Saint-Tropez Elinizin Altında

Ve Tanrı kadını yarattı... O da gitti Saint Tropez’yi yarattı! Tutup da Saint Tropez’yi Brigitte Bardot’nun keşfettiğini söylersek 20. yüzyılın başlarında bu küçük balıkçı köyünü mesken edinen ressamların, 1930’larda burayı yazlık buluşma mekânı haline getiren Coco Chanel’lerin, Boris Vian’ların, Simone de Beauvoir’ların, Jean-Paul Sartre’ların hakkını yemiş oluruz hep... Yine de “O” geldi ve burası şimdiki kimliğini kazandı.

Yaklaşık 150 yıl önce küçük bir balıkçı köyünden ibaret olan Saint Tropez, Brigitte Bardot’nun 50’li yıllarda “Ve Tanrı Kadını Yarattı” adlı efsane filminin çekimleri için buraya gelmesiyle birlikte yavaş yavaş tüm dünyanın ilgisini çeken, popüler bir tatil yeri haline geldi. Günümüzde artık bu küçük balıkçı köyünü lüks yatlar, pahalı arabalar ve Paris Hilton, Kate Moss, Karl Lagerfeld gibi dünya jet sosyetesinin ünlü isimleri dolduruyor.

Fransız Rivierası’nın tüm güzelliklerini kuşanan Saint Tropez, Provans’ın lavanta renkli kültürünü Akdeniz’in uçarılığıyla birleştiriyor. Buraya geldiğinizde bir tarafınızın dinginlik ve huzur, diğer tarafınızın da 24 saat süren eğlence ve gökten yağan şampanya ile kuşatıldığını göreceksiniz. Dünya üzerinde Saint Tropez gibi, bohemi ve lüksü bu kadar kolay, bu kadar doğal bir araya getirebilen kaç yer var ki?

Saint-Tropez

En İyiler

Palace Pan Deï:

Palace Pan Deï, Fransız Rivierası’nın tam ortasında oryantal düşleri gerçek kılıyor. Relais & Chateaux oteller zincirinin bir parçası olan Palace Pan Deï, doğu masallarından ilham alan dekorasyonunda lüks ile konforu zahmetsizce bir araya getirmiş. Doğunun keyif düşkünlüğünü St. Tropez’nin bohem şıklığına yansıtan Palace Pan Deï, spa’dan yat hizmetlerine kadar, konukları için tüm detayları düşünüyor.

La Ponche:

St. Tropez dendiği anda aklınıza üşüşen tüm görüntülerin gerçek hayattaki karşılığı La Ponche... St. Tropez’yi St. Tropez yapan sembolik mekânlardan biri olan La Ponche ilk kurulduğu yıllarda küçük bir bardan ibaretmiş sadece. Boris Vian, Simone de Beauvoir, Jean Paul Sartre gibi entelektüel camianın buluşma mekânı olan La Ponche, Brigitte Bardot’nun St. Tropez’ye adım atmasıyla birlikte dünya jet sosyetesinin de radarına giren popüler bir yer haline gelmiş. St Tropez’nin otantik ambiyansının bir parçası olan La Ponche’ta 5 yıldızlı bir nostaljinin ortasında bulacaksınız kendinizi.

La Bastide de Saint Tropez:

St. Tropez’nin bütün renklerini kendinde toplayan La Bastide, film dekorlarını anımsatan ambiyansında Fransız Rivierası’nın klasik şıklığını yeniden canlandırıyor. Egzotik ağaçlarla çevrili bahçesinde bünyeyi dış dünyadan soyutlayıp huzurla dolduran otelin 26 odası, 20 kişilik toplantı odası ve St. Tropez’nin olmazsa olmazı, geceleri bol kokteylli partilere ev sahipliği yapan küçük yat limanıyla La Bastide, misafirperverliğin hakkını veriyor. Gurme restoranı L’Olivier ise, Cote d’Azur mutfağından çeşitli lezzetleri seriyor önünüze... Şehir merkezinin dışında yer alan bu otel, sizi kafa dinlemeye çağırıyor dersek yeridir.

