastığınızda eski limanın ince ince işlenmiş manzarasını seyre dalmaktan kendinizi kurtarabilirseniz eğer, şehrin geri kalanını da görme vakti gelmiştir demek. Napoli’nin tarihini oluşturan ve görülmesi gereken başlıca yerlerden Napoli Katedrali-Duomo, Castel Nuovo, Castel dell’Ovo ve Palazzo Reale, turist rehberlerinde mutlaka karşınıza çıkmıştır. Bunlar dışında Napoli’ye gelmişken gitmeniz gereken birkaç yer daha var...

Palazzo Arti Napoli:

Palazzo Arti Napoli, 16. yüzyıldan kalma pespembe bir binanın içine kurulmuş bir sanat galerisi ve müze. Buranın kalıcı bir koleksiyonu yok ama çağdaş sanat alanında pek çok sergiye ev sahipliği yapıyor. Bu üç katlı binada ayrıca deneysel sanat laboratuvarı, multimedya kütüphanesi ve de küçük bir kitapçı-kafe bulunuyor. Napoli’de bulunduğunuz tarihler boyunca Palazzo Arti Napoli’de hangi sergiler olacağına bakmayı ihmal etmeyin.

Hermann Nitsch Museum:

Sanat tarihinin avangart isimlerinden, Avusturyalı sanatçı Hermann Nitsch’e adanmış bir müze burası, adından da anlayacağınız üzere. Sanatçının arkadaşı Giuseppe Morra tarafından eski bir elektrik santralinde kurulmuş olan bu müze, Nitsch’in sergileri ve performansları sırasında çekilmiş fotoğraflardan, yazılı metinlerden ve diğer detaylardan oluşuyor. Böylelikle, sanat tarihinin gidişatını değiştiren tüm bu anlar kalıcı kılınıyor. Sıradışı bir sanat deneyiminin peşinde olanlara duyurulur...

Günübirlik Turlar:

Evet, şehrin müzelerini, tarihi mekânlarını gezmeyi bitirdiyseniz, sırada Napoli’nin yanı başını mesken tutmuş diğer güzellikler var.

Molo Beverello iskelesinden Capri, Positano, Ischia ve Sorrento’ya sık sık feribot kalkıyor. Hollywood filmlerinin en sevdiği manzaralara ev sahipliği yapan Capri, buralara kadar gelmişken mutlaka görülmesi gereken bir yer. Zaten siz de gidince, neden İtalya ve Avrupa’nın en zengin ailelerinin burayı mesken edindiğini göreceksiniz.

Capri kadar büyüleyici bir diğer kasaba da Positano... Denize doğru, yamaç boyunca sıralanan rengârenk evleriyle burası bir tür Akdeniz rüyası. Hele yaz günlerinde buranın canlılığına kalbinizi kaptırmamanız imkânsız.

Dünyanın en önemli antik kentleri arasında yer alan Pompeii ise Napoli’den sadece 25 dakika uzaklıkta. Binlerce yıl önce, Vezüv yanardağından fışkıran küllerin altında kalan Pompeii, sıradışı ve tüyler ürperten bir görüntü yaratıyor. Hem tarihin hem de doğanın gizeminin peşinde, burayı mutlaka görmek gerek.

Gitmeden Göz Atılacaklar

“Ieri, Oggi, Domani” / “Dün, Bugün, Yarın”:

Sinemanın iki efsane ismi, Sophia Loren ile Marcello Mastroianni’yi birleştiren 1963 tarihli komedi filmi “Dün, Bugün, Yarın” üç bölümden oluşuyor ve bu üç ayrı bölümün her biri İtalya’nın farklı bir şehrinde geçiyor. Bizi Napoli’ye götüren ilk bölümde ise Adelina adlı yoksul bir kadınla işsiz kocasının borçlarından kurtulmak için yaptığı planları izliyoruz. Efsanelerin eşliğinde 1960’lar Napoli’sini görmek kadar güzeli var mı?

“Macaroni”:

İtalya’nın en büyük aktörlerinden biri olan Marcello Mastroianni’nin yer aldığı, Napoli’nin eşsiz dekorunda geçen bir başka film daha: Macaroni. 1985 yılında çekilmiş olan bu film, John Lemmon’ın canlandırdığı Amerikalı iş adamının peşinden Napoli’ye geliyor. Eşinden yeni boşanmış olan bu karakterin kendinden daha yaşlı bir diğer iş adamıyla karşılaşmasıyla birlikte (tahmin edeceğiniz üzere kendisi Mastroianni’nin ta kendisi) olaylar gelişiyor.

“Eat, Pray, Love” / “Ye, Dua Et, Sev”:

Son yıllara damgasını vuran “Eat, Pray, Love”, sinemaya da uyarlandı. Film hikâye gereği dünyanın dört bir yanını turluyor ve elbette ki Napoli’ye de uğruyor. Julia Roberts’ın bir yandan arkadaşıyla sohbete koyulduğu, bir yandan da leziz kokusu kamerayı aşıp burnumuza dolan pizzayı mideye indirdiği sahne nerede çekildi sanıyorsunuz?

Aman Aman

Napolilerin seyahatiniz sırasında size sıkça tekrarlayacağı uyarıyı önce biz yapalım: Burada hırsızlık gündelik bir eylem kadar yaygın... Zaten şehrin bu yöndeki şöhreti malum. Ama siz bunu şehir efsanesi sanıp tedbirsizlik etmeyin. Değerli eşyalar kasaya!

Bir de, olur da bir futbol maçı sırasında Napoli’de olursanız, sokakları dolduran kalabalık gözünü korkutmasın. Zira futbol Napoli’nin en büyük eğlencesi... Bize sorarsaniz en doğru taktik bu coşkunun bir parçası olmak!

Sıkıcı Bilgiler

Napoli’de Capodichino Havalimanı’ndan şehir merkezine demiryoluyla ulaşım bulunmadığından otobüs ya da taksi kullanmanız gerekiyor. Fakat burada, izni olmayan taksileri değil, hemen çıkışta göreceğiniz, fiyatları belli olan ve resmi izne sahip araçları kullanmaya dikkat etmeniz önemli.

Napoli’de trafik tam bir kaos! Karşıdan karşıya geçerken her daim tetikte olmak lazım. Tabii bu durumda araba kiralamak da pek iyi bir tercih değil. Her şeye rağmen en hızlı ulaşımın taksilerle yapılıyor olması ise Akdeniz ülkelerine has ironilerden biri...

Ve tabii ki Akdeniz ülkesi demişken, 13:00 – 16:00 arası Napoli’de restoranlar haricinde neredeyse her yer kepenklerini indiriyor ve dinlenmeye çekiliyor. İtalyanların 'riposo' dediği siesta vakti başlamış oluyor çünkü.