Chateau de la Messardiere:

Adında “şato” sözcüğünün geçmesinin bir sebebi var elbette. Akdeniz’in maviliklerine tepeden bakan, yeşillikler içine gizlenmiş bu 5 yıldızlı otel, sizi soylulara yaraşır bir şekilde ağırlayacak. Geçmişi yüzyıllara uzanan ve kraliyet sarayıyla yolları kesişen La Messardière ailesinin 19. yüzyılda inşa edilmiş bu küçük ama pek de alçakgönüllü olmayan şatosu, tüm asaletiyle günümüzde artık bir otel olarak konuklarını karşılıyor. Modern dekorasyonunda konforu öne çıkaran La Messardiere’de açık ve kapalı iki havuz, spa hizmetleri ve bir restoran mevcut. Ayrıca düğün ve diğer resepsiyonlar söz konusu olduğunda otelin St. Tropez’de öne çıkan yerler arasında olduğunu söylemekte de fayda var. St. Tropez’nin merkezinden uzak olsa da dünyaca ünlü plajlara yakın olması La Messardiere’in artılar hanesine yazılan diğer bir özelliği...

Hotel Sezz Saint Tropez

Modern tasarımların soğukkanlı olduğunu düşünüyorsanız Hotel Sezz Saint Tropez sizi haksız çıkaracak, söyleyelim. Çağdaş dekorasyonunda rahatlığı öne çıkaran Hotel Sezz, Saint Tropez'nin merkezinin 1 kilometre uzağında, 35 odası ve 2 lüks villasıyla yeşillikler arasında arz-ı endam ediyor. Ünlü tasarımcı Christophe Pillet’nin imzasını taşıyan dekorasyonuyla sade bir şıklığı yakalayan otelin, şef Patrick Cuissard tarafından yönetilen restoranı Colette ise konuklarını bir de gurme tarafından tavlıyor. Otelin 2 kapalı yüzme havuzuna ek olarak bir de jakuzi ve buhar odasıyla donatılmış spa hizmetleri, sizi yenileyip sağlıkla doldurmak için hazır olda bekliyor... Şehrin dünya jet sosyetesini ağırlayan plajları ise birkaç dakika ötenizde!

Bunlara Da Bakmaya Değer

Hotel-de-Paris-Saint-Tropez:

Bu sefer sizlere St. Tropez’nin tam merkezinden, şehirle özdeşleşmiş Place de la Gendarmerie’de bulunan Hotel-de-Paris-Saint-Tropez’den sesleniyoruz. St. Tropez’nin küçük bir balıkçı köyünden dünya jet sosyetesinin gözdesi haline dönüşmesine birebir tanık olan Hotel-de-Paris-Saint-Tropez, 52 odası ve 38 süitinde ağırlıyor konuklarını. 60’lar ve 70’lerin modern sanat anlayışından ilham alınarak dekore edilen odalarında konfor başköşede yer alıyor. Muhteşem manzaralı bar ve kafeleriyle şehrin gece hayatına parlak harflerle ismini yazdıran Hotel-de-Paris-Saint-Tropez, dinlenmenin ve yenilenmenin peşinde olan konuklarını ise spa ve fitness salonlarında ağırlıyor.

Muse Hotel:

Burası size dünyanın geri kalanını unutturmaya kararlı dersek abartmış olmayız. Tüm fazlalıklardan uzak minimal dekorunda Fransız Rivierası'na özgü ruhu önünüze sunan Muse Hotel, hemen yanı başındaki ekolojik bahçesiyle gerçek bir huzur diyarı. Bir yanıyla hâlâ doğanın parçası olan bu otel sade şıklığıyla St Tropez manzarasını tamamlıyor. Sinema ve müzik tarihinin ilham verici kadınlarının isimlerini taşıyan lüks odalarında ise sınırsız bir konforla karşılaşıyorsunuz. Otelin yeşilliklerle çevrili havuzu ise size ünlü St. Tropez plajlarını bile unutturabilir!

La Réserve Ramatuelle:

St. Tropez’nin hareketinden uzakta, hemen karşısında sonsuzluğa uzanan Akdeniz manzarası eşliğinde bünyeye dinginlik yayan bir yer La Réserve Ramatuelle. Dünyaca ünlü iki mimar Jean-Michel Wilmotte ve Rémi Tessier’nin ellerinden çıkan 9 odası, 19 süiti ve 12 villasında çağdaş mimarinin minimalist dokunuşları hâkim. Cote d’Azur kıyılarına özgü alabildiğine uzanan yeşillikten bolca payını alan La Reserve Ramatuelle, yumuşak renkler üzerinden lükse ve konfora ulaşıyor. Spa’sı ve şef Eric Canino’nun Akdeniz mutfağından lezzetlerle donattığı restoranıyla buranın hizmet anlayışı oldukça geniş.

Villa Marie:

Saint Tropez güneşinin altında, masmavi deniz manzarasına karşı, İtalyan stili mimarisiyle eski zaman filmlerinden kopup gelmiş gibi karşılıyor sizleri Villa Marie. Ağaçların tam ortasında dikilen bu taş bina, Fransa’nın Akdeniz kıyılarına dair yapılan tüm tasvirlerin bir karşılığı âdeta. Tüm detayların ince ince işlendiği dekorasyonuyla burası bir otelden ziyade size ait bir ev sanki... Akdeniz ve Fransız mutfağından seçeneklerin yer aldığı restoranı, spa’sı ve yüzme havuzuyla sıradan ev tanımlarının biraz dışında kalıyor kabul, ama buranın sıcakkanlılığını bir de ancak evinizde bulabilirsiniz!

Villa Belrose:

Cote d’Azur’ün nice ressama ilham veren coşkulu renkleriyle yarışabilecek bir gösterişe sahip Villa Belrose... Klasik mimarinin ağırbaşlı duruşu sizi yanıltmasın, burası içten bir sevecenlikle ağırlıyor kapısından girenleri. Lüksü alıp başköşesine yerleştiren Villa Belrose, size kendinizi özel hissettirmek için canla başla çalışıyor. Yüksek tavanlı ferah odalarının şıklığı ve konforu bir yana, övgü üstüne övgü toplayan restoranı burayı eşsiz kılan birkaç detaydan biri... Kısacası, sizin gönlünüzü çelmek için elinde pek çok farklı koz tutuyor Villa Belrose.

Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler

Dior des Lices:

18. yüzyıldan kalma Jardins de l’Ambassade’da yer alan butiğiyle Dior sadece alışveriş tutkunlarının değil, damak tadına düşkün olanların da rüyalarını süslüyor. 2008’de yılın şefi seçilen Yannick Alléno’nun yenilikçi lezzetler sunduğu restoran Dior des Lices de, bu şahane binada yer alıyor. Geleneksel tarifleri kendi üslubuyla yeniden yaratan Alléno, Dior’un haute couture anlayışından ilham alarak menülerini hazırlıyormuş. Burada sıradışı tatlarla karşılaşmaya hazır olun ve bir de Provans’a özgü bademli calisson tatlısını mutlaka deneyin. Dior des Lices’in calisson’u pek meşhur!

Café de Paris:

Fransız brasserie’lerinin klasik mimarisini kusursuz olarak bünyesinde taşıyan Café de Paris, eski limanı karşısına alan mekânında, günün her saati için uygun seçenekler sunuyor. Gündüzleri geniş terasında kahve, öğleden sonraları ise aperatif keyfi yaşatan Café de Paris’nin zengin menüsünde sushi’den tavuklu césar salataya her şey mevcut! St. Tropez rüyasını leziz mi leziz bir öğle yemeği ile tamamlamak isterseniz adresiniz belli...

Bistrot a la Truffe:

Evet, başlıkta gördüğünüz “truffe” sözcüğü, trüf mantarıyla doğrudan alakalı ve tahmin edeceğiniz üzere, buradaki yemeklerin hepsinde trüf mantarı başrolde. Geleneksel Fransız mutfağından lezzetleri trüf mantarıyla harmanlayan, yerel tatlara bolca yer veren bir menüsü var buranın. Ve tabii ki bu menüdekilerin en büyük eşlikçisi özenle seçilmiş şaraplar... Farklı tatların peşinde bir gurme keşfi için buradan daha ideal bir yer olabilir mi sizce?

Pizzeria Bruno:

St. Tropez’de canınız pizza çektiyse tüm yollar sizi Pizzeria Bruno’ya götürecek. Deniz mahsüllü pizzalarıyla kendine dünyanın pek çok farklı yerinden müdavimler edindiği gibi St. Tropez’nin yerlilerinin de favori restoranlarından biri... Evet, bir Fransa seyahati sırasında aklınıza ilk gelecek yemek pizza olmayabilir ama St. Tropez sınırları içindeyken Pizzeria Bruno’nun pizzalarından bir dilim tatmamak da büyük bir kayıp olur.

Le Sporting:

Lezzetli yemekleri ve sıcak ortamıyla her daim dolup taşan bir yer burası. St. Tropez’nin günlük yaşantısının bir parçası haline gelen bu kafe-brasserie’de hem öğlen birası için gelmiş St. Tropez’lileri hem de etrafa meraklı gözlerle bakan turistleri bir arada görebilirsiniz. Bu misafirperver restoranın bu kadar çok seviliyor olmasının sebeplerinden biri de her bütçeye uygun bir seçenek bulundurması...

Akşam Yemeği İçin Öneriler

La Vague d’Or:

Ünlü şef Arnaud Donckele’nin yönettiği mutfağı ve lezzete lezzet katan servisiyle 3 Michelin yıldızına layık görülmüş, St. Tropez’nin tabiri yerindeyse, '1 numaralı gurme restoranı' La Vague d’Or... Dünyanın en iyi restoranları sıralamasında da güzel bir yere kurulan La Vague d’Or’da sadece akşam yemeği servisi yapılıyor. Bunun dışında restoranın St. Tropez’nin en coşkulu sezonunda, yani Nisan ile Ekim arasında açık olduğunu belirmekte fayda var. Klasik lezzetlere alışıksanız La Vague d’Or’un menüsü sizi sıradışı bir gurme yolculuğuna çıkaracak, sıkı tutunun!

Auberge des Maures:

Duvarları St. Tropez ve Provans manzaralarından tablolarla süslü Auberge des Maures, sevimli ambiyansında Colette’ten Jean Cocteau’ya, Greta Garbo’dan Charlie Chaplin’e kadar pek çok ünlü ismi ağırlamış, St. Tropez’nin sembolleşmiş mekânlarından biri. Provans yöresine özgü lezzetlere menüsünde yer veren Auberge des Maures’da özellikle ızgarada pişirilmiş taze deniz ürünleri denenmeli. Tatlı ve şarap menüsünün zenginliği ise ayrıca baş döndürebilir, aman dikkat!

Caprice des Deux:

St. Tropez’nin tam ortasında, restore edilmiş eski bir taş evi kendine mesken edinen Caprice des Deux, 1994 yılından beri hizmet veren bir aile işletmesi... Restoranın açıldığı günden bu yana şefliğini üstlenen Stéphan Avelin hazırladığı menüyü her sezon farklı gurme trend’lerine göre yeniliyor. Somondan ıstakoza, dana ciğerinden trüf mantarlı risotto'ya her türlü damak tadına uygun geniş bir seçki mevcut Caprice des Deux’nün menüsünde. Restoranın yemeklere eşlik eden misafirperver ambiyansı ise bonusu...

Rivea:

St. Tropez’deki tüm renklerin hâkimi Byblos Spirit oteli, Nisan 2013’ten bu yana, dünyaca ünlü şef Alain Ducasse’ın açmış olduğu Rivea’ya da ev sahipliği yapıyor. Fransız ve İtalyan rivieralarının ruhunu taşıyan mimarisi ve dekorasyonuyla Rivea’yı görenler anlata anlata bitiremiyor. Tüm bunlar Ducasse’ın Akdeniz mutfağını başköşeye oturttuğu menüsüyle birleşince hem göze hem damağa hitap eden bir şölen çıkıyor ortaya. Taze el yapımı makarnadan, deniz mahsüllerine, Akdeniz’in geçtiği tüm coğrafyalardan lezzetler burada önünüze sunuluyor.

Atıştırmalıklar

Sénéquier:

Baştan belirtelim, sadece bir şeyler yemek içmek için değil, St. Tropez içinde yapılan turistik bir gezinti sırasında da oturup bir kahvesi içilesi, en olmadı önünden geçilesi bir yer Sénéquier... St. Tropez’nin ta küçük bir balıkçı köyü olduğu günlerden kalma bu küçük kafe, o zamanlara ait dekorasyonu ve ambiyansıyla konuklarına ağırlamaya devam ediyor. Yine de buranın salaş ve bohem havası sizi yanıltmasın, Karl Lagerfeld’den Paris Hilton’a, buranın müdavimleri arasında kimler kimler yok ki!

La Tarte Tropezienne:

St. Tropez’yi dünyaca ünlü bir tatil yerine dönüştüren büyülü kadın Brigitte Bardot’nun adını koyduğu La tarte tropezienne, şehrin en eski ve en meşhur pastanelerinden biri. Başlıktan da anlayacağınız üzere, kendi üretimi tartıyla şöhretine şöhret katan bu pastane, tatlı düşkünleri için yeryüzünde bir cennet âdeta... Vitrine renkli renkli dizilen, her çeşitten tatlının sizi karşıladığı bu dükkanda leziz kokularla sarhoş olmuş, mideniz tıka basa dolu bir şekilde çıkarsanız bizim suçumuz değil!

Barbarac:

Deniz ve tatil düşlerini dondurmayla tamamlayanlardan mısınız? O zaman yolunuz St. Tropez’ye düşerse Barbarac’ın kapısından gireceğiniz de kesin demektir. Zira şehrin en ünlü dondurmacısı burası... Tamamen taze ve doğal ürünlerden hazırlanan çeşitlerine sürekli bir yenisini ekliyor Barbarac. Paris ve Cannes’da da şubeleri bulunan Barbarac’ın dondurmalı hafif tatlıları ise ayrı bir hayranlık sebebi...

Les Caves du Roy:

St. Tropez plajlarıyla olduğu kadar dünya jet sosyetesini çeken gece kulüpleriyle de meşhur, malumunuz. İşte, St. Tropez dendi mi gözünüzün önünde dans eden tüm parti görüntülerini alın, ünlü DJ’lerin müziğiyle birleştirin, bir de üstüne su gibi akan şampanyayı ekleyin. Nasıl, hoşunuza gitti mi? Cevabınız evetse, Les Caves du Roy size hayallerinizi yaşatacak bir yer. Burada yolunuz George Clooney, Naomi Campell, P.Diddy gibi ünlülerle kesişebilir. Heyecanlanmak serbest!

VIP Room:

Sırrı adında gizli bir yer VIP Room... St. Tropez’nin canlı gece hayatına kimliğini veren birkaç mekândan biri burası. Parıltıların müzik ve dansa eşlik ettiği VIP Room’da eğlence sabahın erken saatlerine kadar sürüyor. Dünyaca ünlü DJ’lerin performanslarıyla kulübü şenlendirdiği günlerde ise coşku ikiye katlanıyor. Burada da ünlü isimlerle karşılaşmanız çok mümkün, tabii onlar için ayrılan özel odalarda eğlenmek yerine kalabalığa karışmayı tercih ederlerse...

Papagayo:

Geçmişi 1962 yılına dayanan, St. Tropez’nin en eski kulüplerinden biri Papagayo... İlk açıldığı yıllarda Johnny Hallyday’den Picasso’ya kadar pek çok ünlü ismi ağırlayan bu mekân günümüzde artık fenomenleşmiş bir yer. Hem burayı sadece bir parti mekânı olarak düşünmemek gerek. Papagayo ünlü müzisyenlerin canlı performanslarını da programına sık sık dahil ediyor. Eğlence hayatıyla aranız pek yoksa Papagoya’yı restoranı için de ziyaret edebilirsiniz. Akdeniz’den Asya mutfağına dek pek çok seçenek restoranın menüsünde mevcut.

Alışveriş

Vilebrequin:

Ve St. Tropez ile özdeşleşmiş bir yer daha: Vilebrequin. St. Tropez’nin küçük bir balıkçı köyünden dünya jest sosyetesinin favori tatil destinasyonuna dönüşmesine şahit olan, St. Tropez ile popülerleşen ve büyüyen bir marka Vilebrequin. Kaderi St. Tropez ile paralel giden Vilebrequin’in mağazalarını dünyanın başka şehirlerinde de görebilirsiniz ama her şeyin başlangıç noktası burası. O meşhur kaplumbağa deseniyle moda tarihine geçen Vilbrequin, mayo alışverişi yapmak isteyenlerin muhtemelen St. Tropez’de uğrayacağı ilk adres...

La Chemise Tropezienne:

St. Tropez plajlarında aheste aheste salınmayı daha da keyifli bir hale getiren keten gömlekleri nereden mi alabilirsiniz? Tabii ki adı üstünde, La Chemise Tropezienne’den! 60’lı yıllardan beri St. Tropez’ye ayak basan turistlerin sıkça uğradığı bu mağazada turkuazdan açık pembeye kadar her renk gömlek mevcut ama popüler olan elbette yazın rengi beyaz...

Eres:

St. Tropez’de şıklığınızı konuşturmak mı istiyorsunuz? O zaman ilk uğramanız gereken yerlerden biri Eres. Fransa’nın en ünlü kadın iç çamaşırı ve mayo markalarından biri olan Eres’in tabii ki St. Tropez’de de bir mağazası mevcut. Onlarca renkte ve modelde mayo ile bikiniyi raflarında sergileyen Eres’ten çıktıktan sonra doğru plaja!

Civette:

St. Tropez plajlarına keten gömlek giymeden gidilmez diye bir kural yok elbette ama gidince göreceksiniz, burada keten gömlek bir tür sembol haline gelmiş vaziyette. Keten gömlek konusunda iddialı yerlerden biri de ünlü İtalyan markası Civette’nin mağazası. Burada ayrıca farklı malzemelerden üretilmiş, çeşitli modellerde ve tarzlarda gömlekleri de bulabilirsiniz.

Au Soleil de Saint-Tropez:

St Tropez’de alışveriş söz konusu oldu mu gidilecek adres çok ama Au Soleil de St Tropez, tartışmasız en popüleri... St. Tropez’nin bohem şıklığını yakalamanızı sağlayacak kıyafetleri burada bulabileceğiniz gibi Kate Moss ve Angelina Jolie gibi moda ikonlarının giymiş olduğu elbiseleri yine buradan satın alabilirsiniz. Yapacağınız alışverişleri düşünecek olursak, St. Tropez’ye giderken bavulunuzu fazla doldurmamanızda fayda var.

Plajlar

Club 55:

Malumunuz, dünyanın en ünlü plajları Saint Tropez’de. Dünya jet sosyetesinden isimleri ve büyük yıldızları yatlarıyla yanaşırken görebileceğiniz bu plajlardan biri de Club 55... 1955’te açılan ve Brigitte Bardot ile ünlenen Club 55’in popülerliği bir an olsun azalmış değil. Saint Tropez merkezinin biraz dışarısında, Ramatuelle’de yer alan Club 55’te bir taraftan şampanyalar patlarken diğer taraftan da Kate Moss, Paris Hilton, Beyoncé gibi isimlerin geçtiğini görebilirsiniz. Hayat Club 55’te ayrı güzel...

Nikki Beach:

İbiza’dan Phuket’e, pek çok ünlü tatil yerine yayılan Nikki Beach için bir tür 'plajlar zinciri' diyebiliriz. Nikki Beach’in St. Tropez’deki yeri ise lüksü ve eğlenceyi bir araya getiriyor. Ünlü DJ’lerin performansları ve bol boş şampanya ile konuklarını hareketlendiren Nikki Beach, gece geldi mi kulüplere doğru yol alacakları da eğlenceye hazırlamış oluyor böylece.

La Cabane Bambou:

Temmuz ve Ağustos aylarında açık olan Cabane Bambou, St. Tropez’nin konukları için her türlü detayı düşünen plajlarından bir tanesi. Burada çeşitli kokteyller eşliğinde hem güneşin ve denizin tadını çıkarabilir, hem de deniz mahsüllerinin ağırlıkta olduğu restoranındaki lezzetleri denemeye koyulabilirsiniz. Plajdaki kıyafet ve tasarım butiklerinin sunacağı alışveriş keyfi ise cabası...

Key West Beach:

Plaj keyfini menüsü sushi’den creme brulee’ye kadar uzanan restoranı, butikleri ve spa servisiyle kat kat artıran Key West Beach, hem yıl boyu açık hem de konuklarını günün 24 saati ağırlıyor. İsterseniz burada plaj keyfini geceye kadar uzatabilir, müzik ve dans eşliğinde St. Tropez eğlencesini doyasıya yaşayabilirsiniz.

Moorea Plage:

St. Tropez’de 24 saat süren eğlenceye hiç zorlanmadan ayak uyduran plajlardan biri Moorea... Burada dans ve müzik bir an bile durmuyor, eğlence sabahın erken saatlerinde başlayıp hava karardıktan sonra da devam ediyor. Buraya gelirken çantanıza mayolarınızla birlikte gece kıyafetlerinizi de atmayı unutmayın!

Görülmesi Gereken Yerler

Notre Dame de l’Assomption:

Katolik kiliselerinin ihtişamı ve ciddiyetinden uzak, sevimli renklere bürünmüş bir yer Notre Dame de l’Assomption... Çan kulesiyle St. Tropez’nin manzarasını dolduran bu gotik tarzdaki kilisenin tarihi 17. yüzyıla dayanıyor. Saint Tropez’ye geldiğinizde turistik keşifler yapma niyetindeyseniz eğer, tura bu küçük kiliseyle başlayın.

Aix en Provence & Marseille:

St. Tropez’yle başlayacak Fransız Rivierası’ndaki maceranızı pekiştirmek, Provans bölgesini tüm renkleriyle görmek isterseniz günü birlik turlarla Aix-en-Provence ve Marsilya’ya doğru yola çıkabilirsiniz. Lavantaların şehri Aix-en-Provence, Saint Tropez’den sadece 1 saat uzaklıkta. Buraya uğrarsanız bol bol sabun almayı ihmal etmeyin. Marsilya’ya gitmek ise Saint Tropez’den 1 saat 45 dakika sürüyor. Yalnız Marsilya’ya gelmişken bol bol deniz mahsülü ve tabii ki bouillabaisse yememek olmaz!

Gitmeden Göz Atılacaklar

'Ve Tanrı Kadını Yarattı':

Roger Vadim’in yönettiği “Ve Tanrı Kadını Yarattı” filmi aslında hem St. Tropez’yi hem de Brigitte Bardot’yu tüm dünyaya armağan etti diyebiliriz. Brigitte Bardot’nun ilk filmi değil ama “Ve Tanrı Kadını Yarattı”, cazibesinin ve güzelliğinin doruklarındaki genç aktrisin büyük bir yıldız olmasını sağladı. Onunla birlikte, kumsallarında salındığı, kafelerinde poz verdiği St. Tropez de çok geçmeden gözde bir tatil mekânı haline geldi. O yüzden hâlâ St. Tropez’ye hâkim olan Brigitte Bardot hayranlığını tam olarak kavrayabilmek (ve güzeller güzeli Bardot’yu görmek için) bu filme izlemekte yarar var.

'Bonjour Tristesse' // 'Günaydın Hüzün':

Deboarh Kerr, David Niven ve Jean Seberg’e gibi sinema tarihinin efsane isimlerini barındıran bu film Cote d’Azur’ü ve Fransız Rivierası’nı kendisine dekor ediniyor. Bir playboy’un etrafındaki kadınlarla ve o kadınların birbiri üzerinden kurduğu ilişkiyi anlatan Bonjour Tristesse’te, kahramanlarımızın yolu Saint Tropez’den de geçiyor elbette.

'La Cage aux Folles':

Tüm zamanların en komik hikâyelerinden biri olan “La Cage aux Folles”, drag queen’lerin sahne aldığı renkli bir Saint Tropez kulübünden yola çıkarak kocaman bir aile hikâyesi anlatıyor. Filmin geçtiği 1978 yılından bu yana St. Tropez gece kulüpleri tabii ki çok değişti ama eğlencenin ve coşkunun ritmi hala aynı! Saint Tropez gecelerinin parıltısını nostalji yaparak yaşamak ve tabii ki bol bol gülmek için “La Cage aux Folles”ü mutlaka izleyin. Bunu severseniz, bu filmin Amerikan uyarlaması olan “Birdcage”i görün. Başrolde Robin Williams var...

Aman Aman

St. Tropez’nin bohemi ve lüksü bir arada sunduğunu söylemiştik, değil mi? Aynı şey alışveriş için de geçerli. Elbette burada ünlü markaların butiklerini turlamamak olmaz ama siz bir de cumartesi sabahları kurulan pazarı görmek için Places des Lices’e gitmeyi ihmal etmeyin! Hem göreceksiniz St. Tropez’nin görmüş geçirmiş teyzelerinden Ferrari’li bronz delikanlılara kadar herkes burada!

Sıkıcı Bilgiler

St. Tropez’ye gelir gelmez mutlaka bir araba kiralayın! Bir kere, şehir merkeziyle plajlar arasındaki mesafe gerçekten çok uzak. Ayrıca etrafınızdan Bentley’ler, Ferrari’ler akıp giderken yayan kalmak istemezsiniz!

Saint Tropez seyahati plaj ve güneşle yakından ilişkili olduğu için yanınıza güneş kremi, gözlük ve şapka gibi sizi koruyacak eşyalarınızı almayı unutmayın! Bir de tabii ki, plaja giderken mayonuzun yanına bir de gece giyeceğiniz kıyafetleri ekleyin. Ünlü plajların çoğu merkezden uzak olduğu için arada gidip kıyafet değiştirmeye vaktiniz olmayabilir ya da zaten gündüz denize girdiğiniz plajda gece de eğlenceye devam etmek isteyebilirsiniz.